3 Temmuz 2017 Pazartesi

Felsefe Ve Tefekkür



Madde ve hayâtı, kâinât, cemiyet, rûh, ölüm, ölüm sonrası, din ve tanrı konularını inceleyen ve bunlarla ilgili akla dayanarak ortaya konulan düşünce ve görüşlerin tamamına “felsefe” denir.

Felsefede vahyin yerini akıl aldığı için İslam dininde felsefenin yeri yoktur. 

Çünkü felsefenin cevap aradığı soruların hepsine hiç değişmez ve aksi iddia ve isbat edilemeyecek bir mükemmellikte dinimizde cevap verilmiştir. Kur’ân-ı kerîm, yaratanı (Hâlık’ı) ve yaratılmışı (mahlûku) birbirinden kesin bir şekilde ayırarak, her şeyin aslını haber vermektedir.

İnsan, ruh, yaratılış, hayat, ölüm, ölümden sonraki hayat, ahlâk, cemiyet düzeni ve idâresi ve felsefecilerin akıllarına dayanarak îzâh etmeye çalıştıkları her şey, Allahü teâlâ tarafından, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma bildirilmiş ve O da bütün insanlara, kıyâmete kadar değişmemek üzere, tebliğ etmiştir. Îmânın altı esâsı içinde bütün bunlar vardır ve kaynağı akıl değil vahiydir.

Felsefeciler kendilerine, akıllarına o kadar güveniyorlar ki, Eflâtûn, Îsâ aleyhisselâmın zamanında yaşamasına rağmen, “Olgunlaşmış olanın olgunlaştırıcıya ihyacı yoktur” diyerek O yüce Peygambere ümmet olma şerefinden mahrum kalmıştır.

Dini bilgiler vahiy ile geldiği insan aklından çıkmadığı için, fen bilgisinin, tekniğin, zamanın, coğrafyanın ve insan aklını değişmesiyle değişmez. Kıyâmete kadar bâkidir, devamlıdır. Îmânın altı esâsını iyi öğrenen, Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği gibi inanan bir Müslümanın, felsefecilerden öğreneceği bir şey ve felsefe yapacağı bir konu kalmaz. 

Batı âleminde ve bilgileri tamamen batıya dayananlar nazarında, İslâm dünyâsındaki tasavvuf, felsefe zannedilmiş ve tasavvuf büyüklerinin (evliyâların) pek çoğu haksız ve yanlış olarak filozof olarak isimlendirilmiştir. “İslâm felsefesi” tâbiri de bu yanlışlıktan doğmuştur.

Felsefe ile tefükkürü karıştırmamalıdır. İslâm dîninde “tefekkür” vardır ve çok kıymetli bir ibâdettir.Tefekkür “Fikri, bâtıldan hakka çevirmek.” olarak târif edilmiştir.Tefekkür eden kimseye “mütefekkir” denir.

Tefekkürden maksat iki şeydir. Birincisi: Allahü teâlânın azametini (büyüklüğünü), kudretini düşünerek, insanın bu azamet karşısındaki acz ve zayıflığını anlayarak, O’na yönelmek ve sığınmak, eşyadan, olaylardan, kâinattan ibret alarak, eserden müessire (o eseri yaratana) yol bulmak.

İkincisi: Günlük hayatta karşılaşılan güçlük ve sıkıntıları yenmek, eşyayı, ilmi ve tekniği İslâm dîninin bildirdiklerine uygun, insanların râhat ve huzûrunu temin etmekte kullanmak için akıl ve fikir yormak.


Mehmet Oruç





7 yorum:

  1. ah şu dünyanın en büyük kavgalarından biri bu işte.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanlar Amerika'yı tekrar tekrar keşfetmeye çalışıyor. Ne lüzumu var? Herşey ortada zaten.

      Sil
  2. İslam'da felsefenin olmamasını bir çok insan tefekküründe olmaması olarak algılıyor maalesef.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özellikle de gayri müslimler bunu hiç anlamak istemiyor.

      Sil
  3. Tefekkür edebilmeyi bilsem keşke.. İnsanın nefsi yüksek olunca imanı zayıflıyor.. Rabbim güzel ve kolay bir ibadet vermiş tefekkür edin demiş ama bu aciz kul ondan da aciz çoğu zaman ne yazık ki..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hangimiz biliyoruz ki Nursalkımı? Hakkıyla kim yapabilir? Ancak tefekküre ve sevabının büyüklüğüne inanıyoruz.

      Sil
    2. Haklısın.. Ben ne kadar küçüksem rabbim sonsuz büyük. Tek güvencem bu zaten..

      Sil