31 Mayıs 2017 Çarşamba

Kadir Gecesinin Sebebi




Şeyhim (Allah kendisinden razı olsun) bize Kadir Gecesinin sebebini anlatarak buyurdu ki:

«Henüz nûr yaratılmadan önce bu âlem güneş maddesinde karanlıkta idi. Melekler ise bu âlem için bir yer, bir gök yapıyorlar ve onlarda mağaralar, vadiler ve dağlar oluşturuyorlardı. Cenâb-ı Hak güneşteki nûru (ışık ve enerjiyi) yaratıp âlemi onunla aydınlatınca, yerdeki ve gökteki melekler varlık âleminin yıkılmasından korkarak çalkanıp seslerini yükselttiler. Büyük bir olayın meydana geleceğini sandılar. Bu yüzden gökteki melekler yere inip hep birlikte bu ışıktan gölgeye kaçtılar. Gündüz bölümünden gece bölümüne geçtiler.

Çünkü onlar ışığı bilmiyor, ama gölgeyi biliyorlardı. Hepsi de korkuyor, ürperiyor, toplanıp Allah'a yöneliyor, Allah'ın hoşnudluğunu diliyor ve O'na sığınıyordu. Tâ ki kendilerine gazab etmeye.. Çünkü onların zannına göre, Allah bu âlemi dürüp eski hâline çevirmeyi murad etmiştir. Bu bakımdan korkuya kapılmış ve O'na yönelip niyaz etmişlerdi.

Çok geçmeden güneş onların bulunduğu yeri aydınlatınca bu kez gölgeye doğru kaçıştılar. Böylece güneşten gölgeye, yani gündüzden geceye, geceden gündüze yer değiştirip kaça kaça yeryüzünün her tarafını dolaşıp gördüler ve ilk bulundukları yere gelip durdular. Zannettikleri gibi bir olay meydana gelmediğini görünce kendilerini güven içinde hissettiler ve yeryüzündeki ve gökteki merkezlerine döndüler. Sonra yılda bir gece bir araya gelmeye başladılar. İşte Kadir Gecesinin sebebi budur.»

Bunun üzerine dedim ki:
- Efendim, bu, Kadir Gecesinin Adem (A.S.) yaratılmadan önce mevcut olduğunu gerektirmektedir. Hadîs-i şerifte ise bu gecenin ümmet-i Muhammed'e has bir gece olduğu belirtilmektedir. Buna ne buyurursunuz?
    
Cevap verdi:
- Bu şerefli ümmete has kılınan Kadir Gecesindeki sevâp ve mükâfattır. Bu geceye nail olma, başarı sağlamak  Peygamber (S.A.V.) Efendimizin bereketi sayesindedir. Geçmiş ümmetlere gelince, bu geceye muvaffak kılınmamışlar, nasıl ki cuma günündeki saate nail olamamışlarsa... Çünkü cuma günündeki saat de Âdem Peygamber yaratıldığında mevcut idi, fakat hiçbir ümmet ona muvaffak kılınmadı, ancak bu şerefli ümmete bu kapı açıldı. Çünkü cuma saati Yahudilere sunuldu, onlar cumartesiyi seçtiler. Hıristiyanlara sunuldu, onlar da pazar gününü seçtiler. Cenâb-ı Hak bizi kendi minnet ve keremiyle bugüne ve içindeki saate muvaffak eyledi. Allah daha iyisini bilir.



Eş-Şeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri

Demir Kitabevi



29 Mayıs 2017 Pazartesi

Hızır Aleyhisselamın Tavsiyeleri


Dünya Ve Ahiret Saadetinin Anahtarı Güzel Ahlak


Hz. Musa ve Hızır aleyhimesselâm buluşup bir müddet beraber oldular. Ayrılacakları vakit, Hızır (a.s.) ona "Eğer sabretse idin her biri diğerinden daha hayret veren nice şeyler görürdün, dedi.


Mûsâ aleyhisselâm ağladı. Sonra Hızır aleyhistelâma, bana tavsiyede bulun, dedi. O da:


• Yaptığın bütün işlerinde kaygın âhiretin için olsun,

• Faydasız şeylerle meşgul olma.

• Emniyet halinde korkulu hallerin gelebileceğini unutma, korku halinde de kurtulacağından ümitsizliğe düşme.

• Daima yaptığın işlerin sonunu düşün.

• Gücün yettikçe ihsanı terk etme,

• Sakın inatçı olma,

• İşin olmayan yere gitme,

• Gülünmeyecek şeye gülme,

• Hata edeni hatasından pişman olduktan sonra ayıplama.

• Daima kendi hatalarını gör.

• İlmi anlatmak için değil amel etmek için öğren.



Hz. Musa "Sen nasihati kâmil yaptın, Allah senin üstündeki nimetini kâmil kılsın, ömrün onun taatinde geçsin, seni düşmanlarından korusun." diye dua etti ve ona bazı tavsiyelerde bulundu. (Hayâtü'l-Hayevâni'l-Kübrâ)





Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat



Firavun Fermanını İmzaladı


Ellâhüekber


(Âlimler) buyurdular:

Bir gün Cebrail Aleyhisselâm, Firavuna imanı arz etti ve ona:
-"Ey Melik! Benim kölem var; onu diğer kul ve kölelerimin üzerine melik (ve idareci) kıldım. Ve ona hazinelerimin anahtarlarını verdim. Fakat bu kölem, bana düşmanlık etti. Bununla da kalmadı; bana düşmanlık edenlere ahbap oldu, dostluk kurdu. Dostlarım da düşman oldu. (Bunun hakkında ne dersin?) dedi.

Bunun üzerine Firavun:
-"Eğer benim böyle bir kölem olmuş olsaydı; elbette onu Kızıldeniz'de boğardım..." dedi.

Bunun üzerine Cebrail Aleyhisselâm;
-"Ey Melik! Bu hükmünü bana yazar mısın?" dedi. Bunun üzerine Firavun, divit, kalem ve kağıt getirilmesini emretti. O kağıda yazdı:


Ebû'l-Abbâs el-Velîd bin Mus'ab der ki:

-"Efendisine karşı gelen onun nimetlerini inkâr eden nankör kölenin cezası, denizde boğulmaktır..."

Firavunu su alıp, boğulmak üzere olup kurtulmak için çırpınırken; Cebrail Aleyhisselâm ona yetişti. Onun yazısını kendisine gösterdi. Fîravun kendi yazısını tanıdı. Cebrail Aleyhisselâm ona:
-"Sen bu şekilde kendi nefsinin üzerine hükmettin!" dedi.



İsmail Hakkı Bursevi



27 Mayıs 2017 Cumartesi

Firavunun Sahtekârlığı




Haberden geldi. Abdullah bin Ömer (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular:

Firavunun zamanında Nîl nehri battı, kurudu. Memleketinin ehli Firavuna geldiler. Ve ona;
-"Ey Melik! Bizim hatırımız için Nîl nehrini akıt!" dediler.

Bunun özerine Firavun, onlara:
-"Ben sizden râzî ve memnun değilim!

Memleketinin halkı tam üç kere gidip gelerek bu sözlerini söylediler. Ve Nil nehrini akıtması için; ona yalvardılar... Sonra yine geldiler ve ona:
-"Ey Meliki Susuzluktan hayvanlarımız telef öldü. Çocuklarımız ve gençlerimiz öldüler. Eğer sen Nîl nehrini akıtmazsan; biz de senden başka bir ilâh ediniriz!" dediler.

Firavun onlara:
-"Sahraya çıkınız!" dedi. Onlar da Firavundan uzaklaştılar. Firavun kendisi tek başına tenhada kaldı. Onu hiçbir kimse görmüyor ve kimse onun sesini işitmiyordu.

Firavun yanaklarını ve yüzünü toprağa sürdü. Ve şehâdet parmağıyla işaret etti ve Allâhü Teâlâ hazretlerine şöyle yalvardı:
-"Allâh'ım! (Suçlu) hakîr ve zelil kölenin Efendisinin huzuruna çıkışı gibi ben de, zelil ve hakir olarak senin huzuruna çıktım. Ya Rabbi! Ve ben senden başka hiçbir kimsenin Nîl nehrini akıtmaya kadir olmadığını ve senden gayri hiçbir kimsenin gücünün yetmediğini çok iyi biliyor ve inanıyorum! Ya Rabbi Nîl'i akıt!..."

Bunun üzerine başını secdeden kaldırdı. Ve Nîl eskiden olduğu gibi akmaya başladı. Firavun, insanların yanına geldi ve onlara: -"Sizin için Nîl nehrini akıttım!" dedi. Ve onlar da hepsi Firavunun huzurunda secdeye kapandılar...


Firavun İman Etmedi

Bu fakir der ki: (İsmail Hakkı Bursevi)
Bu hadise Firavunun iman üzere olduğuna delâlet etmez. Çünkü iman her ne kadar tasdîk ve ikrardan ibaret ise de iman sahibi olan bir kişinin küfür işlerinden ve küfür sözlerinden herhangi bir şeyle kâfir olmaması gerekir.

Kendisinden yalanlama ve inkâr tahakkuk etmediği, etmezse bile; ancak ma'siyetlerden bazıları vardır ki, Şâri Teâlâ hazretleri, isyanları yalanlamanın işaret ve emareleri kıldı.

Firavunun, halkı kendi nefsine ibâdet etmeye davet etmesi, Kavminin kendisine secde etmelerine râzî olması, ve buna benzer ulûhiyetini iddia eden şeyler, onun küfrüne delildir...
İşte bütün bunlarla beraber elbette Firavun iman etmiş bir mü'min olamaz.




Rûhu'l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi


Yoğurt



İnekler


Tıbbî Faydaları:

Yoğurdun   asitli   suyu,   sindirim organlarındaki parazitleri öldürür ve mide ekşimesini de durdurur. Yoğurt yemeyi alışkanlık haline getiren kimseler de ihtiyarlık belirtileri gecikmektedir. Yoğurt, hastalar ve nekahet devresindeki kimseler için gayet faydalı bir gıdadır.

Yoğurt, böbreklerdeki taşları eritir, böbrek ve mesanede taş oluşmasını da engeller, çünkü yoğurtun ana maddesi olan sütte mevcut olan süt şekeri (laktoz), idrarı çoğaltır ve idrar yollarını tortulardan temizler. Yoğurt yemeğe devam edildiğinde, yaşlılarda meydana gelen damar sertliğine, vücuttaki zehirlenmelere karşı faydalıdır.

Yoğurt, hazmı kolaylaştırır, organları yumuşatıp güzelleştirir. Kısa zamanda sinirlerdeki gerginliği giderip sakinleştirir ve uyku getirir. Yoğurt cildi güzelleştirip tazelik sağlar.

Dişler yoğurt ile ovuşturulacak olursa, beyazlaştırır, dişetleri için de faydalıdır.

Yoğurt ile gargara yapıldığı zaman ağız kokusunu güzelleştirir. Karaciğer, bağırsak ve cilt hastalıklarına karşı gayet faydalıdır.

Kanlıbâsur, kolera ve veba gibi hastalıklardan sonraki nekâhat döneminde, bağırsakları temizlemesi bakımından hastaya yoğurt yemesi tavsiye edilir.

Yoğurt sinirleri yumuşatıp gerginliği giderir, damar sertliğine iyi gelir, hafif şekerli yoğurt yenilmesi uyku getirir. Şişmanlatmaz. Ancak midesi pek hassas olan kimselere tavsiye edilmez.



Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi


26 Mayıs 2017 Cuma

Savm




Nefis öyle bir canavardır ki; ona isteklerini verdikçe doyacak yerde daha da acıkır. Kalb ise nefse hâkim oldukça safa bulur ve evamir ve nevahinin daima murakıbı olur.


Oruç, zihni safileştirdiği için, hadiste varit olduğu veçhile, ibadetin kapısıdır. Oruçlunun uykusu dahi ibadet ve sükûtu tesbih ve ameli muzaaf ve duası müstecaptır.


Savm sabırdır. Sabırlının ecri ise, Kur'anın nassı ile, hesapsızdır.

«Şüphesiz ki Allah sabredenler ile beraberdir.» vaadi kerimince, Cenab-ı Hakkın nusreti ve duaya icabeti dahi, sâbirînedir.


Savm, sair ameller gibi, zahir değil, bâtındır. Onun için, islâmın sair amellerinden, Cenab-ı Hakka nisbet hususiyyetiyle, temayüz etmiştir ki, ehâdisi ilâhiyyede «Adem oğlunun her ameli kendisi içindir. Ancak oruç öyle değildir. O benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim.» varit olmuştur.


Oruçlu, «likai rab ile mev'uttur) ki, hadîsi nebevide: «Oruçlu için iki sevinç vardır. Biri iftar vaktinde, diğeri Rabbine kavuştuğu andadır.» buyurulmuştur.



Nimet-i İslâm
Elhac Mehmed Zihni

Salâh Bilici Kitabevi


25 Mayıs 2017 Perşembe

23 Mayıs 2017 Salı

Ramazan-ı Şerif



İbn Abbâs (R) şöyle dedi: Peygamber (S) hayırda insanların en cömerdi idi. En cömerd olduğu zaman da ramazan ayında idi. Çünkü ramazan ayı çıkıncaya kadar Cibril her gece O'nunla mülâki olur, Rasûlullah da Kur'ân'ı Cibril'e arzeder idi. İşte bundan dolayı Cibril, Peygamber'e kavuştuğu zaman; Peygamber hayırda, esmesi maniaya uğramayan rüzgârdan daha cömerd olurdu.



Ebû Hureyre şöyle dedi: Cibrîl Peygambere Kur'ân'ı her sene bir defa arzederdî. Peygamber'in vefat ettiği yıl içinde O'na iki defa arzetti. Peygamber her sene on gün itikâf ederdi. Ruhunun kabzolunduğu yılda ise yirmi gün itikâf etti. (*)


(*)Cibrîl'in Kur'ân'ı Peygambere her sene muâraza etmesinden maksad, Allah'tan Peygambere vahyettiği Kur'ân'ı, kendisindekiyle karşılaştırmasıdır. Bunu da bakî kalanın kalması, nesh olunanın gitmesi için, bir pekiştirme, sâbitliğini ebedî kılma ve bir koruma olarak yapıyordu. İşte bu maksad için Peygamber, ömründeki son yıl içinde Kur'ân'ı Cibril'e iki kerre arzetti. Cibril de Kur'ân'ı O'nunla böylece iki kerre mukaabele etti. Peygamber bu iki kerre karşılaştırmadan ecelinin yaklaştığını anladı.
Usmân (R) da İmâm Mushaf'ı işte bu "Son arz" üzerine topladı. Bu toplama işini de aylar arasından ramazân ayına tahsis etti. Çünkü Kur'ân'ın vahyedilmeye başlaması, ramazân ayında olmuştu. İşte bundan dolayı Ramazân ayında Kur'ân'ı birbirine karşı okumak ve tekrar etmek müstehâb olur. Yâni bir kerre biri okur, öteki dinler; diğerinde ise dinleyen okur öbürü dinler. (İbn Kesir)




Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken



22 Mayıs 2017 Pazartesi

Zenginlerin Sohbetinde Bulunmak




Hadîs-i şerifte buyuruldu:

-"(Ey ümmet ve ashabım!) Asla ölülerle oturmayın!" Yani zenginlerin meclislerinde bulunmayın, demektir.

Ve Ebû Derdâ (r.a.) hazretleri buyurdular:

-"Bir kasr (saray ve büyükçe bir binanın) üzerinden düşmem ve böylece kırılmam; yani parçalanmam benim için; zenginlerin meclislerinde bulunmaktan daha sevimli ve daha hoştur...


- Bu şundandır: Muhakkak ki zenginlerin meclislerinde bulunmak ruha sirayet eder ve onların sohbeti tesir eder ve insanı etkiler.



-"Rüzgâr kötü sahralarda gezer.

Böylece havaya kötü koku girer ve hava, kötü kokuyu gezdiği yerlerden alır..."




Rûhu'l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi


20 Mayıs 2017 Cumartesi

Nuh Aleyhisselâm'ın İsmi



Nuh Aleyhisselâm'ın ismi "Şâkir" idi. Nuh diye isimlendirilmesi. Allah korkusundan inlemesi ve ağlaması çok olduğu için kendisine (çok inleyen ve ağlayan manâsında) "Nuh" denildi.

Hükümlerin (kendisinden önceki şerîat'ın hükmünün) neshedilmesiyle emir olunan ilk kişi Nuh Aleyhisselâmdır. Ve şeriatlar ile emir olundu. Nuh Aleyhisselâmdan önce kız kardeşlerle evlenmek helâl idi. Kız kardeş ile evlenmek Nuh Aleyhisselâm'ın zamanında haram kılındı.
Nuh Aleyhisselâm dörtyüz seksen yaşında iken Allâhü Teâlâ hazretleri, kendisini peygamber olarak gönderdi...



Rûhu'l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

19 Mayıs 2017 Cuma

Sübhânallah Denilmesi





"Zikirlerde varid oldu: "Her acâib şey için sübhânallah..."

Bu kelimenin taaccüb anında hemen kullanılmasının yönü; o insan, dışarıda misli pek bulunmayan acâib bir şey gördüğünde; onun vâki olmasını çok uzak görür ve nefsi o hadiseden dolayı infiale gelir (etkilenir). Ve o kişi bu haliyle sanki Allâhü Teâlâ hazretlerinin kudretini kusurlu görmüş olur. Bundan dolayı onun kalbine Allâhü Teâlâ hazretlerinin her şeye kadir olduğunu ve onun tek olduğunu söylemek gelir. Sonra o kişi, bu düşüncesinden dolayı kendisinin hata ettiğini düşünür ve böylece:

"Sübhânellâh...!" (Allah noksan sıfatlardan münezzehtir!) der.       
                  
Allâhü Teâlâ hazretlerini, acâip, garip ve meydana gelmesi uzak görülen bir şeyi yaratma işinde aciz olmaktan tenzih ederim. Ve böylece Allâhü Teâlâ hazretlerinin her şeye kadir olduğunu yakînen inanmış olur.



Rûhu'l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi



18 Mayıs 2017 Perşembe

Hz. Muaviye (R.a.)


Dinde Deformistler



Hazreti Ali ve Câbir b. Abdullah'dan gelen bir rivayete göre, Resulüllah (s.a.v.) Muâviye'yi (r.a.) yanına kâtip olarak alma konusunda Cebrail Aleyhisselam'a danıştı. Cebrail Aleyhisselam da şöyle dedi:
"Onu yanına kâtip olarak al. Çünkü o güvenilir bir kimsedir."



***


Hazreti Muâviye, insanların kendisi için ayağa kalkmalarına bile razı olmazdı. İmam Ahmed b. Hanbel, Ebû Miclez'den şöyle rivayet ediyor:
"Muâviye bir defasında halkın karşısına çıkmıştı. Halk da ona hürmeten ayağa kalktı. O, bunun üzerine şöyle dedi:
-Ben Resûlüllah'ın şöyle söylediğini işittim: "Bir kimse insanların kendisine hürmeten ayağa kalkmalarından memnun olur hoşlanırsa cehennemdeki yerini hazırlasın."




Ali Eren

Yasin Yayınevi


15 Mayıs 2017 Pazartesi

Ruhlar Değişik Tiplerde Yaratılmıştır




Ruhlar arasında sevgi ve saygı meydana gelebilmesi için her iki tarafta ahlak ve karakter bakımından benzerlik göstermesi lâzımdır. Aksi halde sevgi değil nefret meydana gelir. Nitekim Hz. Aişe (r.anha) demiştir ki: "Mekke'de çok latîf ve güldürücü bir kadın vardı, bu kadın Medine'ye gitti, orada kendisi gibi insanları güldüren latifeci bir kadına misafir oldu.

Bu haber Peygamber Aleyhis-Selâm'a duyurulunca: "Şüphesiz ki ruhlar, değişik tipte yaratılmış pek çok sınıflardır. Bunlardan sıfatı sıfatına, ahlakı ahlakına uygun olanlar birbirleriyle muhabbet eder, arkadaşlıkta bulunur ve sevişirler. Sıfatı ve ahlakı birbirine uygun olmayanlar ise, birbirlerini sevmezler ve biraraya gelmezler" buyurdu.



Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi


14 Mayıs 2017 Pazar

Deniz Suyu Ve Arıtılması


Deniz suyu nasıl arıtılır?


Yeryüzünde gerek insanların ve gerekse hayvanların hayatlarının düzenli ve faydalarının eksiksiz olması için yüce Allah deniz sularını acı ve tuzlu olarak yaratmıştır. Çünkü denizler daima durgundurlar, içerisinde pek çok canlılar yaşar, bunlar çoğu kez orada ölürler, karadaki gibi gömülmezler. Eğer bu durumda deniz suyu tatlı olsaydı, durgunluğu ve içerisinde hayvanların ölmesi sebebiyle bozulur ve kokuşurdu. Dünyayı saran hava tabakası da bundan etkilenir o da bozulur ve kokuşur, bu sebeple de bütün dünya fesada giderdi. Yüce Allah her şeyi yerli yerinde yaratma hikmeti gereği olarak denizleri tuzlu ve acı kılmıştır. Eğer dünyadaki bütün pis şeyler okyanusa atılacak olsa, onu değiştirmez. Yaratıldığı günden kıyamete kadar da bozulmayacaktır, denizlerin tuzlu olarak yaratılmasının gayesi budur. Onun tuzlu olmasının yegane sebebi de deniz dibi toprağının tuzlu ve çorak olmasındandır.


Deniz Suyunun Özellikleri:
Deniz suyu ile yıkanmak ciltteki bazı hastalıklara karşı faydalıdır. İçmek ise, dahili ve harici zararlara sebep olur. Çünkü mide ve bağırsakları çözer, zayıflatır, kaşıntı ve uyuz hastalığı, şişkinlik ve susuzluk meydana getirir.



Deniz Suyunun Arıtılması:

Her kim deniz suyunu içmek mecburiyetinde kalırsa, yan etkisini gidermek ve arıtmak için şunları yapması lâzımdır:

* Deniz suyunu bir tencereye koyar, tencerenin üzerine kamışlar uzatır, onların üzerine de kabartılmış taze yün koyar, sonra tencerenin altını yakar. Su buharlaşıp, yün buhara doyduğu zaman alır ve bir kap içine sıkar ve bu işlemi birkaç defa tekrarlar, böylece yünde tatlı su buharı toplanır, tencerede ise acı kısım kalır.


* Sahilde genişçe bir çukur kazar ve deniz suyu o çukurun içine sızar, sonra kazdığı çukura yakın ikinci bir çukur daha kazar ve birinci çukurdaki su buraya sızar. Sonra üçüncü bir çukur daha kazar, su tatlılaşıncaya kadar böyle devam eder.



Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi


13 Mayıs 2017 Cumartesi

Sağlık




İmam Kurtubî, Esmâü'l-Husnâ Şerhinde, Zemahşerî ise Keşşaf Tefsirinde şöyle bir kıssa anlatır:

"Hıristiyan bir tabip, Ali b. Hüseyin el-Vâkıdî'ye: "Sizin kitabınız Kur'an da tıpla ilgili bir şey yoktur" demiş. Bunu duyan Ali b. Hüseyn: "Yüce Allah tıp ilmini, bizim kitabımızda yarım âyette özetlemiştir" deyince, hıristiyan tabip: "Hangi âyettir?" diye sormuştur. Bunun üzerine Ali b. Hüseyn: "Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz!..."âyetidir, demiştir.

Bu cevabı alan hıristiyan tabip: "Peygamberinizden tıpla ilgili birşey duyulmuş mudur?" diyerek yeni bir söz ortaya atmıştır. Ali b. Hüseyn ise: "Peygamber Aleyhis-Selâm, tıbbı bir kaç cümlede özetlemiştir." demiş.

Bunun üzerine hıristiyan tabip: "Nedir o cümleler?" diye sormuş. "Mide hastalıkların evidir, perhiz ise tedavinin, ilaçların başıdır. Her vücuda alışık olduğu şeyleri veriniz!" hadisidir, demiştir.

Bunun üzerine hıristiyan tabip: "Sizin kitabınız ve peygamberiniz tıp konusunda Câlinus'a bir şey bırakmamıştır, demiştir.



Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi



12 Mayıs 2017 Cuma

Pislik Yiyen Hayvanların Eti ve Sütlerinin Durumu




"İbni Ömer ve İbni Abbas Hz.lerinin rivayetine göre Peygamber Aleyhis-Selâm; pislik yiyen ve yalayan hayvanların etlerinin yenilmesini, sütlerinin içilmesini, üzerine binilmesini, sırtında yiyecek maddeleri taşınmasını yasaklamıştır."


* Hayvan pislik yediği zaman eti, sütü ve teri kötü kokmaya başlar. Hatta insan böyle bir hayvana bindiği zaman, hayvanın pis terinden binen kimseye bulaşır veya kötü kokuyu duyar, hisseder. Eti ve sütü de kötü kokmaya başlar, yenildiği veya içildiği zaman bu koku hissedilir. Nitekim Hz. Ömer, Medine'den Mekke'ye geldiğinde, Amr'ın kölesi Necde'nin devesinin pislik yaladığı kendisine duyurulunca; sahibine haber göndererek, bu deveyi haremden (harem sınırları içinden) dışarı çıkartmasını, hayvanın bu alışkanlığı unutup, et ve sütünün temizlenmesini tavsiye etmiştir. Sahibi tarafından: "Biz bu deve ile odun topluyoruz, bu deveye ihtiyacımız vardır" denilmesi üzerine Hz. Ömer: "Öyle ise bu devenin üzerine binerek Hac ve Umre yapma!" diyerek, kalabalık içine girmemesini tavsiye etmiştir.

* Pislik yiyen veya yalayan hayvanların et ve sütlerinin yenilmesi, üzerine binilmesi ve sırtında yük taşımasının da sakıncalı olduğu görüşünü kabul eden İslâm âlimleri; pislik yiyen hayvan deve ise 40 gün, sığır cinsinden ise 20 gün, koyun ve keçi ise 10 gün, tavuk ve horoz ise 3 gün evde hapsedildikten sonra etleri yenilebilir ve sütleri içilebilir" demişlerdir.



Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi




10 Mayıs 2017 Çarşamba

Falcıya Gitmek, Fal Baktırmak




Hz. Aişe (r.anha) demiştir ki: "Bir kısım insanlar Peygamber aleyhisselam'a falcıların durumunu sordular: "Falcılar bir şey değildir, bir değer ifâde etmezler" buyurdu.

Bunun üzerine ashab: "Ey Allah'ın Rasûlü! Siz böyle söylüyorsunuz ama, onlar bazen bize bir şey söylüyorlar, doğru çıkıyor" dediler. Bunun üzerine Peygamber Aleyhis-Selâm: "O söz cinlerdendir, cinler onu meleklerden kaparlar da, falcının kulağına şişenin şırıltısı gibi şırıldatırlar. İşte böylece falcılar da buna yüz mislinden daha fazlasını ekleyip karıştırırlar" buyurdu.


Yine bir hadis-i şerifte Peygamber Aleyhis-Selâm: "Her kim bir falcıya gider ve ona bir şey sorarsa, o kimsenin kırk günlük namazı kabul olunmaz" buyurmuştur.




Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi


8 Mayıs 2017 Pazartesi

Peygamberlere Hürmet İfadesi Kullanmamakta Israr




Birkaç sene önce İstanbul Çemberlitaş'taki Fırat Kültür Merkezi'nde bir toplantıda ilâhiyatçılarımızı dinliyoruz. Rabbimiz Teâlâ'dan bahsederken Allah demiyor tanrı diyorlar, peygamberlerden bahsederlerken de bahsettikleri peygamberler onların asker arkadaşları imiş gibi, "İbrahim, İsa, Musa" diye isimleriyle bahsediyorlar. Yani "Hazret" veya "Aleyhisselam" demiyorlar.

Nihayet, bir konuşmacı çıktı. Samsun'dan İstanbul'a yeni gelmiş. Tasavvuf doçentiymiş, profesör olmak üzereymiş. Tasavvufî eserlere göz atan biri olarak o da peygamberleri yalın olarak sadece isimleriyle anınca, sabrım tükendi. Konuşması bitince yanına gittim ve "Peygamberlerden, hazret kelimesi kullanmadan veya Aleyhisselam demeden niçin hürmetsizce bahsediyorsunuz?" dediğimde şu cevabı verdi:

"Hazret veya Aleyhisselam dersek vakit alıyor."

Nasıl? Beğendiniz mi cevabı değerli okuyucu!

Denemek için lütfen birer defa hazret ve âleyhisselam der misiniz?

Dediniz değil mi? Kaç saniyenizi aldı?


Bu ilahiyat profesörleri, işte bu 3-4 saniyeyi harcayıp da peygamberleri hürmetle anmıyorlar.

Bu tasavvuf doçenti, "Hazret veya Aleyhisselam dersek vakit alıyor" deyip meseleyi kapatmak istediyse de yanındaki arkadaşı hazret veya aleyhisselam demenin gereksizliğinde israr ediyordu. O zaman İstanbul'a yakın bir vilayetimizdeki bir ilahiyat fakültemizin dekanı iken, daha sonra Diyanet'te iyi bir mevkiye getirilen benimle adaş olan arkadaşı, bana itiraz sadedinde dedi ki:

"Peki ashab Peygamberimiz'le konuşurken Yâ Hazreti Muhammed mi diyordu?"

Cevap verdim:

"Hayır! Öyle demiyorlardı. Ama "Anam babam sana feda olsun Yâ Resulallah" diyorlardı. Bu, Hazret demekten daha ileridir. Çünkü böyle söylemekle her şeylerini Resulullah'ın yolunda fedâ ettiklerini söylüyorlardı" dedim.


Sustu... Sustu ama hakkı teslim etti mi? Hayır!



Ali Eren

Yasin Yayınevi


7 Mayıs 2017 Pazar

Hazret-i Ali (r.a.)'ın Tesbihi




Hazret-i Ali (r.a.) şöyle derdi:

-"(İnsanoğlunu) bir et parçasıyla gördüren, bir kemik parçasıyla işittiren ve bir et parçasıyla konuşturan; Allâh-ü Teala hazretlerini noksan sıfatlardan tenzih ederim..."



İsmail Hakkı Bursevi



6 Mayıs 2017 Cumartesi

Kadınlar Ve Erkekler Namazda Aynı Hizada Durabilirler Mi?



Bir köyde imam hacca gidecekmiş. Muhtar, "Hocam sen gelene kadar bize namazı kim kıldıracak?" demiş. Hoca da "Ümmü ümmüye imam olabilir" demiş.

Ümmü, ilmi olmayan kişi demek. Hoca, "Hepiniz aynı olduğunuz için birbirinize imam olabilirsiniz" demek istemiş.


Fakat işe bakın ki imamın Ümmü isminde bir gelini varmış. İmamın, Ümmü gelini kastettiğini
zanneden muhtar, dooğru Ümmü geline gitmiş ve "Hoca gelene kadar camide namazı sen kıldıracaksın" demiş.

Ümmü itiraz edecek olsa da, muhtar "Hoca efendi öyle söyledi, olmayacak olsa söyler miydi" diye diretince Ümmü de "Peki, madem öyle kıldırayım bari" deyip başlamış namaz kıldırmaya.

Hoca hacdan dönene kadar da devam etmiş.

Hoca hacdan dönüp, muhtara imamlığı nasıl hallettiğini sorunca, muhtar "Namazımızı siz gelene kadar Ümmü gelin kıldırdı" demiş.

Hoca, "Yahu sen delirdin mi? Kadın hiç erkeklere imam olabilir mi?" deyince muhtar, "Hocam ilk önce benim de aklım almamıştı ama cemaat durmadan arttıkça bir şey diyemedim" demiş...






Dinde Deformistler
Ali Eren

Yasin Yayınevi



5 Mayıs 2017 Cuma

Ayrılık





"Ayrıldığın zaman her şeyin bir karşılığı vardır. Fakat Allah'ın dininden ayrılmanın hiçbir karşılığı yoktur."

Anonim


Âbidler Yolu



2 Mayıs 2017 Salı

2 Hikmetli Söz





Hz. Ali Efendimiz (r.a.) buyurdu:

"İnsan elde edilmesi mümkün olmayan beş şeyi sever ki, boş meşakkattir: Nefsi sever, o nefsin hevası içindir. Ruhu sever, o Allah içindir. Malı sever, o varisler içindir. Tamamlanması kabil olmayan iki şeyi, ferah ve rahatı ister; halbuki bu ikisi de cennettedir."




Hz. Ömer (r.a.) buyurdu:

"Eğer sabredersen hakkındaki kader hükmü gerçekleşir fakat ecir kazanırsın. Şikayet edersen ilahi emir yine yerini bulur fakat azarlanırsın."