26 Ocak 2017 Perşembe

Hayvanî Ruh, Sultanî Ruh



Beden ikliminde, bu iki pâdişahın yani hayvanî rûh ve sultanî rûhun birer vezîri ile birer de şeyhulislâmları vardır. Onlarla vücut ikliminde tedbîr ve tasarrufta bulunur. Meselâ, hayvanî rûhun vezîri akl-ı maâş (dünyayı düşünen akıl), fetvâ merciî de şeytandır. Onlarla istişâre eder. Sultanî rûhun vezîri ise, akl-ı maâd (âhireti düşünen akıl), şeyhulislâmı da melekdir; o da bunlarla istişârede bulunur. Hayvanî rûhun zevki yiyip içmek, giyinip kuşanmaktır. Yani zâhirde insana lezzet verecek ne kadar şey varsa, onların hepsinden keyif alır ve kuvvet bulur; böylece sultanî rûha gâlip gelir. Sultanî rûhun zevki; râbıta, zikir, tefekkür, ibâdet, İlâhî emirlere itaât ve onları icrâ, yasaklardan da ictinab etmektir, kaçınmaktır. Yani bâtında rûha safâ, lezzet ve kuvvet veren İlâhî emirlere boyun eğmekle insan hayvanî rûha gâlip gelir.

Velhâsıl, sultanî rûhun, hayvanî rûha gâlibiyeti, İlâhî emir ve yasaklara riâyetle mümkündür. İşte bu iki kuvvet, vücut ikliminde hükmederler. Birinin sıfatı, diğerinin sıfatına muhâliftir, aykırıdır. Ve biribirlerine tamamen zıt oldukları için, daima muhârebe ve mücâdele hâlindedirler. Hayvanî rûhun aslı, emmâre sıfatıdır ki, buna nefis adı verilir. Bu sıfat, Cenâb-ı Hakk'ın Celâl sıfatının mazharıdır. Dâima Hakk'ın rızâsına aykırı şeylerden zevk alır, kuvvet bulur. Sultanî rûhun aslı, sâfiye sıfatıdır. Ona, insânî sıfat denilir. Cenâb-ı Hakk'ın Cemâl sıfatının mazharıdır ki; dâima onun rızâsında bulunup, ondan bir adım dahi ayrılmak istemez. Bu sebeple hayvanî rûh ile sultanî rûh birbirlerine zıttırlar, vücut ülkesinde muhârebe ederler.

Meselâ bir insan, vücudunda, sultanî rûhu hayvanî rûhuna gâlip olmadığı halde, hayvanî rûhu kendi hâline bırakırsa, emmârelik sıfatında kalır... Ve hayvanî rûhu sultanî rûhuna gâlip olan bu kimse, zamanla hayvan gibi olur. Belki daha da alçaklaşır, dünya ve âhireti husrâna uğrar. [Nitekim bunlar hakkında Mevlâmız şöyle buyurmuştur: “Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla hakikati anlamazlar. Gözleri vardır, lâkin onlarla görmezler. Kulakları vardır, ama onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar, gâfillerin ta kendileridir.” (A‘raf sûresi 179)

Ama sultanî rûh, hayvanî rûhu kendi hâline bırakmayıp onunla her an mücâhede ve muhârebe ederse; işte o zaman, hayvanî rûhu –ister istemez– kendisine bağlar ve her emrine itâat ettirerek İlâhî emirleri icrâ eder. Bu kimselerin felâha ereceği ümit edilmekle beraber, hüsrâna düşmelerinden de korkulur; zira nefsin hîlesi çoktur.



Aynü'l-Hakîka fî Râbıtati't-Tarîka



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder