13 Aralık 2017 Çarşamba

Şeyhlik İddia Edenlerin Cinayetleri




(şeyhlik) iddia edenlerin vasıfları, onlar, şeyhlik iddia etmekle, "kutta-i tarik" (yol kesen eşkıya) oluyorlar.

Onlar, kendilerine davet etmekle; Allâhü Teâlâ hazretlerinin yolunu kesiyorlar.

Onlar bu davranışlarıyla, kendilerini hakka hidâyet edecek olan velayet sahibinin irâdesinin eteğine yapışmak isteyenlere (müritlere) manî oluyorlar.

Gerçekten bu şeyhlik taslayanlar, âhırete inanmayanlar olup hakikatte kâfirdirler.

Zira âhırete iman eden, Allâhü Teâlâ hazretlerine kavuşacağına inanan, yapmış olduğu bütün amellerinden dolayı hesap, ceza (veya mükâfat) göreceğine iman eden kişi; Allâhü Teâlâ hazretleriyle bu tür çirkin muamelelerde bulunmaz. (Evliya olmadığı halde; Allah katında bir rütbesinin olduğunu imâ etmez)

Onlar (şeyhlik ve evliyalık iddia edenler) için, Allah'ın yolunda sapıtma azabı vardır; dünyayı ve dünyada uyulan (sahte şeyhlikle haksız yere manevî mertebe ve makam kazanmaya) çalışmaları sebebiyle...

Ve bunlara, hak yolu murad eden ve arayan müritleri saptırdıkları için azap vardır. Mürşid-i kâmil ve hak yolu arayan kişileri, kendilerine bağladıkları için bunlara azap vardır.

Ve bunlar hem kendi hüsranları sebebiyle hesap verecekler hem de kendilerine tabi olan müritlerinin hüsranları sebebiyle cezalandırılacaklardır.



Ey A'râbî! Korkarım ki Kâbe'ye ulaşamayacaksın!
Zira senin yürüdüğün yol, Türkistan yoludur..."






Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)



11 Aralık 2017 Pazartesi

Şeytanın Merkep Sayesinde Gemiye Binmesi




et-Tibyân"da buyuruldu:

Şeytan gemiye girmek istedi, izinsiz girmesi mümkün olmadı. Bunun üzerine merkebin gemiye girme  vaktinde hemen onun kuyruğuna yapıştı. Nuh Aleyhisselâm, onun gemiye binmesinde ısrar etti. Nuh Aleyhisselâm merkebe;

-"Ey mel'ûn! Bin!" dedi. Merkep gemiye bindi. Onunla beraber şeytan da bindi. Bundan sonra Nuh Aleyhisselâm, şeytanı gemide buldu. Ve ona;

-"Sen benim iznim olmadan gemiye bindin!" dedi.

Şeytan;

-"Hayır! Gerçekten ben senin emrinle gemiye bindim!"dedi. Nuh Aleyhisselâm ona;

-"Ben sana gemiye binmeni emretmedim!" dedi. Şeytan:

-"Sen merkebe, "ey mel'ûn bin" dediğin zaman orada benden başka mel'ûn yoktu. Ancak ben vardım. Bunun için bende gemiye bindim!" dedi.

Nuh Aleyhisselâm da onu (hali üzere) terk etti.




Merkebin Anırması


Hadis-i şerifte varid oldu:

-"Siz merkep anırmasını işittiğiniz zaman; şeytanın şerrinden Allâhü Teâlâ hazretlerine sığının! Zira merkep, şeytanı görüp öyle anırmıştır.

Siz Horoz ötmesini işittiğiniz zaman ise; Allâhü Teâlâ hazretlerinin fazl-u kereminden (hazinesinden) isteyin (dua edin). Zira Horoz melek görüp öyle öter..."


Buyurdular:
-"Bütün hayvanların sesi tesbihtir. Merkebin sesi hariç. Onun sesi şeytanı görmesinden dolayıdır. Bu da onun (merkebin) kendi nefsinde düşüklüğünün en kemâlindendir...

Bundan dolayı şeytan onun kuyruğuna yapıştı. Şeytan ona arkadaş olarak geldi (gemiye bindi.)
Amma Horoz ise şeytanın düşmanıdır. Çünkü horoz. Arş Horozunun sesini işittiği vakit, her namaz vaktinde öter.



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Fatih Yayınevi



10 Aralık 2017 Pazar

Onur



İnsan onuru yönünden, bir şirketin genel müdürü ile orada çalışan kapıcı arasında bir fark yoktur. Ve olmamalıdır. Her ikisi de yaşamın bütünü içinde anlamlı bir yerde bulunmaktadırlar. Biri olmadan diğeri anlamını kaybeder.

İçimizdeki Biz
Doğan Cüceloğlu


8 Aralık 2017 Cuma

Kardeşlik



"Ey o bütün iman edenler! Allah'a nasıl korunmak gerekse öyle korunun, hakkıyla müttaki olun ve her halde müslim olarak can verin. (Al-i İmran 102)

"Topunuz bir Allah ipine sımsıkı tutunun, birbirinizden ayrılmayın ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Sizler birbirinize düşmanlar iken, o sizin kalplerinizin arasında ülfet husûle getirip yanaştırdı da, nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz; hem sizler ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da, O tuttu sizi ondan kurtardı. Şimdi böyle size ayetlerini beyan ediyor ki, Allah'a doğru gidebilesiniz. (103)"





Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdular:

"Su-i zandan sakının, zira su-i zan sözlerin en yalanıdır. (Aranızda birbirinizin ayıbını araştırmak için) casusluk etmeyin, gizli halleri ve kusurları araştırmayın, birbirinize rekabet etmeyin, birbirinize hased etmeyin, birbirinize hiddetlenmeyin, arka çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları, Allah'ın size emrettiği gibi kardeş olun. Müslüman, müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, ona yardımı kesmez, onu hakîr görmez. -Göğsünü işaret ederek- Takva işte buradadır, takva işte buradadır, takva işte buradadır. Müslüman kardeşi hakîr görmek, şer bakımından kişiye yeter. Her müslümanın, yek diğerine kanı, ırzı ve malı haramdır."



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi

Kadınım Hakkını Helal Et




Beşiktaş'ta Serencebey yokuşunu çıktıktan sonra en sonda sol kolda eski üç katlı, fakat gayet mütevazi bir evde büyük Osmanlı hanedanının son temsilcilerinden olan Sultan İkinci Abdülhamîd Han'ın değerli eşi Müşfika Hanım ve kızı, Ayşe Sultan birlikte oturuyorlardı. Bir hünkârın eşi ve kızı olarak senelerce yaşadıkları bir ömürden sonra, ânî olarak sıkıntılı ve zaruret dolu bir hayatın en acı hakikatleri arasına düşmüşlerdi. Müşfika Hanım, pek değerli eşi Sultan Abdülhamîd Han'a âit çok manalı bir hâtırasını şöyle anlatıyor:


"Bir gün Sultan Abdülhamîd Han rahatsızlanmıştı. Sabahleyin yataktan kalkmak istediğinde kendisinde kuvvetli bir halsizlik ve kırıklık hissetmişti. Çoraplarını giyip odadan dışarıya çıkması gerekmişti.
Fakat biraz öne eğilip ayağına çoraplarını dahi geçirecek hali yoktu. Ben hemen çorapları alıp karyolanın önünde yere çökerek pâdişâhın ayaklarına çorapları giydirdim. Benim bu içten hareketim ve alâkamdan pek mütehassis olan Sultan:

"Kadınım çok zahmet ettin, eksik olma, hakkını helâl et!... dedi. Ben de bu mukabele karşısında cevaben:
"Aman efendimiz! Size karşı hakkımı helâl ettirecek ne yaptım ki? Bu benim vazifemdir, siz müsterih  olunuz!... dedim." Pâdişâh:

"Hayır bir kadının kocasına karşı olan hakları büyüktür. Kadınım, bu hizmetine mukabil hakkını helâl  et!" diyerek sözünü tekrarladı.

Ben ne söyledimse, kocama rahatsızlığı sırasında yaptığım hizmetin normal bir hareket olduğunu bir türlü kabul ettiremedim. Sultan tam beş defa bana:
"Kadınım hakkını helâl et!.." dedi ve ben de bu ısrar karşısında âciz kaldım ve utanarak hakkımı helâl  ettiğimi söyledim."


Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın Aile Hayatı
Ömer Faruk yılmaz

Hamidiye Kitaplığı



7 Aralık 2017 Perşembe

Vahyin Çeşitleri





Muhakkak ki vahiy üç çeşittir.

1- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine gizlenmesi emir olundu. Çünkü o vahyi, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden başkası taşımaya güç yetiremezdi.

2- Bir çeşitten de Efendimiz (s.a.v.) hazretleri açıklamakta muhayyer kılındı.

3- Vahyin bir kısmı da insan ve cinlerin havâssına ve avamına (herkese) teblîğ edilmesi emir olundu.

Bu insan ve cinlerden herkese teblîğ edilmesi emredilen vahiy) kulların meâş ve meâd (dünya ve âhıret) işlerinin maslahatına taalluk eden vahiy (yani Kur'ân-ı Kerim)dir.

Bunun terki asla caiz olmaz. Her ne kadar onun üzerinde zararlar ve göğüs darlığı meydana gelse bile bunun terkine asla cevaz yoktur.

Risâleti teblîğ etmenin yolu dildir. Korku hâsıl olsa bile bunun terk edilmesine asla ruhsat ve yol yoktur.




Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)




5 Aralık 2017 Salı

Hz. Ali'nin (K.V.) Sözleri





Kişi dilinin altında gizlidir.

Cimrinin malını felaket veya varisle müjdele.

İyilikle hürler kul köle edilir.

Söyleyene bakma, söylenen söze bak.

İntikamla efendilik olmaz.

Kişi, bilmediğine düşmandır.

Kalabalık arasında öğüt vermek, azarlamak (rezil etmektir.)

Akıl tamam olduğu zaman, söz azalır.

Gıybeti dinleyen, gıybet edenlerin biridir.

Rahatlık, ümidi/beklentisi olmamakladır.

Ümitsizlik hürlük, ümid etmek köleliktir.

Kaderin düğümü çözülünce, sakınma boşa gider.

Hiç kimse kalbinde bir şeyi gizlemez ki, dilinin sürçmesi ve yüzünün ifadesiyle onu açığa çıkarmasın.

Cimri, (korktuğu) fakirlik hususunda acelecidir. Dünyada fakirler gibi yaşar, ahirette zenginler gibi hesaba çekilir.







4 Aralık 2017 Pazartesi

Fatiha Suresini Okuyana Belâ Gelmez



Hüzeyfe (r.a.) Hazretlerinden rivayet olundu. Rasûlüllah (s.a.v.) Hazretleri şöyle buyurdular:

"Muhakkak Cenâb-ı Allah, bir kavmin üzerine kesinlikle azab göndereceğini murat ettiğinde, o kavmin çocuklarından biri mektebde Fatiha suresini okur. Allah o çocuğun Fatiha suresini okumasını işitir ve hemen o çocuğun sebebiyle onların üzerinden kırk yıl azabı kaldırır. "



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)

Fatih Yayınevi


3 Aralık 2017 Pazar

Kalb



Kalp kelimesi genel olarak iki mânada kullanılır. Birincisi, kalp, göğsün sol tarafında bulunan çam kozalağı şeklindeki et parçasının adıdır. İç kısmında boşluk vardır; bu boşluğun içinde siyah kan bulunmaktadır. Bu kalp, hayvanî ruhun menbaı ve madenidir.

İkincisi, kalp, latif/gözle görülmeyen, rûhânî/gayb âleminin özelliklerini taşıyan, rabbânî/yüce Allah'ın özel olarak yarattığı bir latifedir/manevî cevherdir. Bu manevî kalbin, et parçası olan kalp ile bir alakası, ilgisi ve bağlantısı vardır. Bu, arazların cisimlerle, sıfatların onları taşıyan varlıklarla ilgisine benzer. Bu manevî latife, insanın hakikatidir; insan bir şeyi onunla idrak eder, bilir; onun sebebiyle ilâhî emirlerle muhatap olur, kendisinden bazı görevler istenir, sevaba ulaşır, azabı hak eder.


Hak Yolun Esasları
İmam Gazali


Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz.


2 Aralık 2017 Cumartesi

Evliyanın Özellikleri




Abdullah es-Salimi (r.h.) hazretlerine soruldu:

-"Evliyaullah, (olan bir zat) kulların arasında hangi şeyle bilinir?

Buyurdular:

1- Tatlı dil,

2- Güzel ahlak,

3- Güler yüzlülük,

4- Cömertlik,

5- Özürleri kabul etmek,

6- Hoşgörü,

7- Tam şefkat,

8- Merhamet,

9- Bütün mahlukata acımak ile bilinir...




Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi


1 Aralık 2017 Cuma

Ağız Çalkalama Suları



Derya Özgür Öztürk / Gıda Mühendisi

Kapitalist toplumlarda tüketim ve tükettirmek temeldir. Kapitalist sistem yıllardır ihtiyacımız olmadığı halde birçok şeyi "İhtiyaç" olarak bizlere empoze ediyor. Yeni ürünler piyasaya çıkıyor akabinde ilgi çeken reklamlar yayınlanıyor ve birden bu ürüne çok ihtiyaç duyduğumuzu fark ediyoruz.

Bize dayatılan ürünlerden biri de gittikçe yaygınlaşan ağız çalkalama suları.
Dişlerimizi fırçaladıktan sonra yeterince temiz olmadığını düşünerek kullanılan bu ürün maalesef birçok sağlık sorununun yanında helallik açısından da sıkıntı oluşturmaktadır. Gargara kullanımı sonucunda oluşabilecek riskleri inceleyelim;

Alkol

Vücuda girdiğinde tahrişe yol açar ve kanser gibi hastalıklara karşı vücudun savunmasını zayıflatır.
9 Avrupa ülkesinde 1.993 kanser hastasının durumları kıyaslandı. Glasgow Üniversitesi Diş Fakültesinin de destek verdiği bu çalışmada ağız çalkalama sularının ağız ve gırtlak kanseri ile ilişkili olduğu saptanmıştır.

Ayrıca bazı gargara çeşitlerinde bira, likör ve birçok içki çeşidinden daha fazla alkol olduğu saptanmıştır.
Benzer bir çalışma da 2009 yılında Avustralya Diş Dergisi'nde yayımlanmış ve oral kanser ile ilgili benzer sonuçlara rastlanmıştır. Bu çalışmada ek olarak sigarada bulunan ve kansere sebep olan nikotinin, gargarada bulunan etanol sayesinde ağıza daha iyi nüfuz ettiğini kanıtlamışlardır.


Daha pek çok zararı vardı fakat ben hepsini almadım. BURADAN indirip okuyabilirsiniz.


Herhangi bir toksik madde ve alkol içermeyen, tüm ailenizin ve çocukların dahi kullanabileceği ev yapımı bir gargara hiç de zor değil. Böylece hem daha ucuza hem de güvenli bir şekilde nefesimizi tazeleyebilir ve bakterilerden arındırabiliriz.

Malzemeler:
•  l bardak su
•  1 tatlı kaşığı karanfil
•  1 çay kaşığı tarçın
•  1 çay kaşığı karbonat

Yapılışı: 1 bardak su, tarçın ve karanfil kaynatılır. Kapağı kapalı bir şekilde soğuyana kadar bekletilir. Soğuyunca içine karbonat eklenir. Cam bir şişe içerisinde buzdolabında en fazla 1 hafta saklanabilir.


Eylül-Ekim 2016 Gimdes Dergisi





30 Kasım 2017 Perşembe

???




Şu dört şeyi, gizli ve âşikâr yaymak lâzımdır: İçki, kumar, zinâ ve domuz eti [ve spor kulüplerinin birbirleri ile kavgaları]. Bu işi yapmak için, islâm memleketlerinde yaşayan hıristiyan, yehûdî, mecûsî ve diğer gayr-i müslimlerden a’zamî derecede istifâde etmek ve bu iş için çalışanlara Müstemlekeler nezâretinin bütçesinden bol mâaş bağışlamak lâzımdır. Bunun için, siyâsî fırkaların ve spor kulüplerinin çoğalmasını sağlayacağız.

Partileri ve kulüpleri birbirlerine düşman yapacağız. Birbirleri ile uğraşacaklar, din kitâbı okumaya, dinlerini öğrenmeye vakit bulamayacaklardır. Avladığımız kimselere günlük gazete, dergi çıkartacağız. Gazetelerini, dergilerini, bol para ile, menfeatlar ile besleyeceğiz. Satın aldığımız kimseleri, kurtarıcı, kahraman gibi ismlerle medh etdireceğiz. İslâm dînini ve ahkâm-ı islâmiyyeye bağlı olan idârecileri kötületeceğiz. Din terbiyesinin kaynağı olan âile yuvalarını yok edeceğiz. Bunun için, spor, güreş ismi altında, avret mahalleri, edeb yerleri açık kız ve oğlan resmleri neşr ederek, gençleri fuhşa, livâtaya, cinsî sapıklığa sürükliyeceğiz. İslâm ahlâkını bozunca, islâmiyyeti yok etmek kolay olur. Çok câmi’ yapacağız. Fekat, câmi’lerde, hocaları değil, misyonerleri ve mezhebsizleri konuşduracağız. İslâm müziği ismi altında, çalgıları, şarkıları, radyoları câmi’lere sokacağız. Câmi’leri birer tuzak olarak kullanacağız. Câmi’lere giden ve kadınları örtünen devlet memûrlarını ve subayları, câsûslarımız tesbît edecek, bunlar, vazîfelerinden uzaklaşdırılacaklardır. Ahkâm-ı islâmiyyeye uyan gençler, üniversitelere alınmayacak, girmiş olanların diploma almaları engellenecekdir.
...

Müfred Not: Maddeler uzayıp gidiyor. Ben bu kadarla kifayet edeceğim. Casusun sözleriyle devam edelim:


Hakîkaten, okuduğum (İslâmı nasıl yıkabiliriz) ismli bu kitâb, çok mükemmel idi. İleride yapacağım çalışmalar için, emsâlsiz bir rehber idi. Sekretere kitâbı iâde edip, memnûniyyetimi ifâde etdiğimde, bana, (Bilmiş ol ki, bu meydânda, sen yalnız değilsin. Yapdığın işi yapan pekçok adamlarımız var. Bu işi yapmak için, şimdiye kadar nâzırlığımız beşbinden fazla adam vazîfelendirmiş bulunmakdadır. Nâzırlık bu sayıyı yüzbine çıkarmayı düşünüyor. Bu sayıya ulaşdığımız zemân, müslimânların hepsine hâkim olacak ve bütün İslâm memleketlerini ele geçirmiş olacağız) dedi.


 İngiliz Casusunun İtirafları








Şifalı Sular


Güzeldere Şelalesi - Düzce



Yeryüzünde gerek sıcak ve gerekse soğuk olmak üzene pek çok şifalı su vardır. Bu tür şifalı sular her memlekette yaygındır. Memleketimizde ise bu tür suların sayısı bir hayli kabarıktır. Peygamber Aleyhis-Selâm da, alimleri şifalı suya benzeterek: "Şüphesiz ki ilim sahibi kimse yeryüzündeki şifalı suya benzer, uzaktakiler gelip ondan faydalanır, yakındakiler ise faydalanmazlar. Bu sırada ansızın bu su çekilip kaybolur. Böylece bir kısım insanlar bundan faydalanmış, diğer bir kısmı ise -faydalanmadıklarından dolayı- pişman olurlar" buyurmuştur.

29 Kasım 2017 Çarşamba

Mizan




Dâvud Aleyhisselam, Rabbinden kıyamet günü kurulup, amellerin tartıldığı "mizanı" (teraziyi) kendisine göstermesini diledi. (Allahü Teala'nın göstermesiyle) o da mizanı gördü. Mizanın her bir kefesi doğuyla batı gibiydi.

Dâvud Aleyhisselam (mizanın büyüklüğü karşısında) bayıldı. Kendisine geldiğinde sordu:

-"Ey Allah'ım! Bu mizanın kefesinin içini haseneyle (sevap ve iyiliklerle) doldurmaya kimin gücü yeter? (Kim buna kâdir olabilir?)

Allahü Teala hazretleri buyurdu:

-"Ey Dâvud! Ben kulumdan râzî olduğum zaman, bu mizanın içini sadaka olarak verilen küçük bir hurma ile doldururum."



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi



28 Kasım 2017 Salı

İstikamet Şeriata Bağlıdır




Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:

-"Hiçbirinizin imânı müstakîm (ve doğru) olmaz; tâ ki kalbi, müstakîm oluncaya kadar. Kalbi müstekîm olmaz, tâ ki dili doğru oluncaya kadar. Dili doğru olmaz tâ ki amelleri (şeriata göre) doğru oluncaya kadar...."


Yani şeriatın erkanı, zahirde şeriat kullanıldığı zaman, bâtını etkilerler...




Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Fatih Yayınevi



27 Kasım 2017 Pazartesi

Bir Onurlandırma Sahnesi


Bir banka şubesinin yöneticisi olduğunuzu varsayın. Eşiniz ve çocuğunuzla bir alışveriş merkezinde gezerken, işe henüz yeni alınmış bir elemanınızın eşiyle ve çocuğuyla birlikte karşıdan geldiğini gördünüz.

Ne yaparsınız?

İşte bazı seçenekler:

• Görmezlikten gelerek hiç konuşmamak.

• Yeni bir alt düzey eleman olduğunun bilincinde olarak uzaktan bir baş selamı ile durumu geçiştirmek.

• Yolunuzu değiştirip önlerine geçerek eşinizi ve çocuklarınızı elemana tanıtmak ve elemanın eşi ve çocuğuna, "Onunla gurur duyuyoruz; kısa zamanda bizim şubenin değerli bir elemanı oldu," demek.


Eğer yönetici insanlara değer veren biri ise, her çalışanda takdir edecek bir yön mutlaka bulacaktır. Doğal olarak son seçenek en onurlandırıcı, değer verici seçenektir. Bu şekilde tüm ailesinin önünde takdir edilen eleman, kendisini banka şubesinin gerçekten değerli bir elemanı olarak görecek ve yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışacaktır.

Farkında olmadan yöneticiler şöyle bir duyguya kapılabilirler: Altımdaki kişileri takdir edersem onlar şımarır ve performanslarını düşürürler, artık onlara söz geçiremem. Onun için takdir yerine, eleştiri kullanmalıyım. Sürekli benden çekinsinler. Ancak bu şekilde onlardan en yüksek performansı alabilirim. Birini takdir etmem gerekiyorsa, "ama" diyerek, mutlaka bir eksiğini de göstermeliyim.

Bu düşünce biçimi insanlara güvenmeyen Sen Ben Anlayışı'ndan kaynaklanır ve eğitime ve gelişmeye götürecek yerde gütmeye ve denetime götürür. İnsanların iyi niyetine ve ellerinden gelenin en iyisini yapacaklarına kendilerini adayacaklarına inanç BİZ Bilinci'nin temelidir.


İçimizdeki Biz
Doğan Cüceloğlu



25 Kasım 2017 Cumartesi

Çok Başlı Ejderhayla Çok Kuyruklu Ejderha




Türk padişahının bir elçisi Alman imparatoruna gelmiş bir ara.

Tarihlerin yazdığına göre bu elçi kendi padişahını övmüş Almanlara.
— Bizim sultan, demiş; çok daha kudretlidir sizin imparatordan.

Alman'ın biri üstelemiş:
— Bizimkinin öyle beyleri var ki, demiş; her biri bir devletin başıdır. Her bey ayrı bir ordu çıkarır.


Türk elçisi uyanık adammış, lâfın altında kalmamış:

— Evet, demiş; duymuşluğum var. Başlarına buyrukmuş sizin beyler. Ama bakın bu durum ne getirdi aklıma. Olmayacak bir şey, ama oldu, ben gördüm. Çitle çevrili bir yerde oturuyordum. Bir de baktım yüz başlı bir ejderha. Yüz başını birden geçirmiş çitin deliklerinden. Sen gel de korkma. Kanım donacaktı nerdeyse. Ama korktuğumla kaldım, o başka. Ejderhanın başları girdi, gövdesi giremedi çitten içeri. Bitti derken bu korkulu rüya, Bir de baktım bir başka ejderha. Bu seferki tek başlı, yüz kuyruklu, Geldi çitin önünde durdu. Ben başladım yine ecel terleri dökmeye.

Bu ejderhanın tek başı giriverince bir delikten, gövdesi, kuyrukları, muyrukları süzülüp geldi ardından, deliği açtıkça açaraktan. Anladınız mı ne oluyor bu iki ejderha? Biri sizin imparator, biri bizim padişah.





Masallar
Jean De La Fontaine



24 Kasım 2017 Cuma

Haris İbni Kelede'nin Tıpla İlgili Bazı Sözleri


Yedigöller


Bir defasında Hz. Ömer, Hâris İbni Kelede'ye: "Sıtma nedir?" diye sorduğunda; "Bataklık ve sivrisinektir" diye cevap vermiştir.

"Tedavi nedir?" diye sorulduğunda ise; "Perhizdir" diye cevap vermiştir.

"Dert nedir?" diye sorulduğunda da: "Yemek üstüne (tok karına) yemek yemektir" demiştir.

"Perhiz tedavinin başı, mide ise hastalıkların evidir. Her bedene alışık olduğu şeyler veriniz!


Haris İbni Kelede, devamlı olarak gölgede otururdu. Sebebi sorulduğunda: " Güneş rüzgarı keser ve bozar, elbiseyi yıpratıp eskitir, insan vücudundaki gizli hastalıkları da açığa çıkarır derdi.



* Haris İbni Kelede, ölüm döşeğine düşünce, ahbabları başına toplanmışlar ve ona: "Senden sonra tıpla ilgili olarak ne yapacağımız konusunda bize tavsiyede bulun!" diye ricada bulunmuşlar. O da: "Genç kadınlarla evleniniz, meyveleri tam olgunlaşmadıkça yemeyiniz, vücut hastalığa tahammül gösterdiği müddetçe ilaç kullanmayınız! Her ay bir kere midenizi temizleyiniz (mideyi temizlemek aç kalmak, oruç tutmak, kusmak veya ishal ile olur). Çünkü bu temizlik balgamı eritir, safrayı yok eder, et bitirir. Sizden biriniz öğle yemeği yediği zaman, akabinde bir müddet uyusun! Akşam yemeğini yedikten sonra ise en az kırk adım yürüsün" demiştir.



Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi


23 Kasım 2017 Perşembe

İnsanın Düşmanları






Ahmed bin Sehl (r.h.) buyurdular:

- Senin düşmanların dört tanedir.
1- Dünya
2- Şeytan
3- Nefs-i emmare
4- Heva-ü heves.

Dünyanın silahı halka karışmaktır. Hapishanesi ise uzlettir.
Şeytanın silahı tokluktur. Hapishanesi ise açlıktır.
Nefsin silahı uykudur. Hapishanesi ise seher vaktinde uyanık olmak ve ibadetle meşgul olmaktır.
Heva-ü hevesin silahı konuşmaktır. Hapishanesi ise susmaktır.


Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi


22 Kasım 2017 Çarşamba

Peygambere Hürmet (Hikâye)



Ebû Yusuf (r.h.)'dan hikâye olundu. Ebû Yusuf, Hârunu Reşîd ile beraber bir sofrada oturuyordu. (Sohbet esnasında) Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kabak sevdiği rivayet olundu. Harun Reşidin haciblerinden bir hâcibi;

-"Ben kabak sevmem" dedi. Bunun üzerine Ebû Yusuf, Harun Reşide;

-"O kâfir oldu! Eğer bundan tevbe eder ve Müslüman olursa; ne a'lâ! Yoksa onun boynunu vur!" dedi.

Bunun üzerine o hacib, tevbe ve istiğfar etti. Böylece öldürülmekten emin oldu.

Bu hadise "ez-Zahîriyye" isimli kitabda zikir olundu.

Ve (âlimler) buyurdular: -"Bu (sözden dolayı küfre girmesi) o kişinin küçük ve hakîr görme yoluyla söylediği zamandır; yoksa kâfir olmaz!"



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)


21 Kasım 2017 Salı

Bak Nasıl Akıllandın




Hoca yolculuk sırasında mola verip bir hana girer. Bu sırada hana bir başka yolcu daha girer ve ikisi birden hancıdan yiyecek bir şeyler isterler. Fakat hancı yiyecek olarak sadece bir balık olduğunu söyler ve bunu paylaşmalarını önerir. Bunun üzerine Hoca: “Ben balığın sadece başını yiyeceğim” der. Hancı bunun nedenini sorar. Hoca da: “Balık başı zekâyı artırır. Balık başı yiyen insan akıllı olur” der. Bunun üzerine diğer yolcu hemen atılır ve Hoca’ya: “Balık başını niye sen yiyeceksin? Ben yemek istiyorum.” Hocada itiraz etmez. Balığın koca gövdesini Hoca yer ve bir güzel karnını doyurur. Diğer yolcu ise sadece balığın başını yer ve Hoca ya seslenir: “Sen koca gövdeyi yedin karnını doyurdun. Ben sadece kafayı yedim aç kaldım” Hoca da bunun üzerine gülümser: “Bak nasıl akıllandın!”





20 Kasım 2017 Pazartesi

Farkı Görememek




(Onlar:)

Peygamberlere eşit olduklarını, Evliyâullahın kendilerine benzediğini; iddia ettiler.

Ve dediler:
-“Onlar da insan biz de insanız! Biz ve onlar hep yeriz, içeriz ve uyuruz!"

Ve o kör gözleri ve gönülleri; aralarında bulunan o sonsuz farkı görmedi.

İki farklı arı aynı yerden gıda alır.
Birinden bal çıkar diğerinden zehir...

İki cins ceylân aynı yerden su içerler.
Aynı ottan yerler.
Birinden misk, diğerinden pislik çıkar.

İki kamış bir sudan (ve sazlıktan) beslenir.
Birinde şeker ve tat vardır.
Diğeri de boş bir kamıştır.


(Mesnevî-i Manevî-i Şerif)


Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Fatih Yayınevi

19 Kasım 2017 Pazar

Ebû Zerr (R.A.) İle Ka'b (R.A.) Arasında Geçen Olay




Beyhakî'den rivayet edilmiştir:

"Hz. Osman (r.a.), Kab'e:
— Ya Eba İshak, eğer malın zekatı verilirse, sahibi yine o maldan sorguya çekilir mi? diye sordu.
Ka'b (r.a.): "Hayır" deyince, Ebû Zerr (r.a.) ayağa kalkıp elindeki asa ile Ka'b'ın kafasına vurarak:

- 'Ey Yahudi kadının oğlu, Allah Kur'an'da salih kullarını: "Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile başkalarını kendilerine tercih ederler" (Haşr 9) ve "Yemeye olan ihtiyaç ve sevgilerine rağmen yoksula, yetime ve esire yedirip kendileri aç kalırlar" (İnsan 8) ve "Mallarından yoksul ve ihtiyaç sahiplerine belirli bir hak tanıyanlar" (Mearic 25) diye överken sen nasıl "Zekatı verilen malın sorgusu yoktur" diyorsun? dedi."



Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


18 Kasım 2017 Cumartesi

Hastalıklar




Ebû Said el-Hudrî anlatıyor:

"Rasûlullah (s.a.v.):

- 'Müminin vücudunda başgösteren hiçbir hastalık yoktur ki, Allah o hastalık sebebiyle onun günahlarını bağışlamasın/ buyurdu. Bunun üzerine Übey b. Ka'b:

- 'Allah'ım, beni namazdan, oruçtan, haccdan, umreden ve senin yolunda cihad etmekten alıkoymamak şartıyla, sıtma hastalığına yakalanmamı ve ölünceye kadar bu hastalıktan şifa bulmamamı senden niyaz ederim,' diye dua etti. Sıtmaya tutuldu ve ölene kadar bu hastalıktan kurtulamadı. Bununla beraber namazdan, oruçtan, hacdan, umreden ve cihaddan birgün bile geri durmadı."


Ebû Said el-Hudrî anlatıyor:

"Bir adam Rasûlullah(s.a.v.)'a:

- Ya Rasûlullah; şu bize bulaşan hastalıklar hakkında ne dersiniz, bize bir yararı var mı?' diye sordu. Rasûlullah (s.a.v,):

- 'Kişi için keffaret olur,' dedi. Übey b. Ka'b:

- Ya Rasûlullah (s.a.v.), hastalık az da olsa keffaret olur mu?' dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- 'Kişinin ayağına bir diken de batsa, o bile kefaret olur,' buyurdu. Bunun üzerine Übey, hac, umre, Allah yolunda cihad ve cemaatle namaz gibi ibadetlerden geri kalmamak şartıyla, kendisinin sıtmaya yakalanıp ölünceye kadar bu hastalıktan kurtulmamasını Allah'dan diledi. Übey'in bu duasından sonra, kim ona elini dokundursa, vücudunun fırın gibi yandığını görürdü.



Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları



17 Kasım 2017 Cuma

Otuz Yıllık Ameli Yakan Konuşma




Denilir ki:

1- Mescidlerde;
2- İlim meclislerinde,
3- Ölünün yanında,
4- Mezarlıklarda,
5- Ezanın okunması esnasında.
6- Kur’an-ı Kerim’in okunması anında,
Dünya kelamını konuşmak, tam 30 yıllık amelin sevabını yakar yok eder.



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Fatih Yayınevi


16 Kasım 2017 Perşembe

Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri




Bu kitabı daha önce okumuştum. Ve bazı alıntılar da yapmıştım. BURADAN ulaşabilirsiniz.

Nette kitabı buldum ve BURADA da onu paylaştım. Tam olarak aynısı mıdır bilemiyorum. Bakma fırsatı bulamadım henüz. :)





15 Kasım 2017 Çarşamba

Söz Taşıyanlara Ders




Rivayet olundu:
Hasan-ı Basrî (k.s.) hazretlerine bir adam nemîme (yani bir tanıdığından bir söz) ile geldi. Ve:
-"Falanca kişi, senin aleyhinde konuştu!" dedi.

Hasan Basrî ona sordu:
-"Ne zaman?" O kişi:
-"Bugün!" dedi. Yine sordu:
-"Onu nerede gördün?" O kişi:
-"Onun evinde!" dedi. Hasan Basrî hazretleri sordu:
-"Sen onun evinde ne yapıyordun?" O:
-"Onun evinde büyük bir ziyafet vardı!" dedi. Hasan Basrî hazretleri sordular:
-"Onun evinde ne yedin?"
Adam, şu bu dedi ve sekiz çeşit yemek saydı. Hasan Basrî hazretleri buyurdular:
-"Ey adam! Senin karnına sekiz değişik çeşit çeşit yemek sığdı da tek bir söz mü sığmadı! Haydi kalk yanımdan! Defol! Ey Fasık!" dedi.



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Fatih Yayınevi


14 Kasım 2017 Salı

Allah (C.C.) Yolunda Cihad İçin Mali Fedakarlık




HZ. EBUBEKİR'İN (R.A.) FEDAKARLIĞI


Hz. Ebûbekîr(r.a.)'in kızı Esma (r.a.) anlatıyor:

Rasûlullah (s.a.v.) hicret etmek için Mekke'den çıktığı zaman babam da onunla birlikte çıktı ve beş veya altıbin dirhem olan bütün parasını da yanında götürdü. Daha sonra büyük babam Ebû Kuhafe yanımıza geldi, ihtiyarlıktan gözleri görmüyordu. Babamı kastederek:

- 'Korkarım ki, bu adam ne kadar parası varsa hepsini götürmüş ve sizi perişan bırakmıştır,' dedi.

- 'Hayır, babam bize çok para bırakmıştır,' dedim ve babamın her zaman parasını sakladığı duvardaki dolaba bir miktar çakıl bırakıp üstünü mendille örttüm. Ondan sonra elinden tutup onu paranın yanına götürdüm, o da:
"İyi ki size para bırakmıştır, bu kadar para size yeter," dedi. Halbuki babam bize bir dirhem para bırakmamıştı. İhtiyar üzülmesin diye bunu yapmıştım."




Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


13 Kasım 2017 Pazartesi

Gizli Şirk (Putperestlik)



Lâ ilâhe: “Hiçbir ilâh yoktur,” dediğin zaman, bununla toptan bir reddi (nefyi) onaylıyorsun.
İllallah: “ancak Allah vardır,” dediğin zaman ise, yine Allah için toptan bir kabulü (ispatı) onaylamış oluyorsun. Bu durumda, her ne zaman kalbin, Hak’tan gayrı bir şeye dayanır, güvenirse; o zaman yukarıdaki külli ispatında yalancı durumuna düşmüş, yani kendi kendini yalanlamış oluyorsun.

...

Şu hususu iyi bil ki, bütün eşya, sadece Allah’ın hareket ettirmesiyle hareket eder, durdurmasıyla
durur. O’nun iradesi ve kuvveti olmadan, ne duran bir şey harekete geçebilir, ne de hareket etmekte olan bir şey durabilir. Kişi bu hususu böylece bilip kabul ettiği zaman, artık insanları ve diğer varlıkları Allah’a ortak tanıma yükünden ve suçundan kurtulur. Allah’a şirk koşmaz.
Melekler içinde resim, suret bulunan eve girmezlerse, içinde bir sürü suretlerle putlar bulunan senin kalbine Allah nasıl girer? Allah’tan gayrı her şey bir puttur. Öyleyse sen, putları kır.
Evi temizle.

...


Ey dünyaya kulluk edenler! Ey ahirete kulluk
edenler! Siz, Allah’ı da, dünyayı da, ahireti de
bilmiyorsunuz. Kiminizin putu dünya. Kiminizinki
ahiret. Kiminizinki insanlar. Kiminizinki zevkler,
nefsani arzular. Kiminizinki övülme, halktan tasvip görme, alkış toplama.
Allah dışında her şey, bir puttur. Kişi Allah’tan
gayrı neye bağlandı ve neye gönül verdiyse, o onun putudur.



Fethü'r Rabbani
Abdülkadir Geylani (K.S.)

BURADAN okuyabilir(indirebilir)siniz.

11 Kasım 2017 Cumartesi

Allah'ın C.C. Dinine Yardım




Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


10 Kasım 2017 Cuma

Ben Nasıl Dinlersem...




Her insanın toprak, çakıl ve altından oluşan yönleri vardır. İlişki içinde ben toprak ve çakıl için "dinlersem," kişi bana toprak ve çakıl yönünü verir. Eğer ilişkimde onun altın yönünü görür ve o tutum içinde "dinlersem," kişinin içindeki altınları bulurum.



İçimizdeki Biz
Doğan Cüceloğlu


9 Kasım 2017 Perşembe

Güzel Bir Sıfat




Hasan Basrî (k.s.) buyurdular:

Köpek dövülüp, kovulup ve kendisine cefâ edildikten sonra eğer önüne bir kemik parçası atılırsa hemen gelir ve sahibine karşı onun geçmişte yaptıklarına karşı asla kin beslemez. İşte korkanların alâmeti budur! Mü'min, işte bu sıfat üzere olmalıdır...


Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)

Fatih Yayınevi


8 Kasım 2017 Çarşamba

Bu Hayvanlar Çok Farklı



Yıldız Sarayı'nın hayvanat bahçesinde zebradan zürafaya ve devekuşuna kadar pek çok hayvan vardı. 
Bilhassa dünyanın sayılı kuşları, meselâ akla gelebilecek en değerli papağanlar ve güvercinler bulunuyordu. Bilhassa papağanlar, 1909 yılında Sultanın tahttan indirilmesi üzerine Yıldız yağmasında paylaşılmış, kalan hayvanlar da dağılmıştır.


Pâdişâhın meşhur beyaz papağanı

Sultan'ın Papağanı

Herkes bilir ki papağanlar kendilerine öğretilen sözleri gayet anlaşılır bir şekilde tekrar edebilirler. Fakat, tarihte öyle papağanlar vardı ki, bunlar öyle defalarca tekrar edilerek ezberledikleri şeyleri değil, tam aksine bir defa gördükleri ve duydukları şeyleri aynen rapor ederlerdi. Nasıl olduğunu bilmeye şimdilik imkan yoktur ama Yıldız Sarayı'nda Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın bir beyaz papağanı vardı ki, sarayda olup biten her şeyi aynen padişaha anlatabiliyordu. Bu marifetli papağan sarayın her tarafını dolaşır, duyduklarını sultana gayet güzel bir telâffuz ve sadakatle aynen tekrar edermiş.

Sultan Abdülhamid Han'ın bu papağandan başka Cherie isimli bir köpeği ve beyaz bir kedisi de vardı. Bu üç hayvan, adeta sarayda sultan ile beraber gezer dolaşırlardı. Ve efendilerinden eşit bir ilgi ve sevgi beklerlerdi.



Çatalla Yemek Yiyen Ağa Efendi


Çatalla Yemek Yiyen Kedi: "Ağa Efendi

Sultan İkinci Abdülhamid  Han'ın sarayındaki hayvanlardan biri kedi idi ki, bunun huyu çok daha başka idi. Bembeyaz bir Ankara kedisi olan bu hayvan, kendisine verilen yemekleri ancak çatal ile uzatıldığı takdirde yerdi; aksi takdirde katiyen yemezdi. Sevimli ve sakin olan bu kediye sultan, "Ağa Efendi" diye hitap ederdi.


Süleyman DİKİCİ



Uzakları Görebilen Hükümdar
Hamidiye Kitaplığı


Yolculuk




İbn-i Abbas (r.a.) ile Hz. Aişe anlatıyor:

"Rasûlullah(s.a.v.) vücudunda iz yapan bir hasır üzerinde yatıyordu. O sırada Hz. Ömer huzuruna girerek:
- "Ya Rasûlullah, kendin için yumuşak bir yatak yaptırsaydın ya," dedi.

Rasûlullah (s.a.v.):
- "Benim dünya ile ne ilişkim var? Benim dünya ile olan ilişkim bir yaz günü yolculuk yapan birisinin yol kenarında gördüğü bir ağacın gölgesinde bir saat kadar istirahat ettikten sonra kalkıp yoluna devam etmesi gibidir," buyurdu.


Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


7 Kasım 2017 Salı

İki Şey



Bir Hak yolcusunun sülûkünü (Hakk'a gidişini) bozan şeyler iki tanedir. Bunlar; ilâhî emirlerde tevillere dalıp ruhsatların peşine düşmek; diğeri de kötü arzularına uyan bozuk kimselere uymaktır.




Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali


Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz.

6 Kasım 2017 Pazartesi

Arkadaş



Arkadaşlarından herhangi biri;

1. Senin gıybetini yapar,
2. Seni kıskanır,
3. Kendisinden sana şer isâbet eder,
4. Ondan sana bir kötülük dokunursa,
Veya senin hakkında hayır düşünmeyenlerin hepsinin işini Allahü Teala hazretlerine havâle et.
Nefsini onlara karşılık vermekle meşgûl etme!
Çünkü onlara cevab vermekle meşgûl olmakla zararın artar ve ömrün zâyi olur.



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)

Osmanlı Yayınevi


5 Kasım 2017 Pazar

Gençlik - İhtiyarlık




Nasreddin Hoca’nın da bulunduğu bir mecliste gençlikten ve ihtiyarlıktan bahsediliyormuş. Herkes de insanın genç iken kuvvetli olduğunu, fakat ihtiyarladıkça bu kuvvetini kaybettiğini söylerler.

Yalnız Hoca bunu kabul etmez: “Hayır, hiç de doğru değil, der. Bir insan gençliğinde ne kadar kuvvetli ise ihtiyarlığında da o derece kuvvetlidir.” Hemen itiraz ederler. Ama Hoca bunu kabul etmez: “Tecrübemle biliyorum!” der, “Bu tecrübe nedir?” diye merakla sorarlar. Bunun üzerine Hoca şu cevabı verir: “Bizim evin bahçesinde bir büyük taş vardır. Çok eski zamandan beri orada durur. Gençken kaç sefer denedim, ama yine de yerinden kımıldatamadım. Demek oluyor ki insan gençliğinde ne derece kuvvetli ise, yaşı ilerleyip ihtiyarladıktan sonra da bu kuvvet değişmiyor.”


4 Kasım 2017 Cumartesi

Haram Ve Şüpheli Şeyler




Haram ve şüpheli şeyler yiyen kimse, hak kapısından kovulmuştur. Bu halde o kimse, ibadette muvaffak olamaz; çünkü yüce Allah'ın hizmetine ancak kalbi temiz kimseler uygun olur. Düşünsene, Allahu Teâlâ cünüp kimsenin evine/mescide, camiye, Kabe'ye girmesini menetmiş; aynı şekilde abdestsiz kimsenin de Kur'an'a dokunmasını yasaklamıştır. Halbuki bu iki hal, mubah durumlardır. Acaba haram ve şüphe pisliğine dalmış bir kimse, Allah'ın hizmetine ve şerefli zikrine çağrıldığında durumu nasıl olur? Elbette böyle bir kimsenin, ilâhî huzura alınması hiç mümkün olmaz.



Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali


3 Kasım 2017 Cuma

Rasûlullah (s.a.v.)'in Mekke'den Medine'ye Hicret Etmeye Hazırlanırken Yaptığı Dua




Muhammed b. İshak anlatıyor:

"Rasûlullah (s.a.v.) Mekke'den Medine'ye hicret etmeye hazırlanırken şu duayı yaptı:

-"Ben yokken beni var eden Allah'a hamd ederim. Allah'ım dünyanın korkularına, zamanın kaygılarına, gece ve gündüzün musibetlerine karşı bana yardımcı ol. Allah'ım yolculuğumda bana yoldaş ve geride kalan aile fertlerim için de bana naib ve halet ol, bana verdiğin rızkı mübarek eyle, beni kendine itaatkâr et ve benim iyi ahlakımı devam ettir. Beni kendine sevdir ve başkalarının merhametine bırakma. Ey acizlerin sahibi, Sen benim Rabbimsin. Gökleri ve yeri aydınlatan ve karanlık perdeleri yırtan o keremli yüzünün nuruna sığınıyorum. Beni gazabına uğratma ve bana dargınlık yüzü gösterme. Bana yaptığın iyiliklerin benden geri alınmasından ve gazabının beni ansızın yakalamasından sana sığınırım. Herşeyin sonu senin elindedir. Bütün kuvvet ve güç sendedir."


Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


2 Kasım 2017 Perşembe

Yakına Yakın Olmak



Peygambere s.a.v. yaklaşan, Allah'a c.c. yaklaşmıştır. Binâenaleyh yakına yakın olan, uzakta olana nisbetle yakındır. İşlerimizin yularının nefs vasıtasıyla şeytanın eline geçmesinden Allah'a sığınırız.



İhya-i Ulumuddin
İmam Gazali

1 Kasım 2017 Çarşamba

Mecnun




Nefsini bilen, bütün hallerinde müminin aksi bir halde bulunur. Mümin, hal sahibidir. Hal, değişikliklere uğrar. Arif ise makam sahibidir. Makam değişikliklere uğramaz, sabittir.

Allah dostlarının mecnunluğu, tabii adetleri, nefsani ve hevaî fiilleri terketmek ve şehvani, nefsani zevklere karşı koyar olmak demektir. Yoksa, aklını kaybetmiş deliler anlamında mecnunlar değillerdir.


Allah’ın rahmeti üzerine olsun, Hasan Basri Hazretleri şöyle der: “Eğer siz Allah dostlarını görmüş olsaydınız, onların deli olduklarına hükmederdiniz. Onlar da sizi görmüş olsalardı, bir an bile Allah’a inanmamış olduğunuza hükmederlerdi.”


Fethü'r Rabbani
Abdülkadir Geylani (K.S.)

BURADAN okuyabilir(indirebilir)siniz.



Tabiat


Acarlar Longozu


Tabiatçıların görüşü şudur: "Ateş, kendi tabiatıyla yakar; su kendi tabiatında bulunan bir özellikle susuz kimsenin susuzluğunu giderir; ekmek veya yiyecekler, tabiatındaki bir özellikle karın doyurucudur. Felekler ve yıldızlar, tabiatlarındaki özellik sayesinde kendi başlarına varlıklar üzerinde etki yaparlar. Diğer bütün varlıklar da böyledir."

Hak mezhep sahipleri der ki: "Varlıkların kendi başına bir tesir etme ve iş yapma kuvveti yoktur; asıl tesir eden ve iş yapan Allahu Teâlâ'dır."

Yüce Allah, en iyisini bilir.


Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali


30 Ekim 2017 Pazartesi

Allah (c.c.) Yolunda




Enes bin Malik ile kardeşi, Irak'ta düşmanın elinde bulunan bir kalenin duvarı dibinde duruyorlardı.

Düşmanlar, başı çengelli bir demir zinciri ateşle kızdırdıktan sonra aşağıya sarkıtıp Enes b. Malik'i ansızın yukarıya çektiler. Kardeşi Bera da hemen yerinden fırlayıp o kızgın zincire yapıştı. Avuçları cayır cayır yanarken bütün kuvvetiyle zinciri çekti. Nihayet zincirin öbür ucundaki ip koptu da Enes kurtuldu. Sonra Ber'a'nın ellerine baktığımızda avuçlarının içi tamamen yanmış bembeyaz kemikleri görünüyordu.


Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


29 Ekim 2017 Pazar

Hayatın Anlamı




Yaşamında anlam olmanın tek koşulu budur: "Kendinden daha büyük bir bütünün parçası olduğunu bilmek. "




İçimizdeki Biz 
Doğan Cüceloğlu




27 Ekim 2017 Cuma

Tuğra


Sultan Abdülhamid Han'ın Tuğrası

Osmanlılarda bilinen ilk tuğra Orhan Bey'e ait olup bu padişahın günümüze 1324 ve 1348 tarihli olmak üzere iki tuğrası ulaşmıştır.
Sultan Çelebi Mehmed'e kadar tuğralarda sadece hükümdarla babasının ismi bulunurken bu tarihten itibaren "han" kelimesi, Sultan ikinci Murad Han'dan itibaren de "muzaffer dâima" şeklindeki cümle ilâve edilmiştir.

Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde tuğra yavaş yavaş standart şeklini almaya başladı. Bununla beraber yüzyıllar geçtikçe daha güzel, daha muntazam bir hâl aldı. Sultan İkinci Süleyman Han (1687-1691) zamanında tuğranın sağ kenarına bir çiçek veya yaprak deseni konmaya başlanılmış, bu usûl Sultan Üçüncü Ahmed Han devrinde iyice yaygınlaşmıştı. 18. asırda iyice gelişen tuğra şekli, en güzel hâlini meşhur hattat Mustafa Râkım'ın eliyle Sultan ikinci Mahmûd Han'ın tuğrasında buldu.

Sağ kenardaki çiçek deseninin yerine de bu pâdişâhın tuğrasında "Adlî" sözü geçmiş, Sultan ikinci Abdülhamid Han'ın tuğrasında "el-Gâzî" kullanılmıştır.

«Pâdişâh tuğraları ferman, berat, nâme-i hümâyûn, ahidnâme gibi pâdişâha âit çeşitli vesikaların üzerinde bulunduğu gibi paralarda, inşâ edilen çeşitli binaların üzerinde, senetlerde, pullarda, bayraklarda, nüfus kağıtlarında ve hatta saatlerde bile bulunurdu. Üzerinde tuğra bulunan her ne ise, bu, o nesnenin pâdişâha âit olduğunu veya o pâdişâh zamanında yapıldığını gösterirdi.

Sultan ikinci Abdülhamid Han zamanında bütün dünya Müslümanları, halifelik etrafında adetâ kenetlenmişlerdi. Dünyanın çok uzak coğrafyalarında yaşayan Müslümanlar, halîfe ile alâkalı bir söz işittikleri zaman heyecana kapılıyorlardı. Onun bir temsilcisini veya sadece onu gören birini görmek bile onlar için çok mühimdi. Târih kitapları ve seyahatnameler bunların misalleriyle doludur.


...

Tuğra, Osmanlı pâdişâhlarının nişan ve yazılı alâmeti, bir nevi imzasıdır, Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan yıkılışına kadar ehemmiyetini hiç kaybetmeden çok değişik yerlerde kullanılmıştır, "Tuğra" Türkçe bir kelime olup Arapça'sı tevkî', Farsça'sı nişândır.



Uzakları Görebilen Hükümdar
Hamidiye Kitaplığı


Cuma Günü Neler Yapılır?




Cuma gecesi Duhân suresini okumalıdır. Cuma günü zevalden önce ise deccalin şerrinden korunmak için Kehf suresini okumalıdır.

Camiin kapısına geldiği zaman Allâhü Teâlâ'ya, kendisini ona yaklaşanların en yakını kılması için dua eder.
Hutbeyi dinlemek için imama yakın bir yere oturur. Cemaatin omuzlarını aşarak ileriye doğru gitmez. Ancak saflarda boş yer varsa yolu üzerinde oturanların omuzlarını aşarak geçer.

Camide yanyana oturan iki kişinin arasını ayırmaz. Oturduğu yerde uykusu gelirse yerini değiştirir. Parmaklarının ucu ile başının sağ tarafına üç kere vurur ve sonra oturur.

İmam minbere çıkmak için yerinden ayrıldığı zaman susar ve onu dinler. Artık konuşmaz ve namaz kılmaz. Hutbe okunurken, arkadaşına sus dahi demez, hatta parmağı ile susması için işaret de etmez.

Cemaat, namazdan önce camide halka şeklinde oturmaz. Hutbe esnasında arkasını yere koyup makadı üzerine oturarak ve dizlerini dikerek ellerini dizlerine dolamaz.

Cuma namazından az bir vakit önce yolculuğa çıkmamalıdır. İmam hutbeye çıkarken dua etmeyi fırsat bilmelidir. Çünkü bazı hadis-i şeriflerde bu anın duaların kabulünün ümit edildiği bir an olduğu bildirilmiştir.

26 Ekim 2017 Perşembe

Korkmamak (Hikâye)




Zâhidlerden biri, Halife Süleyman bin Abdülmelik'in şarap küplerini ve kaplarını kırdı. Onu cezalandırmak için tutukladılar. Halifenin bir katırı vardı. Eline geçirdiği kişiyi tepikleyip öldürürdü. Vezirlerin görüşü; bu zâhid kişiyi katırın önüne koymak (ve katır tepeleye­rek onu öldürsün) fikrinde ittifak oldu. O zahidi götürüp (ellerini ve ayaklarını bağlayarak katırın ayaklarının altına) attılar. Katır ona saygı duydu ve onu öldürmedi. Sabah olduğunda, baktıklarında onu sahih ve sağlam olarak gördüler. Allâhü Teâlâ hazretlerinin onu muhafaza ettiğini bildiler. Ondan özür dilediler ve onu serbest bıraktı­lar...


-"Eğer nehyi münker etmek senin elinden geliyorsa layık değildir oturmak... Onun eli ve ayağıyla nehyi münker etmesi gerekir..."



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)


25 Ekim 2017 Çarşamba

Sen Yiyor Musun?




Zengin bir adam Hoca’yla alay etmek için: “Hocam sen bu kitapların hepsini okuyor musun gerçekten?” der.

Hoca: “Senin kaç evin ve koyunun var?” diye sorunca, adam: “O kadar çok ki sayısını ben bile bilmiyorum.”

Hoca cevabı yapıştırır: “Sen o evlerin hepsinde yaşayıp koyunların hepsini de yiyor musun?”





24 Ekim 2017 Salı

Amelle Mağrur Olmamak Lazım




Hafız (k.s.) hazretleri buyurdu:

Zâhid, ameliyle mağrur oldu.
Selâmeti bulamadı cennete giremedi.
Kamil kişi ise yalvarmakla "Dârusselâm" cennetine gitti...

Ve buyurdu:

Ey zâhid!
Gayrete dokunan şeyle emin yürüme!
Kendini koru!
Zira, birbirinden uzak değildir; havra, kilise ve caminin yolu.
Ama hepsi bir de değildir, unutma bunu!



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)

Fatih Yayınevi


23 Ekim 2017 Pazartesi

Halvet




Halk senin kalbinin içinde olduktan sonra, onlardan ayrı kalmak ve halvete çekilmek sana ne fayda verir ki?


Fethü'r Rabbani
Abdülkadir Geylani (K.S.)


BURADAN okuyabilir(indirebilir)siniz.


Nefs



Senin yapacağın doğru hareket, nefsinin istek ve
arzularına cevap bile vermemek, onun söyleyeceği sözlerle arana bir duvar çekmektir. Onu, tıpkı bir deliyi dinler gibi dinle. Sözlerine asla iltifat etme.



Fethü'r Rabbani
Abdülkadir Geylani (K.S.)

BURADAN okuyabilir(indirebilir)siniz.


21 Ekim 2017 Cumartesi

...



Nesneler dünyasında "verimli" olabilirsiniz, ama insanlar dünyasında önce "etkili " olmanız gerekir. 





İçimizdeki Biz 
Doğan Cüceloğlu


20 Ekim 2017 Cuma

Salih Amel




Nasıl ki, rızık elde etme hususunda külfete katlanıyorsan, aynen bunun gibi, salih ameller işlemek için de külfete katlanman gerekir.



Fethü'r Rabbani
Abdülkadir Geylani (K.S.)


BURADAN okuyabilir(indirebilir)siniz.


19 Ekim 2017 Perşembe

Muhabbet, Korku Ve Ümit


Arı Orkidesi



Sana dünyada da, ahirette de O’nun muhabbeti gerek. O’nun sevgisi gerek. O’nun muhabbetini kendin için en mühim şey addet. Muhabbet, yani Allah sevgisi, sana behemehal lâzım. Sana faydası dokunacak yegane şey odur. Her insan, seni gene kendisi için, kendi menfaati için arar, ister. İzzet ve Celâl sahibi Hak ise seni bizzat senin için murad eder, senin için taleb eder.

Kimin ki umudu korkusuna galip ise, o zındık olur. Kimin de korkusu umuduna galip ise, o da Allah’ın rahmetinden ümit kesmiş duruma (kâfirliğe) düşer.


Yani mümin, aynı derecede hem Allah’tan korkmalı, hem de onun rahmetine umut bağlamalıdır. Peygamber Efendimiz şöyle buyururlar: “Eğer müminin Allah korkusu ile, O’nun rahmetine olan ümidi tartılsa, ikisi birbirine denk gelir.”

Hakk’a talip olan kimse, O’nun cennetini istemez. Cehenneminden korkmaz. Bilakis, sadece O’nun cemâlini ister, O’na kavuşmayı diler. O’ndan, sadece yakınlığını bekler. O’ndan uzak  kalmaktan ise korkar, endişe eder.


Kul, dünyanın, ahiretin ve Allah’tan başka bütün varlıkların sevgisini silip attığı ve kalbi, Allah’ın lütuf, minnet ve yakınlık evinde karar kıldığı zaman, Allah onu her çeşit rızık kazanç ve endişesinden muaf kılar. Kalbini böyle şeylerle meşgul olmaktan kurtarır. Allah onu kendisinden başka hiçbir kimseye muhtaç etmez.

Fethü'r Rabbani
Abdülkadir Geylani (K.S.)

BURADAN okuyabilir(indirebilir)siniz.



18 Ekim 2017 Çarşamba

Şükür Ve Sabır


Defne


Hazret-i Ömer (r.a.)'dan rivayet olundu. Buyurdular:

-"Şükür ve sabır iki binektirler. Hangi birisine binersen bin, fark etmez (üzülmezsin)..."


Rûhu’l Beyan Tefsiri


17 Ekim 2017 Salı

Uzlet



Hak yolcusuna, maddî ve manevî düşmanlarına üstün gelebilmesi için uzlete (yalnızlığa ve halktan uzak kalmaya) sarılması gerekir. Uzlet iki çeşittir; biri farz, diğeri fazilettir. Farz olan uzlet, kötü işlerden ve kötülüğe bulaşmış insanlardan uzaklaşmaktır. Fazilet olan uzlet ise; boş işlerden ve boş işlerle uğraşan kimselerden uzaklaşmaktır.

Şöyle de denilmiştir: Halvet, uzletten ayrı bir şeydir. Halvet, yabancılardan ayrı kalmaktır; uzlet ise, nefisten ve nefsin davet ettiği Allah'tan uzaklaştıran şeylerden uzaklaşmaktır. Denilmiştir ki: "Selâmet on parçadır; dokuzu susmakta, biri de halktan ayrı kalkmaktadır." Yine şöyle denilmiştir: "Hikmet on parçadır; dokuzu insanın kendisini ilgilendirmeyen konularda sükût etmesinde; kalan biri de insanlardan uzak kalmasındadır."

 [Hikmet, Allah tarafından verilen özel ilim, hayır, güzel davranış, doğru karar, faydalı iş, isabetli görüş mânalarına gelir.]

Konuştuklarına pişman olan çoktur; sükût ettiğine pişman olan ise yok denecek kadar azdır. 

Denilmiştir ki: "Halvet (insanlardan ayrılmak) asıl bir iştir; insanlara karışmak ise, gerektiğinde yapılacak arızî bir durumdur. İnsan, asıl olana sarılmalı; halkın arasına da ihtiyaç kadar karışmalıdır. Halkın içine karıştığında da sükûta sarılmalıdır; çünkü asıl yapılacak olan odur."

Bir şairin dediği gibi, yaşadığın zamanda bir kimse sana safa ve huzur kazandırıyorsa; o kimse yüce Allah tarafından sevilen bir kuldur; ona yanaş. Ancak böyle birisini nerede bulacaksın!



Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali


Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz.




15 Ekim 2017 Pazar

...




Lafsız amel ol. Riyasız ihlas ol. Lafını edeceğine amel işle. İnsanlara gösteriş yapacağına Allah için
yap. Şirksiz tevhid ol. Sessiz zikir ol.


Fethü'r Rabbani
Abdülkadir Geylani (K.S.)



13 Ekim 2017 Cuma

Fotoğraf


Uzakları Görebilen Hükümdar


Sultan Abdülhamid Han çok iyi bir insan sarrafı (fizyonomist)'dır.

Padişah Harp Okuluna alınacak öğrencilerden ikişer adet fotoğraf alınması şartını koydurmuş, okula alınacak öğrencileri resimlerden bakarak seçmiştir.

Ayrıca sultan, tahta cülûsunun 25. senesinde Osmanlı topraklarında çıkarılacak af için, devletin bütün cezaevlerindeki mahkûmların tek tek veya üçerli gruplar halinde fotoğraflarını çektirmiştir. Fotoğrafların altına mahkûmiyet sebebini yazdırmış ve bu fotoğraflardan seçtiği mahkûmlar için af çıkarmıştır. Padişah niye böyle bir yol tatbik ettiğini hatıralarında şöyle izah etmiştir.

12 Ekim 2017 Perşembe

Rabbi Görmek



Müminlerin emîri Hz. Ali'ye (r.a), "Ey müminlerin emîri, sen gördüğün rabbe mi ibadet ediyorsun, görmediğin Rabbe mi?" diye sorduklarında Hz. Ali (r.a), "Ben gördüğüm rabbime ibadet ediyorum, fakat bu görme başın görmesi değil kalbin görmesidir" demiştir.

Ca'fer es-Sâdık'a (r.a), "Yüce Allah'ı gördün mü?" diye sorulunca hazret, "Ben görmediğim rabbe ibadet etmem!" cevabını vermiştir. Kendisine, "O'nu nasıl gördün; halbuki, gözler O'na ulaşamaz" diye sorduklarında ise şu cevabı vermiştir: "O'nu gözler baş gözü ile göremez, fakat imanın hakikatine ulaşarak kalpler O'nu görür. O, zahirdeki duyu organları ile bilinmez, insanlar ile kıyas edilmez."



Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali


Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz/indirebilirsiniz.


10 Ekim 2017 Salı

Marifet




Marifet, yüce Allah'a yakınlıktan ibarettir. Marifet kalbi tamamen sarar, onda öyle bir etki yapar ki, vücudun bütün azalarında bu etki gözükür. İlimle marifet arasındaki farkı bir misalle anlatacak olursak; ilim ateşi görmektir; marifet ise ateşle ısınmaktır.



Ariflerden birine: "Kul gerçek marifete ulaştığını nasıl bilir?" diye sorulunca; şu cevabı vermiştir: "Kalbinde rabbinden başkasına ayıracak bir yer bulamadığı zaman."




Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali




Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz.