19 Ağustos 2017 Cumartesi

Ehl-i Sünnet Nedir?


Mihrimah Sultan Camii - Üsküdar



Asr-ı Saadet'te ve selef-i sâlihin Efendilerimizin zamanında mezhebe lüzum yoktu. Çünkü onlar dîni, doğrudan doğruya Hz. Peygamberden ve ashabından öğrenmişlerdi.

Sonradan bozuk mezhebler, sapık ve bid'atçı fırkalar türeyince Hz. Peygamberin ashabının yolundan giden rabbani âlimler itikad ve amelde hak ölçüleri tesbit ettiler, doğruyu yanlıştan ayırıp en saf haliyle İslâm dinini halka bildirdiler.

Ehl-i sünnet müslümanlarının itikadda iki imamı (önderi) vardır. 1- İmam Matüridî. 2- İmam Eş'arî.

Bunlar esasta birdir. Ancak teferruata ait kırk kadar meselede bazı mâna incelikleri yüzünden fikir ayrılığı olmuştur.


Yine ehl-i sünnetin amelde dört imamı vardır:

1- İmam A'zam Ebû Hanife. 2- İmam Mâlik. 3- İmam Şafiî. 4- İmam Ahmed İbn Hanbel. Bunlar da esasta müttefik olup, teferruata ait bazı içtihadı ihtilâflar olmuştur ki, bu ihtilâflar inşaallah ümmetimiz için rahmet ve kolaylık vesilesidir.

Bu kısa izahattan sonra, müslüman kardeşlerimizin dikkatlerini zamanımızdaki bazı bid'at ve dalâlet cereyanları üzerine çekmek istiyoruz. Şu cereyan ve mezhebler ehl-i sünnet dışıdır:

18 Ağustos 2017 Cuma

Haram




Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu sahih olarak rivayet edilmiştir: «Haram bir gıda ile gelişen bir et cennete giremez. Cehennem ona daha lâyıktır.»


Vahidî: «De ki murdarla temiz (hiç bir zaman) bir olmaz» (Maide: 100) âyetinin tefsirinde şu hadîsi zikretmiştir: «Hz. Câbir'in rivayetine göre bir adam:

- Yâ Resûlallah içki üzerine ticaret yapıyorum. İçki satışından bir hayli mal biriktirdim. Bu malları Allahü Teâlâ uğrunda harcarsam bana fayda sağlar mı? diye sordu. Resûl-i Ekrem (s.a.v.):

Eğer o malı hac ve cihad yolunda harcasan veya sadaka olarak dağıtsan Allah nezdinde bir sivrisinek kanadı kadar (bile) değer taşımaz. Muhakkak Allah ancak temizi kabul eder buyurdu.» Allahü Teâlâ Peygamberinin sözünü tasdik etmek üzere: «De ki murdarla temiz (hiç bir zaman) bir olmaz» âyetini indirdi. Atâ ve Hasan Basrî âyetteki «murdar ve temiz» den murad helâl ve haramdır demişlerdir.



Abdullah bin Mübarek der ki:

«Şüpheli bir dirhemi geri çevirmem bin dirhem sadaka vermemden daha iyidir».


Resûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurdu:

«Haram mal ile hacceden kimse «Lebbeyk» dediği vakit bir melek: «Lâ lebbeyk vela sadeyk» (müracaatın kabul edilmemiş) haccın yüzüne çarpılmıştır» der.


İmam Ahmed, Müsned'inde Resûlullâh (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

«Kim on dirheme bir elbise satın alsa parasının içinde bir dirhem haram bulunsa o elbise sırtında oldukça Allah onun namazını kabul etmez.»


Vehb b. Verd: «Sürekli namaz kılsan, fakat midene girenin haram mı helâl mı olduğunu bilmediğin müddetçe (namazın) sana fayda vermez»


İbn Abbas diyor ki:

«Allah, midesinde haram olan kimsenin namazını, tevbe edinceye kadar kabul etmez»


Dikkat Edilmesi Gerekenler




4) DÜŞÜNCELERİN, BİLGİLERİN, GÖRÜŞLERİN ZİHNİYETİN, MANTIĞIN TASHİHİ:

Zihniyet kafa yapısı demektir. Her Müslümanın islamî bir kafa yapısına, İslâmın dünya görüşüyle çatışmayan, ona uygun olan, ondan kaynaklanan bilgilere sahip olması gereklidir. Zamanımızda islamcı geçinen öylelerini görüyoruz ki, zihniyet ve mantık itibariyle sanki bir marksist gibi düşünüp konuşuyorlar. Müslüman kendisini zararlı ideoloji ve cereyanların tesirlerinden korumalıdır.


5) METODUN, PLÂN-PROGRAMIN, STRATEJİNİN, HİZMET VE FAALİYETLE İLGİLİ FİKİRLERİN TASHİHİ:

İslâmiyet madem ki mükemmel bir bütün teşkil eden ilahî bir nizamdır, onun kendisine mahsus bir metodu, bir hizmet ve faaliyet sistemi, plânı, programı, stratejisi vardır. Müslümanım diyen bir kimsenin başka dünya görüşlerine ait metodlara, plânlara, programlara iltifat etmesi hatalı olur. Müslüman geçindikleri halde İslâm dışı metodlardan ilham alanlar bu dini hakkıyla anlamamış sapan ve saptıran kimselerdir.


6) AHLÂKIN, HUYLARIN, KARAKTERİN TASHİHİ:

İslam nazarî ve amelî üstün bir ahlâk nizamı getirmiştir. Her müslümanın kendisini bu ahlâk sistemine uydurması gereklidir. Bu ahlâk Kur'an'ın ahlâkı, Peygamberin ahlâkı, selef-i sâlihînin ahlâkı, her asırdaki Peygamber varisi hakikî ulemanın ve kâmil mürşidlerin ahlâkıdır. İslâm ahlakının öğretisi ikiye ayrılır: Kurtarıcı iyi huylar. Helak edici kötü huylar. Zahiren müslüman göründüğü halde materyalist, makyavelist ahlâkı tatbik edenler İslâmiyeti temsil edebilirler mi?



Kitâbül-Kebâir
İmam Zehebî

Bedir Yayınevi



Kitabının sonundaki ek bölümünden. Bu ekler Kitabül-Kebâir'den ayrı olarak kitabın sonuna ilave edilmiştir.



Müfred not: Ben sadece bu maddeleri aldım. Sanki bu maddelere toplumsal olarak daha çok dikkat etmemiz lazım gibi geldi. Hepsini okumak elbette daha faydalı olacaktır.



İçki İçmek, İçki Yapmak, Satmak, Nakletmek Vs.




Allahü Teâlâ buyurdu:

«Ey iman edenler, içki, kumar, (tapmaya mahsus) dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bun(lar) dan kaçının ki muradınıza eresiniz. Şeytan içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz (hepiniz) vaz geçdiniz değil mi?» (Mâide: 90, 91).

Allahü Teâlâ bu âyeti ile içkiyi yasaklamış ve ondan sakındırmıştır. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurdu:

«İçkiden kaçının. Çünkü o kötülüklerin anasıdır.»


İçkiden çekinmeyen Allah ve Resulüne karşı gelmiş, Allah ve Peygamberine isyan ile de azabı hak etmiş olur.

Allahü Teâlâ buyurdu: «Kim Allah'a ve Peygamberine isyan eder (Allah'ın) sınırlarını (çiğneyip) geçerse. Allah da onu -içinde daim kalıcı olarak- ateşe koyar. Onun için hor ve hakîr edici bir azab vardır» (Nisa: 14).

İbn Abbas'ın şöyle söylediği bildirilir: «İçkiyi haram kılan âyet inince Ashab-ı kiram birbirine giderek: «içki haram kılındı ve şirke denk sayıldı» dediler.»


«Hamr» ister yaş, ister kuru, ister yenilir, ister içilir olsun farketmez; aklı bürüyen (gideren, sarhoş eden) her maddeye verilen bir ad, vâsıftır.


Ebû Said el-Hudrî'den Resûlullâh (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
«Allahü Teâlâ, vücudunda bir damla içki bulunan içkicinin namazını kabul etmez.»


16 Ağustos 2017 Çarşamba

Hayvanî Ruh, Sultanî Ruh



Beden ikliminde, bu iki pâdişahın yani hayvanî rûh ve sultanî rûhun birer vezîri ile birer de şeyhulislâmları vardır. Onlarla vücut ikliminde tedbîr ve tasarrufta bulunur. Meselâ, hayvanî rûhun vezîri akl-ı maâş (dünyayı düşünen akıl), fetvâ merciî de şeytandır. Onlarla istişâre eder. Sultanî rûhun vezîri ise, akl-ı maâd (âhireti düşünen akıl), şeyhulislâmı da melekdir; o da bunlarla istişârede bulunur. Hayvanî rûhun zevki yiyip içmek, giyinip kuşanmaktır. Yani zâhirde insana lezzet verecek ne kadar şey varsa, onların hepsinden keyif alır ve kuvvet bulur; böylece sultanî rûha gâlip gelir. Sultanî rûhun zevki; râbıta, zikir, tefekkür, ibâdet, İlâhî emirlere itaât ve onları icrâ, yasaklardan da ictinab etmektir, kaçınmaktır. Yani bâtında rûha safâ, lezzet ve kuvvet veren İlâhî emirlere boyun eğmekle insan hayvanî rûha gâlip gelir.

Velhâsıl, sultanî rûhun, hayvanî rûha gâlibiyeti, İlâhî emir ve yasaklara riâyetle mümkündür. İşte bu iki kuvvet, vücut ikliminde hükmederler. Birinin sıfatı, diğerinin sıfatına muhâliftir, aykırıdır. Ve biribirlerine tamamen zıt oldukları için, daima muhârebe ve mücâdele hâlindedirler. Hayvanî rûhun aslı, emmâre sıfatıdır ki, buna nefis adı verilir. Bu sıfat, Cenâb-ı Hakk'ın Celâl sıfatının mazharıdır. Dâima Hakk'ın rızâsına aykırı şeylerden zevk alır, kuvvet bulur. Sultanî rûhun aslı, sâfiye sıfatıdır. Ona, insânî sıfat denilir. Cenâb-ı Hakk'ın Cemâl sıfatının mazharıdır ki; dâima onun rızâsında bulunup, ondan bir adım dahi ayrılmak istemez. Bu sebeple hayvanî rûh ile sultanî rûh birbirlerine zıttırlar, vücut ülkesinde muhârebe ederler.

Meselâ bir insan, vücudunda, sultanî rûhu hayvanî rûhuna gâlip olmadığı halde, hayvanî rûhu kendi hâline bırakırsa, emmârelik sıfatında kalır... Ve hayvanî rûhu sultanî rûhuna gâlip olan bu kimse, zamanla hayvan gibi olur. Belki daha da alçaklaşır, dünya ve âhireti husrâna uğrar. [Nitekim bunlar hakkında Mevlâmız şöyle buyurmuştur: “Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla hakikati anlamazlar. Gözleri vardır, lâkin onlarla görmezler. Kulakları vardır, ama onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar, gâfillerin ta kendileridir.” (A‘raf sûresi 179)

Ama sultanî rûh, hayvanî rûhu kendi hâline bırakmayıp onunla her an mücâhede ve muhârebe ederse; işte o zaman, hayvanî rûhu –ister istemez– kendisine bağlar ve her emrine itâat ettirerek İlâhî emirleri icrâ eder. Bu kimselerin felâha ereceği ümit edilmekle beraber, hüsrâna düşmelerinden de korkulur; zira nefsin hîlesi çoktur.



Aynü'l-Hakîka fî Râbıtati't-Tarîka






Kitabın tamamını BURADAN okuyabilir veya indirebilirsiniz.

Sünnet, Sünnetin Kısımları Ve Dinde Teşri‘ Kaynağı Oluşu




“Sünnet”, lûgatte âdet ve yol gibi mânâlara gelir. Bu itibarla herhangi bir kişiye nisbetle sünnetten söz edildiğinde, onun, ister iyi ister kötü olsun, devamlı veya sıkça yapageldiği hâl ve hareketleri kastedilir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki: “Kim güzel bir âdeti başlatırsa, kendisine hem o davranışın hem de kıyâmete kadar onu örnek alan kimselerin sevâbı verilir. Kim de kötü bir âdeti başlatırsa, kendisine hem o hareketin, hem de kıyâmete kadar onu örnek alan kimselerin günâhı yüklenir.” Bu hadîs-i şerifte sünnet kelimesinin, âdet mânâsında kullanıldığı görülmektedir.


Fıkıh ve fıkıh usûlü ilimlerinde sünnet, farklı şekillerde târif edilmiştir. Bazı fıkıh âlimleri, farz ve vâcib dışındaki nâfile ibâdetlere sünnet derken, diğer bazıları aynı zamanda hukukî muâmelelerin mendub olanlarına da sünnet demişlerdir. Kezâ, bid‘at’in zıddına da sünnet adı verilmiştir. Usûl âlimlerine göre ise sünnet, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in söz, fiil ve takrîr (tasvip)’leridir. Bu bakımdan İslâm’da sünnet, dinî hükümlerin delillerinden bir delil ve teşri‘ (hüküm koyma, kanun yapma) kaynaklarından bir kaynaktır. Sünnet ile hadîs, bazan aynı mânâda kullanılır.


15 Ağustos 2017 Salı

Kâdı İyâs’ın Zekâsı




Bir adam, Basra kâdısı Tâbiîn’den İyâs bin Muâviye’ye (radıyallâhü anh) gelip:

“Ben hurma yersem beni cezalandırır mısın?” dedi. Kâdî İyâs (radıyallâhü anh):

“Hayır” dedi.

“Hurma ile su içsem beni cezalandırır mısın?” dedi. İyâs (radıyallâhü anh):

“Hayır” dedi.

“Peki, öyleyse hurma şarabı da bunlardan yani hurma ve sudan yapılıyor. O neden haram oluyor?” deyince Kâdî İyâs (radıyallâhü anh):

“Sana toprak atsam acıtır mı?” “Hayır.”

“Toprağa biraz su döküp atsam bir tarafını kırar mı?” “Hayır.”

“Peki, o toprak ve suyu karıştırıp tuğla yapıp güneşte kurutsam ve onunla kafana vursam ne olur?”

“Kafam kırılır.” deyince “İşte şarap da böyledir.” dedi.




Fazilet Takvimi


14 Ağustos 2017 Pazartesi

Kadın Vitrin Malzemesi


Huzurun Kaynağı Aile



Yıllardır kadın, “kadına özgürlük” adı altında sanayide, ticarette, reklamda, siyasette vitrin malzemesi olarak kullanılmakta, sözde kadın hakları savunucularının, feministlerin sesi çıkmamakta.

İşlerini güçlerini bırakmışlar, evinde çoluk çocuğu ile huzur içinde oturan kadınları nasıl sokağa dökeriz, nasıl kendimize benzetiriz bunun hesabını yapmaktalar, bunun mücadelesini vermekteler. Tabii, bunu yaparken de birilerinin kendilerini kullandığından, siyasi, ticari faaliyetlerine alet ettiğinden haberleri yok. Veyahut da bilerek bu oyunda yer almaktadırlar.

Nerede O Eski Ramazan-ı Şerifler



Bilhassa son yıllarda internetin ülkemizde yaygınlaşmasıyla hayasızlık çok hızlı bir şekilde artış göstermektedir. Toplumumuzda, edeb dışı görüntüler ve yazılar gün geçtikçe sıradan, normal bir hayat tarzı şeklinde sunulmaktadır. Bazen daha ileri gidilerek dini günlerde yapılmaktadır bu sunum.

Örnek mi istiyorsunuz, işte size “Feshane Direklerarası” şenlikleri. Mübarek ramazan ayı münasebetiyle düzenlenen, “Feshane Direklerarası” şenliklerinde kadın şarkıcıların, transparan denebilecek kıyafetlerde sahneye çıkartılması en başta ramazan ayına hakarettir, dolayısıyla dinle alay etmektir. Bununla yapılmak istenen; orucunu tutan, hatta namazını da kılan fakat, akşam olunca da içkisini içen, haram helal demeden her türlü eğlencenin içinde olan bir toplum ortaya çıkartmak. Eğer bir toplum bu hale gelirse zaten iş bitmiş demektir. Çünkü hayasızlık ile iman bir arada kalamaz.



Huzurun Kaynağı Aile
Mehmet Oruç





Müfred not:
Normalde böyle şeylerden pek haberdar olmadığımdan yazıyı okuyunca google'dan bir araştırma yaptım. Ve şöyle bir görüntü çıktı karşıma. Videoyu sonuna kadar izlemeye hacet yok. İlk saniyelerde anlarsınız zaten Ramazan-ı şerife uygun mu değil mi diye.


Hayzlı Veya Nifaslı Kadına Yasak Olanlar


Kadınlara Mahsus Haller


1- Namaz kılamaz. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: “Kadın hayzlı iken namaz kılamaz, hayzı bitip özrü devam ederken kılar.” (E. Davud)


2- Oruç tutamaz. Hz. Âişe validemizin naklettiği hadis-i şerifte, hayzlı iken tutulamayan orucu kaza etmek gerektiği, kılınmayan namazları kaza etmek gerekmediği bildirilmiştir. (Buhari)


3- Kur'an-ı Kerim okuyamaz. Hadis-i şerifte, “Hayzlı, cünüp olan, Kur'andan birşey okuyamaz” buyuruldu. (Tirmizi)


4- Mushafa el süremez. Çünkü Kur'an-ı Kerimde, “Ona (Kur'an-ı Kerime) temiz olanlardan başkası dokunamaz” buyuruluyor. (Vakıa 79) Peygamber efendimiz de, “Kur'ana ancak temiz olan dokunabilir” buyurdu. (Nesai)


5- Camiye, giremez. Hadis-i şerifte, “Cünüp ile hayzlıya mescide girmek helal olmaz” buyuruldu. (İbni Mace)


6- Ka'beyi tavaf edemez. Çünkü tavafta abdestli olmak lazımdır. Hadis-i şerifte, “Beytullahı tavaf etmek, namaz kılmak gibidir” buyuruldu. (Tirmizi)


7- Cima yapamaz yani hanımı ile ilişki kuramaz. (Bekara 222)



Hayzlı kadının, tesbih çekmesinde, salevat-ı şerife, kelime-i tevhid, istiğfar ve dualar ile, Rabbena atina gibi dua ayetlerini ezberden okumasında mahzur yoktur. Fatiha'yı dua niyetiyle okuyabilir. Hayzlı saç ve tırnak kesebilir. Cünüp olan saç ve tırnak kesemez.



Huzurun Kaynağı Aile
Mehmet Oruç






Yönlendirmeli Haber


Yalan Haberler



Osman Yüksel Serdengeçti, "Özgürlük verme bahanesiyle; kadınları kafes arkasından çıkaranlar, şimdi onları sokakta kafesliyor" demişti.

Fakat, kadınlar bunun farkında değiller. Hatta bu istismarları, haklara, özgürlüklere kavuşma şeklinde algılıyorlar. Kadın bir kesimde değil hemen hemen her kesimde sömürülüyor; ticarette, reklamda, siyasette, köşe dönmede...

Bir gazetede çıkan şu haber bunu açıkça ortaya koymaktadır. Haber kısa ama başlığı da dahil sonuna kadar istismar, yönlendirme, aldatma, kandırma üzerine bina edilmiş. Tam bir İngiliz siyasetiyle hazırlanmış. “İş yerinde flört faydalı çıktı” başlıklı haber şöyle:

“İngiltere’de çalışan 5 bin kadın arasında yapılan bir anket, çalışan kadınların iş yerinde flört etmeyi sağlıklı ve faydalı bulduğunu ortaya koydu. Ankete göre İngiliz kadınları, iş yerinde flört etmenin kendilerine güven kazandırdığına inanıyor ve çalışan her 10 kadından biri de, partner olarak ‘patronu’ seçiyor. Çalışan kadınların iş yerinden biriyle beraber olma oranları ise yüzde 28’e kadar çıkıyor. Ayrıca patronuyla beraber olan yüzde 10’luk bölümün yüzde 11’i evlenmeyi başarırken, yüzde 12’si de en azından ‘terfi etmeyi’ garantiliyor.”


Başkalaşmış Kadınlar


Başkalaşmış Kadınlar


Çalışan, iş hayatına alışmış kadının kocasına ve çocuklarına sağladığı destek sınırlı kalmakta ve aile içindeki rolünü tam yerine getirememektedir. Bunun için de genelde ailede uyumsuzluk olmakta ve istenilen huzur sağlanamamaktadır. TV sunucusu ve artisti Selin Dilmen, “Başkalaşmış kadınlar” başlıklı yazısında bu konuyu şöyle dile getirmektedir:


“Adettir, kadınlar bir araya geldikleri zaman erkeklerden bahsederler. Ya da en yalnız, en gizli düşüncelerinde erkekler olur.

Konuşmalarda hep erkeklerin olumsuz yanları dökülür ortaya. Gözlerinin dışarıda olduğundan, futbola ya da eğlenceye düşkünlüklerinden hatta sorumsuzluklarından dem vurulur.

Kadınlar, eğer kendi erkekleri hakkında bu gerçekleri itiraf edebilecek kadar samimi değillerse de en azından başka hemcinslerinin başına gelen tatsızlıkları konu ederler.


Batı Aydınının Kadına Bakışı




Şimdi de size, Avrupa’nın kadınlar hakkındaki atasözlerini sunacağım. Malûm olduğu üzere, atasözleri belli bir şahsın düşüncesini değil, o toplumun ortak düşüncesini gösterir.

Atasözleri bir kültürün aynasıdır. Toplumların hayat felsefesi, en kestirmeden atasözlerinde saklıdır.

Aşağıdaki atasözleri, Fransız yazar Quitard’ın “Proverbes sur les femmes” kitabından alınmıştır:


25 Temmuz 2017 Salı

Riya




Ashabtan Ebû Ümâme el-Bâhilî bir gün Mescide gelir, Mescidde secdeye kapanmış ağlayan birini görür, Ebû Ümâme adama:

- Sen sen (kendine gel), bu evinde olmalıydı!., der.



Muhammed b. Mübarek es-Surî şöyle diyor:

«Duayı açıktan açığa gece yap, O gündüz yapılmayacak kadar kıymetlidir. Çünkü gündüz yapılan dua insanlar için, gece edilen dualarsa âlemlerin Rabbi içindir.»


Hz. Ali (k.v.) şöyle der:

Riyâkârın üç alâmeti vardır: 1- Yalnız başına kaldığında (ibâdet hususunda tembellik eder» 2- Başkaları yanında gayrete gelir. 3- Övüldüğü vakit amelini artırır, yerildiğinde eksiltir.»



Kitabül-Kebâir
İmam Zehebî

Bedir Yayınevi



Ölüm Meleği


Ölüm


Ölüm meleği mü'minin ruhunu aldığında meyyitin evinin kapısı önünde bekler, ölünün yakınlarından kimisi yüzünü tırmalar, kimi saçlarını yolar, kimi ölüm diye çağırır. Bunun üzerine ölüm meleği şöyle der:

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Hz. Ali'nin (K.v.) Hikmetli Sözleri





* Adamın sahibi edep bulunması, maliki zeheb olmasından alâdır.

* Dini dünyaya satanın semere-i ticareti hüsran olur.

* Nefsine uyma; âsûde yaşarsın.

* Allah'dan kork, başkasından emin olursun.

* İnsanın sözü dîni demektir.

* Bahîlin altunu taş mesâbesindedir.

* Bırak gümrâhı gümrahlığında. (Bırak sapığı sapıklığında)

Münakaşanın Zararları


Münakaşanın zararları


Hakkı açıklamak niyetiyle de olsa, başkalarını mağlup etmek için yapılan tartışmalar zararlıdır. Bir kimsede tartışmada galip gelme sevgisi, hakkı karşısındakinin ağzından duymaktan daha sevimli gelirse, her kötülüğün içine girmiş demektir. Tartışmayı kazanma arzusu, diğer kötülüklere sebebiyet verir.

Hadis-i şerifte, “Hitabeti kuvvetli ve münakaşacı olan, faydalı amelden mahrum kalır” buyurulmuştur.

Tartışmanın pek çok zararı vardır. Bunların bazıları şunlardır:

23 Temmuz 2017 Pazar

Ayı’nın İyiliği


Faruk Yalçın Hayvanlar Alemi


Adamın biri ayıyı ölümden kurtarır. Ayı adamın yaptığı iyiliğe karşılık olarak bir petek bal getirir. 

Adam afiyetle balı yer. Bir müddet sonra da uyur. Yüzündeki tatlı bulaşığına sinekler konmaya başlar.

21 Temmuz 2017 Cuma

Küfür Ve Bid'at



«Allah'ın ilmi her yerde mevcuttur» demek hatâdır. (Zira ilmin bir mekânda oluşu âlimin de o mekânda oluşunu iktizâ eder. Tanrı mekândan münezzehtir.)


NİSAB kitabında deniliyor ki: «Herşey Allah'a ma'lûmdur» demek daha doğrudur.»

Yine TATARHANİYE'de deniliyor ki:
«Allah'ı üst veya altlıkla tavsif etmek benzetiş ve küfürdür.»

«Allah'ın, içinde hiçbir hikmet bulunmayan bir fiil işlemesi caizdir, diyen kimse kâfir olur. Zira böyle diyen kimse, Allah'ı idraksizlikle vasfetmiş oluyor. Bu ise küfrün tâ kendisidir, başka bir şey değildir.»

20 Temmuz 2017 Perşembe

Bir Nasihat Âdabı




Bir gün Halife Me'mûn, kendisine sert ve acı bir dille nasihat eden birine şöyle cevap vermiştir:

"Biraz halim-selim ol. Allâhü Teâlâ senden daha hayırlı olan Hz. Musa'yı, benden daha şerli olan Fir'avn'a gönderirken yumuşak konuşmasını tenbih ederek:

"Firavun'a gidin, çünkü o azdı (ilahlık iddia etti). Ona yumuşak sözle nasihat edin, olur ki nasihat dinler veya korkar.* (Tâhâ Sûresi, âyet 43-44) buyurmuştur.



Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat


19 Temmuz 2017 Çarşamba

Kıyamet Ne Zaman Kopacaktır?


Edirne Selimiye Camii


Kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allahü Teâlâ bilir. Peygamber Efendimiz Kıyametten önceki bazı garip, harikulade, kötü, yolsuz halleri bize bildirmiştir. Bunlara «Eşrât-ı Saat» (kıyametin alâmetleri) denilir. Belli başlıları şunlardır:

1) Din hususunda bilgisizlik ve cahillik yayılacak, icâzetsiz ve ehliyetsiz bir sürü kimse din hakkında konuşup fetva verecek. Bu suretle hem kendisi sapıtacak, hem başkalarını sapıttıracaktır.

2) İçki içmek yaygınlaşacak, sarhoşluk umumîleşecektir.

18 Temmuz 2017 Salı

Tırnak Kesme Âdâbı



Önce sağ elin şehâdet parmağından başlayıp, sonra orta, yüzük, serçe parmakların tırnaklarını sırayla keserek en sonunda başparmağa geçilmelidir. Sol elde ise küçük parmaktan başlayıp, sırasıyla yüzük, orta, şehâdet vebaşparmağa geçilmelidir. Ayak tırnakları kesilirken sağ ayağın küçük parmağından başlayıp sol ayağın başparmağına geçerek sırayla en son küçük parmağa ulaşılmalıdır.

Tırnak kesiminde bu usûl müstehap görülmüştür. İmam Gazali’nin (rh.) söylediği budur. [Bkz. Mahmud Muhammed Hattab es-Sübki (v. 1352 h.), el-Menhelü'l-Azbi'l-Mevrud Şerhu Süneni Ebî Dâvud, I, 189]

Tırnaklar parmağa zarar vermeyecek şekilde imkân nisbetinde dipten kesilmelidir.

Kaç günde bir kesileceğine dair farklı görüşler vardır. Efdâl olan, tırnakların haftada bir kesilmesidir. Onbeş güne kadar bırakılmasında da bir mahzur yoktur. Kırk günü aşması ise, tahrîmen (harama yakın) mekruhtur.




Yazının tamamını okumak için lütfen BURAYI ziyaret edin.


Faiz




Bir hadis-i şerifte:

«Faiz yetmiş türlü büyük fenalığa denktir. Bunların en hafifi kişinin anası ile zina etmesi ne ise o kadardır.»

Enes'den şöyle rivayet olunmuştur: «Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bize bir hutbe irad etti. Hutbesinde faizi anlattı, ehemmiyetinden bahsetti ve şöyle buyurdu: « Adama faizden isabet eden bir dirhem, İslâm nazarında otuz altı zinadan daha çirkindir.»

Hazreti Ebû Bekr: «Faiz alan da veren de ateştedir» diyor.

16 Temmuz 2017 Pazar

Âlimlerin Küfür Olduklarını Açıkladıkları Halkın Bazı Sözleri


Eyüp Sultan Cami


1. Allah'ın herhangi bir ismiyle veya emriyle (işiyle), cennet veya cehennemiyle alay etmek küfürdür.

2. Bir kişi «Allah bana şöyle emretse yapmam» derse kâfir olur.

3. «Kıble şu tarafa olsaydı o yöne dönüp namaz kılmazdım» derse kâfir olur.

4. Birisine: «Namazı bırakma Allah seni muhakkak hesaba çeker» denilse, o da «Hasta olduğum için kılamadığımdan dolayı beni muaheze ederse bana zulmetmiş olur» derse kâfir olur.



14 Temmuz 2017 Cuma

Ashab-ı Kiram (R.A.)



Peygamberimiz (s.a.v.):

«Her kim Ashabıma söverse Allah'ın ve bütün meleklerin ve insanların laneti onun üzerine olsun» buyurdu.


Hz. Enes'den, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu dediği rivayet olunmuştur:

 «Allah beni ihtiyar buyurdu (seçti), benim için de ashabımı seçti. Onları benim için dostlar, arkadaşlar ve hısımlar yaptı. Pek yakında onlardan sonra bir kavim gelecek, onları ayıplayacaklar. (Akıllarınca) onlara kusur bulacaklar. (Ey müslümanlar:) Onlarla birlikte yemek yemeyin, içmeyin, onlarla hısımlık kurmayın. Üzerlerine namaz kılmayın.»

13 Temmuz 2017 Perşembe

Dolaptaki Kelime "Lukata"


Lukata


Evin dedesi, bulunduğum kitaba son defa bakmış, evladını öpüp koklar gibi bağrına basmış. Bir gün seni okuyacak bir nesil elbet gelecektir.’ diye besmele ile, gömmeli dolaba usulca beni bırakmıştı.

İçinde bulunduğum gömmeli dolabın kapağını evin en küçük çocuğu açmak üzereydi. Annesi ‘Yaramazlık yapmadan duramazsın bir beş dakika değil mi?’ cümlesiyle çocuğu, dolabın önünden yere indirdi. Ne kadar da yaklaşmıştı bana. Belki hırpalayacaktı, yırtacak, karalayacaktı ama yıllar sonra gün yüzü görecektim.

12 Temmuz 2017 Çarşamba

3 Ayet




«Üç âyet-i kerime hükümce birbirlerine bağlı oldukları üç şeyle nazil olmuşlardır. Birinin hükmü ifa edilip yerine getirilmedikçe diğeri -ifa olunsa dahi- kabul edilmez:


1. Allah'ın: «Allaha itaat edin, Peygamberine itaat edin» (Nisa: 59) mübarek emridir. Kim Allah'a itaat  edip Resûlullâh (s.a.v.)'a itaat etmezse onun bu itaati kabul edilmez.

2. Kur'an'ın «Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin» (Bakara: 110) hükmüdür ki, namazını kılıp fakat zekâtını vermeyen kimselerin namazı kabul edilmez.

3. Cenab-ı Hakk'ın: «Bana ve ana babana şükret» (Lokman: 14) fermanıdır. Kim ki Allah'a şükredip de ana ve babasına teşekkür etmezse Allah'a karşı yaptığı şükrü şayanı kabul değildir.


Bunun için Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurur: «Allah'ın rıza ve hoşnutluğu ana ve babanın memnun kalışında, Allah'ın gazap ve öfkesi de ana ve babanın kızmasındadır.»





Kitabül-Kebâir
İmam Zehebî

Bedir Yayınevi


10 Temmuz 2017 Pazartesi

Kumar Oynamak, Tavla, Satranç



Allahü Teâlâ buyurdu:

«Ey iman edenler! İçki, kumar, (tapmaya mahsus) dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bun(lar)dan kaçının. Ki mutadınıza eresiniz. Şeytan içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (hepiniz) vaz geçtiniz değil mi?» (Mâide: 90, 91)Ayet'in aslında geçen «meysir» kumarın her nevine şümulü olan bir kelimedir. Tavla, satranç, yüzük, zar, ceviz, yumurta, taş oyunu ve saire gibi...


Kumar, Allahü Teâlânın:

«Aranızda mallarınızı haksız sebeplerle yemeyin» (Bakara: 188) âyeti ile yasak kıldığı bir yoldan insanların malını yemektir.


Kumarbaz, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)in şu hadislerinde nitelendirdiği kimselerdendir:

Sirke




Mekke-i Mükerreme'nin fethi günlerinde, bir gün Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) amcasının kızı Ümmühânî'nin evini teşrif edip, "Yâ Ümmehânî! Senin biraz yiyeceğin var mıdır?" buyurdu.

Ümmühânî (r.anha): "Bir iki kurumuş et parçası var ama, ben onu size takdim etmeye utanırım." dedi.

Resûlullah (s.a.v.): "Onu bana getir." buyurdu.

Ümmühânî gitti, getirdi. Resûlullah o kuru et parçalarını su ile güzelce ıslatıp kabarttı ve biraz da üzerine tuz ekti. Sonra buyurdu:

"Ey Ümmühani, başka bir katığın var mıdır?"

Ümmühânî "Biraz sirke vardır." diyerek gitti sirkeyi de getirdi. Resûlullah (s.a.v.) o ıslanmış ve kabarmış etlerin üzerine biraz da sirke döktü ve yedi. Cenâb-ı Hakk'a hamd ve senalar ile hayır duâ etti ve buyurdular ki:

"Ey Ümmehânî! Ey amcamın kızı! Sirke ne güzel bir katıktır. Bir evde sirke bulunursa, o ev halkı fakirlik görmez."



Ashâb-ı Kirâm'dan Câbir bin Abdullah (r.a.) bir eve müsafir olmuş idi. Ona ekmek ve biraz da sirke getirildi. O yanındakilere şöyle söyledi: "Bundan yiyiniz, zira ben Resûlullâh'dan işittim "Sirke ne güzel katıktır. Bir topluluğa kendilerine ikram olunan şeyi hakir görmeleri, bir adama da elinde hazır olandan ikram etmeyi hoş görmemesi fenalık olarak yeter." buyurdular.



Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat


9 Temmuz 2017 Pazar

İntihar



Cündüb b. Abdullah'dan Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

«Sizden önce geçen ümmetlerden birisinde bir kişi vardı. Onun vücudunda yaralar bulunuyordu. Yaraların elemine (acısına) dayanamamış, bir bıçak alarak elini kesmiş ve kan kaybından nihayet ölmüştü. Allahü Teâla: Kulum kendi kendine (ölüme teşebbüs ederek) beni geçti (takdirime karşı geldi). Ben de ona cenneti haram kıldım buyurdu.»
Bu hadis-i şerif Buhari ve Müslim'in Sahihlerinde mevcuttur.


Ebû Hüreyre'den yapılan rivayete göre Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Kim ki keskin bir âletle kendini öldürürse o kimse cehennem ateşinde elindeki bıçağı karnına saplayarak sürekli azab olunur. Kim ki, kendini zehirlerse, bu da cehennem ateşinde elindeki kadehteki zehri içerek muhalled (ebedi) bir surette azab olunur. Kim ki kendini bir dağın tepesinden atarak intihar ederse, o da cehennem ateşine kendini atarak ebedî ta'zib olunur (azab görür).»
Bu hadis-i şerif de Buharî ve Müslim'de tahric olunmuştur.




Kitabül-Kebâir
İmam Zehebî

Bedir Yayınevi


8 Temmuz 2017 Cumartesi

Biz Hıristiyan Olduk Haberiniz Olsun




Almanya’dan yaşlı bir teyze aramıştı. Ağlamaktan konuşamıyordu. Kendine gelmesi için telefonda bekledim. Biraz rahatladıktan sonra anlatmaya başladı. Evladım yirmi senedir, Almanya’dayız. Karı-koca gece gündüz çalışarak çocuklarımızın iyi bir öğrenim görmesini sağladık. Oğlum 27, kızım 25 yaşında okullarını bitirdiler. İşe başladılar. Keyfimize diyecek yoktu artık. Yirmi sene çok sıkıntı çekmiştik fakat sonunda çocuklarımızın geleceğini sağlama almıştık. Mutluyduk. Fakat bu mutluluğumuz uzun sürmedi, ancak bir sene sürdü. Bir haftadır gözümü kırpmadım, iki gözüm iki çeşme, durmadan ağlıyorum. Çünkü, geçen hafta işten dönen çocuklarım, “Biz Hıristiyan olduk” haberiniz olsun dediler. Biz şiddetli tepki gösterince de evi terk ettiler. Şimdi misyonerlerin kaldığı bir evde kalıyorlar. Bu olay bizi yıktı. Ne olur bize yardımcı ol, çocuklarımı nasıl dinimize döndürebilirim?”

7 Temmuz 2017 Cuma

Kadının İslam Toplumundaki Yeri


Dinimiz ailenin temel taşı olan kadına çok değer vermiş, onu en yüksek dereceye çıkarmıştır. İslâmiyyetin kadına verdiği kıymeti hiçbir din, hiçbir düşünce vermemiştir. Kadının erkekle eşit olduğunu, erkeğin bütün haklarına mâlik olduğunu söyleyerek, kadına erkek işlerini yaptırmak insâfsızlıktır. Ona yapmayacağı işleri yüklemek ağır işlerde çalıştırmak, kadına değer vermek değil, ona zulmetmek olur.

Dinimize göre, kadın çalışmak zorunda da değildir. Erkek akrabâsından, zengin olanlar kadına bakmaya mecburdur. Yakın akrabâsı yoksa veya fakîr iseler, (Beytül-mâl) yâni devlet her türlü ihtiyâçlarını karşılar.

6 Temmuz 2017 Perşembe

İyiliği Başa Kakmak


Bolu Sülüklü Göl



Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu:

« Üç kimse vardır ki (cehenneme girmeden) cennete giremeyecekler: Annesine babasına karşı gelen, içkiye devam eden, yaptığı iyiliği başa kalan» (Nesaî rivayet etmiştir)


Allah Resulü buyurdu:

«Pis, hilekar, cimri ve mennan cennete giremez.»
Mennan: Bir şey verip veya tasaddukda bulunup sonra yaptığı bu iyiliği başa kakan kimsedir.




Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu:

«Yaptığınız iyiliği başa kakmaktan sakının. Çünkü o şükrü heder, sevabı da yok eder.» (Resûlullâh (s.a.v.) böyle buyurduktan sonra şu âyeti okudu:) «Ey iman edenler sadakalarınızı başa kakmak ve incitmek suretiyle heder etmeyin.» (Bakara 264)


İbni Sîrin, bir adamın başka birisine: «Sana iyilik ettim, şöyle şöyle yaptım» dediğini duyunca.

- Sus! Sayılan iyilikte hayır kalmaz der.

Büyüklerden biri de şöyle diyor. Yaptığı iyiliği başa kakan teşekkürü, amelini beğenen de sevabını yitirir.



Kitabül-Kebâir
İmam Zehebî

Bedir Yayınevi


5 Temmuz 2017 Çarşamba

Feminizm


Feminizm nedir


Kadınların hayâlarının, utanma duygularının yok edilmesinde, aileden uzaklaştırılmasında “Feminizm” in önemli bir rolü vardır. Bunun için feminizmin ne olduğunu, hedefini bilmemiz gerekiyor:

Feminizm, felsefî bir fikir hareketi olarak ilk defa Batı’da, kadınlara hiçbir değer verilmemesi, insan olarak sayılmaması sonucu Fransız devriminden sonra ortaya çıktı. Fransız devriminin etkisiyle, feminist düşünce İngiltere’ye de sıçradı. Daha sonra ABD ve bütün Avrupa ülkelerine yayılarak kadın, siyâsî çalkantının içine sokuldu.

Günümüzde ılımlı feminizm, radikal feminizm gibi sıfatları kullanan bu akım; iyice çığırından çıkartılarak erkeklere düşmanlık, sokakları-barları-geceleri erkeklerle paylaşmak, analıktan, ev kadınlığından nefret etmek, aileyi, nikahı red etmek gibi insan tabiatına tamamen aykırı bir akım haline geldi. Bu kadar zararlı bir akım haline gelmesine de Feminizmi ticari, siyasi, idelojik maksatlarına alet eden sosyalist ve siyonist kuruluşlar sebep oldu.

Araştırmacı-yazar Aytunç Altındal feminist harekete kimlerin destek verdiğini şöyle ifade eder: “Feminist hareketler Masonluğun etkisi altındadır. Son 50 yıldaki feminist hareketlere baktığımızda bunların arasında ilaç ve kozmetik üreticileri olduğunu görüyoruz. ‘Kadına bir şey satabilmemiz için onu sokağa ve inançsız bir alana çekmemiz lazım, diyorlar' Onun için birçok paneller düzenliyorlar. Önde kadın var, arkada ise görünmeyen bir sponsor. Ya da çok agresif bir kadını köşe yazarı yapıyorlar. Bu yeni değerleri savunması için.” (Sabah,10.8.2001)

Başlangıçta haklı sebepler öne sürmüşlerdi. Çünkü, eski Hind, Yunan ve Roma hukukunda kadın hiçbir hakka sâhip değildi. Meşhur Yunan filozofu Eflâtun’a göre: “Kadın elden ele, orta malı olarak gezmeli.”; Aristo’ya göre de: “Kadın, yaradılışta yarı kalmış bir erkek”ti. Eski Çin’de kadın, insan bile değildi; ona isim bile verilmezdi. İslâm'dan önceki Cahiliyyet Toplumunda kadının durumu ise herkesin malûmudur.

İngiltere’de 18. asırda bile kocalar kadınlarını pazara götürüp satardı ve onlara şeytan nazarıyla bakılırdı. Hattâ 1830’lara kadar Avrupa’da beyaz kadın ticâreti yapılırdı. Avrupa’da kendilerine göre bazı haklı sebeplerle ortaya çıkan feminizmde ölçü kaçırılınca, ahlaki ve sosyal bakımdan çok olumsuz sonuçlar doğdu. Feminizm hareketine kapılan kadın, genel olarak kayıtsız şartsız özgürlük anlayışı ile hayatta hiçbir insan için geçerli olmayan "Hayatımı istediğim şekilde yaşamak hakkımdır!" düşüncesine kapıldı.

Bu düşünce, toplumun temel taşı olan aile yuvasının iğreti bir hal almasına, kadın ve erkeğin, aile sorumluluklarını çekilmez bir yük ve bir tür esirlik gibi algılamalarına yol açtı. Bu da, nikahsız beraberlikleri getirdi. Böylece sözde kadın özgürlüğünü savunan feminizm sebebiyle aile yıkılmış oldu, bunda da en büyük zararı “orta malı” haline gelen kadın çekmiştir.

Feminizm, Batıda bir felsefî hareket olarak doğarken, İslâm memleketlerinde kadın, asırlardır huzur dolu bir hayat yaşadı. Müslüman erkek, hanımını mesud etmek için elinden gelen her türlü gayreti gösterdi. Hanımına karşı dâimâ güleryüzlü oldu. İslam ahlakı ile ahlaklanmış bir Müslüman onu değil dövmek, üzmekten bile çekindi. Bu yüzden İslâm ülkelerinde feminizm îtibâr görmemişti. Fakat son yıllarda, İslamiyetten habersiz sosyete arasında ilgi görmeye başladı; arkasından din cahili, aile mefhumundan uzak “İslamcı” entel kadınlar arasında da yayılmaya başladı.

Dinimizde, dinsizliği esas alan feminizmin yeri yoktur. Dinimiz, kadına layık olduğu değeri vermiştir. Peygamber efendimiz; “Müslümanların en faydalısı, hanımına karşı iyi ve faydalı olandır.” ve “Cennet, anaların ayakları altındadır.” buyurmuştur. Ayrıca Vedâ Hutbesi’nde kadınların haklarının gözetilmesini, bu hususta Allah’tan korkmayı, kadınların erkekler üzerinde, erkeklerin kadınlar üzerinde haklarının bulunduğunu belirtmiştir. Avrupa’nın kadın haklarını savunmayı yeni yeni düşündüğü bir zamanda İslâmiyet, daha 14 asır önce âilenin temelini meydana getiren kadına şeref ve îtibârını kazandırmıştı.



Feminizmin Yaptığı Yıkım!


Batı’da kadını kurtarma amacı ile ortaya atılan “feminizm”, kadını kurtarmayı bırakın, onu daha kötü duruma düşürdüğü gibi, toplum dengelerini de alt üst ederek sosyal barışı yıktı. Dinsiz bir temele dayandığı için önce din hedef seçildi. Kadınlar sokağa dökülerek aileye savaş ilan edildiği için aile de yıkıldı. Çocuklar ailenin sıcak kucağından her türlü kötülüğün kol gezdiği sokağa bırakıldı. Alkolik, uyuşturucu bağımlısı dinsiz bir gençlik yetişti.

Aile yok edilince, cinsel sapıklıklar tarihin hiçbir döneminde görülmeyen boyutlara vardı; eşcinsellik yer yer kanunlaştı, kadınlarda erkeklerden nefret duyguları gelişince lezbiyencilik yaygınlaştı.

Kadına fıtratına, yaratılışına aykırı yük yüklendiği için ailenin temel direği olan kadın dengesini kaybetti. Perişan bir hale düştü. Eski günlerini mumla arar hale geldi; fakat geri dönüşü olmayan bir yola girildiği için dönüş yapamadı.

Kadının bu perişan halini ve istismarını bir araştırmacı şöyle dile getirmektedir: “Kadının istikrarsız duygusallığı, güzel bir kazanç aracı olmaya çok elverişli idi. Yani Batı’da kadın, yine kazanç aracı, yine zevk aracı olarak kullanılacaktı. Yine ezilecekti ve horlanacaktı ama, bunun yöntemi değişecekti. Yani kadın yine erkeğin arabasına koşulan at durumunda kalacak, ama ne var ki, arabayı arkadan kırbaçlanarak çekmesi yerine, önüne yeşil bir gözlük takılarak yeşil ota kavuşmak ümidiyle koşturacak ve yine aynı arabayı çekecekti. Değişen sadece buydu.”

Kadın, istismar edilip sıcak aile ortamından sokağa çekilerek ucuz işçilik temin edildi. Kapitalistler ceplerini doldurdu. Yeni yeni endüstri kolları geliştirildi. Kozmetikler ve moda gündeme geldi. Bunlar aracılığıyla kadın süslenip-püslenip erkeğin bulunduğu her yere girebiliyor, ayrıca defilelere ve yarışmalara çıkarılıyor, bunlar diğer kadınların bu yoldaki tutkularını artırıyordu. Böylece erkekler, hem cebini dolduruyor, hem de erkekler gibi her alanda görev alma hakkını (!) elde eden kadını her aradığında elinin altında bulundurup zevklerini tatmin edebiliyorlardı.



Huzurun Kaynağı Aile
Mehmet Oruç


Fatih'in Çocukluk Çizimlerinin Psikolojik Tahlili


Fatih Sultan Mehmet Han'ın Çocukluk Defterinden Çizimler


Resimlerin yorumlanması çocukları anlama ve değerlendirmede kullanılan tekniklerden bir tanesidir. Çocuk resimleri; onların fiziki ve pisikolojik özellikleri, rahatsızlıkları, içinde bulunduğu ruh hali, çevresine bakış açısı, zekası, geliştirdiği ilişki kalıpları, resim yeteneği ve yaşı gibi özellikleri hakkında bize fikir vermektedir.

Bu değerlendirmede bize yardımcı olan şeyler ise, genel kompozisyon, resimdeki insanlar, insanların birbirlerine göre duruşları, insan ve objelerin büyüklüklerinin resme yansıması, uzuvların çizilişi, uzuvların büyük küçük çizilmesi veya hiç çizilmemesi, resimde bulunan varlıkların oranları, resimdeki ayrıntı, gerçekçilik, kullanılan renkler, çizim süresi, silgi kullanma sıklığı, naiflik, yer çizgisi ve ufuk çizgisinin varlığı, evler ve evlerin içinin çizilmesi gibi unsurlar göz önünde bulundurulmakta ve yapılan yorumlarda kullanılmaktadır.

Fatih'in bu çizimlerinin 4-7 yaş arasında yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu yaş aralığı çocuklarının genel olarak çizimleri çok net ve belirgin değildir. Ayrıntı pek fazla yoktur. Gerçekle çok uyumlu değildir, hayali resimler çoğunluktadır. Yüz ifadesi genelde verilemez ve önden görünümlüdür. Resim kâğıdında resimler tesadüfi bir şekilde dağınık olabilir.

Fatih'in bunları çizdiği dönemdeki yaş aralığı göz önünde bulundurularak yapılan yorumda en göze çarpan özellik, yaşının çok çok üzerinde çizimler yapmasıdır. El-göz koordinasyonu kuvvetlidir.

Çizgiler kesin ve amaçlıdır. Buradan özgüveni yüksek bir çocuk olduğu anlaşılmaktadır. Resimlerde uzuvların kendi içinde ve diğer uzuvlara göre oranı oldukça gerçekçidir. Bir yetişkinin verebileceği kadar ayrıntıyı resimlerinde verebilmiştir. Buradaki insan başı çizimlerinde çizdiği kişinin duygusunu yansıtabilmiştir. Fesli adamın üzüntülü, çökkün halini net bir şekilde ifade edebilmiştir. İnsan yüzünü farklı açılardan çizebilmektedir. Bu da yaşıtlarında olmayan bir özelliktir. Burun, göz ve ağzı duygu ifade edecek şekilde bir bütünlük içerisinde ve ayrıntılı olarak çizmiştir. Bu uzuvları her resimde farklı çizmesi dikkate değerdir. Çünkü genelde yetişkinler bile bu uzuvları birbirine benzer çizmektedirler.

Resimlerde içinde bulunulan yaşın gereği olan naiflik (çocuksu saflık) pek görülmemekte ve bakanlara yetişkin resmi olduğunu düşündürmektedir. Bu durum üstün yetenekli çocuklarda görülen bir özelliktir. Resimlerde burunları büyük ve belirgin çizmesi bir güç temsili olarak yorumlanmaktadır. Fatih, gerçekçi resimlerin yanı sıra fantastik (hayali) resimleri de başarıyla yapabilmektedir.

Fatih'in kişiliğiyle ilgili tarihi kaynaklarda bulunan bilgileri ile resimlerinin yorumu birbiriyle uyuşmaktadır. Sadece burada gördüğümüz sınırlı sayıdaki çizimleri onun üstün hatta dahi olduğunu desteklemekte ve yaşının çok üstünde bir resim yeteneğine sahip olduğunu da göstermektedir.

Mehmet Emin Bakırdemir



İnsan Ve Hayat Dergisi
Mayıs 2010



4 Temmuz 2017 Salı

Nemime Kovuculuk




İmam Gazali diyor ki:

Kendisine bir söz getirilen ve senin hakkında falan şöyle şöyle söyledi diye çekiştirilen kişinin şu altı hususa dikkat etmesi gerektir:

1. Söz taşıyanı hemen tasdik etmemeli. Çünkü o fâsık bir gammazdır. Fasıkın haberi ise kabule şayan değildir.

2. Onu jurnalcılıktan nehyetmeli ve ona nasihat etmeli, yaptığı işin çirkin olduğunu bildirmeli.

3. Allah için ona (o kötü haline) buğzetmeli. Zîra o Allah'ın lanetine uğramıştır. Allah için buğzetmek  vaciptir.

4. Hakkında konuşulan kimse için su-i zanna kapılmamalı. Çünkü Allah kötü zandan nehyetmiştir.

5. Anlatılan mevzuun doğruluğunu araştırmaya kalkışmamalı. Zîra Allahü Teâlâ kusurları araştırmayı yasaklamıştır.

6. Kovucu için nehyettiği şeyi kendi nefsine reva görmemeli. Yani nemmamın çekiştirmek istediğini başkalarına aktarmamalı.


Kitabül-Kebâir
İmam Zehebî

Bedir Yayınevi


Zulüm - Hikaye


Üsküdar - Çamlıca



Ariflerden birinden şöyle hikâye edilir: Bir kolu omuzundan kesilmiş bir adam gördüm. «Benim bu halimi gören sakın kimseye zulmetmesin» diye bağırıyordu. Adamın yanına yaklaştım ve:

- Kardeşim başından geçen hâdise nedir, anlatır mısın?., dedim. O:

- Benim başımdan geçenler ilginç bir kıssadır. Ben zâlimlerin avanelerindendim. Bir gün bir balıkçı gördüm, büyük bir balık yakalamıştı. Balık dikkatimi çekti, adamın yanına vardım:

- Bu balığı bana ver, dedim.

- Veremem, ben bunu satıyor, parası ile de ailemin nafakasını temin ediyorum, dedi. Ben adamı dövdüm ve zor kullanarak elinden balığı aldım. Balığı evime götürürken yolda parmağımı ısırdı. Eve geldiğimde balığı bıraktım. Parmağımı sıkmaya başladım. Çok acıyordu, ağrısının ve sızısının şiddetinden gece uyuyamadım. Elim şişmeye başladı, sabah hemen doktora gittim, durumumu ar-zettim. Doktor:

- Parmağın kangren olmuş, kesmek gerekiyor yoksa elin de kesilir dedi. Parmağım kesildi. Sonra ağrısı elime vurdu. Gece uyuyamadım, acısından yerimde duramıyordum, kurtarın diye bağırıyordum. Bana:

- Dirseğe kadar kestir denildi. Ben de kestirdim. Sonra sızısı pazuya vurdu. Pazum daha fazla ağrıyordu. Kolunu omuzundan kestir dediler, aksi halde bütün vücuduna sirayet eder. Bu ara birisi bana, duyduğum acının sebebini sordu. Ben de balık kıssasını adama anlattım. O zat bana:

- Eğer sen ilk sızıyı duyduğunda balığın sahibine gidip helâllik alıp onu razı etse idin kolun parça parça kesilmezdi. Durma, sızı bedenine sirayet etmeden derhal balıkçıya git gönlünü al dedi. Ben her yerde balıkçıyı aramaya başladım. Bulunca ayaklarına kapandım. Ayaklarını öptüm, ağlıyordum.

- Ey efendim, Allah aşkına beni bağışla diye yalvarmaya başladım.!

- Kimsin sen?

- Ben senden zorla balığı alan zavallıyım dedim ve macerayı anlattım kolu mu gösterdim. Adam kolumun vaziyetini görünce ağlamaya başladı ve sonra:

- Kardeşim, uğradığın bu belâdan dolayı sana hakkımı helâl ettim, dedi. Ben:

- Efendim, Allah için söyle. Elinden balığı alınca aleyhimde dua ettin mi?

- Evet: «Allah'ım bana verdiğin nafakayı şu adam zorla elimden aldı. Onun zatında bana kudretini göster» diye ilticada bulundum. Ben:

- Ey efendim, Allahü Teâlâ benim zatımda kudretini sana gösterdi. Ben zâlimlere yapmakta olduğum hizmetten Allah'a tevbe ediyorum, onların kapılarına dönmeyeceğim, yaşadığım sürece onların yardımcılarından olmayacağım inşaallah, dedim.



Kitabül-Kebâir
İmam Zehebî

Bedir Yayınevi







3 Temmuz 2017 Pazartesi

Felsefe Ve Tefekkür



Madde ve hayâtı, kâinât, cemiyet, rûh, ölüm, ölüm sonrası, din ve tanrı konularını inceleyen ve bunlarla ilgili akla dayanarak ortaya konulan düşünce ve görüşlerin tamamına “felsefe” denir.

Felsefede vahyin yerini akıl aldığı için İslam dininde felsefenin yeri yoktur. 

Çünkü felsefenin cevap aradığı soruların hepsine hiç değişmez ve aksi iddia ve isbat edilemeyecek bir mükemmellikte dinimizde cevap verilmiştir. Kur’ân-ı kerîm, yaratanı (Hâlık’ı) ve yaratılmışı (mahlûku) birbirinden kesin bir şekilde ayırarak, her şeyin aslını haber vermektedir.

İnsan, ruh, yaratılış, hayat, ölüm, ölümden sonraki hayat, ahlâk, cemiyet düzeni ve idâresi ve felsefecilerin akıllarına dayanarak îzâh etmeye çalıştıkları her şey, Allahü teâlâ tarafından, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma bildirilmiş ve O da bütün insanlara, kıyâmete kadar değişmemek üzere, tebliğ etmiştir. Îmânın altı esâsı içinde bütün bunlar vardır ve kaynağı akıl değil vahiydir.

Felsefeciler kendilerine, akıllarına o kadar güveniyorlar ki, Eflâtûn, Îsâ aleyhisselâmın zamanında yaşamasına rağmen, “Olgunlaşmış olanın olgunlaştırıcıya ihyacı yoktur” diyerek O yüce Peygambere ümmet olma şerefinden mahrum kalmıştır.

Dini bilgiler vahiy ile geldiği insan aklından çıkmadığı için, fen bilgisinin, tekniğin, zamanın, coğrafyanın ve insan aklını değişmesiyle değişmez. Kıyâmete kadar bâkidir, devamlıdır. Îmânın altı esâsını iyi öğrenen, Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği gibi inanan bir Müslümanın, felsefecilerden öğreneceği bir şey ve felsefe yapacağı bir konu kalmaz. 

Batı âleminde ve bilgileri tamamen batıya dayananlar nazarında, İslâm dünyâsındaki tasavvuf, felsefe zannedilmiş ve tasavvuf büyüklerinin (evliyâların) pek çoğu haksız ve yanlış olarak filozof olarak isimlendirilmiştir. “İslâm felsefesi” tâbiri de bu yanlışlıktan doğmuştur.

Felsefe ile tefükkürü karıştırmamalıdır. İslâm dîninde “tefekkür” vardır ve çok kıymetli bir ibâdettir.Tefekkür “Fikri, bâtıldan hakka çevirmek.” olarak târif edilmiştir.Tefekkür eden kimseye “mütefekkir” denir.

Tefekkürden maksat iki şeydir. Birincisi: Allahü teâlânın azametini (büyüklüğünü), kudretini düşünerek, insanın bu azamet karşısındaki acz ve zayıflığını anlayarak, O’na yönelmek ve sığınmak, eşyadan, olaylardan, kâinattan ibret alarak, eserden müessire (o eseri yaratana) yol bulmak.

İkincisi: Günlük hayatta karşılaşılan güçlük ve sıkıntıları yenmek, eşyayı, ilmi ve tekniği İslâm dîninin bildirdiklerine uygun, insanların râhat ve huzûrunu temin etmekte kullanmak için akıl ve fikir yormak.


Mehmet Oruç





Çok Başlı Ejderhayla Çok Kuyruklu Ejderha




Türk padişahının bir elçisi Alman imparatoruna gelmiş bir ara.

Tarihlerin yazdığına göre bu elçi kendi padişahını övmüş Almanlara.
— Bizim sultan, demiş; çok daha kudretlidir sizin imparatordan.

Alman'ın biri üstelemiş:
— Bizimkinin öyle beyleri var ki, demiş; her biri bir devletin başıdır. Her bey ayrı bir ordu çıkarır.


Türk elçisi uyanık adammış, lâfın altında kalmamış:

— Evet, demiş; duymuşluğum var. Başlarına buyrukmuş sizin beyler. Ama bakın bu durum ne getirdi aklıma. Olmayacak bir şey, ama oldu, ben gördüm. Çitle çevrili bir yerde oturuyordum. Bir de baktım yüz başlı bir ejderha, Yüz başını birden geçirmiş çitin deliklerinden. Sen gel de korkma, Kanım donacaktı nerdeyse. Ama korktuğumla kaldım, o başka. Ejderhanın başları girdi, gövdesi giremedi çitten içeri. Bitti derken bu korkulu rüya, Bir de baktım bir başka ejderha. Bu seferki tek başlı, yüz kuyruklu, Geldi çitin önünde durdu. Ben başladım yine ecel terleri dökmeye.

Bu ejderhanın tek başı giriverince bir delikten, gövdesi, kuyrukları, muyrukları süzülüp geldi ardından, deliği açtıkça açaraktan. Anladınız mı ne oluyor bu iki ejderha? Biri sizin imparator, biri bizim padişah.




Masallar
Jean De La Fontaine



2 Temmuz 2017 Pazar

Bid'at


Zührî (RA) şöyle anlatıyor:

— Enes bin Mâlik (R.A.)'ın yanına girdim, ağlıyordu. Kendisine dedim ki: «Sizi ağlatan şey nedir?»

Dedi ki: «Resûlüllah (A.S.) zamanında ulaştığım şeylerden hiç birinin olduğu gibi kaldığını bilmiyorum. Yalnız şu namaz kalmıştı. O da (te'hîr edilmekle, tâdilinin terkiyle, âdâb ve erkânına riâyet edilmemekle) ziyana uğramıştır.»




Gudayf bin Haris (RA)'den; Peygamber (A.S.) buyurdular ki:

«Herhangi bir ümmet, Peygamberinden sonra kendi dininde bir şey icad edip ortaya çıkarmışsa mutlaka «Sünnet»'den onun mislini kaybetmiştir.»




Tarikat-i Muhammediyye
İmam-ı Birgivi Muhammed Efendi

Demir Kitabevi



1 Temmuz 2017 Cumartesi

Kadının Hal-i Pür Meali




1850’li yıllara kadar, bütün dünyada ailenin yapısı hemen hemen aynıydı. Erkek evin geçimi sağlar, kadın da ev işleri ile, çocuklarının eğitimi ve yetişmesiyle uğraşırdı. Sanayi devrimi ile beraber evin geçimine kadın da dahil edildi. Bu, görünüşte kadına bir iyilik olarak sunuldu. Fakat patronların gizli niyeti başkaydı. Bu da, kadını ucuz işçi olarak gördüklerinden, kadını istismar ederek zenginliklerine zenginlik katmaktı. Bu maksatla, “Kadınlara özgürlük”, “Ekonomik bağımsızlık” gibi cazip sloganlar ile zaten çok yorucu olan ev işlerine ilaveten kadına bir de geçim yükü yüklendi. Gücünün çok üzerinde yük yüklendiği için de kadının vücut kimyası bozuldu. Günümüz kadının bu halini, “Kadının Hal-i Pür Meali” (Kadının perişan hali) yazısı ile “Bazaar” moda dergisinde Candan Turhan hanım çok güzel dile getirmiş:

30 Haziran 2017 Cuma

Ölüye Muamele




(Okumak için resimlerin üzerine tıklayabilirsiniz.)



Kitabül-Kebâir
(İslam Şeriatinde Büyük Günahlar)

İmam Zehebî

Bedir Yayınevi


29 Haziran 2017 Perşembe

Rasulullah'a (s.a.v.) İtaat





«De ki: Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı yarlıgasın. Allah çok yarlıgayıcı, çok esirgeyicidir. De ki: Allah'a ve Resulü (Muhammed) e itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, muhakkak ki Allah kâfirleri sevmez.» (Âli İmrân: 31-32)



İbni Abbâs (Radıyallahü anhümâ)'dan;
Peygamber (A.S.) buyurdu ki:
"Ümmetim fesâda gittiğinde sünnetime sımsıkı sarılan kimseye yüz şehid sevabı vardır."



Zeyd bin Milhat (R.A.)'den;
Peygamber (A.S.) buyurdular ki:

"Şübhesiz bu din garib olarak başladı, garib olarak dönecektir. Benden sonra sünnetimden nâsın bozup değiştirdiği şeyleri ıslâh edip düzelten gariblere müjdeler olsun!"



Abdullah bin Ömer (Radıyallahü ahhümâ)'dan;
Peygamber (A.S.) buyurdular ki:

"Allah'a andolsun ki, Benî İsrail'in başına gelen (ayrılık ve fesad) benim ümmetimin başına da gelecektir. Nalın nala tıpatıp uyduğu gibi. Hattâ Benî İsrail'den açıktan açığa annesiyle cinsî mukarenette bulunan olmuşsa, benim ümmetimden de bunu yapan olacaktır."



Câbir (R.A.) şöyle rivayet ediyor:

Hz. Ömer (R.A.), Peygambere (A.S.) gelerek dedi ki: «Yâ Resûlellah! Yahudilerden beğenip hoşumuza giden hadîsler duyuyoruz. Onlardan bâzısını yazmamıza müsaade eder misiniz?»

Bunun üzerine Resulüllah (A.S.) şöyle buyurdu: «Yahudî ve Nasrânîlerin şaşırıp hayretten hayrete düştükleri gibi, siz de şaşırıp bâzı şeylere mi düşmek istiyorsunuz? And olsun ki ben size o beğendiğiniz hadîslere bedel ter ü taze, bembeyaz sade olanını getirdim. Eğer Mûsâ (A.S.) diri olmuş olsaydı bana uymaktan başka yol bulamazdı.»




Tarikat-i Muhammediyye
İmam-ı Birgivi Muhammed Efendi

Demir Kitabevi


28 Haziran 2017 Çarşamba

Büyü Ve Falcılık


İslam Şeriatinde Büyük Günahlar


Hz. Ömer'in ölümünden bir sene önce bize ulaşan emirnamesinde: "Bütün büyücü erkek ve kadınları öldürün" emrini verdi diye bildirmiştir.


Vehb b. Münebbih: «Eski kitaplardan birinde okuduğuma göre Allahü Teâlâ: Benden başka Tanrı yoktur. Sihir yapan, yaptıran, falcılık yapan, fal baktıran, kuş ve benzeri hayvanların hareketlerinden uğursuzluk anlamları çıkaran ve çıkarttıran benden değildir, buyurmuştur.»  

Hz. Ali: «Fal bakan, büyücüdür. Büyücü de kâfirdir» demiş. Ebû Musa el-Eş'arîden gelen rivayette Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır.
«Üç zümre Cennete giremeyecektir: İçkiye devam eden, sıla-i rahmi (hısımlarla alakayı) kesen, sihirbazı doğrulayan.» (İmam Ahmed Müsned'inde rivayet etmiştir)


İbn Mes'ud merfu' olarak Nebî aleyhisselâmın şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
«Nefes etmek, temime ve tivele şirktir.»

Temime: Halkın, kendilerine, çocuklarına ve hayvanlarına göz değmesine mani olur zannı ile taktıkları göz boncuklarıdır. Bu, câhiliyyet devrinden gelen kötü geleneklerdir. Göz boncuğunun kötülükleri giderdiğine inanan şirk koşmuştur.

Tivele: Sihrin bir çeşididir. Kadını kocasına sevdirmek için yapılan ameliye şirkten sayılmıştır. Çünkü câhiller bu ameliyye neticesinde Allah'ın -ezelde- takdir ettiğinin aksi bir te'sir meydana geleceğine inanırlar.

Hattabî diyor ki: Amma Kur'an-ı Kerim ve Allah'ın adlarıyla nefes etmek mubahtır. Zira Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Hasan ve Hüseyin (Allah onlardan razı olsun) efendilerimize nefes buyurur ve şöyle derdi:
«Sizi her şeytanın ve zehirli hayvanın şerrinden, çarpan bütün gözlerden, Allah'ın (şifâ veren) noksansız kelimelerine havale ederim.»

Yardım Allah'dan, itimad O'nadır.



Kitabül-Kebâir
(İslam Şeriatinde Büyük Günahlar)

İmam Zehebî

Bedir Yayınevi


Sağ - Sol


Bursa - Ulucami


Bir şey alırken sağ el ile alınır, sağ el ile yenilir, içilir ve musafaha yapılır, abdest azalarını yıkamaya başlarken sağdan başlanıp ayakkabı ve elbise giyerken sağ taraftan başlanır, cami ve mescidlere, evlere, odalara sağ ayak ile girilir.

Cennetliklerin safları sağda olacak, cehennemliklerin safları da solda olacaktır. Cennet sağdadır, cehennem soldadır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Sağ elinizle yiyiniz, sağ elinizle içiniz, sağ elinizle alınız ve sağ elinizle veriniz. Çünkü şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer, sol eliyle verir ve sol eliyle alır." buyurmuştur.

Pis ve kirli şeyler sol elle tutulur. Kiri temizlemek, burnu temizlemek, istincâ yapmak veya bir necaseti (pisliği) yıkamak için sol el kullanılır. Ancak sol elin kesik olması veya bir hastalık gibi mazeretten dolayı bunlar sağ elle yapılabilir. Helaya, banyoya sol ayakla girilir.

Bir kimseye kitap veya herhangi bir şey sağ elle verilir.

Makam ve fazilet bakımından kendisinden üstün biriyle yürüyen, onu sağına alır, solundan yürür.



Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat



27 Haziran 2017 Salı

Feministler İslâmı Bilmiyorlar




Zavallılar, Müslümanlıkta kadını aşağılamanın, onu ezmenin, sömürmenin yasak olduğunu bilmiyorlar. Kültürümüzden, dinimizden uzak yetiştikleri için, âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimizin kadınlar hakkında buyurdukları mübarek sözleri nereden ilecekler? Peygamber efendimizin bu hususta buyurduğu sözlerden birkaçı şöyle:

“Cennet anaların ayağı altındadır.”
“Ahirette, kocası tarafından dövülen kadının davacısı ben olacağım.”
“Müslümanların en iyisi, hanımına karşı iyi ve faydalı olandır.”
“Kadınlarınıza eziyet etmeyiniz! Onlar Allahü Teâlâ'nın emanetleridir. Onlara yumuşak olunuz, iyilik ediniz!”



Huzurun Kaynağı Aile
Mehmet Oruç


Kadınlar


İslam'da kadına verilen değer


Rus elçisi II. Abdülhamid Han'a sorar: Kadınlarınızı böyle fazla sokağa çıkartmamak suretiyle onlara eziyet etmiş olmuyor musunuz?

Cevap: Ekselans, siz kıymetli mücevherlerinizi ortada mı tutarsınız.

Elçi, hayır, sağlam kasalarda saklayarak onları koruruz cevabını verince, Abdülhamid Han, kadınlar bizim en kıymetli mücevherlerimiz olduğu için böyle koruma altına alırız, der.




Huzurun Kaynağı Aile
Mehmet Oruç


25 Haziran 2017 Pazar

Hayvanlara Karşı Muamele



İbn-i Mesûd Hazretleri şöyle nakletti:

Biz, Resûlullâh ile seferde idik. O bir ihtiyâcı için yanımızdan ayrıldı. Biz yanında iki yavrusu olan bir kuş gördük, birimiz yavrularını aldı. Anası gelip başımız üstünde çağrışarak dönmeye başladı. Resûlullâh Efendimiz geldiğinde "Bu fena işi kim işledi, hemen ona yavrusunu iade ediniz" buyurdular.



Yine konakladığımız bir yerde karınca yuvası var idi. Onları dağıtmak için yuvalarını ateşe vermek istedik. Resûlullâh Efendimiz görünce "Ateş ile azâb etmek ancak ateşi yaratana layıktır." buyurarak yasakladılar. )




Hz. Ali (r.a.): "Ey Allah'ın kulları, Allah'ın arzında (yeryüzünde), onun kullarının hakları hususunda Allah'tan korkunuz. En küçük gördüğünüz şeylerden; hayvanlara karşı olan muamelenizden bile suâl olunacaksınız." buyurdular.





Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat



24 Haziran 2017 Cumartesi

Bayramın Âdâbı





Yılda iki bayram vardır: Birisine ıyd-ı fıtır yani Ramazan bayramı, diğerine ıyd-ı adhâ yani kurban bayramı derler.

Her mü'minin bu bayram gecelerini mümkün olabildiği kadar zikir, fikir, tesbih, dua ve diğer taat ile ihya etmesi islam âdâbındandır. Nitekim hadis-i şerifte:

"Bir kimse, bayram gecelerini ihya ederse, kalplerin öldüğü günde, onun kalbi ölmez", buyurulmuştur.

En'am suresinin 122. ayeti (*) kerimesinde meyyit'ten murat küfür ve hay'den murat iman'dır diye tefsir olunmuştur.

Bu mânâya göre, bayram gecelerini ihya eden kimselerin kalpleri ölmez demektir. O kimseler, ahirete iman ile giderler demektir ki, bu en büyük bir hüsn-ü hâtime müjdesine delâlet etmektedir.




Mecmâ'ul Âdâb
Sofuzade Seyyid Hasan Hulûsi

Salah Bilici Kitabevi






(*) 122- Ölü iken hidayetle dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nûr verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp, ondan çıkamayan kimse gibi olur mu? Fakat kâfirlere, yaptıkları, böyle süslü gösterilir. (En'am suresi)





23 Haziran 2017 Cuma

Yolculuk Âdâbı




Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) veda haccı için Medine'den Perşembe günü çıktıklarından yolculuğa Perşembe günü çıkmak müstehab olur.

Resûlullâh Efendimiz hicret için Pazartesi günü çıktıklarından Pazartesi günü de yolculuğa çıkmak müstehabdır.


Yola sabahın erken saatlerinde çıkmalıdır. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Allah'ım, sabahın erken vakitlerini ümmetime mübarek kıl" diye duâ etmişlerdir. Bir yere asker göndereceklerinde de sabahın erken vakitlerinde çıkarırlardı.


Yolculuğa kamerî ayın başında çıkmak daha uygundur. Bir adam ayın son günlerinde Resûlullâh'a gelip sefere çıkacağını söyleyip veda etti. Resûlullâh Efendimiz: "Elin boş kalıp satışının az olmasını mı istersin? Sabret ki ay girsin. Sonra Perşembe yahud Pazartesi günlerinden birini tercih et. Zira Hz. Allah ticâretini bereketli, alış verişini kazançlı kılar." buyurdular.


Yolculuğa çıkmadan önce ve döndükten sonra malından -en az yedi- fakire bir şeyler sadaka vermek müstehabdır. Bunda yol selâmeti vardır. Hadîs-i şerîfde "Sadaka Rabbin gazabını söndürür ve kötü ölümden kurtarır." buyuruldu.

Herhangi bir haceti için de sadaka vermek müstehabdır.


Yolculuğa çıkmadan önce evinde iki rek'at namaz kılar. Hadîs-i şerîfde "Yolculuğa çıkmak isteyen kimse geride kalan ailesine ve çoluk çocuğuna kılacağı iki rek'ât namazdan daha faziletli hiçbir şey bırakamaz" buyuruldu.

Birinci rek'atte Fatiha'dan sonra Kâfirûn sûresini, ikincide de Fâtiha'dan sonra îhlâs sûresini okur. Selâmdan sonra Âyetü'l-kürsî, Kureyş sûrelerini okumak müstehabdır. Zira hadîs-i şerîfte: "Evinden çıkmadan Âyetü'l-kürsîyi okuyana dönünceye kadar hoşuna gitmeyecek bir şey isabet etmez." buyuruldu. Yola çıkan Kureyş sûresini okuması ile her türlü kötülüklerden emin olur.

Namazdan sonra ihlâs ve samimiyet ile Allâh'dan yardım ister.



Bir kimse yolculuğa çıkarken bilhassa hacca giderken ailesine, akraba ve komşularına, kardeşlerine veda edip onlardan dua ister. Onlarla helâlleşir. Gücü yettiğince kalblerini hoşnut etmeye çalışır ki duayı ihlasla yapsınlar. Zira Allah onların duâsını onun hakkında hayırlı kılar. Müsâfirin hayır ehlinden tavsiye talebi de müstehabdır.

Yolcular, uzun yola çıkanlar geride kalanları Allah'a emânet eder.

Evinden çıkarken "Bismillâhi tevekkeltü alellâh, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh." (Allah'ın ismiyle çıkıyorum, Allah'a tevekkül ettim. İsyandan dönmek ve taatde kuvvet ancak Allâhü Teâlâ iledir.) der.





Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat



22 Haziran 2017 Perşembe

Ramazan-ı Şerif Hatıraları



Bir Gün Sana Döneceğim Ey Mekke!

Hicrî 8. yılın Ramazan-ı Şerif ayı başında Mekke-i Mükerreme’nin fethedilmesine karar verilmişti. Medine-i Münevvere’de Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) emriyle 10 bin kişilik bir ordu toplandı. Müslümanlar bölük bölük, edep ve vakar içinde Mekke’ye yöneldiler. Herkes kendisine gösterilen kapıdan içeriye girmeye başladı. Müslümanlar büyük bir zorlukla karşılaşmadan Mekke-i Mükerreme’yi fethetti.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şehre girince, Hz. Hatice’nin kabrine yakın bir yerde çadırını kurdurdu. 8 sene evvel hicret ederken “Bir gün sana döneceğim ey Mekke şehri!” buyurduğu mukaddes beldedeydi artık.
Bir müddet dinlenen Resûl-i Ekrem Efendimiz, devesi Kasvâ’ya binerek Kâbe-i Muazzama’ya doğru hareket etti. O gün, 20 Ramazan Cuma idi. Kâbe’ye varıncaya kadar Fetih Sûresi’ni okudu ve Kâbe-i Muazzama’yı tavaf etti. Cebrâil (a.s.) Peygamber Efendimiz’e: “Asanı eline alıp putlara dokun.” dedi. Asasıyla putlara vuruyor, putlar birer birer yere düşüyor, Resûl-i Ekrem Efendimiz de; “Hak geldi, batıl muzmahil oldu (yok olup gitti). Muhakkak batıl, daima yok olmaya mahkûmdur…” mealindeki ayet-i kerimeyi okuyordu. Kâbe-i Muazzama böylece putlardan temizlenerek asıl hüviyetine kavuştu. Daha sonra Efendimiz “Fetih Hutbesi”ni okudular.



Bir Kılıca Elli Bin Salavât

Sultan Birinci Mustafa Han, Sultan Genç Osman ve Sultan Dördüncü Murad Han devirlerinde devlete pek çok hizmetlerde bulunan Melek Ahmed Paşa, her sene Ramazan ayının başında hazinesini açar, kıymetli eşyalarını farklı bir usulle satışa çıkarırdı. Mesela bir zırhı bin salavâta, bir kılıcı elli bin salavâta, bir samur kürkü bir hatm-i şerife, bir mercan tesbihi iki bin salavâta, bir tüfengi bir hatm-i şerife verirdi. Herkes pazartesi ve cuma geceleri sözlerini yerine getirirdi.



Dikkat! Diş Kırılabilir…

Osmanlı sadrazamlarından cömertliği ve hayırseverliği ile bilinen Mahmud Paşa, Ramazan ayı geldiğinde hayır hasenatına daha bir önem verirdi. Paşanın sofrasında oruç açanlar, diş kirasına ilaveten her akşam mutlaka ikram edilen nohutlu pilavın gelmesini, dört gözle beklerlerdi. Çünkü paşa, kazanlarda pilav pişirilirken pilavın içine nohut biçimi verilmiş altınlar attırır ve misafirlerine bu altınları ihsan ederdi.



Yedikıta



İslamı Nasıl Yıkabiliriz?


Bursa Ulucami


İngiliz Casusu Hempher hatıralarında, kendisine verilen,”iki” devlet sırrından bahseder. Bu sırlardan biri, İslamı yıkma çalışmalarının esaslarını teşkil eden ve az sayıdaki casuslara gizli olarak verilen “İslamı Nasıl Yıkabiliriz?” kitabıdır. Bu kitapta geçen yıkım planlarının birçok maddesi “Dinlerarası diyalog ve hoşgörü” prensipleri ile bire bir örtüşüyor. Hempher, bu planları bakınız nasıl anlatıyor:


“1- Müslümanların arasında, ırkçılık, milliyetçilik taassubunu körükleyecek ve onların dikkatlerini, İslâmiyetten önceki kahramanlıklarına çekeceksiniz. Mısır’da Firavunluğu, Îrân’da Mecûsîliği, Irâk’ta Bâbilliği, Anadolu’da eski medeniyetleri ihyâ edeceksiniz.

2- Şu dört şeyi, gizli ve âşikâr yaymak lâzımdır: İçki, kumar, zinâ ve domuz eti. Bu işi yapmak için, İslâm memleketlerinde yaşayan Hıristiyan, Yahûdî, Mecûsî ve diğer gayri Müslimlerden azamî derecede istifâde edilecek.

3- Çıkardığımız meşkalelerle, Müslümanları din kitâbı okumağa, dinlerini öğrenmeğe vakit bulamıyacak hale getireceğiz.

4- Cihâdın geçici bir farz olduğunu, vaktinin son bulduğunu telkîn edeceğiz. İslâm dînine ve İslam ahlâkına bağlı olan kimseleri kötületeceğiz. Din terbiyesinin kaynağı olan âile yuvalarını yok edeceğiz. Bunun için, müstehcen resimleri neşrederek, gençleri fuhşa, livâtaya, cinsî sapıklığa sürükliyeceğiz. İslâm ahlâkını bozunca, İslâmiyeti yok etmek kolay olur.

5- Müslümanlara; Peygamberin, İslâmdan kastının herhangi bir din olduğunu ve bu dînin Yahûdîlik ve Hıristiyanlık da olabileceğini, sadece İslâm dîninin olmadığı inancını aşılıyacaksınız.

6- Müslümanları, ibâdetlerinden uzaklaştırmaya çalışacak ve “Allah insanların ibâdetlerine muhtâc değildir” diyerek, onları ibâdetlerin faydaları hakkında tereddüde düşüreceksiniz.

7- Müslümanların inançlarına bid’atler sokup, İslâmı, gericilik ve terör dîni olmakla ithâm edeceksiniz. İslâm memleketlerinin geri kaldığını, sarsıntılara uğradığını söyleyecek ve böylece onların İslâma olan bağlılıklarını zayıflatmış olacaksınız.

8- Çocukları babalarından uzaklaştırıp, büyüklerinin dînî terbiyelerinden mahrûm kalmalarını sağlayacaksınız. Onları, biz yetiştireceğiz. Çocuklar babalarının terbiyelerinden koptukları an, dinden ve âlimlerden kopmaya mahkûm olacaklardır.

9- Örtünmek gerçek İslâmî bir emir değildi, diyerek kadınların soyunmasını sağlayıp sonra da, gençleri ona karşı tahrîk edip, her ikisinin arasında beraberlik hâsıl olması için çalışacaksınız! Müslümanlığı yok etmek için, bu iş, çok tesîrlidir.

10- Her vesîle ile camiye gidenler arasına kin ve düşmanlık sokarak, cemaat ile namaz kılmayı ortadan kaldıracaksınız.

11- Türbe yapmanın bid’at olduğu gerekçesiyle, hepsinin yıkılması lâzımdır, diyeceksiniz. Ayrıca İslam büyüklerinin kabirleri hakkında, şübheye düşürerek, onları ziyaret etmekten men edeceksiniz.

12- Seyyidlerin, Peygamberlerin soyundan geldikleri husûsunda insanlar tereddüde düşürülecek. Seyyidlerin diğer insanlarla karışmaları, kaybolmaları temin edilecek.

13- Bütün Müslümanlara hürriyetin önemini bahâne ederek, “Herkes dilediğini yapabilir. Emr-i bil-ma’rûf ve nehy-i anil münker ve İslâm ahkâmının öğretimi farz değildir” diyeceksiniz!. Böylece İslamiyetin emir ve yasaklarını ortadan kaldıracaksınız.

14- İslâmın yalnız arabların dîni olduğu fikri yayılacak. Mahalli inançlar desteklenerek, İslâmın yayılması ve Müslüman olmayanlara öğretilmesi faaliyyetleri önlenecek.

15- Hayır müesseselerinin sınırları daraltılacak. Öyle olacak ki, kişi câmi, medrese ve bunlara benzer hayır kurumları yapamaz hâle getirilecektir.

16- Fıkıh kitapları saf dışı edilerek, dinin doğrudan Kur’andan öğrenilmesi için yönlendirme yapılacak. Sonra, Müslümanları Kur’ân hakkında şübheye düşürecek ve içinde noksanlık ve fazlalık bulunan tahrîf edilmiş her dilde Kur’ân tercemeleri hazırlayıp, diyeceksiniz ki: “Kur’ân bozulmuş. Birbirini tutmuyor.” Aynı şekilde, hadisler hakkında da şüphe uyandırılacak. Ayrıca, Arab memleketleri dışında, ezân, namaz gibi ibadetlerin arapça yapılmasını önleyeceksiniz.

17- Misyonerliğin sahasını genişletip, her sınıf ve mesleğe bilhassa doktor, mühendis, muhasebeci v.s. gibi mesleklere sokmalıyız. İslâm memleketlerinde Kilise, okul, hastahâne, kütüphâne ve hayır cemiyyetleri ismi altında propaganda, neşriyât merkezleri açmalı ve bunları, İslâm memleketlerinin dört bir bucağına yaymalıyız. Milyonlarca Hıristiyan kitâblarını ücretsiz dağıtmalıyız. İslâm târîhinin yanında, Hıristiyan târîhini, devletler hukûkunu da neşir etmeliyiz. Kilise ve manastırlara râhib ve râhibe ismi altında câsûslarımızı yerleştirmeliyiz. Bunları vâsıta olarak kullanıp, Hıristiyan hareketlere rehberlik yapmalarını temîn etmeliyiz. Müslümanların her hareket ve fikirlerini öğrenip bize aktarmalarını temîn etmeliyiz. İslâm târîhini bozup, tahrîf edecek ve Müslümanların ahvâl ve dinlerini iyice öğrendikden sonra, onların bütün kitâblarını imhâ edecek, islâm ilimlerini yok edecek, profesör, ilim adamı, araştırmacı gibi isimler altında, bir Hıristiyan ordusu kurmalıyız.”




Dikkatinizi çekerim bu planlar, yaklaşık 250 sene önce yapılmıştır. Uygulamalar da ısrarlı bir şekilde takip edilmiş ve edilmektedir. Bugünkü İslam âleminin perişan haline bakıp yapılan çalışmalarda ne derece başarı elde ettiler, siz karar verin!




Dinler Arası Diyalog Tuzağı
Mehmet Oruç



Kitabın tamamını buradan okuyabilirsiniz.