بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

31 Aralık 2017 Pazar

Riyâ Edenlerin Misâli



Taat ve ibadetini riyâ (gösteriş) ve sum'a (desinler) diye amel eden kişinin misali, kesesine (altın yerine) çakıl taşları doldurarak (veya para cüzdanını para yerine değersiz kağıtlarla doldurup) pazara çıkan adamın hâli gibidir. İnsanlar onun şişkin kesesini gördükçe:

- Bu adamın kesesi ne kadar dolu ve şişkindir. Demek ki bu çok zengin bir adam!

Bu kişiye, insanların bu şekilde konuşmalarından başka asla bir fayda ve cüzdanında değersiz kağıtlardan ona bir menfaat gelmez. Eğer bu çakıl taşlarıyla bir şey almaya kalkışırsa, ona hiçbir şey vermezler.



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi

Geldiğimiz Nokta



Bir kere bilimsel bilgi daima geçicidir: Sürekli gözden geçirme süreci içinde hangi inancın tutunacağı, hangisinin geçersiz kılınacağı belli değildir. Yüzyıl başında OxfordIu tıp doktoru Sir William Osler'ın yeni mezun doktorları uyarırken söylediği gibi: "Beyler, size şunu söylemek isterim ki, öğrendiğiniz şeylerin yarısı yanlış ve o yarının hangisi olduğunu bilmiyoruz."



Bilinç Kullanım Kılavuzu
Adam Zeman



Müfred Not: Kitabın tamamını okumaya tahammül edemedim doğrusu. Fazla karışık geldi. Fakat bu alıntıyı da paylaşmadan edemedim. Doktorların acziyetlerini görmeleri hoşuma gitti belki de. :)
Hakiki bilgi kaynağının ne olduğu ise malum.



30 Aralık 2017 Cumartesi

Zühd Ve Şükür




"Sizden biri Allah için dünya zevkinden yüz çevirirse, Allah ona, hiç ummadığı bir yerden o zevkten daha üstün bir zevk verir. Yine bir nimeti önemsemeyip kötüye kullanırsa, Allah o nimeti hiç beklemediği bir şekilde ondan alır ve ummadığı bir takım darlık ve zorluklarla karşılaştırır."

(Ubey b. Ka'b r.a.)






29 Aralık 2017 Cuma

İslam Gemisine Binelim, Kâfirlerle Beraber Olmayalım


Hûd Suresi




Yani geminin hareket etme vakti demektir.


Geminin durması, hapsedilmesi ve (olduğu yerde) sebat etmesi anında Allah'ın ismiyle, deyin.





Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi



Müfred Not: Bu ayetin bir kısmı yolculuk esnasında taşıtlara binerken de dua olarak okunur. Şu şekilde:

"Bismillahi mecrâhâ ve mürsâhâ. İnne Rabbî le ğafûrurrahîm."


28 Aralık 2017 Perşembe

Selam



Kişi eğer içinde hiç kimse olmayan bir eve girerse o zaman;

"Es-selâmü aleyna ve alâ ibâdillahis-sâlihîn"
"Selam bizim üzerimize olsun ve Allah'ın sâlih kulları üzerine olsun." desin. Bu durumda muhakkak ki melekler, onun selamına mukâbele ederler.




Kimlere Selam Verilmez?

Kişi tanıdığı veya tanımadığı bütün ehl-i İslam'a selam verir. Ancak:

1- Tavla oynayana

2- Satranç oynayana

3- Teganni yapana

4- Şarkı türkü söyleyene

5- Def-i haceti için oturana

6- Güvercin uçurana

7- Hamamda çıplak olana

8- Hamamın dışında çıplak olana selam verilmez.




Camide Selam

Tesbih çekmek, dua okumak, evrad-ü ezkar okumak, Kur'an-ı Kerim okumak, namazı beklemek ve benzeri ibadet ile meşgul olmak için mescide girip orada oturduğu zaman kendisine selam verilmez ve bu kişi selama mukabelede bulunmaz.



Selama Karşılık Verilmeyen Yerler

1- Hutbede iken

2- Cehri olarak Kur'an-ı Kerim okurken

3- Hadis-i şerif rivayet ederken

4- İlim tedrisatında iken

5- Ezanda

6- İkamet okurken

Kafirlere ve bid'at ehline de selam verilmez.

Zımmî selam verdiğinde sadece "aleyke" denir.




Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi



27 Aralık 2017 Çarşamba

Hz. Ömer'in (R.A.) Malı Reddetmesi



Rasûlullah Hz. Ömer'e bir hediye göndermişti. Hz. Ömer onu kabul etmeyince Rasûlullah (s.a.v.):
- "Niçin kabul etmedin?' diye sordu.

Hz. Ömer (r.a.):
-Ya Rasûlullah! Sen bize: "Sizin için en iyisi, kimseden bir şey almamaktır" demedin mi?' dedi.

Rasûlullah(s.a.v.):
- "Benim söylediğim, sizin istemenizdir. Fakat siz istemeden birisi size bir ikramda bulunursa, o Allah'ın size göndermiş olduğu bir rızıktır buyurdu.

Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.):
- "Allah'a yemin ederim ki, bundan sonra hiç kimseden bir şey istemeyeceğim ve bana verilen bir şeyi de asla reddetmeyeceğim." dedi.



Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


26 Aralık 2017 Salı

Yılbaşı Vs. Kutlamadan Önce Bu Yazıyı Okuyun!


Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır.


İkinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri buyuruyorlar ki:

“İki dîni tasdîk eden (İslâm'dan başka hak din olduğuna inanan) kişi şirk ehlinden sayılır.

İslâm hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden de müşriktir.

Hâlbuki küfürden teberrî etmek (uzaklaşmak) İslâm'ın şartıdır, şirk şâibesinden sakınmak tevhiddir...

Hindûların büyük bildikleri günlere hürmet etmek, Yahûdîlerce bilinen âdetlere uymak küfrü îcâp ettirir. Nitekim bazı câhil Müslümanlar, bilhassa kadınlar, kâfirlerin belli günlerindeki küfür merâsimini icrâ etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar... Böylelikle o merâsime tam mânâsı ile îtinâ ve îtibâr ederler.

İslâmda bunların hepsi şirk ve küfürdür.” (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 3 /m. 41)

“Bir kere, bir hastanın ziyâretine gitmiştim. Ölümü yaklaşmıştı. Hâline teveccüh ettiğim zaman kalbini şiddetli zulmet içinde gördüm... Bu zulmetin kalkması için ne kadar teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde gizli bulunan küfür sıfatındandır. Bu sıkıntıların sebebi küfür ehlini dost edinmesindendir.

Bana mâlum oldu ki bu zulmetlerin kalkması için teveccüh etmek, yerinde bir iş değildir. Zîrâ onun bu zulmetlerden temizlenmesi, küfrün cezâsı olan cehennem azâbına bağlıdır.

Ve bana mâlum oldu ki, onda zerre miktarı îmân mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacaktır.

-Ebedî veya muvakkat (geçici)- cehennem azabı küfre ve küfür sıfatlarına mahsustur. Muvakkat cehennem azabı küfür sıfatının cezası, ebedî cehennem azabı ise küfrün cezasıdır. (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 1/m. 266)



25 Aralık 2017 Pazartesi

Dilin Âfetleri



Dilin âfetleri özetle yirmi tane olup şunlardır:

Mâlâyâni (kendisini ilgilendirmeyen söz), fazla konuşma, bâtıl ve boş konulara dalma, tartışma ve mücadele, birbiriyle çekişme, konuşmada yapmacık sözlerle edebiyat yapma, çirkin söz, küfür ve kötü konuşma, lanet okuma, faydasız şiir, boş şaka, alay etme, eğlenme, başkasının gizli hallerini yayma, yalandan söz verme, yalan konuşma, yalan yere yemin etme, gıybet, nemîme (laf getirip götürme), iki tarafa farklı konuşma, yağcılıkla övme, söylenen sözü anlamada hata edip meramı yanlış nakletme, Allahu Teâlâ'nın sıfatları hakkında insanların akıllarının ermeyeceği konularda soru sorma.


Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali


Müfred Not: Bu konunun açıklaması 90. sayfadan itibaren okunabilir.

Kitabı BURADAN indirebilirsiniz.



24 Aralık 2017 Pazar

Mikelanj Fenomeni



'Mikelanj fenomeni' diye adlandırılan olgu, bir heykeltıraşın taşı yontması gibi insanların da zaman içerisinde birbirlerinin biyolojik yapıları üzerindeki etkinliklerini gösterir. Bu olayın biyolojik temelini şöyle açıklayabiliriz:

Yapılan araştırmalar, birbirini seven ve aynı evde oturan iki insanın yüz çizgilerinin birbirine benzer olduğunu gösterir. Birbirini seven iki insanın yüz hatlarının çizgileri, mimik ve jestleri birbirine çok benzediği için gülüş tarzları da çok benzer. Evliliklerle ilgili tahmin çalışmaları, yüz çizgileri birbirine benzeyen çiftlerin boşanma riskinin, benzemeyenlere oranla daha düşük olduğunu gösterir. Mikelanj fenomeninde sanatçının heykeli yontması gibi, bir arada bulunan iki kişi de sevdiğinin beyninde yontma yapmaktadır. Kişi hiç farkında olmadan karşı tarafın üzerinde sevgi oluşturarak kendini kopyalatır, daha sonra kemikleşerek yüz ifadesine yansır. Beyindeki networkta yol yaparak -bir çeşit yontarak- kalıcı hale gelir. Birbirini seven ve birbirine yakın olmuş iki kişinin zevkleri, yürüyüşleri, el tutuşları, konuşmaları aynı olur. Aralarında paylaşım ve birliktelik, dostluk ve arkadaşlık boyutunu oluşturur ve kalıcı hale getirir. Bu romantizmden daha yüksek bir durumdur. Bu kalıcı durum beyinde nöroplastisiteyle ilgilidir.



Toplum Psikolojisi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Timaş

22 Aralık 2017 Cuma

Düşmanların En Zararlısı




Senin nefsinden sakınman gerekir. Hiç şüphesiz nefis, düşmanların en zararlısıdır. Onu tedavi etmek en zor şeydir; çünkü o, içerdeki bir düşmandır. Hırsız ev halkından biri olunca, ona karşı çare bulmak çok güçtür ve onun zararı çok büyüktür. Bir de şu var ki, nefis sevilen bir düşmandır, insanın, sevdiği kimsenin ayıplarına karşı gözü kördür; nerdeyse onun hiçbir ayıbını görmez, kusurunu farketmez.



Hak Yolun Esasları
İmam Gazali


Kitabı BURADAN indirebilirsiniz.


21 Aralık 2017 Perşembe

Ana-Babaya İyilik ve Saygı




Yüce Allah buyuruyor:
"Biz insana, ana ve babasına iyilik yapmasını emrettik." (Ankebut, 8)



Ata Bin Yesar anlatıyor:

İbn-i Abbas'a bir adam gelerek dedi ki: "Ben bir kadına talip oldum, kadın benimle evlenmek istemedi. Başkası talip oldu, onunla evlenmeye razı oldu. Ben de kıskanıp onu öldürdüm. Benim için bir tevbe yolu var mıdır?" İbn-i Abbas ona: "Anan sağ mı?" dedi. Adam: "Hayır," diye cevap verdi. İbn-i Abbas ona dedi ki: "Allah'a tevbe et ve gücün yettiği oranda Allah'a yaklaş."


Bu hadis-i rivayet eden Ata Bin Yesar dedi ki: "İbni Abbas'a giderek, "Niçin annesinin sağlığını sordun?" diye sordum. Dedi ki: "Ben anaya iyi davranmaktan Allah'a daha yakın bir amel bilmiyorum."



Edebül Müfred
İmam Buhari

Motif Yayınları







Müfred Not: Ayet-i Kerime'nin tamamını yazmak istedim.

"Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman, size yapmış olduklarınızı haber vereceğim." (Ankebut suresi 8)


20 Aralık 2017 Çarşamba

Akrabalık Bağlarını Koparmak



Ebu Bekre (r.a.)'den Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

"İşleyene daha dünyada cezası çarçabuk gelmeye en layık günah, zulüm ve akrabalık bağlarını koparmaktır. Bu cezanın dünyada verilmesi, ahiretteki cezaya keffaret değildir."



Esas Sıla Karşılıksız İyiliktir

Abdullah Bin Amr'dan Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

"Sıla, yapılan sılaya karşılık vermek değildir. Esas sıla, akrabalık bağlarını koparan kimseye yapılan ziyaret ve iyiliktir."





Edebül Müfred
İmam Buhari

Motif Yayınları


18 Aralık 2017 Pazartesi

Dua




Hadis-i şerifte vârid oldu:

-"(Dualarınıza) yakînen (kesinlikle) icâbet edileceğini (inanır ve bilir) olduğunuz halde, Allahü Teala Hazretlerine dua edin."

Yani Rabbine dua eden kişi, Rabbinin duasını kabul edeceğine yakînen (kesinlikle) inansın, demektir.

Çünkü duanın reddedilmesi için,
1- İcâbetinden aciz olmak,
2- Kendisine dua edilenin kereminin olmaması,
3- Veya kendisine dua edilenin, dua eden kişiden habersiz olması lazım...

Bütün bu şeyler Allahü Teala Hazretleri için menfidir. Zira Allahü Teala Hazretleri;
1- Alîm'dir. (Her şeyi hakkıyla bilir)
2- Kerim'dir. (Hatta kul istemeden bile bolca verir.)
3- Kâdir'dir. (Gücü her şeye yetendir)
(İşte bundan dolayı) hiçbir şey, Allahü Teala hazretlerini dualara icabet etmekten men edemez.



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi


Şizofreni



Şizofrenin özü şudur: Bir çocuk doğup, dünya yaşamına girdiği andan itibaren sosyal beyin gelişmeye başlar. Hayat, insan, sevgi, kendi kimliği, başkasının kimliği, kendi kültürü, başkasının kültürü gibi gerçekleri öğrenir. Güneşin aydınlattığı, elektriğin çarptığı, ateşin yaktığı realitesine şahit olur. insanoğlu bunları öğrenerek bir noktaya gelir. Hayal ile gerçek arasındaki sınırları beyin kimyasal harflerle yazar. Beyin kimyası bozulan bir kişinin beyni hatalı protein üretir, bu da beynin algılamasını bozar. Bunun üzerine kişi güneş doğduğu zaman, güneşin herkes için değil de, sadece kendisi için doğduğunu söyler. Mesela bir bilgisayarda görüntü, ses, renk belli bir amaca göre yazılmış, hazırlanmıştır. Bunların birbiriyle bağlantısı koptuğunda renk, görüntü, sesler karmakarışık olur. Böyle bir durumda bilgisayarda ortaya çıkan görüntü, anlam bağları olmayan şizofrenik bir resimdir. Aynı şekilde insanın beynindeki bilgiler de bilgisayar örneğinde olduğu gibi karışırsa şizofreni ortaya çıkar.

Şizofreni ile manik depresifdeki karşıtlığı ayırt etmek için salata ve türlü yemeği örneği verilir. Türlüde patlıcanın, biberin, domatesin koku ve tatları karışmıştır fakat birbirleri arasında anlamlı bir bağ olduğu için farklı bir lezzet ortaya çıkmıştır. Salatada ise sebzeler arasında hiçbir bağ yoktur, hiçbirinin tadı ve kokusu karışmaz, her şeyin tadı kendine özgüdür. Şizofreni de salata gibidir. Herşey kopuk ve bağımsız çalışır, birbiriyle anlam bağı yoktur. Olaylar ve durumlar arasındaki mantıksal bağlar, sebep-sonuç ilişkileri kopar. Realiteyi test edemez ve gerçeklerle olan bağlantı kesilir.


Toplum Psikolojisi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Timaş


Kitaptan diğer notları okumak için TIKLAYIN


17 Aralık 2017 Pazar

Sosyal Şizofreni




 İdealleri olmayan bir toplum, amacı olmayan insana benzer. Bir toplumu toplum yapan onun Özgeçmişi (tarihi), şu andaki kimliği ve idealleridir. Bu üç konuda fikir birliği varsa, o toplum kendi kimliğini oluşturur. Toplumun ülkü denilen ortak idealleri ve hedefleri olması gerekir. Bir toplumun ortak idealleri yok edildiğinde, farklı insan gruplarından oluşan toplumda çatışma olacağı için o toplum dağılır. İnsan beyninde ortak bir ideal oluşturulmazsa beynin bir bölgesi farklı, diğer bir bölgesi farklı çalışır ve şizofreni ortaya çıkar. Toplumun da bir kısmı farklı, diğer kısmı farklı hedefler peşindeyse o toplumda huzur bozulur ve sosyal şizofreni denilen durum yaşanır.



"Kültürel kimliğin iki temel ayağı olan dil ve din ayağını koruyabilen kimseler, her kültürün içinde kendi kimliğini muhafaza edebilirler."



Toplum Psikolojisi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Timaş

Kitaptan diğer notları okumak için TIKLAYIN

15 Aralık 2017 Cuma

Bahreyn'den Gelen Misk ve Amberin Pay Edilmesi


İsmail b. Muhammed b. Sa'd b. Ebi Vakkas anlatıyor:

"Bahreyn'den misk ve amber gelmişti. Hz. Ömer:
- "Tartıdan anlayan bir adam olsaydı da, müslümanlara eşit bir şekilde dağıtmam için şu amber ve miski tartsaydı," dedi.

Hanımı Atike:

- "Ben iyi tartarım, bırak ben yapayım," dedi.

Hz. Ömer: "Olmaz" dedi. Hanımı nedenini sorunca:
- "Çünkü tartarken elini yanak ve başına sürmenden korkuyorum. Böylece sen diğerlerinden fazla hisse almış olursun, dedi."


Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


13 Aralık 2017 Çarşamba

Şeyhlik İddia Edenlerin Cinayetleri




(şeyhlik) iddia edenlerin vasıfları, onlar, şeyhlik iddia etmekle, "kutta-i tarik" (yol kesen eşkıya) oluyorlar.

Onlar, kendilerine davet etmekle; Allâhü Teâlâ hazretlerinin yolunu kesiyorlar.

Onlar bu davranışlarıyla, kendilerini hakka hidâyet edecek olan velayet sahibinin irâdesinin eteğine yapışmak isteyenlere (müritlere) manî oluyorlar.

Gerçekten bu şeyhlik taslayanlar, âhırete inanmayanlar olup hakikatte kâfirdirler.

Zira âhırete iman eden, Allâhü Teâlâ hazretlerine kavuşacağına inanan, yapmış olduğu bütün amellerinden dolayı hesap, ceza (veya mükâfat) göreceğine iman eden kişi; Allâhü Teâlâ hazretleriyle bu tür çirkin muamelelerde bulunmaz. (Evliya olmadığı halde; Allah katında bir rütbesinin olduğunu imâ etmez)

Onlar (şeyhlik ve evliyalık iddia edenler) için, Allah'ın yolunda sapıtma azabı vardır; dünyayı ve dünyada uyulan (sahte şeyhlikle haksız yere manevî mertebe ve makam kazanmaya) çalışmaları sebebiyle...

Ve bunlara, hak yolu murad eden ve arayan müritleri saptırdıkları için azap vardır. Mürşid-i kâmil ve hak yolu arayan kişileri, kendilerine bağladıkları için bunlara azap vardır.

Ve bunlar hem kendi hüsranları sebebiyle hesap verecekler hem de kendilerine tabi olan müritlerinin hüsranları sebebiyle cezalandırılacaklardır.



Ey A'râbî! Korkarım ki Kâbe'ye ulaşamayacaksın!
Zira senin yürüdüğün yol, Türkistan yoludur..."







Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)



11 Aralık 2017 Pazartesi

Şeytanın Merkep Sayesinde Gemiye Binmesi




et-Tibyân"da buyuruldu:

Şeytan gemiye girmek istedi, izinsiz girmesi mümkün olmadı. Bunun üzerine merkebin gemiye girme  vaktinde hemen onun kuyruğuna yapıştı. Nuh Aleyhisselâm, onun gemiye binmesinde ısrar etti. Nuh Aleyhisselâm merkebe;

-"Ey mel'ûn! Bin!" dedi. Merkep gemiye bindi. Onunla beraber şeytan da bindi. Bundan sonra Nuh Aleyhisselâm, şeytanı gemide buldu. Ve ona;

-"Sen benim iznim olmadan gemiye bindin!" dedi.

Şeytan;

-"Hayır! Gerçekten ben senin emrinle gemiye bindim!"dedi. Nuh Aleyhisselâm ona;

-"Ben sana gemiye binmeni emretmedim!" dedi. Şeytan:

-"Sen merkebe, "ey mel'ûn bin" dediğin zaman orada benden başka mel'ûn yoktu. Ancak ben vardım. Bunun için bende gemiye bindim!" dedi.

Nuh Aleyhisselâm da onu (hali üzere) terk etti.




Merkebin Anırması


Hadis-i şerifte varid oldu:

-"Siz merkep anırmasını işittiğiniz zaman; şeytanın şerrinden Allâhü Teâlâ hazretlerine sığının! Zira merkep, şeytanı görüp öyle anırmıştır.

Siz Horoz ötmesini işittiğiniz zaman ise; Allâhü Teâlâ hazretlerinin fazl-u kereminden (hazinesinden) isteyin (dua edin). Zira Horoz melek görüp öyle öter..."


Buyurdular:
-"Bütün hayvanların sesi tesbihtir. Merkebin sesi hariç. Onun sesi şeytanı görmesinden dolayıdır. Bu da onun (merkebin) kendi nefsinde düşüklüğünün en kemâlindendir...

Bundan dolayı şeytan onun kuyruğuna yapıştı. Şeytan ona arkadaş olarak geldi (gemiye bindi.)
Amma Horoz ise şeytanın düşmanıdır. Çünkü horoz. Arş Horozunun sesini işittiği vakit, her namaz vaktinde öter.



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Fatih Yayınevi



10 Aralık 2017 Pazar

Onur



İnsan onuru yönünden, bir şirketin genel müdürü ile orada çalışan kapıcı arasında bir fark yoktur. Ve olmamalıdır. Her ikisi de yaşamın bütünü içinde anlamlı bir yerde bulunmaktadırlar. Biri olmadan diğeri anlamını kaybeder.

İçimizdeki Biz
Doğan Cüceloğlu


8 Aralık 2017 Cuma

Kardeşlik



"Ey o bütün iman edenler! Allah'a nasıl korunmak gerekse öyle korunun, hakkıyla müttaki olun ve her halde müslim olarak can verin. (Al-i İmran 102)

"Topunuz bir Allah ipine sımsıkı tutunun, birbirinizden ayrılmayın ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Sizler birbirinize düşmanlar iken, o sizin kalplerinizin arasında ülfet husûle getirip yanaştırdı da, nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz; hem sizler ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da, O tuttu sizi ondan kurtardı. Şimdi böyle size ayetlerini beyan ediyor ki, Allah'a doğru gidebilesiniz. (103)"





Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdular:

"Su-i zandan sakının, zira su-i zan sözlerin en yalanıdır. (Aranızda birbirinizin ayıbını araştırmak için) casusluk etmeyin, gizli halleri ve kusurları araştırmayın, birbirinize rekabet etmeyin, birbirinize hased etmeyin, birbirinize hiddetlenmeyin, arka çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları, Allah'ın size emrettiği gibi kardeş olun. Müslüman, müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, ona yardımı kesmez, onu hakîr görmez. -Göğsünü işaret ederek- Takva işte buradadır, takva işte buradadır, takva işte buradadır. Müslüman kardeşi hakîr görmek, şer bakımından kişiye yeter. Her müslümanın, yek diğerine kanı, ırzı ve malı haramdır."



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi

Kadınım Hakkını Helal Et




Beşiktaş'ta Serencebey yokuşunu çıktıktan sonra en sonda sol kolda eski üç katlı, fakat gayet mütevazi bir evde büyük Osmanlı hanedanının son temsilcilerinden olan Sultan İkinci Abdülhamîd Han'ın değerli eşi Müşfika Hanım ve kızı, Ayşe Sultan birlikte oturuyorlardı. Bir hünkârın eşi ve kızı olarak senelerce yaşadıkları bir ömürden sonra, ânî olarak sıkıntılı ve zaruret dolu bir hayatın en acı hakikatleri arasına düşmüşlerdi. Müşfika Hanım, pek değerli eşi Sultan Abdülhamîd Han'a âit çok manalı bir hâtırasını şöyle anlatıyor:


"Bir gün Sultan Abdülhamîd Han rahatsızlanmıştı. Sabahleyin yataktan kalkmak istediğinde kendisinde kuvvetli bir halsizlik ve kırıklık hissetmişti. Çoraplarını giyip odadan dışarıya çıkması gerekmişti.
Fakat biraz öne eğilip ayağına çoraplarını dahi geçirecek hali yoktu. Ben hemen çorapları alıp karyolanın önünde yere çökerek pâdişâhın ayaklarına çorapları giydirdim. Benim bu içten hareketim ve alâkamdan pek mütehassis olan Sultan:

"Kadınım çok zahmet ettin, eksik olma, hakkını helâl et!... dedi. Ben de bu mukabele karşısında cevaben:
"Aman efendimiz! Size karşı hakkımı helâl ettirecek ne yaptım ki? Bu benim vazifemdir, siz müsterih  olunuz!... dedim." Pâdişâh:

"Hayır bir kadının kocasına karşı olan hakları büyüktür. Kadınım, bu hizmetine mukabil hakkını helâl  et!" diyerek sözünü tekrarladı.

Ben ne söyledimse, kocama rahatsızlığı sırasında yaptığım hizmetin normal bir hareket olduğunu bir türlü kabul ettiremedim. Sultan tam beş defa bana:
"Kadınım hakkını helâl et!.." dedi ve ben de bu ısrar karşısında âciz kaldım ve utanarak hakkımı helâl  ettiğimi söyledim."


Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın Aile Hayatı
Ömer Faruk yılmaz

Hamidiye Kitaplığı



7 Aralık 2017 Perşembe

Vahyin Çeşitleri





Muhakkak ki vahiy üç çeşittir.

1- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine gizlenmesi emir olundu. Çünkü o vahyi, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden başkası taşımaya güç yetiremezdi.

2- Bir çeşitten de Efendimiz (s.a.v.) hazretleri açıklamakta muhayyer kılındı.

3- Vahyin bir kısmı da insan ve cinlerin havâssına ve avamına (herkese) teblîğ edilmesi emir olundu.

Bu insan ve cinlerden herkese teblîğ edilmesi emredilen vahiy) kulların meâş ve meâd (dünya ve âhıret) işlerinin maslahatına taalluk eden vahiy (yani Kur'ân-ı Kerim)dir.

Bunun terki asla caiz olmaz. Her ne kadar onun üzerinde zararlar ve göğüs darlığı meydana gelse bile bunun terkine asla cevaz yoktur.

Risâleti teblîğ etmenin yolu dildir. Korku hâsıl olsa bile bunun terk edilmesine asla ruhsat ve yol yoktur.




Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)




5 Aralık 2017 Salı

Hz. Ali'nin (K.V.) Sözleri





Kişi dilinin altında gizlidir.

Cimrinin malını felaket veya varisle müjdele.

İyilikle hürler kul köle edilir.

Söyleyene bakma, söylenen söze bak.

İntikamla efendilik olmaz.

Kişi, bilmediğine düşmandır.

Kalabalık arasında öğüt vermek, azarlamak (rezil etmektir.)

Akıl tamam olduğu zaman, söz azalır.

Gıybeti dinleyen, gıybet edenlerin biridir.

Rahatlık, ümidi/beklentisi olmamakladır.

Ümitsizlik hürlük, ümid etmek köleliktir.

Kaderin düğümü çözülünce, sakınma boşa gider.

Hiç kimse kalbinde bir şeyi gizlemez ki, dilinin sürçmesi ve yüzünün ifadesiyle onu açığa çıkarmasın.

Cimri, (korktuğu) fakirlik hususunda acelecidir. Dünyada fakirler gibi yaşar, ahirette zenginler gibi hesaba çekilir.







4 Aralık 2017 Pazartesi

Fatiha Suresini Okuyana Belâ Gelmez



Hüzeyfe (r.a.) Hazretlerinden rivayet olundu. Rasûlüllah (s.a.v.) Hazretleri şöyle buyurdular:

"Muhakkak Cenâb-ı Allah, bir kavmin üzerine kesinlikle azab göndereceğini murat ettiğinde, o kavmin çocuklarından biri mektebde Fatiha suresini okur. Allah o çocuğun Fatiha suresini okumasını işitir ve hemen o çocuğun sebebiyle onların üzerinden kırk yıl azabı kaldırır. "



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)

Fatih Yayınevi


3 Aralık 2017 Pazar

Kalb



Kalp kelimesi genel olarak iki mânada kullanılır. Birincisi, kalp, göğsün sol tarafında bulunan çam kozalağı şeklindeki et parçasının adıdır. İç kısmında boşluk vardır; bu boşluğun içinde siyah kan bulunmaktadır. Bu kalp, hayvanî ruhun menbaı ve madenidir.

İkincisi, kalp, latif/gözle görülmeyen, rûhânî/gayb âleminin özelliklerini taşıyan, rabbânî/yüce Allah'ın özel olarak yarattığı bir latifedir/manevî cevherdir. Bu manevî kalbin, et parçası olan kalp ile bir alakası, ilgisi ve bağlantısı vardır. Bu, arazların cisimlerle, sıfatların onları taşıyan varlıklarla ilgisine benzer. Bu manevî latife, insanın hakikatidir; insan bir şeyi onunla idrak eder, bilir; onun sebebiyle ilâhî emirlerle muhatap olur, kendisinden bazı görevler istenir, sevaba ulaşır, azabı hak eder.


Hak Yolun Esasları
İmam Gazali


Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz.


2 Aralık 2017 Cumartesi

Evliyanın Özellikleri




Abdullah es-Salimi (r.h.) hazretlerine soruldu:

-"Evliyaullah, (olan bir zat) kulların arasında hangi şeyle bilinir?

Buyurdular:

1- Tatlı dil,

2- Güzel ahlak,

3- Güler yüzlülük,

4- Cömertlik,

5- Özürleri kabul etmek,

6- Hoşgörü,

7- Tam şefkat,

8- Merhamet,

9- Bütün mahlukata acımak ile bilinir...




Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi


1 Aralık 2017 Cuma

Ağız Çalkalama Suları



Derya Özgür Öztürk / Gıda Mühendisi

Kapitalist toplumlarda tüketim ve tükettirmek temeldir. Kapitalist sistem yıllardır ihtiyacımız olmadığı halde birçok şeyi "İhtiyaç" olarak bizlere empoze ediyor. Yeni ürünler piyasaya çıkıyor akabinde ilgi çeken reklamlar yayınlanıyor ve birden bu ürüne çok ihtiyaç duyduğumuzu fark ediyoruz.

Bize dayatılan ürünlerden biri de gittikçe yaygınlaşan ağız çalkalama suları.
Dişlerimizi fırçaladıktan sonra yeterince temiz olmadığını düşünerek kullanılan bu ürün maalesef birçok sağlık sorununun yanında helallik açısından da sıkıntı oluşturmaktadır. Gargara kullanımı sonucunda oluşabilecek riskleri inceleyelim;

Alkol

Vücuda girdiğinde tahrişe yol açar ve kanser gibi hastalıklara karşı vücudun savunmasını zayıflatır.
9 Avrupa ülkesinde 1.993 kanser hastasının durumları kıyaslandı. Glasgow Üniversitesi Diş Fakültesinin de destek verdiği bu çalışmada ağız çalkalama sularının ağız ve gırtlak kanseri ile ilişkili olduğu saptanmıştır.

Ayrıca bazı gargara çeşitlerinde bira, likör ve birçok içki çeşidinden daha fazla alkol olduğu saptanmıştır.
Benzer bir çalışma da 2009 yılında Avustralya Diş Dergisi'nde yayımlanmış ve oral kanser ile ilgili benzer sonuçlara rastlanmıştır. Bu çalışmada ek olarak sigarada bulunan ve kansere sebep olan nikotinin, gargarada bulunan etanol sayesinde ağıza daha iyi nüfuz ettiğini kanıtlamışlardır.


Daha pek çok zararı vardı fakat ben hepsini almadım. BURADAN indirip okuyabilirsiniz.


Herhangi bir toksik madde ve alkol içermeyen, tüm ailenizin ve çocukların dahi kullanabileceği ev yapımı bir gargara hiç de zor değil. Böylece hem daha ucuza hem de güvenli bir şekilde nefesimizi tazeleyebilir ve bakterilerden arındırabiliriz.

Malzemeler:
•  l bardak su
•  1 tatlı kaşığı karanfil
•  1 çay kaşığı tarçın
•  1 çay kaşığı karbonat

Yapılışı: 1 bardak su, tarçın ve karanfil kaynatılır. Kapağı kapalı bir şekilde soğuyana kadar bekletilir. Soğuyunca içine karbonat eklenir. Cam bir şişe içerisinde buzdolabında en fazla 1 hafta saklanabilir.


Eylül-Ekim 2016 Gimdes Dergisi





30 Kasım 2017 Perşembe

???




Şu dört şeyi, gizli ve âşikâr yaymak lâzımdır: İçki, kumar, zinâ ve domuz eti [ve spor kulüplerinin birbirleri ile kavgaları]. Bu işi yapmak için, islâm memleketlerinde yaşayan hıristiyan, yehûdî, mecûsî ve diğer gayr-i müslimlerden a’zamî derecede istifâde etmek ve bu iş için çalışanlara Müstemlekeler nezâretinin bütçesinden bol mâaş bağışlamak lâzımdır. Bunun için, siyâsî fırkaların ve spor kulüplerinin çoğalmasını sağlayacağız.

Partileri ve kulüpleri birbirlerine düşman yapacağız. Birbirleri ile uğraşacaklar, din kitâbı okumaya, dinlerini öğrenmeye vakit bulamayacaklardır. Avladığımız kimselere günlük gazete, dergi çıkartacağız. Gazetelerini, dergilerini, bol para ile, menfeatlar ile besleyeceğiz. Satın aldığımız kimseleri, kurtarıcı, kahraman gibi ismlerle medh etdireceğiz. İslâm dînini ve ahkâm-ı islâmiyyeye bağlı olan idârecileri kötületeceğiz. Din terbiyesinin kaynağı olan âile yuvalarını yok edeceğiz. Bunun için, spor, güreş ismi altında, avret mahalleri, edeb yerleri açık kız ve oğlan resmleri neşr ederek, gençleri fuhşa, livâtaya, cinsî sapıklığa sürükliyeceğiz. İslâm ahlâkını bozunca, islâmiyyeti yok etmek kolay olur. Çok câmi’ yapacağız. Fekat, câmi’lerde, hocaları değil, misyonerleri ve mezhebsizleri konuşduracağız. İslâm müziği ismi altında, çalgıları, şarkıları, radyoları câmi’lere sokacağız. Câmi’leri birer tuzak olarak kullanacağız. Câmi’lere giden ve kadınları örtünen devlet memûrlarını ve subayları, câsûslarımız tesbît edecek, bunlar, vazîfelerinden uzaklaşdırılacaklardır. Ahkâm-ı islâmiyyeye uyan gençler, üniversitelere alınmayacak, girmiş olanların diploma almaları engellenecekdir.
...

Müfred Not: Maddeler uzayıp gidiyor. Ben bu kadarla kifayet edeceğim. Casusun sözleriyle devam edelim:


Hakîkaten, okuduğum (İslâmı nasıl yıkabiliriz) ismli bu kitâb, çok mükemmel idi. İleride yapacağım çalışmalar için, emsâlsiz bir rehber idi. Sekretere kitâbı iâde edip, memnûniyyetimi ifâde etdiğimde, bana, (Bilmiş ol ki, bu meydânda, sen yalnız değilsin. Yapdığın işi yapan pekçok adamlarımız var. Bu işi yapmak için, şimdiye kadar nâzırlığımız beşbinden fazla adam vazîfelendirmiş bulunmakdadır. Nâzırlık bu sayıyı yüzbine çıkarmayı düşünüyor. Bu sayıya ulaşdığımız zemân, müslimânların hepsine hâkim olacak ve bütün İslâm memleketlerini ele geçirmiş olacağız) dedi.


 İngiliz Casusunun İtirafları








Şifalı Sular


Güzeldere Şelalesi - Düzce



Yeryüzünde gerek sıcak ve gerekse soğuk olmak üzene pek çok şifalı su vardır. Bu tür şifalı sular her memlekette yaygındır. Memleketimizde ise bu tür suların sayısı bir hayli kabarıktır. Peygamber Aleyhis-Selâm da, alimleri şifalı suya benzeterek: "Şüphesiz ki ilim sahibi kimse yeryüzündeki şifalı suya benzer, uzaktakiler gelip ondan faydalanır, yakındakiler ise faydalanmazlar. Bu sırada ansızın bu su çekilip kaybolur. Böylece bir kısım insanlar bundan faydalanmış, diğer bir kısmı ise -faydalanmadıklarından dolayı- pişman olurlar" buyurmuştur.

29 Kasım 2017 Çarşamba

Mizan




Dâvud Aleyhisselam, Rabbinden kıyamet günü kurulup, amellerin tartıldığı "mizanı" (teraziyi) kendisine göstermesini diledi. (Allahü Teala'nın göstermesiyle) o da mizanı gördü. Mizanın her bir kefesi doğuyla batı gibiydi.

Dâvud Aleyhisselam (mizanın büyüklüğü karşısında) bayıldı. Kendisine geldiğinde sordu:

-"Ey Allah'ım! Bu mizanın kefesinin içini haseneyle (sevap ve iyiliklerle) doldurmaya kimin gücü yeter? (Kim buna kâdir olabilir?)

Allahü Teala hazretleri buyurdu:

-"Ey Dâvud! Ben kulumdan râzî olduğum zaman, bu mizanın içini sadaka olarak verilen küçük bir hurma ile doldururum."



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi



28 Kasım 2017 Salı

İstikamet Şeriata Bağlıdır




Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:

-"Hiçbirinizin imânı müstakîm (ve doğru) olmaz; tâ ki kalbi, müstakîm oluncaya kadar. Kalbi müstekîm olmaz, tâ ki dili doğru oluncaya kadar. Dili doğru olmaz tâ ki amelleri (şeriata göre) doğru oluncaya kadar...."


Yani şeriatın erkanı, zahirde şeriat kullanıldığı zaman, bâtını etkilerler...




Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Fatih Yayınevi



27 Kasım 2017 Pazartesi

Bir Onurlandırma Sahnesi


Bir banka şubesinin yöneticisi olduğunuzu varsayın. Eşiniz ve çocuğunuzla bir alışveriş merkezinde gezerken, işe henüz yeni alınmış bir elemanınızın eşiyle ve çocuğuyla birlikte karşıdan geldiğini gördünüz.

Ne yaparsınız?

İşte bazı seçenekler:

• Görmezlikten gelerek hiç konuşmamak.

• Yeni bir alt düzey eleman olduğunun bilincinde olarak uzaktan bir baş selamı ile durumu geçiştirmek.

• Yolunuzu değiştirip önlerine geçerek eşinizi ve çocuklarınızı elemana tanıtmak ve elemanın eşi ve çocuğuna, "Onunla gurur duyuyoruz; kısa zamanda bizim şubenin değerli bir elemanı oldu," demek.


Eğer yönetici insanlara değer veren biri ise, her çalışanda takdir edecek bir yön mutlaka bulacaktır. Doğal olarak son seçenek en onurlandırıcı, değer verici seçenektir. Bu şekilde tüm ailesinin önünde takdir edilen eleman, kendisini banka şubesinin gerçekten değerli bir elemanı olarak görecek ve yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışacaktır.

Farkında olmadan yöneticiler şöyle bir duyguya kapılabilirler: Altımdaki kişileri takdir edersem onlar şımarır ve performanslarını düşürürler, artık onlara söz geçiremem. Onun için takdir yerine, eleştiri kullanmalıyım. Sürekli benden çekinsinler. Ancak bu şekilde onlardan en yüksek performansı alabilirim. Birini takdir etmem gerekiyorsa, "ama" diyerek, mutlaka bir eksiğini de göstermeliyim.

Bu düşünce biçimi insanlara güvenmeyen Sen Ben Anlayışı'ndan kaynaklanır ve eğitime ve gelişmeye götürecek yerde gütmeye ve denetime götürür. İnsanların iyi niyetine ve ellerinden gelenin en iyisini yapacaklarına kendilerini adayacaklarına inanç BİZ Bilinci'nin temelidir.


İçimizdeki Biz
Doğan Cüceloğlu



25 Kasım 2017 Cumartesi

Çok Başlı Ejderhayla Çok Kuyruklu Ejderha




Türk padişahının bir elçisi Alman imparatoruna gelmiş bir ara.

Tarihlerin yazdığına göre bu elçi kendi padişahını övmüş Almanlara.
— Bizim sultan, demiş; çok daha kudretlidir sizin imparatordan.

Alman'ın biri üstelemiş:
— Bizimkinin öyle beyleri var ki, demiş; her biri bir devletin başıdır. Her bey ayrı bir ordu çıkarır.


Türk elçisi uyanık adammış, lâfın altında kalmamış:

— Evet, demiş; duymuşluğum var. Başlarına buyrukmuş sizin beyler. Ama bakın bu durum ne getirdi aklıma. Olmayacak bir şey, ama oldu, ben gördüm. Çitle çevrili bir yerde oturuyordum. Bir de baktım yüz başlı bir ejderha. Yüz başını birden geçirmiş çitin deliklerinden. Sen gel de korkma. Kanım donacaktı nerdeyse. Ama korktuğumla kaldım, o başka. Ejderhanın başları girdi, gövdesi giremedi çitten içeri. Bitti derken bu korkulu rüya, Bir de baktım bir başka ejderha. Bu seferki tek başlı, yüz kuyruklu, Geldi çitin önünde durdu. Ben başladım yine ecel terleri dökmeye.

Bu ejderhanın tek başı giriverince bir delikten, gövdesi, kuyrukları, muyrukları süzülüp geldi ardından, deliği açtıkça açaraktan. Anladınız mı ne oluyor bu iki ejderha? Biri sizin imparator, biri bizim padişah.





Masallar
Jean De La Fontaine



24 Kasım 2017 Cuma

Haris İbni Kelede'nin Tıpla İlgili Bazı Sözleri


Yedigöller


Bir defasında Hz. Ömer, Hâris İbni Kelede'ye: "Sıtma nedir?" diye sorduğunda; "Bataklık ve sivrisinektir" diye cevap vermiştir.

"Tedavi nedir?" diye sorulduğunda ise; "Perhizdir" diye cevap vermiştir.

"Dert nedir?" diye sorulduğunda da: "Yemek üstüne (tok karına) yemek yemektir" demiştir.

"Perhiz tedavinin başı, mide ise hastalıkların evidir. Her bedene alışık olduğu şeyler veriniz!


Haris İbni Kelede, devamlı olarak gölgede otururdu. Sebebi sorulduğunda: " Güneş rüzgarı keser ve bozar, elbiseyi yıpratıp eskitir, insan vücudundaki gizli hastalıkları da açığa çıkarır derdi.



* Haris İbni Kelede, ölüm döşeğine düşünce, ahbabları başına toplanmışlar ve ona: "Senden sonra tıpla ilgili olarak ne yapacağımız konusunda bize tavsiyede bulun!" diye ricada bulunmuşlar. O da: "Genç kadınlarla evleniniz, meyveleri tam olgunlaşmadıkça yemeyiniz, vücut hastalığa tahammül gösterdiği müddetçe ilaç kullanmayınız! Her ay bir kere midenizi temizleyiniz (mideyi temizlemek aç kalmak, oruç tutmak, kusmak veya ishal ile olur). Çünkü bu temizlik balgamı eritir, safrayı yok eder, et bitirir. Sizden biriniz öğle yemeği yediği zaman, akabinde bir müddet uyusun! Akşam yemeğini yedikten sonra ise en az kırk adım yürüsün" demiştir.



Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi


23 Kasım 2017 Perşembe

İnsanın Düşmanları






Ahmed bin Sehl (r.h.) buyurdular:

- Senin düşmanların dört tanedir.
1- Dünya
2- Şeytan
3- Nefs-i emmare
4- Heva-ü heves.

Dünyanın silahı halka karışmaktır. Hapishanesi ise uzlettir.
Şeytanın silahı tokluktur. Hapishanesi ise açlıktır.
Nefsin silahı uykudur. Hapishanesi ise seher vaktinde uyanık olmak ve ibadetle meşgul olmaktır.
Heva-ü hevesin silahı konuşmaktır. Hapishanesi ise susmaktır.


Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Osmanlı Yayınevi


22 Kasım 2017 Çarşamba

Peygambere Hürmet (Hikâye)



Ebû Yusuf (r.h.)'dan hikâye olundu. Ebû Yusuf, Hârunu Reşîd ile beraber bir sofrada oturuyordu. (Sohbet esnasında) Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kabak sevdiği rivayet olundu. Harun Reşidin haciblerinden bir hâcibi;

-"Ben kabak sevmem" dedi. Bunun üzerine Ebû Yusuf, Harun Reşide;

-"O kâfir oldu! Eğer bundan tevbe eder ve Müslüman olursa; ne a'lâ! Yoksa onun boynunu vur!" dedi.

Bunun üzerine o hacib, tevbe ve istiğfar etti. Böylece öldürülmekten emin oldu.

Bu hadise "ez-Zahîriyye" isimli kitabda zikir olundu.

Ve (âlimler) buyurdular: -"Bu (sözden dolayı küfre girmesi) o kişinin küçük ve hakîr görme yoluyla söylediği zamandır; yoksa kâfir olmaz!"



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)


21 Kasım 2017 Salı

Bak Nasıl Akıllandın




Hoca yolculuk sırasında mola verip bir hana girer. Bu sırada hana bir başka yolcu daha girer ve ikisi birden hancıdan yiyecek bir şeyler isterler. Fakat hancı yiyecek olarak sadece bir balık olduğunu söyler ve bunu paylaşmalarını önerir. Bunun üzerine Hoca: “Ben balığın sadece başını yiyeceğim” der. Hancı bunun nedenini sorar. Hoca da: “Balık başı zekâyı artırır. Balık başı yiyen insan akıllı olur” der. Bunun üzerine diğer yolcu hemen atılır ve Hoca’ya: “Balık başını niye sen yiyeceksin? Ben yemek istiyorum.” Hocada itiraz etmez. Balığın koca gövdesini Hoca yer ve bir güzel karnını doyurur. Diğer yolcu ise sadece balığın başını yer ve Hoca ya seslenir: “Sen koca gövdeyi yedin karnını doyurdun. Ben sadece kafayı yedim aç kaldım” Hoca da bunun üzerine gülümser: “Bak nasıl akıllandın!”





20 Kasım 2017 Pazartesi

Farkı Görememek




(Onlar:)

Peygamberlere eşit olduklarını, Evliyâullahın kendilerine benzediğini; iddia ettiler.

Ve dediler:
-“Onlar da insan biz de insanız! Biz ve onlar hep yeriz, içeriz ve uyuruz!"

Ve o kör gözleri ve gönülleri; aralarında bulunan o sonsuz farkı görmedi.

İki farklı arı aynı yerden gıda alır.
Birinden bal çıkar diğerinden zehir...

İki cins ceylân aynı yerden su içerler.
Aynı ottan yerler.
Birinden misk, diğerinden pislik çıkar.

İki kamış bir sudan (ve sazlıktan) beslenir.
Birinde şeker ve tat vardır.
Diğeri de boş bir kamıştır.


(Mesnevî-i Manevî-i Şerif)


Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Fatih Yayınevi

19 Kasım 2017 Pazar

Ebû Zerr (R.A.) İle Ka'b (R.A.) Arasında Geçen Olay




Beyhakî'den rivayet edilmiştir:

"Hz. Osman (r.a.), Kab'e:
— Ya Eba İshak, eğer malın zekatı verilirse, sahibi yine o maldan sorguya çekilir mi? diye sordu.
Ka'b (r.a.): "Hayır" deyince, Ebû Zerr (r.a.) ayağa kalkıp elindeki asa ile Ka'b'ın kafasına vurarak:

- 'Ey Yahudi kadının oğlu, Allah Kur'an'da salih kullarını: "Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile başkalarını kendilerine tercih ederler" (Haşr 9) ve "Yemeye olan ihtiyaç ve sevgilerine rağmen yoksula, yetime ve esire yedirip kendileri aç kalırlar" (İnsan 8) ve "Mallarından yoksul ve ihtiyaç sahiplerine belirli bir hak tanıyanlar" (Mearic 25) diye överken sen nasıl "Zekatı verilen malın sorgusu yoktur" diyorsun? dedi."



Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


18 Kasım 2017 Cumartesi

Hastalıklar




Ebû Said el-Hudrî anlatıyor:

"Rasûlullah (s.a.v.):

- 'Müminin vücudunda başgösteren hiçbir hastalık yoktur ki, Allah o hastalık sebebiyle onun günahlarını bağışlamasın/ buyurdu. Bunun üzerine Übey b. Ka'b:

- 'Allah'ım, beni namazdan, oruçtan, haccdan, umreden ve senin yolunda cihad etmekten alıkoymamak şartıyla, sıtma hastalığına yakalanmamı ve ölünceye kadar bu hastalıktan şifa bulmamamı senden niyaz ederim,' diye dua etti. Sıtmaya tutuldu ve ölene kadar bu hastalıktan kurtulamadı. Bununla beraber namazdan, oruçtan, hacdan, umreden ve cihaddan birgün bile geri durmadı."


Ebû Said el-Hudrî anlatıyor:

"Bir adam Rasûlullah(s.a.v.)'a:

- Ya Rasûlullah; şu bize bulaşan hastalıklar hakkında ne dersiniz, bize bir yararı var mı?' diye sordu. Rasûlullah (s.a.v,):

- 'Kişi için keffaret olur,' dedi. Übey b. Ka'b:

- Ya Rasûlullah (s.a.v.), hastalık az da olsa keffaret olur mu?' dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- 'Kişinin ayağına bir diken de batsa, o bile kefaret olur,' buyurdu. Bunun üzerine Übey, hac, umre, Allah yolunda cihad ve cemaatle namaz gibi ibadetlerden geri kalmamak şartıyla, kendisinin sıtmaya yakalanıp ölünceye kadar bu hastalıktan kurtulmamasını Allah'dan diledi. Übey'in bu duasından sonra, kim ona elini dokundursa, vücudunun fırın gibi yandığını görürdü.



Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları



17 Kasım 2017 Cuma

Otuz Yıllık Ameli Yakan Konuşma




Denilir ki:

1- Mescidlerde;
2- İlim meclislerinde,
3- Ölünün yanında,
4- Mezarlıklarda,
5- Ezanın okunması esnasında.
6- Kur’an-ı Kerim’in okunması anında,
Dünya kelamını konuşmak, tam 30 yıllık amelin sevabını yakar yok eder.



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Fatih Yayınevi


16 Kasım 2017 Perşembe

Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri




Bu kitabı daha önce okumuştum. Ve bazı alıntılar da yapmıştım. BURADAN ulaşabilirsiniz.

Nette kitabı buldum ve BURADA da onu paylaştım. Tam olarak aynısı mıdır bilemiyorum. Bakma fırsatı bulamadım henüz. :)





15 Kasım 2017 Çarşamba

Söz Taşıyanlara Ders




Rivayet olundu:
Hasan-ı Basrî (k.s.) hazretlerine bir adam nemîme (yani bir tanıdığından bir söz) ile geldi. Ve:
-"Falanca kişi, senin aleyhinde konuştu!" dedi.

Hasan Basrî ona sordu:
-"Ne zaman?" O kişi:
-"Bugün!" dedi. Yine sordu:
-"Onu nerede gördün?" O kişi:
-"Onun evinde!" dedi. Hasan Basrî hazretleri sordu:
-"Sen onun evinde ne yapıyordun?" O:
-"Onun evinde büyük bir ziyafet vardı!" dedi. Hasan Basrî hazretleri sordular:
-"Onun evinde ne yedin?"
Adam, şu bu dedi ve sekiz çeşit yemek saydı. Hasan Basrî hazretleri buyurdular:
-"Ey adam! Senin karnına sekiz değişik çeşit çeşit yemek sığdı da tek bir söz mü sığmadı! Haydi kalk yanımdan! Defol! Ey Fasık!" dedi.



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

Fatih Yayınevi


14 Kasım 2017 Salı

Allah (C.C.) Yolunda Cihad İçin Mali Fedakarlık




HZ. EBUBEKİR'İN (R.A.) FEDAKARLIĞI


Hz. Ebûbekîr(r.a.)'in kızı Esma (r.a.) anlatıyor:

Rasûlullah (s.a.v.) hicret etmek için Mekke'den çıktığı zaman babam da onunla birlikte çıktı ve beş veya altıbin dirhem olan bütün parasını da yanında götürdü. Daha sonra büyük babam Ebû Kuhafe yanımıza geldi, ihtiyarlıktan gözleri görmüyordu. Babamı kastederek:

- 'Korkarım ki, bu adam ne kadar parası varsa hepsini götürmüş ve sizi perişan bırakmıştır,' dedi.

- 'Hayır, babam bize çok para bırakmıştır,' dedim ve babamın her zaman parasını sakladığı duvardaki dolaba bir miktar çakıl bırakıp üstünü mendille örttüm. Ondan sonra elinden tutup onu paranın yanına götürdüm, o da:
"İyi ki size para bırakmıştır, bu kadar para size yeter," dedi. Halbuki babam bize bir dirhem para bırakmamıştı. İhtiyar üzülmesin diye bunu yapmıştım."




Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


13 Kasım 2017 Pazartesi

Gizli Şirk (Putperestlik)



Lâ ilâhe: “Hiçbir ilâh yoktur,” dediğin zaman, bununla toptan bir reddi (nefyi) onaylıyorsun.
İllallah: “ancak Allah vardır,” dediğin zaman ise, yine Allah için toptan bir kabulü (ispatı) onaylamış oluyorsun. Bu durumda, her ne zaman kalbin, Hak’tan gayrı bir şeye dayanır, güvenirse; o zaman yukarıdaki külli ispatında yalancı durumuna düşmüş, yani kendi kendini yalanlamış oluyorsun.

...

Şu hususu iyi bil ki, bütün eşya, sadece Allah’ın hareket ettirmesiyle hareket eder, durdurmasıyla
durur. O’nun iradesi ve kuvveti olmadan, ne duran bir şey harekete geçebilir, ne de hareket etmekte olan bir şey durabilir. Kişi bu hususu böylece bilip kabul ettiği zaman, artık insanları ve diğer varlıkları Allah’a ortak tanıma yükünden ve suçundan kurtulur. Allah’a şirk koşmaz.
Melekler içinde resim, suret bulunan eve girmezlerse, içinde bir sürü suretlerle putlar bulunan senin kalbine Allah nasıl girer? Allah’tan gayrı her şey bir puttur. Öyleyse sen, putları kır.
Evi temizle.

...


Ey dünyaya kulluk edenler! Ey ahirete kulluk
edenler! Siz, Allah’ı da, dünyayı da, ahireti de
bilmiyorsunuz. Kiminizin putu dünya. Kiminizinki
ahiret. Kiminizinki insanlar. Kiminizinki zevkler,
nefsani arzular. Kiminizinki övülme, halktan tasvip görme, alkış toplama.
Allah dışında her şey, bir puttur. Kişi Allah’tan
gayrı neye bağlandı ve neye gönül verdiyse, o onun putudur.



Fethü'r Rabbani
Abdülkadir Geylani (K.S.)

BURADAN okuyabilir(indirebilir)siniz.

10 Kasım 2017 Cuma

Ben Nasıl Dinlersem...




Her insanın toprak, çakıl ve altından oluşan yönleri vardır. İlişki içinde ben toprak ve çakıl için "dinlersem," kişi bana toprak ve çakıl yönünü verir. Eğer ilişkimde onun altın yönünü görür ve o tutum içinde "dinlersem," kişinin içindeki altınları bulurum.



İçimizdeki Biz
Doğan Cüceloğlu


9 Kasım 2017 Perşembe

Güzel Bir Sıfat




Hasan Basrî (k.s.) buyurdular:

Köpek dövülüp, kovulup ve kendisine cefâ edildikten sonra eğer önüne bir kemik parçası atılırsa hemen gelir ve sahibine karşı onun geçmişte yaptıklarına karşı asla kin beslemez. İşte korkanların alâmeti budur! Mü'min, işte bu sıfat üzere olmalıdır...


Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)

Fatih Yayınevi


8 Kasım 2017 Çarşamba

Bu Hayvanlar Çok Farklı



Yıldız Sarayı'nın hayvanat bahçesinde zebradan zürafaya ve devekuşuna kadar pek çok hayvan vardı. 
Bilhassa dünyanın sayılı kuşları, meselâ akla gelebilecek en değerli papağanlar ve güvercinler bulunuyordu. Bilhassa papağanlar, 1909 yılında Sultanın tahttan indirilmesi üzerine Yıldız yağmasında paylaşılmış, kalan hayvanlar da dağılmıştır.


Pâdişâhın meşhur beyaz papağanı

Sultan'ın Papağanı

Herkes bilir ki papağanlar kendilerine öğretilen sözleri gayet anlaşılır bir şekilde tekrar edebilirler. Fakat, tarihte öyle papağanlar vardı ki, bunlar öyle defalarca tekrar edilerek ezberledikleri şeyleri değil, tam aksine bir defa gördükleri ve duydukları şeyleri aynen rapor ederlerdi. Nasıl olduğunu bilmeye şimdilik imkan yoktur ama Yıldız Sarayı'nda Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın bir beyaz papağanı vardı ki, sarayda olup biten her şeyi aynen padişaha anlatabiliyordu. Bu marifetli papağan sarayın her tarafını dolaşır, duyduklarını sultana gayet güzel bir telâffuz ve sadakatle aynen tekrar edermiş.

Sultan Abdülhamid Han'ın bu papağandan başka Cherie isimli bir köpeği ve beyaz bir kedisi de vardı. Bu üç hayvan, adeta sarayda sultan ile beraber gezer dolaşırlardı. Ve efendilerinden eşit bir ilgi ve sevgi beklerlerdi.



Çatalla Yemek Yiyen Ağa Efendi


Çatalla Yemek Yiyen Kedi: "Ağa Efendi

Sultan İkinci Abdülhamid  Han'ın sarayındaki hayvanlardan biri kedi idi ki, bunun huyu çok daha başka idi. Bembeyaz bir Ankara kedisi olan bu hayvan, kendisine verilen yemekleri ancak çatal ile uzatıldığı takdirde yerdi; aksi takdirde katiyen yemezdi. Sevimli ve sakin olan bu kediye sultan, "Ağa Efendi" diye hitap ederdi.


Süleyman DİKİCİ



Uzakları Görebilen Hükümdar
Hamidiye Kitaplığı


Yolculuk




İbn-i Abbas (r.a.) ile Hz. Aişe anlatıyor:

"Rasûlullah(s.a.v.) vücudunda iz yapan bir hasır üzerinde yatıyordu. O sırada Hz. Ömer huzuruna girerek:
- "Ya Rasûlullah, kendin için yumuşak bir yatak yaptırsaydın ya," dedi.

Rasûlullah (s.a.v.):
- "Benim dünya ile ne ilişkim var? Benim dünya ile olan ilişkim bir yaz günü yolculuk yapan birisinin yol kenarında gördüğü bir ağacın gölgesinde bir saat kadar istirahat ettikten sonra kalkıp yoluna devam etmesi gibidir," buyurdu.


Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


7 Kasım 2017 Salı

İki Şey



Bir Hak yolcusunun sülûkünü (Hakk'a gidişini) bozan şeyler iki tanedir. Bunlar; ilâhî emirlerde tevillere dalıp ruhsatların peşine düşmek; diğeri de kötü arzularına uyan bozuk kimselere uymaktır.




Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali


Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz.

6 Kasım 2017 Pazartesi

Arkadaş



Arkadaşlarından herhangi biri;

1. Senin gıybetini yapar,
2. Seni kıskanır,
3. Kendisinden sana şer isâbet eder,
4. Ondan sana bir kötülük dokunursa,
Veya senin hakkında hayır düşünmeyenlerin hepsinin işini Allahü Teala hazretlerine havâle et.
Nefsini onlara karşılık vermekle meşgûl etme!
Çünkü onlara cevab vermekle meşgûl olmakla zararın artar ve ömrün zâyi olur.



Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)

Osmanlı Yayınevi


5 Kasım 2017 Pazar

Gençlik - İhtiyarlık




Nasreddin Hoca’nın da bulunduğu bir mecliste gençlikten ve ihtiyarlıktan bahsediliyormuş. Herkes de insanın genç iken kuvvetli olduğunu, fakat ihtiyarladıkça bu kuvvetini kaybettiğini söylerler.

Yalnız Hoca bunu kabul etmez: “Hayır, hiç de doğru değil, der. Bir insan gençliğinde ne kadar kuvvetli ise ihtiyarlığında da o derece kuvvetlidir.” Hemen itiraz ederler. Ama Hoca bunu kabul etmez: “Tecrübemle biliyorum!” der, “Bu tecrübe nedir?” diye merakla sorarlar. Bunun üzerine Hoca şu cevabı verir: “Bizim evin bahçesinde bir büyük taş vardır. Çok eski zamandan beri orada durur. Gençken kaç sefer denedim, ama yine de yerinden kımıldatamadım. Demek oluyor ki insan gençliğinde ne derece kuvvetli ise, yaşı ilerleyip ihtiyarladıktan sonra da bu kuvvet değişmiyor.”


4 Kasım 2017 Cumartesi

Haram Ve Şüpheli Şeyler




Haram ve şüpheli şeyler yiyen kimse, hak kapısından kovulmuştur. Bu halde o kimse, ibadette muvaffak olamaz; çünkü yüce Allah'ın hizmetine ancak kalbi temiz kimseler uygun olur. Düşünsene, Allahu Teâlâ cünüp kimsenin evine/mescide, camiye, Kabe'ye girmesini menetmiş; aynı şekilde abdestsiz kimsenin de Kur'an'a dokunmasını yasaklamıştır. Halbuki bu iki hal, mubah durumlardır. Acaba haram ve şüphe pisliğine dalmış bir kimse, Allah'ın hizmetine ve şerefli zikrine çağrıldığında durumu nasıl olur? Elbette böyle bir kimsenin, ilâhî huzura alınması hiç mümkün olmaz.



Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali


3 Kasım 2017 Cuma

Rasûlullah (s.a.v.)'in Mekke'den Medine'ye Hicret Etmeye Hazırlanırken Yaptığı Dua




Muhammed b. İshak anlatıyor:

"Rasûlullah (s.a.v.) Mekke'den Medine'ye hicret etmeye hazırlanırken şu duayı yaptı:

-"Ben yokken beni var eden Allah'a hamd ederim. Allah'ım dünyanın korkularına, zamanın kaygılarına, gece ve gündüzün musibetlerine karşı bana yardımcı ol. Allah'ım yolculuğumda bana yoldaş ve geride kalan aile fertlerim için de bana naib ve halet ol, bana verdiğin rızkı mübarek eyle, beni kendine itaatkâr et ve benim iyi ahlakımı devam ettir. Beni kendine sevdir ve başkalarının merhametine bırakma. Ey acizlerin sahibi, Sen benim Rabbimsin. Gökleri ve yeri aydınlatan ve karanlık perdeleri yırtan o keremli yüzünün nuruna sığınıyorum. Beni gazabına uğratma ve bana dargınlık yüzü gösterme. Bana yaptığın iyiliklerin benden geri alınmasından ve gazabının beni ansızın yakalamasından sana sığınırım. Herşeyin sonu senin elindedir. Bütün kuvvet ve güç sendedir."


Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


2 Kasım 2017 Perşembe

Yakına Yakın Olmak



Peygambere s.a.v. yaklaşan, Allah'a c.c. yaklaşmıştır. Binâenaleyh yakına yakın olan, uzakta olana nisbetle yakındır. İşlerimizin yularının nefs vasıtasıyla şeytanın eline geçmesinden Allah'a sığınırız.



İhya-i Ulumuddin
İmam Gazali

1 Kasım 2017 Çarşamba

Mecnun




Nefsini bilen, bütün hallerinde müminin aksi bir halde bulunur. Mümin, hal sahibidir. Hal, değişikliklere uğrar. Arif ise makam sahibidir. Makam değişikliklere uğramaz, sabittir.

Allah dostlarının mecnunluğu, tabii adetleri, nefsani ve hevaî fiilleri terketmek ve şehvani, nefsani zevklere karşı koyar olmak demektir. Yoksa, aklını kaybetmiş deliler anlamında mecnunlar değillerdir.


Allah’ın rahmeti üzerine olsun, Hasan Basri Hazretleri şöyle der: “Eğer siz Allah dostlarını görmüş olsaydınız, onların deli olduklarına hükmederdiniz. Onlar da sizi görmüş olsalardı, bir an bile Allah’a inanmamış olduğunuza hükmederlerdi.”


Fethü'r Rabbani
Abdülkadir Geylani (K.S.)

BURADAN okuyabilir(indirebilir)siniz.



Tabiat


Acarlar Longozu


Tabiatçıların görüşü şudur: "Ateş, kendi tabiatıyla yakar; su kendi tabiatında bulunan bir özellikle susuz kimsenin susuzluğunu giderir; ekmek veya yiyecekler, tabiatındaki bir özellikle karın doyurucudur. Felekler ve yıldızlar, tabiatlarındaki özellik sayesinde kendi başlarına varlıklar üzerinde etki yaparlar. Diğer bütün varlıklar da böyledir."

Hak mezhep sahipleri der ki: "Varlıkların kendi başına bir tesir etme ve iş yapma kuvveti yoktur; asıl tesir eden ve iş yapan Allahu Teâlâ'dır."

Yüce Allah, en iyisini bilir.


Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali


30 Ekim 2017 Pazartesi

Allah (c.c.) Yolunda




Enes bin Malik ile kardeşi, Irak'ta düşmanın elinde bulunan bir kalenin duvarı dibinde duruyorlardı.

Düşmanlar, başı çengelli bir demir zinciri ateşle kızdırdıktan sonra aşağıya sarkıtıp Enes b. Malik'i ansızın yukarıya çektiler. Kardeşi Bera da hemen yerinden fırlayıp o kızgın zincire yapıştı. Avuçları cayır cayır yanarken bütün kuvvetiyle zinciri çekti. Nihayet zincirin öbür ucundaki ip koptu da Enes kurtuldu. Sonra Ber'a'nın ellerine baktığımızda avuçlarının içi tamamen yanmış bembeyaz kemikleri görünüyordu.


Muhtasar Hayatü's Sahabe
M. Yusuf Kahdehlevi

Ravza Yayınları


29 Ekim 2017 Pazar

Hayatın Anlamı




Yaşamında anlam olmanın tek koşulu budur: "Kendinden daha büyük bir bütünün parçası olduğunu bilmek. "




İçimizdeki Biz 
Doğan Cüceloğlu