22 Haziran 2017 Perşembe

Ramazan-ı Şerif Hatıraları



Bir Gün Sana Döneceğim Ey Mekke!
Hicrî 8. yılın Ramazan-ı Şerif ayı başında Mekke-i Mükerreme’nin fethedilmesine karar verilmişti. Medine-i Münevvere’de Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) emriyle 10 bin kişilik bir ordu toplandı. Müslümanlar bölük bölük, edep ve vakar içinde Mekke’ye yöneldiler. Herkes kendisine gösterilen kapıdan içeriye girmeye başladı. Müslümanlar büyük bir zorlukla karşılaşmadan Mekke-i Mükerreme’yi fethetti.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şehre girince, Hz. Hatice’nin kabrine yakın bir yerde çadırını kurdurdu. 8 sene evvel hicret ederken “Bir gün sana döneceğim ey Mekke şehri!” buyurduğu mukaddes beldedeydi artık.
Bir müddet dinlenen Resûl-i Ekrem Efendimiz, devesi Kasvâ’ya binerek Kâbe-i Muazzama’ya doğru hareket etti. O gün, 20 Ramazan Cuma idi. Kâbe’ye varıncaya kadar Fetih Sûresi’ni okudu ve Kâbe-i Muazzama’yı tavaf etti. Cebrâil (a.s.) Peygamber Efendimiz’e: “Asanı eline alıp putlara dokun.” dedi. Asasıyla putlara vuruyor, putlar birer birer yere düşüyor, Resûl-i Ekrem Efendimiz de; “Hak geldi, batıl muzmahil oldu (yok olup gitti). Muhakkak batıl, daima yok olmaya mahkûmdur…” mealindeki ayet-i kerimeyi okuyordu. Kâbe-i Muazzama böylece putlardan temizlenerek asıl hüviyetine kavuştu. Daha sonra Efendimiz “Fetih Hutbesi”ni okudular.



Bir Kılıca Elli Bin Salavât

Sultan Birinci Mustafa Han, Sultan Genç Osman ve Sultan Dördüncü Murad Han devirlerinde devlete pek çok hizmetlerde bulunan Melek Ahmed Paşa, her sene Ramazan ayının başında hazinesini açar, kıymetli eşyalarını farklı bir usulle satışa çıkarırdı. Mesela bir zırhı bin salavâta, bir kılıcı elli bin salavâta, bir samur kürkü bir hatm-i şerife, bir mercan tesbihi iki bin salavâta, bir tüfengi bir hatm-i şerife verirdi. Herkes pazartesi ve cuma geceleri sözlerini yerine getirirdi.



Dikkat! Diş Kırılabilir…
Osmanlı sadrazamlarından cömertliği ve hayırseverliği ile bilinen Mahmud Paşa, Ramazan ayı geldiğinde hayır hasenatına daha bir önem verirdi. Paşanın sofrasında oruç açanlar, diş kirasına ilaveten her akşam mutlaka ikram edilen nohutlu pilavın gelmesini, dört gözle beklerlerdi. Çünkü paşa, kazanlarda pilav pişirilirken pilavın içine nohut biçimi verilmiş altınlar attırır ve misafirlerine bu altınları ihsan ederdi.



Yedikıta



İslamı Nasıl Yıkabiliriz?


Bursa Ulucami


İngiliz Casusu Hempher hatıralarında, kendisine verilen,”iki” devlet sırrından bahseder. Bu sırlardan biri, İslamı yıkma çalışmalarının esaslarını teşkil eden ve az sayıdaki casuslara gizli olarak verilen “İslamı Nasıl Yıkabiliriz?” kitabıdır. Bu kitapta geçen yıkım planlarının birçok maddesi “Dinlerarası diyalog ve hoşgörü” prensipleri ile bire bir örtüşüyor. Hempher, bu planları bakınız nasıl anlatıyor:


“1- Müslümanların arasında, ırkçılık, milliyetçilik taassubunu körükleyecek ve onların dikkatlerini, İslâmiyetten önceki kahramanlıklarına çekeceksiniz. Mısır’da Firavunluğu, Îrân’da Mecûsîliği, Irâk’ta Bâbilliği, Anadolu’da eski medeniyetleri ihyâ edeceksiniz.

2- Şu dört şeyi, gizli ve âşikâr yaymak lâzımdır: İçki, kumar, zinâ ve domuz eti. Bu işi yapmak için, İslâm memleketlerinde yaşayan Hıristiyan, Yahûdî, Mecûsî ve diğer gayri Müslimlerden azamî derecede istifâde edilecek.

3- Çıkardığımız meşkalelerle, Müslümanları din kitâbı okumağa, dinlerini öğrenmeğe vakit bulamıyacak hale getireceğiz.

4- Cihâdın geçici bir farz olduğunu, vaktinin son bulduğunu telkîn edeceğiz. İslâm dînine ve İslam ahlâkına bağlı olan kimseleri kötületeceğiz. Din terbiyesinin kaynağı olan âile yuvalarını yok edeceğiz. Bunun için, müstehcen resimleri neşrederek, gençleri fuhşa, livâtaya, cinsî sapıklığa sürükliyeceğiz. İslâm ahlâkını bozunca, İslâmiyeti yok etmek kolay olur.

5- Müslümanlara; Peygamberin, İslâmdan kastının herhangi bir din olduğunu ve bu dînin Yahûdîlik ve Hıristiyanlık da olabileceğini, sadece İslâm dîninin olmadığı inancını aşılıyacaksınız.

6- Müslümanları, ibâdetlerinden uzaklaştırmaya çalışacak ve “Allah insanların ibâdetlerine muhtâc değildir” diyerek, onları ibâdetlerin faydaları hakkında tereddüde düşüreceksiniz.

7- Müslümanların inançlarına bid’atler sokup, İslâmı, gericilik ve terör dîni olmakla ithâm edeceksiniz. İslâm memleketlerinin geri kaldığını, sarsıntılara uğradığını söyleyecek ve böylece onların İslâma olan bağlılıklarını zayıflatmış olacaksınız.

8- Çocukları babalarından uzaklaştırıp, büyüklerinin dînî terbiyelerinden mahrûm kalmalarını sağlayacaksınız. Onları, biz yetiştireceğiz. Çocuklar babalarının terbiyelerinden koptukları an, dinden ve âlimlerden kopmaya mahkûm olacaklardır.

9- Örtünmek gerçek İslâmî bir emir değildi, diyerek kadınların soyunmasını sağlayıp sonra da, gençleri ona karşı tahrîk edip, her ikisinin arasında beraberlik hâsıl olması için çalışacaksınız! Müslümanlığı yok etmek için, bu iş, çok tesîrlidir.

10- Her vesîle ile camiye gidenler arasına kin ve düşmanlık sokarak, cemaat ile namaz kılmayı ortadan kaldıracaksınız.

11- Türbe yapmanın bid’at olduğu gerekçesiyle, hepsinin yıkılması lâzımdır, diyeceksiniz. Ayrıca İslam büyüklerinin kabirleri hakkında, şübheye düşürerek, onları ziyaret etmekten men edeceksiniz.

12- Seyyidlerin, Peygamberlerin soyundan geldikleri husûsunda insanlar tereddüde düşürülecek. Seyyidlerin diğer insanlarla karışmaları, kaybolmaları temin edilecek.

13- Bütün Müslümanlara hürriyetin önemini bahâne ederek, “Herkes dilediğini yapabilir. Emr-i bil-ma’rûf ve nehy-i anil münker ve İslâm ahkâmının öğretimi farz değildir” diyeceksiniz!. Böylece İslamiyetin emir ve yasaklarını ortadan kaldıracaksınız.

14- İslâmın yalnız arabların dîni olduğu fikri yayılacak. Mahalli inançlar desteklenerek, İslâmın yayılması ve Müslüman olmayanlara öğretilmesi faaliyyetleri önlenecek.

15- Hayır müesseselerinin sınırları daraltılacak. Öyle olacak ki, kişi câmi, medrese ve bunlara benzer hayır kurumları yapamaz hâle getirilecektir.

16- Fıkıh kitapları saf dışı edilerek, dinin doğrudan Kur’andan öğrenilmesi için yönlendirme yapılacak. Sonra, Müslümanları Kur’ân hakkında şübheye düşürecek ve içinde noksanlık ve fazlalık bulunan tahrîf edilmiş her dilde Kur’ân tercemeleri hazırlayıp, diyeceksiniz ki: “Kur’ân bozulmuş. Birbirini tutmuyor.” Aynı şekilde, hadisler hakkında da şüphe uyandırılacak. Ayrıca, Arab memleketleri dışında, ezân, namaz gibi ibadetlerin arapça yapılmasını önleyeceksiniz.

17- Misyonerliğin sahasını genişletip, her sınıf ve mesleğe bilhassa doktor, mühendis, muhasebeci v.s. gibi mesleklere sokmalıyız. İslâm memleketlerinde Kilise, okul, hastahâne, kütüphâne ve hayır cemiyyetleri ismi altında propaganda, neşriyât merkezleri açmalı ve bunları, İslâm memleketlerinin dört bir bucağına yaymalıyız. Milyonlarca Hıristiyan kitâblarını ücretsiz dağıtmalıyız. İslâm târîhinin yanında, Hıristiyan târîhini, devletler hukûkunu da neşir etmeliyiz. Kilise ve manastırlara râhib ve râhibe ismi altında câsûslarımızı yerleştirmeliyiz. Bunları vâsıta olarak kullanıp, Hıristiyan hareketlere rehberlik yapmalarını temîn etmeliyiz. Müslümanların her hareket ve fikirlerini öğrenip bize aktarmalarını temîn etmeliyiz. İslâm târîhini bozup, tahrîf edecek ve Müslümanların ahvâl ve dinlerini iyice öğrendikden sonra, onların bütün kitâblarını imhâ edecek, islâm ilimlerini yok edecek, profesör, ilim adamı, araştırmacı gibi isimler altında, bir Hıristiyan ordusu kurmalıyız.”




Dikkatinizi çekerim bu planlar, yaklaşık 250 sene önce yapılmıştır. Uygulamalar da ısrarlı bir şekilde takip edilmiş ve edilmektedir. Bugünkü İslam âleminin perişan haline bakıp yapılan çalışmalarda ne derece başarı elde ettiler, siz karar verin!




Dinler Arası Diyalog Tuzağı
Mehmet Oruç



Kitabın tamamını buradan okuyabilirsiniz.


20 Haziran 2017 Salı

Hamdetmenin Ehemmiyeti




"Nimete hamdetmek, o nimetin zevali (azalmaması veya yok olmaması) için emniyettir."

(Hadîs-i Şerîf, Kenzül-Ummâl)







Peygamberimiz (s.a.v) buyurdular:

"Allâhü Teâlâ bir kuluna nimet verdiğinde kul 'Elhamdülillah' derse Allâhü Teâlâ da buna mukabil şöyle der:

"Kuluma bakın! Ben ona kıymetsiz bir şey verdim. Bunun karşılığında o bana çok kıymetli bir şey takdim etti."





Fazilet Neşriyat



19 Haziran 2017 Pazartesi

Dörtbin Hadîs-i Şerifin Özü




İmam Ebû Davud (rh), beş yüz bin hadîs-i şerîfi hafızasına nakşetmiş idi. Bunlardan seçtiği dört bin sekiz yüz hadîs-i şerîf ile "Sünen-i Ebî Dâvud" denilen meşhur kitabını meydana getirmiştir.

Bu kitap bilhassa islâm fıkhına dâir hükümler için pek muteber bir kaynaktır. Ebû Davud, bu kitabını imam Ahmed ibn-i Hanbel'e göstermiş, o büyük müctehid bu kitabı çok güzel bulmuştur.


Bu kitap "Kütüb-i Sitte'nin" üçüncüsü sayılmaktadır.

Ebû Davud hazretleri demiştir ki: "Ben bu kitabımda dört bin sekiz yüz hadîs-i şerîf topladım. İnsana dîni için bunlardan şu dört hadîs-i şerîf yeter:


1- Amellerin hükümleri, kıymetleri niyetlere göredir.

2- Kişinin kendisine fayda vermeyecek şeyleri terk etmesi, İslamiyetinin güzelliğindendir.

3- Bir mü'min, kendi nefsi için isteyip hoşlandığı şeyi kardeşi için de isteyip hoşnut olmadıkça hakkı ile mü'min olamaz.

4- Helâl de açıktır, haram da açıktır. Bunların arasında ise birtakım şüpheli şeyler vardır. Harama düşmemek için bu şüpheli şeylerden de sakınmak lâzımdır. (Hukuku îslamiye c.1, s.354)




Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat



18 Haziran 2017 Pazar

Kuşun Yem Toplaması Gibi Namaz Kılmak




İmam Ahmed isnadı Ebû Hüreyre'ye varan bir hadîste şöyle buyurulduğunu rivayet etmiştir. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bu hadîslerinde buyuruyorlar ki:
«Allahü Teâlâ, rükû ile secdesi arasında belini düzeltmeyen (dik hale getirmeyen) adama rahmet nazarıyla bakmaz.»


Resûlullâh (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmaktadır:
«Bu şekil namaz, münafığın namazıdır: Oturur, güneşi gözetir (tenbellik ederek kerâhat vaktine kadar namazı eda etmez). Güneş şeytanın iki boynuzu arasında, bulunduğu zaman (namaz kılmanın haram olduğu zaman) kalkar da namazı dört rekât olarak (kuşun yemi gagasıyla acele acele toplaması gibi) gagalar. O, namazın içinde Allah'ı pek az zikreder.»


Ebu Musa el-Eşarî şöyle anlatıyor: Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bir gün ashabına namaz kıldırdı, sonra oturdu. Bir adam içeri girdi, namaza kalktı, rükû ve secdesini (kuşun yemi) gagalaması gibi alelacele kıldı. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):
- "Görüyorsunuz ya şu adam bu halde ölse Muhammed (aleyhisselâmın) milletinden hariç olarak ölür. Çünkü o karganın kanı gagaladığı gibi namazını gagalıyor buyurdu.» (Ebu Bekir b. Huzeyme Sahih'inde rivayet etmiştir).



Hz. Ömer'den Peygamberimiz (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

«Her namaz kılanın bir sağında bir de solunda iki melek bulunur. (Kişi) namazı dosdoğru kılarsa kılınan namazı Allah'ın katına çıkarırlar. Hakkıyla kılmazsa sahibinin yüzüne çarparlar.»

Beyhakî yukarıdaki hadisin senedini zikrederek Ubade b. Sâmitten Peygamberimiz (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: «Her kim güzelce abdest alır, sonra namaza kalkar, rükû, sücud ve kıraatini (riayet ederek) tamamlarsa, namaz (hal dili ile), beni koruduğun gibi Allah da seni korusun, der. Daha sonra parlak ve nurlu bir halde göğe doğru yükselir, gök kapıları kendisine açılır, tâ huzur-i ilâhiye varır, sahibine şefaat diler. Şayet (namaz kılan) rükû, sücud ve kıraata (riayet ederek) namazını tamamlamazsa namaz: «Beni heder ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin! Namaz simsiyah bir şekilde göğe yükselir, ama semanın kapıları ona kapanır, yırtık elbisenin dürülüp atıldığı gibi dürülür ve sahibinin yüzüne çarpılır.»


Selmani Farisi Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
"Namaz bir ölçektir, tam hakkını verene o da noksansız verir. Her kim de eksiklik yapar (tam hakkını vermeden kılarsa) Allahü Teâlâ'nın, ölçek ve tartıda hile yapanlar hakkında ne buyurduğunu bilirsiniz.»


Allahü Teâlâ şöyle buyuruyor:
«Ölçekde ve tartıda hile yapanların vay haline!» (Veylün li'l-mutaffifîn!)

Tatfif: ölçekde, tartıda, ölçüde ve namazda eksiklik yapmaktır.
Veyl: Hararetinden cehennemin Allaha sığındığı bir vadidir (denilmiştir.)

İbn Abbas'dan, «Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu» dediği rivayet edilmiştir;
«Sizden biri secde edeceği vakit yüzünü (alnını), burnunu ve ellerini yere koysun. Allahü Teâlâ bana yedi aza üzere secde etmemi emir buyurdu. (Bu yedi aza): alın, burun, iki avuç, iki diz, iki ayağın ön kısımlarıdır. Yine Allahü Teâlâ bana saçı, (durumu bozulmasın diye) toplayıp dürmememi de emretti. Her kim namaz kılar da her uzvun namazdaki hakkını vermezse namazı bitirinceye kadar o organı kendisine lanet okur.»




Kitabül-Kebâir
(İslam Şeriatinde Büyük Günahlar)

İmam Zehebî

Bedir Yayınevi


17 Haziran 2017 Cumartesi

Namazı Terk Etmek




Allah ü Teâlâ şöyle buyuruyor:

«Sonra arkalarından öyle kötü bir nesil geldi ki, namazı bıraktılar, şehvetlerine uydular, işte bunlar da azgınlıklarının cezasına uğrayacaklardır.» (Meryem: 59)

İbn Abbas «bu âyet-i kerimedeki: EZAUHA (namazı kılmadılar) kelimesinin mânası, namazı tamamıyla bıraktılar anlamında olmayıp, belki vaktinde kılmadılar demektir, demiştir».

Tabiînin büyük imamı Saîd bin el-Müseyyeb de: «Namazı kılmadılar cümlesinin mânası: Öğleni ikindiye, ikindiyi akşama, akşamı yatsıya, yatsıyı sabaha, sabah namazını da gün doğuşundan sonraya kadar geciktirip namazları vaktinde kılmamaktır» diye tefsir etmiş ve sözlerine devamla, «Herhangi bir kimse bu halinde ısrar edip tevbe etmeden ölürse, Allahü Teâlâ onu cehennemde, yatağı çok derin (ve içinde akan maddelerin) tadı çok pis olan «Gayya» deresine atmakla cezalandırır» demiştir.


Allahü Teâlâ başka bir âyetinde şöyle buyurur:
«O namaz kılanların vay haline ki, onlar namazlarından gafildirler» (Maûn:4,5). Yâni namaza aldırış etmeyen, tembel davrananların vay hallerine!

Sa'd b. ebi Vakkas «Peygamberimiz (s.a.v.)'e: «Onlar namazlarından gafildirler» âyetinin tefsirini sorduğumda: «Namaz vaktini geciktirmektir» cevabını verdi demiştir. Yâni, simaları namaz kıldıklarını gösterir, fakat tembellik edip namazlarını geciktirdiklerinden dolayı azabın en çetini «veyl» ile cezalandırılmışlardır.

Denilmiş ki: «Veyl» cehennemde bir vadidir ki içinde, yer yüzünün bütün dağları yürütülse hararetinin yüksekliğinden eriyiverirler, işte böyle bir vadi, namaza karşı isteksiz, vaktinden sonraya bırakanların meskenidir. Ama, kusurlarına tevbe edip Allaha dönüş yapanlar için kurtuluş vardır. Allahü Teâlâ başka bir âyetinde: «Ey iman edenler sizi ne mallarınız, ne evlatlarınız Allah'ın zikrinden (beş vakit namazdan) alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir» (Münâfikun:9). Müfessirler, bu âyette Allah'ın zikrinden kasdolunan mâna beş vakit namazdır, demişlerdir.



Kitabül-Kebâir
(İslam Şeriatinde Büyük Günahlar)

İmam Zehebî

Bedir Yayınevi


16 Haziran 2017 Cuma

Niyet Düzelince...




Hükümdar Nuşirevan avda iken susamıştı. Biraz ilerde, içinde bir çocuk bulunan bir bahçe görür. Çocuktan su ister. Çocuk "Yanımızda su yok." der.

Nuşirevan bunun üzerine "O zaman bir nar ver." deyince çocuk narı uzatır. Narın tadı Nuşirevan'ın çok hoşuna gider. Çocuktan bir nar daha ister. Bu sırada bahçeyi istimlak etmeğe, almaya niyetlenir. Çocuk bir nar daha verir. Fakat bunun tadı çok ekşidir. Nuşirevan hayret edip;

"Bu nar, az evvelki ağaçtan değil mi?" diye sorar.

Çocuk "Evet" der.

Nuşirevan "O halde tadı nasıl değişti?" diye sorunca çocuk "Belki de hükümdarın niyeti değişmiştir." der.

Bunun üzerine Nuşirevan bahçeye el koyma niyetinden vazgeçerek bir nar daha ister. Bu sonuncu nar ilkinden de tatlı çıkınca çocuğa tadının nasıl düzeldiğini sorar.

Çocuk "Efendim, galiba narlar padişahın niyeti düzelince düzeliyorlar." cevabını verir.




Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat



14 Haziran 2017 Çarşamba

Allah İçin Kardeşlik Yapanların Derecesi




Ebû İdris el-Havelanî, Muaz b. Cebel'e (r.a.): "Seni Allah için seviyorum." dediğinde, Muaz:

"Sana müjdeler olsun, ben Resûl-i Ekrem'in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittim:

"Arş-ı A'zam'ın etrafında nurdan kürsüler vardır. Bu kürsülere öyle kimseler oturacak ki, elbiseleri ve yüzleri nur gibi parlayacaktır. Bunlar, Peygamber değil, şehidler de değildir, fakat Peygamber ve şehidler onlara gıpta edecektir." Bunlar kimlerdir? diye sorulunca, Resûl-i Ekrem (s.a.v.):

"Onlar, Allah için birbirini sevenler, Allah için buluşup oturanlar ve Allah için birbirini ziyaret edenlerdir." buyurdu.




Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat


13 Haziran 2017 Salı

Tavuk Kesiminde Helal Haram




Tavuk ile ilgili pek çok şey yazılmış ve çizilmiş. Yazılanların bir çoğu bu işi ticari gaye ile yapanlar tarafından hazırlanmış gibi görünüyor. Onların iddialarına göre hijyenik ortamda son teknoloji ile kesim ve paketleme yapılıyor. Son derece sağlıklı tesislerde hazırlandığı iddia edilen bu tavuklar için helal sertifikaları bile alınmış. Ancak bizim merak ettiğimiz konu, bu tavukları yemek ne derece sağlıklı, fıkhen hangi çerçevede değerlendirilebilir. Bu nedenle konunun uzmanı Fatih Kalender'e bu konuyu sorduk.

Tavukla ilgili pek çok iddia var: Sağlıklı tesislerde kesilmediğini söyleyenler, dini usullere riayet edilmeden kesildiğini dile getirenler, tavukların ilaçla yetiştirildiği için kanser riski oluşturduğunu belirtenler... Peki, işin doğrusu nedir?

Tavuk ile ilgili çok farklı yerlerden hazırlanmış birçok yazı var. Bunlardan bir kısmı hijyen arayan tüketicilerin sorularına cevap veriyor, pek azı da dini açıdan ele alıyor. Biz de sizin gibi bu işin fıkıh yönünü inceleyen ve dikkate alan diğer Müslümanlar için sorularınızı cevaplamaya çalışalım.


Soruyu cevaplamadan önce, meselemizi üç bölümde incelememiz gerekiyor:

1 - Birincisi günümüzde makineyle kesim nasıl yapılmaktadır?

2 - İkinci olarak islam fıkhına göre kesim nasıl yapılmalı?

3 - Üçüncü ve netice olarak da makine kesiminin islam fıkhına uyup uymadığı yerler nerelerdir?




1- Makine İle Tavuk Kesimi Nasıl Yapılıyor?
Dünyanın birçok ülkesinde pek çok kesimhanede hayvanların makinelerle kesildiği bir gerçektir. Bunun sebebi de kitle imalatı için ihtiyaç duyulan hızlandırma ve maliyeti düşürme gerçeğidir. Böyle bir tesis saatte ortalama 8400 tavuk kesimi yapmaktadır. Bu rakam tesisin büyüklük ve ufaklılığına göre de değişebilir.



Sistem Nasıl İşliyor?
Kesim tesisine gelen tavuklar, kamyonlardan boşaltılarak "konveyör sistemi" denilen makineye baş aşağıya gelecek şeklinde bantta bulunan tutamaklara ayaklarından takılırlar. Tavuklar ayakları bağlı ve baş aşağı bir vaziyette uzun bir hatta ilerleyerek kesim yerine taşınırlar. Kesim makinesine bir metre kala tavuklar "elektro şok havuzu" denilen elektrikli soğuk su havuzlarına sokulurlar. Bunun sebebi hayvanın kesim esnasında daha az acı çekmesi olarak açıklansa da, bu konuyu araştırmış yazarların makalelerini okuduğumuzda, asıl sebebin bu olmadığını anlamaktayız.



Tavuklar Neden Elektro Şok Havuzuna Sokuluyor?

Bıçak, tavuğun boğazına değdiği anda çok güçlü bir şekilde kanatlarını çırpmaya başlar. Bu da tehlikelere davetiye çıkarabilir. Örneğin, kanadı yerinden çıkabilir, kanadı kırılabilir ve tavuk hızlı dönüşler yaparak ayaklarını kırabilir. Kanadı veya ayağı kırılan tavuk tüy yolma makinesine girdiğinde oradaki çok yüksek devirle dönen kamçılarla tüyleri yolunurken kanat veya ayakları paramparça olabilir. O kanatlar ve ayaklar kullanılmaz hale geldiğinden tavuğun zayiat oranı artar. Şayet kanat veya ayak kırılmamış da, yerinden çıkmışsa iç kanama olur. Bu da tavuk üzerinde morluklar ve kızarıklıklar olmasına sebebiyet verir ki, malın kalitesi düşer.

Elektrikle şoka maruz kalan tavuk, kesim esnasında fazla çırpınmadığından kanı fazla bo-şalmaz ve kanın bir kısmı içeride kalarak tavuğun daha ağır olmasına yol açar. Çünkü bir tavukta normalde 200 gr kan olur. Bir tavukta 200 gr kan olunca günde 300 bin tavuk kesilse 60 ton eder. Bu büyük bir rakam. Kanı akmamış tavuğun kanları kılcal damarlarında kalır ve bu tavuğun rengi morumsu olur.



Tavukların Kesilmesi ve Tüylerinin Yolunması Nasıl Gerçekleşiyor?

Şoktan sonra tavuklar kesilecek yere ulaştırılır. Sonra döner veya düz bıçakla boğazları kesilir. Bu evreyi takip eden süreçte boğazları kesilen tavuklar, sulu yolma sisteminde haşlama kazanları dedikleri sıcak sulara sokulurlar. Ve orada bir müddet bekledikten sonra tüy yolma makinelerine girerek tüyleri yolunur. Oradan da temizleme, parçalama ve paketleme evrelerine doğru hareket ederler. Tavuk ve benzeri hayvanların tüylerini daha kolay yolmak için kullanılan tekniklerden biri de ıslatma usulüdür. Buna "sulu yolum", ıslatmadan olana da "kuru yolum" denmektedir. Sulu yolumun, kuru yolum yerine tercih edilmesi, sıcak suda tüyleri yumuşayan tavukların yolumunun daha kolay ve hızlı olmasıdır.



2- İslam Fıkhına Göre Kesim Nasıl Olmalıdır?

Makineyle kesimin usule uygun olup olmadığını anlayabilmemiz için öncelikle İslam fıkhına göre hayvan kesiminin şartlarının neler olduğunu bilmemiz gerekiyor. Meşru olan kesim, boğazlama yoluyla olandır.


Kesilecek Olan Hayvan Kesim Sırasında Canlı Olmalıdır.

Hayvanın kendiliğinden ölmüş olması halinde eti haram olacağından, kesim esnasında hayvanın canlı olması şarttır. Kesilen hayvanın canı sırf kesimle çıkmalıdır.

Hayvanın ölümü bu kesim işlemi ile gerçekleşmelidir. Bu şart haddi zatında yukarıdaki şartın tamamlayıcısıdır. "Helal yapıcıyla haram yapıcının bir yerde toplanması durumunda haram yapıcı, helal yapıcı üzerine tercih olunur." (açıklama için mecelle kaidesi 18, kutucuğuna bakınız) kaidesi genel olarak mezheplerin kabul ettiği bir kaide olduğundan bu şart hakkında mezhepler açısından pek farklılık bulunmamaktadır.



Besmele Şartı Ve Bunun Zamanı

Hayvanın kesilmesi esnasında besmelenin gerekli olup olmaması makineli kesimde çok büyük bir önem arz ettiğinden bu konuya biraz değineceğiz. Hayvan kesilirken Allah'ın adının anılmasının şart olup olmaması veya hangi ölçüde şart olduğu âlimler arasında müzakere edilmiştir. Konuyla ilgili birkaç ayet-i kerime var. Onlardan biri de En'am Sûresi'nde yer alan "Üzerine O'nun adı anılarak kesilenlerden yiyin" mealindeki ayet-i kerimedir (6/118). Bu ve benzeri ayeti kerimelerden kast edilenin, Allah'tan başkası adına kesilen hayvanların yenmesini yasaklama mı, hayvanın Allah adına kesilmesi ilkesi mi, yoksa hayvan kesilirken Allah adının telaffuz edilmesi mi olduğu müzakere edilmiştir. Ancak, alimlere göre hayvanın kesimi esnasında, unutulmadığı durumda besmele çekmek şarttır. Besmeleyi söylemeye takati olduğu halde kasten terk edilmesi halinde ise o hayvanın eti yenmez. Kesen kimsenin Müslüman veya Ehl-i Kitap olması bu sonuçları cumhura göre değiştirmez.




3- Makine İle Tavuk Kesimin Sakıncaları Nelerdir?

Şimdi, bu bilgiler ışığında günümüz tavukçuluğundaki entegre (bütünleşmiş) sisteminde makineyle kesim olayını ele alalım.


Tavuğu Ayaklarından Asmak

Kesim tesisine gelen tavuklar kamyonlardan boşaltılarak konveyör sistemi ile baş aşağıya gelecek şeklinde bantta bulunan tutamaklara ayaklarından takılırlar. Tavuklar baş aşağı uzun bir hatta ilerleyerek kesim yerine taşınırlar. Hayvana eziyet vermemek kaydıyla bunda dinen herhangi bir mahsur yoktur.


Elektro Şok Olayı

Kesim makinesine bir metre kala elektrik verilmiş soğuk su havuzlarına sokulurlar. Bu merhale, dinen önem arz eden bir merhaledir. Kendilerine şok için elektrik verilen tavukların bu merhalede ölme ihtimalleri vardır. Zira bu esnada elektro şok havuzunun su seviyesi pilicin boynunu tamamen içine alır. Yani yaklaşık 15-20 saniye hayvan hem elektrik şokuna maruz kalır, hem de havayla irtibatı kesilir, yani nefessiz kalır. Bu safhada tavukların hepsi ölmese bile içlerinde bünyesi zayıf olduğu için ölenler olabilir. Makine kesiminde ölen bu tavuklar bilinemeyeceğinden diğerleriyle karışma ihtimali yüksektir. Bu safhada titizlik gösterilerek voltajın seviyesi ayarlansa ve piliçlerin kafaları su içinde kaybolmasa, belki bu problem aşılabilir. Burada şunu da belirtmeliyiz ki, makine ile değil de elle kesim yapan kesimhanelerde de elektro şok havuzu kullanılmaktadır. Bunu da sizin dikkatinize sunuyoruz.


---


Kaide

Ahmet Cevdet Paşa, Mecelle Kaideleri, Kaide 18: Muhallil (helal kılan sebep) ile muharrim (haram kılan sebep) içtimâ edince muharrim galebe eder.

Bir şey bir itibar ile halâl, diğer bir itibar ile haram görülse, şer'i şerifin muharremata (harama) itinası daha ziyade olduğu cihetle ihtiyaten, haram ciheti tercih edilerek o şeyden kaçınmak icap eder.



Fetva
Sulu Yolum İle Alakalı Fetvalar

Sual: Kesilen tavuk karnı yarılmadan tüyünü (kolay) yolmak için kaynar suya atılsa bu tavuk necis olur mu?

Cevap: Necis olduğu için yenmez. (Fetâvâ-i İbn-i Nüceym)


Bir Müslüman tarafından besmele ile boğazlanan, fakat kolay yolmak için bağırsakları çıkarılmadan kaynar suya atılan tavuk asla temiz ve helal olmaz. Tüyleri kolay yolmak için tavuğu sıcak suya atmadan önce içini temizlemek ve tavuk üzerinde kan ve sair pislik var ise onu temizlemek lazımdır. (Nimetü'l-İslam s.272)

"Bir tavuk boğazlanıp, içi ve kursağı çıkarılmadan, kaynar suda haşlasalar, yolsalar, yemesi helal olmaz, haramdır. Kesip içi ve kursağı çıkarılıp, içi yıkandıktan sonra haşlanırsa, tüylerine necaset bulaşmamış ise, yemesi helal olur." Şeyhülislam Ebussu-ud Efendi'den.

---


Kesim Yapan Kişideki Şartlar

Elektro şoktan çıkan piliçler kesim şeridine gelerek kafaları kesilir. Bu safhada da dini açıdan birçok problem gözükmektedir. Çünkü bir kesimin İslam'a göre caiz olabilmesi için kesen kişide şu şartların yer alması gerekir: Akıl ve temyiz gücüne sahip olması, Müslüman veya Ehl-i kitap olması, hayvanı Allah adına kesmesi... Yani genel olarak kesim işini yapan kimsenin Allah adına kesmeyi kavrayacak ölçüde temyiz gücüne sahip olması gerekir. Hâlbuki burada kesme işlemini yapan makinedir, insan değil.



Yanlış Yerden Kesim
Başı sabit bir şekilde durmayan sürekli hareket halinde olan bir canlının kafasının, istenildiği yerden kesilebilmesi de burada bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira makinenin dönen bir el değirmeni veya öğütücü bir makine gibi bir eksen etrafında dönüp duran bir bıçağı var ve bu bıçak çok hızlı olduğu gibi çok da keskindir. Baş aşağı olan tavuğun boynunu anında keser.

Bıçak önünden geçen hayvanın, her ne kadar şok havuzundan çıkmış olsa bile, herhangi bir nedenden dolayı hareket etmesi mümkündür. Bu durumda hayvanın boğazı fıkhen istenilen yerden kesilebileceği gibi, kafası fıkhen istenilmeyen yerden de kesilebilir. Bu kesim işleminin yeri tam olarak bilinmedikçe şüphe olacaktır. Veya kesilen hayvanların bir kısmında bu şüphe olacaktır. Ve o hayvanların diğer kesilen hayvanlarla karışması durumunda, yine helallilik ve haramlılık söz konusu olacaktır. Burada tekrar mecelle kaidesini tekrar hatırlayalım. Neticede kesim her ne kadar haram olmasa da İslam fıkhında mekruh olur.



Tüy Yolma Sistemindeki Sakıncalar
Entegre sisteminde problem olarak karşımıza çıkan diğer bir husus tüy yolma sistemidir. Başı kesilmiş olan tavuğun, tüylerinin rahat ve çabuk yolunması için kullanılan tekniklerden biri de malum olduğu üzere ıslatma usulüdür. Buna sulu yolum, ıslatmadan yapılana da kuru yolum denilmektedir. Her iki yolma usulünde de kesilen tavuğun üzerinde dışkı ve kan bulaşığı vardır. Bunların temiz suyla yıkanması ve temizlenmesi gerekmektedir. Sulu yolma sisteminde kesilen tavuk, bağırsak ve midesindeki pisliklerle beraber sıcak suya daldırılıp burada bekletilmektedir. Bu durumunda, ette gözenekler, delikler oluşur. Bu gözenekler, pis olan suyun hayvanın içine girip etine karışması, bağırsak ve midesinde bulunan pisliklerin de yine ete karışmasına sebep olur. Bu durumda et, yenilemez bir hale gelir.




Sonuç

Sonuç olarak makine kesiminde dini açıdan birçok ciddi problem vardır. Bu problemlerin bir kısmı her ne kadar bir takım tedbirlerle önlenilebilse de, büyük bir bölümünün önlenmesi için çok titiz çalışmalar gerekir. Makine kesiminin güncel bir hadise olduğu ortadadır. Bundan dolayı İslam Hukukunun klasik kaynaklarına müracaat edildiğinde bu konuyla alakalı açık ibareler bulunamadığı da ehlince malumdur. Bu nedenle hüküm, Kuran'dan, sünnetten ve İslam fıkhı hakkındaki eski çalışmalardan elde edilen ana hat ve kaidelerden çıkartılabilecektir.

Makine ile kesimin günümüz şartlarında bir ihtiyaç olduğu düşünülür ise bunun ehil kişiler tarafından klasik kaynaklardan çıkartılan kaidelere göre yapılması gerekir. Biz bu yazıda sistemin doğru olmayan yerlerini anlattık.

Hazır kesim tavuk alırken bir kez daha düşünülmesi gerektiğini gerekçeleri ile birlikte sunmaya çalıştık. Umarız ki bu yazımız, sağlıklı beslenmek isteyen, helal-haram konusunda hassasiyet gösteren insanlara bir fayda sağlayacaktır.




Kesim Esnasında Besmele İçin Dört Şart Vardır:
1- Hayvanı kesen kimsenin bizatihi kendisinin besmeleyi çekmesi gerekir. Besmeleyi hayvanı kesenin dışındaki biri çekse de kesen kimse unutucu olmadığı halde besmeleyi terk etse o kesilen hayvan helal olmaz.

2- Besmele, kesim için çekilmeli. Kesimden başka bir işe başlamak için besmele çekerek veya Allah'a hamdetmek için "Elhamdülillah" diyerek hayvanı kesen kişinin kestiği yenmez. Zira bizatihi kesim için besmele veya hamdele çekilmemiştir.

3- Allahü Tealâ'nın ismi dua maksadı gibi başka bir şey kast edilmeden söylenmelidir.

4- Besmeleyi keseceği hayvan için tayin etmeli. Yani besmele çektiği hayvanı bırakıp da başka bir hayvanı kesmemelidir.



Kesim İçin Besmelenin Vakti Ne Zaman Olmalıdır?

Hanefi ve Maliki fukahasına göre, kesim için besmelenin vakti kesim anıdır. Besmeleyi çekip aradan belli bir müddet geçtikten sonra hayvan boğazlanırsa bu caiz olmaz. Ancak kendisinden kaçınılması mümkün olmayacak bir şekilde gecikme zarar vermez. Hanefi kitaplarından İbn-i Abidin haşiyesinde şöyle bir ibare vardır: Eğer bir kimse, iki koyunu yatırsa, Allah'ın adını andıktan sonra aynı anda kesim işlemini yapsa, bu iki koyun da helâl olur. Ancak arka arkaya keserse, ilk kesilen koyun helâl olur. Diğeri helâl olmaz. Kesimin tekrar etmesi, tesmiyenin tekrarını gerektiren bir sebep oluşturur.




İnsan Ve Hayat Dergisi
Kasım 2010


12 Haziran 2017 Pazartesi

Kadir Gecesini Aramak



Kadir gecesinin, Ramazân-ı şerîfin 20'sinden sonraki tek gecelerinde aranmasına dâir müteaddit hadîs-i şerîfler vârid olmuştur. Birinden itibaren aranmasını tavsiye eden büyüklerimiz de vardır.

İmâm-ı Şârânî Hazretleri, Kadir gecesinin kaçıncı gece olduğunu, Ramazân-ı şerîfin giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir:

Ramazân-ı şerîf pazar günü girerse Kadir gecesi 29'uncu gecedir.
Ramazân-ı şerîf pazartesi günü girerse Kadir gecesi 21'inci gecedir.
Ramazân-ı şerîf salı günü girerse Kadir gecesi 27'inci gecedir.
Ramazân-ı şerîf çarşamba günü girerse Kadir gecesi 19'uncu gecedir.
Ramazân-ı şerîf perşembe günü girerse Kadir gecesi 25'inci gecedir.
Ramazân-ı şerîf cuma günü girerse Kadir gecesi 17'inci gecedir.
Ramazân-ı şerîf cumartesi günü girerse Kadir gecesi 23'üncü gecedir.

İmâm-ı Şârânî Hazretleri 30 sene, Kadir gecesiyle bu tarife göre müşerref olmuşlardır.

Birçok ehlullah da bu usulle Kadir gecesini bulmuşlardır.

Kadir gecesinin bu ay içinde hangi gece olduğunun gizlenmesi, mü'minlerin her geceyi Kadir gecesi bilip, her gecede ibadeti çok etmeleri içindir.



Kadir gecesinde hava berrak ve güzel olur. O gece herşey Allâh'a secde eder. Denizlerin suyu bir an için tatlılaşır. Mü'minler afv-ı ilâhî ve mağfiret-i sübhânîye mazhar olurlar.




Mübarek Gecelerde Yapılması Tavsiye Edilen
Dua Ve İbadetler

Fazilet Neşriyat

Kitabın tamamını BURADAN okuyabilir veya indirebilirsiniz.


11 Haziran 2017 Pazar

Bu Bile Az Geliyor



Merhum Nasreddin Hoca’nın devrinde bir ara asayiş  sebebiyle, bıçak, kama  vb.  şeyleri taşımak yasaklanmış. Mutat aramalarda müderris olan Hoca’nın üzerinde kocaman bir kılıç bulunur.

Subaşı, Hoca’ya sorar, "Hoca bu nedir?"
"Bu tashih bıçağıdır. Yazılardaki yanlışlıkları  bununla kazıyorum."

"Hocam, bu nasıl tashih bıçağıdır, bizim bildiğimiz o küçücük bir  şeydir. Seninki yarım metre boyunda?"

"Dediğiniz doğru, eskiden kafi geliyordu,  fakat  şimdi bildiğiniz gibi değil, öyle hatalar, yanlışlıklar  yapılıyor  ki, kazımakda bu bile az geliyor."



Mehmet Oruç


10 Haziran 2017 Cumartesi

Yazılı, Resimli Elbiseler Hakkında



NİKE kelimesi Yunan mitolojisinde; “Zafer Tanrıçası” demektir. Ki, bizim dinimizle-inancımızla, dilimizle, kültürümüzle hiçbir alakası olmayan bir kavramdır. Ve putperestliği çağrıştırmaktadır. Bunu namazda giyen kişi mü’min ve sırf cehaletinden dolayı giymiş olsa bile, eğer yazı görünürde ise tahrîmen mekruh olur. Çünkü sıradan bir yazı değil; ama şayet başka türlü, daha basit anlamlar ifade eden bir yazı olsa idi, belki hüküm tenzîhi mekruh sayılabilirdi. Eğer giyilebilecek başka bir elbise yok ve namazı bununla kılmak zorunda isek, kerahetten kurtulmak için yazının görünmemesini sağlamalıyız.


“Elbisede-eşarpta, bâhusus hakaret ihtiva eden, küfrü-isyanı çağrıştıran, karşı cinsi tahrik eden yazı ve resimler olmamalıdır, mekruhtur. Kişinin kalbine-letâifine zarar verir, feyzine-nûruna mâni olur.

...

Dinimizin direği, gözümüzün nûru ve hesap günü ilk sorgulanacak olduğumuz ibadetimiz / namazlarımızı, öyle pespaye elbiselerle kılmamaya hassasiyet göstermeliyiz. Çünkü namazımız ifsat olmasa dahi, böyle bir namazla belki de sadece namaz borcumuzu ödemiş oluruz. Allahu Teâla’nın rızâsına, Rasûlü’nün sünnetine uygun olmadığı için, sevap bakımından çok büyük zarara-ziyana, noksanlığa uğrarız. Mükâfattan yana bir nasibimiz kalmaz. Nitekim bu durumun ehemmiyetini bize hatırlatan Mevlâmız celle şânuhu buyuruyor ki:

“Ey Âdem oğulları! Her secde edişinizde (namaza duracağınızda, her mescide gidişinizde) güzel (ve temiz) elbiselerinizi giyin…” [A‘râf suresi, 31]
İmam Beyhakî’nin (rh.) Süneni’nde rivayet ettiği bir hadis-i şeriflerinde Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) de;

“Namazı ikame ederken en iyi elbisenizi giyinin. Zira Allahu Teâlâ, kendisi için zinetlenmeye-süslenmeye en lâyık olan (Zât-ı ecell-i a‘lâ)dır.” buyurarak biz ümmetini ikaz etmişlerdir.



Yazının tamamını okumak için bu siteyi ziyaret edin.



9 Haziran 2017 Cuma

Kötülükleri Söylemek



Hz. İsa bin Meryem (a.s.) ashabına;

"Siz avret yerinin bir kısmı rüzgardan açılmış bir adam görseniz onun üzerini örter miydiniz? Ne düşünüyorsunuz?" diye sordu. Onlar da "Evet" dediler. "Hâlbuki siz avret mahallinin kalan kısmını da açıyorsunuz" deyince, "Sübhânallâh, nasıl olur da kalan yerini açarız?" dediler.

Hz. îsâ (a.s.) şöyle buyurdu:

"Yanınızda bir kimseden bahsedildiği zaman hemen onda olan kötü şeyleri söylemiyor musunuz? İşte siz avret mahallindeki kalan örtüyü açıyorsunuz."



Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat

8 Haziran 2017 Perşembe

Müsafir




Kapı, uzun yolculuğun son noktası idi. Yolun bütün yorgunluğunu omuzlarında hissetti. Derin bir nefes aldı, zile uzandı. Vakit akşam üzeriydi. Zili çalıp çalmamak arasında mütereddit bir halde iç geçirdi. “Yıllar sonra tanır mı beni acaba?”

Nice zaman geçmişti. Yüz yıl önce Balkanlar’dan göçmek zorunda kalmıştı. iki nesil geçmişti aradan. Dostlukları babalarından yadigârdı. Bunlar yıldırım hızıyla aklında deveran ediyordu. “Ya bismillah!” deyip zile bastı. Kapıdan geri dönme korkusu, yerini umut dolu bekleyişe bıraktı.

Merdivenlerden aşağıya doğru yankılanan ayak seslerini işitti. Kapının iç tarafında duran, ardındaki kadar meraklı idi. Kapının kolu kıpırdadı; ama açılmadı. Anahtar iki defa döndü ve kapı aralandı. Evet, tanıyamamıştı onu. Sorma lüzumu hissetti. “Tanışıyor muyuz?”

“Evet tanışıyoruz muhacir dostum, müsafirim ben.”

“Müsafir misin, ‘misafir’ değil mi o?”


“Tanımadın mı, kapı komşusuyduk biz, ikimizde müfâle babından gelmiyor muyuz? Hatırlar mısın, sen muhacir kelimeydin küçükken, hala öylesin. Senin baban benim babama hitaben aynı kalıptan geldiğimizden dolayı ‘Bak müsafir, siz muhacir ile ensar gibisiniz.’ diye bizi kardeş ilan etmişti.”


“Tamam hatırladım; ama mevzuyu tam fehmedemedim. Buyur içeri, etraflıca konuşuruz. Herkes sana ‘misafir’ demeye başladığından beri gıyabında ‘Bu çok değişti bizi unuttu. Bir daha aramaz sormaz, uğramaz buralara’ diye düşünmedik değil.”


Muhacir dostum, kapısını açmıştı. Müsafirdim artık. Müsafirlik hayatımın en güzel giriş manzarası karşımda duruyordu. Beş katlı apartmanın bütün merdivenleri halı ile kaplıydı. Apartmanın girişinde apartman sakinleri ayakkabılarını çıkarıyor, içeri terlikleriyle giriyordu dairelerine. Bu adab-ı muaşeret haline taaccüp ettim, takdir ettim. Merdivenlerin temizliğini her daireden aileler sırası ile yapıyorlarmış.


Muhacir dostum yemek, çay, kahve, meyve hepsinden ziyadesiyle ikram etti. Duasını da ettik. Koyu bir sohbete koyulduk. Tabi ikimizde de atadan kalma bir ilim bereketi var. Arkadaşım:


“Sana niye ‘misafir’ diye hitap ediyorlar. Ben müsafir deyince bazı muhterem zevat bunu tuhaf karşılıyor. Doğrusu “misafir” diye de ilave ediyorlar. Nedir bu meselenin aslı, senden dinleyelim.”


“Şimdi azizim, kendimi takdim edeyim. Tabiki sarf/ kelime bilgisi kuvvetli insanlar beni daha iyi hatırlar. Aslım Arapça üç harfli “sefere” kelimesinden geliyor ki buna sülasi derler. Kamil manasıyla da müfâle babından ismi fail olurum ki “müsafir” diye bu kalıptan çıkarım. Bu babın bütün ismi failleri üç harfli fiillerin evveline bir mim harfi, ötreli yani “ü”, birinci harfin önüne de elif ilave edilmek suretiyle itmam olur. Sefera’dan müsafir olmam sarf/kelime gramer kaidesine göre böyledir.”


“Peki niye misafir doğrudur diye ayak diretiyorlar.” “Devam ediyorum azizim. Asıl manam berr ü bahrda sefer ve seyahat eyleyen yolcu, seyyah demektir. Diğer manam ise esnâ-yı râhda birinin evine konan, konuk, mihman, dayf. Günümüzde ise ziyaret için birinin evine dışarıdan, muvakkaten gelen kimse manasındadır.”


“Misafir demeyi bırak sana konuk diyenler de var.” “Evet misafir diyenler olduğu gibi konuk diyenler de mevcut. Konuk, konmaktan geliyor. Göçebe yaşayanlar bir yere konduklarından, oraya koyak

derlermiş. Konuk, yerleşmiş, göçebe hayatı sonlandırmış manasını daha iyi aksettiriyor. Konar-göçer aileler, çiftlik tarzı hayata geçince, kalıcı yaptırdıkları binaları konak ile tesmiye etmişler. Bu konuk kelimesi en fazla da tv’de kullanılıyor. ‘Değerli konuğumuz, stüdyo konuğumuz’ diye insanlara takdim ediyorlar. Bir de konukseverler var ki bunu hiç tasvip etmiyorum. Müsafirperverliğimize ne oldu da birden konuksever olduk, diye asabileşiyorum.”

“Ona da eyvAllah, biz müsafirperver bir milletiz.


Sana ‘misafir’ demelerinde bir mahzur var mı?” “Sadede gelelim o zaman. Bilirsin ki insanlar bu hayatta hep bir yolculuktadır. Kimimiz ensar kimimiz muhaciriz. Asrı saadetten beri bu böyledir. Şimdi sen benim muhacir arkadaşımsın ya, sana ‘mıhacir’ desem olur mu? Şu otobüsten inmek için kullandığımız “Müsait bir yer”e “misait” desek olur mu? Hatta otobüs yolculuğunda muavinlere “mıavin” desek olur mu? Dili en çok suistimal eden medya bile muhabirine “mıhabir” mi diyor? Biz Müslümanların ramazan ve kurban bayramı var. Onlar için “mıbarek” olsun mu deriz?


Münasip, muvafık, mutabık, murakıp, muharip, muhafız, mülayim, müdahil, münadi, muadil, müsavi, müdafi, muarız, mücahit gibi kelimelerle de mücavir/komşuyuz. Onlar da benimle müfâle babından geldiği için müsafir olarak kalmam hususunda ısrar ediyorlar. Müsafir tebeddül edip giderse hepimiz gideriz, diyorlar.”


“Aslına bakarsan muhacir dostum, harf inkılâbından evvel böyle problemlerim yoktu. Nasıl yazılırsam öyle idim. Okunuşum misafir olsa bile yazılışım müsafir şeklinde idi. Latin alfabesiyle beraber “ü” harfim dejenere oldu. Ancak, aslım da neslim de ak u pak müsafirdir.”

Bu uzun sohbetin ardından muhacir dostumla helalleştim. Her şey için teşekkür ettiğimde bana tebessümle nazar etti:

“Müsafir, on kısmetle gelir birini yer dokuzunu bırakır. Sen de ilminden bize hisse bıraktın, müstefît olduk.”



İnsan Ve Hayat Dergisi 

6 Haziran 2017 Salı

Sabredenler


Şile



Abdullah bin Selam (r.a) buyurdular ki: "Kıyamet günü nidacı "Sabredenler ayağa kalksın" diye seslenir.

İnsanlardan bir kısmı ayağa kalkar. Onlara "Haydi, cennete gidin" denir.

Cennete doğru yöneldiklerinde melekler "Nereye gidiyorsunuz?" diye sorarlar. "Cennete!" cevabını alınca melekler "Hesap görülmeden önce mi?" derler.

Onlar "Evet!" diye karşılık verir. Bunun üzerine melekler "Siz kimsiniz?" diye sorarlar. Bunlar da "Biz sabır ehliyiz." derler.

Melekler "Nasıl sabrettiniz?" diye sorarlar.

"Allâhü Teâlâ'ya itaat ve Allâhü Teâlâ'nın emirlerine isyan etmeme hususunda nefislerimize karşı sabrettik. Dünyadaki bela ve sıkıntılara da sabırla göğüs gerdik." derler.

Bunun üzerine melekler "Sabretmiş olmanız sebebiyle selâm olsun size. Dünya yurdunun akıbeti (olan cennet) ne güzeldir!" mealindeki (Ra'd Sûresinin, 24.) âyetini okurlar. (Nüzhetü'l-Mecalis)






Fazilet Neşriyat



Ömeru'l-Fârûk (R.A.)




Sahabe-i Kirâm'ın büyüklerinden olan Hz. Ömer (r.a.), Hz. Ebûbekir'den (r.a.) sonra İslâm'ın ikinci halîfesidir. Sözünü dinletir, dînî hükümlerin yerine getirilmesinde şerrinden korkulan insanların haksız tenkitlerinden ve dil uzatanın kötü sözünden çekinmezdi. Hiçbir hususta hatır gözetmez, her hal ve işte adaleti seçer, kat'iyyen taraftarlık yoluna gitmezdi.

Adaletine bütün dünya hayran kaldı. Doğruyu yanlıştan ayırdığı için kendisine "Faruk" denildi.
Hz. Ömer (r.a.) zamanında çok fetihler oldu. Halifeliği sırasında İran devleti tamamen ortadan kaldırılırken, Mısır ve Kudüs'ten Erzurum'a kadar Bizans topraklarının çoğu Müslümanların eline geçti. On sene halifelik yaptı. Hicretin 23. senesinde 63 yaşında, Ebu Lü'lü adında bir köle tarafından şehid edildi.(M. 644)


Adâlet Timsâli Ömeru'l-Fârûk (R.A.)
Ahmed Cevdet Paşa

Çamlıca


5 Haziran 2017 Pazartesi

Hazret-i Ebûbekr-i Sıddîk (R.A.)




Peygamber Efendimiz'in (Sallâllahü Aleyhi ve Sellem) vefatından sonra, Müslümanların herkesin kabulüne mazhar olacak büyük bir zâta bîat etmeleri gerekiyordu.
En evvel Müslüman olanlardan ve Resûl-i Ekrem'in (s.a.v.) hastalığında cemaate imam olan mağara arkadaşı, Ashâb-ı Kiram'ın en faziletlisi Hazret-i Ebûbekir (radıyallahu anh) varken onun üzerine başkasını geçirmek mümkün değildi.

Hazret-i Ebûbekir (r.a.), Ashâb-ı Kiram'ın hepsinin bîat etmesiyle Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) birinci halifesi oldu. Fazilet, iffet, takva ve güzel ahlakça hepsinden üstündü.

İşte, Peygamberimiz'in (s.a.v.) vefatından sonra hilâfet adıyla bir İslâmî idare şekli oldu ki âlemde hiç bir vakit böyle faziletli bir idare olmamıştır.




İslam'ın İlk Halifesi Hazret-i Ebûbekr-i Sıddîk (R.A.) 
Ahmed Cevdet Paşa

Çamlıca


3 Haziran 2017 Cumartesi

Müslümanlar Nasıl Hıristiyan Yapılır?





Hıristiyanlaştırmada nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini Misyoner papazlarından Geo G. Harris, “Müslümanlar Nasıl Hıristiyan Yapılır?” isimli kitabında (özetle) şöyle açıklar:


“Müslümanları Hıristiyan yapmak çok zordur. Çünkü Müslümanlar, inançlarına, ananelerine bağlıdır ve çok inatçıdırlar. Bunları Hıristiyan yapmak için şu hususlara dikkat edilmesi gerekir.

1- Onları Hıristiyan olmak için açıktan katiyyen zorlamayınız. Hiç olmazsa, kalblerine bir şüphe salarsınız, başlangıçta bu şüphe bile bize yeter.

2 – Müslümanlar genellikle fakir kimselerdir. Fakir bir Müslümana bol para, hediye ve eşya vererek veya ona bir Hıristiyan yanında iş imkanı sağlıyarak, kendisini Hıristiyanlığa teşvik etmelidir.

3 – Müslümanların çoğu, din ve fen bilgilerinde cahildir. Ne Hıristiyanlık ne de Müslümanlık hakkında geniş bilgileri yoktur. Çoğu islam ilimlerinden ve islam alimlerinin kitaplarındaki ince bilgilerden tamamen habersizdir. Dağıttığımız kitapların onların anlayabilecekleri kadar basit ve açık ifadeli olmasına son derecede dikkat edin. Karşınızdaki insanların çok cahil olduğunu ve kafalarının ancak basit ifadeleri anlayabileceklerini unutmayın. İçlerinden elde ettiğiniz kimselerle İslamiyete hurafeler sokun. Bunlar vasıtasıyla, reformu; dinin emir ve yasaklarının çağa uymadığını sık sık gündeme getirin. Geçmişle irtibatlarını kesin; herkesin dinin kurallarını kendisinin yorumlamasını sağlayın! Bu fikirde olanlara el altından destek verin! İslamiyet ne kadar bozulursa, asli unsurlarından ne kadar uzaklaştırılırsa bizim işimiz de o kadar kolaylaşır.

4 – Onlara daima şunu anlatın:” Siz de biz de aynı Allah’a inanıyoruz. Ancak gerçek din Hıristiyanlıktır. Bunun isbatı meydandadır. Görüyorsunuz ki, teknolojide zirvede olan devletler Hıristiyan; dünyada en zengin, en medeni, en bahtiyar insanlar yine Hıristiyanlar. İslam memleketleri Hıristiyan memleketlerinden yardım dilenmekte... Allah, gerçek din olan Hıristiyanlığa girmeyenleri cezalandırmak için, onları daima sefil, hakir, perişan bir halde bırakmakta. Bunun için Müslümanların hiçbir zaman iki yakası biraraya gelmiyecektir.”




Mehmet Oruç



2 Haziran 2017 Cuma

Rıza





İbn-i Mesud (r.a) şöyle buyurdu:


"Olan bir şey için 'Keşke olmasaydı!' veya olmayan bir şey için 'Keşke olsaydı!' demektense ağzıma taş doldurmayı tercih ederim."


Güzel Ahlak



1 Haziran 2017 Perşembe

İftar Duası




İftara Yakın Okunacak Dua


"Allâhümme yâ vâsial-mağfiratiğfirlî."

Manası: "Ey bağışlaması bol Allah'ım! Benim günahlarımı affeyle."




İftarda Okunan Dua



"Allâhümme leke sumtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü."

Manası: "Allah'ım senin rızan için oruç tuttum, sana iman ettim (işlerimi sana havale ettim) Ve senin verdiğin rızıkla orucumu açtım."




Yemekten sonra okunacak dua için BAKINIZ




 Fazilet Neşriyat



31 Mayıs 2017 Çarşamba

Kadir Gecesinin Sebebi




Şeyhim (Allah kendisinden razı olsun) bize Kadir Gecesinin sebebini anlatarak buyurdu ki:

«Henüz nûr yaratılmadan önce bu âlem güneş maddesinde karanlıkta idi. Melekler ise bu âlem için bir yer, bir gök yapıyorlar ve onlarda mağaralar, vadiler ve dağlar oluşturuyorlardı. Cenâb-ı Hak güneşteki nûru (ışık ve enerjiyi) yaratıp âlemi onunla aydınlatınca, yerdeki ve gökteki melekler varlık âleminin yıkılmasından korkarak çalkanıp seslerini yükselttiler. Büyük bir olayın meydana geleceğini sandılar. Bu yüzden gökteki melekler yere inip hep birlikte bu ışıktan gölgeye kaçtılar. Gündüz bölümünden gece bölümüne geçtiler.

Çünkü onlar ışığı bilmiyor, ama gölgeyi biliyorlardı. Hepsi de korkuyor, ürperiyor, toplanıp Allah'a yöneliyor, Allah'ın hoşnudluğunu diliyor ve O'na sığınıyordu. Tâ ki kendilerine gazab etmeye.. Çünkü onların zannına göre, Allah bu âlemi dürüp eski hâline çevirmeyi murad etmiştir. Bu bakımdan korkuya kapılmış ve O'na yönelip niyaz etmişlerdi.

Çok geçmeden güneş onların bulunduğu yeri aydınlatınca bu kez gölgeye doğru kaçıştılar. Böylece güneşten gölgeye, yani gündüzden geceye, geceden gündüze yer değiştirip kaça kaça yeryüzünün her tarafını dolaşıp gördüler ve ilk bulundukları yere gelip durdular. Zannettikleri gibi bir olay meydana gelmediğini görünce kendilerini güven içinde hissettiler ve yeryüzündeki ve gökteki merkezlerine döndüler. Sonra yılda bir gece bir araya gelmeye başladılar. İşte Kadir Gecesinin sebebi budur.»

Bunun üzerine dedim ki:
- Efendim, bu, Kadir Gecesinin Adem (A.S.) yaratılmadan önce mevcut olduğunu gerektirmektedir. Hadîs-i şerifte ise bu gecenin ümmet-i Muhammed'e has bir gece olduğu belirtilmektedir. Buna ne buyurursunuz?
    
Cevap verdi:
- Bu şerefli ümmete has kılınan Kadir Gecesindeki sevâp ve mükâfattır. Bu geceye nail olma, başarı sağlamak  Peygamber (S.A.V.) Efendimizin bereketi sayesindedir. Geçmiş ümmetlere gelince, bu geceye muvaffak kılınmamışlar, nasıl ki cuma günündeki saate nail olamamışlarsa... Çünkü cuma günündeki saat de Âdem Peygamber yaratıldığında mevcut idi, fakat hiçbir ümmet ona muvaffak kılınmadı, ancak bu şerefli ümmete bu kapı açıldı. Çünkü cuma saati Yahudilere sunuldu, onlar cumartesiyi seçtiler. Hıristiyanlara sunuldu, onlar da pazar gününü seçtiler. Cenâb-ı Hak bizi kendi minnet ve keremiyle bugüne ve içindeki saate muvaffak eyledi. Allah daha iyisini bilir.



Eş-Şeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri

Demir Kitabevi



29 Mayıs 2017 Pazartesi

Hızır Aleyhisselamın Tavsiyeleri


Dünya Ve Ahiret Saadetinin Anahtarı Güzel Ahlak


Hz. Musa ve Hızır aleyhimesselâm buluşup bir müddet beraber oldular. Ayrılacakları vakit, Hızır (a.s.) ona "Eğer sabretse idin her biri diğerinden daha hayret veren nice şeyler görürdün, dedi.


Mûsâ aleyhisselâm ağladı. Sonra Hızır aleyhistelâma, bana tavsiyede bulun, dedi. O da:


• Yaptığın bütün işlerinde kaygın âhiretin için olsun,

• Faydasız şeylerle meşgul olma.

• Emniyet halinde korkulu hallerin gelebileceğini unutma, korku halinde de kurtulacağından ümitsizliğe düşme.

• Daima yaptığın işlerin sonunu düşün.

• Gücün yettikçe ihsanı terk etme,

• Sakın inatçı olma,

• İşin olmayan yere gitme,

• Gülünmeyecek şeye gülme,

• Hata edeni hatasından pişman olduktan sonra ayıplama.

• Daima kendi hatalarını gör.

• İlmi anlatmak için değil amel etmek için öğren.



Hz. Musa "Sen nasihati kâmil yaptın, Allah senin üstündeki nimetini kâmil kılsın, ömrün onun taatinde geçsin, seni düşmanlarından korusun." diye dua etti ve ona bazı tavsiyelerde bulundu. (Hayâtü'l-Hayevâni'l-Kübrâ)





Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat



Firavun Fermanını İmzaladı


Ellâhüekber


(Âlimler) buyurdular:

Bir gün Cebrail Aleyhisselâm, Firavuna imanı arz etti ve ona:
-"Ey Melik! Benim kölem var; onu diğer kul ve kölelerimin üzerine melik (ve idareci) kıldım. Ve ona hazinelerimin anahtarlarını verdim. Fakat bu kölem, bana düşmanlık etti. Bununla da kalmadı; bana düşmanlık edenlere ahbap oldu, dostluk kurdu. Dostlarım da düşman oldu. (Bunun hakkında ne dersin?) dedi.

Bunun üzerine Firavun:
-"Eğer benim böyle bir kölem olmuş olsaydı; elbette onu Kızıldeniz'de boğardım..." dedi.

Bunun üzerine Cebrail Aleyhisselâm;
-"Ey Melik! Bu hükmünü bana yazar mısın?" dedi. Bunun üzerine Firavun, divit, kalem ve kağıt getirilmesini emretti. O kağıda yazdı:


Ebû'l-Abbâs el-Velîd bin Mus'ab der ki:

-"Efendisine karşı gelen onun nimetlerini inkâr eden nankör kölenin cezası, denizde boğulmaktır..."

Firavunu su alıp, boğulmak üzere olup kurtulmak için çırpınırken; Cebrail Aleyhisselâm ona yetişti. Onun yazısını kendisine gösterdi. Fîravun kendi yazısını tanıdı. Cebrail Aleyhisselâm ona:
-"Sen bu şekilde kendi nefsinin üzerine hükmettin!" dedi.



İsmail Hakkı Bursevi



27 Mayıs 2017 Cumartesi

Firavunun Sahtekârlığı




Haberden geldi. Abdullah bin Ömer (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular:

Firavunun zamanında Nîl nehri battı, kurudu. Memleketinin ehli Firavuna geldiler. Ve ona;
-"Ey Melik! Bizim hatırımız için Nîl nehrini akıt!" dediler.

Bunun özerine Firavun, onlara:
-"Ben sizden râzî ve memnun değilim!

Memleketinin halkı tam üç kere gidip gelerek bu sözlerini söylediler. Ve Nil nehrini akıtması için; ona yalvardılar... Sonra yine geldiler ve ona:
-"Ey Meliki Susuzluktan hayvanlarımız telef öldü. Çocuklarımız ve gençlerimiz öldüler. Eğer sen Nîl nehrini akıtmazsan; biz de senden başka bir ilâh ediniriz!" dediler.

Firavun onlara:
-"Sahraya çıkınız!" dedi. Onlar da Firavundan uzaklaştılar. Firavun kendisi tek başına tenhada kaldı. Onu hiçbir kimse görmüyor ve kimse onun sesini işitmiyordu.

Firavun yanaklarını ve yüzünü toprağa sürdü. Ve şehâdet parmağıyla işaret etti ve Allâhü Teâlâ hazretlerine şöyle yalvardı:
-"Allâh'ım! (Suçlu) hakîr ve zelil kölenin Efendisinin huzuruna çıkışı gibi ben de, zelil ve hakir olarak senin huzuruna çıktım. Ya Rabbi! Ve ben senden başka hiçbir kimsenin Nîl nehrini akıtmaya kadir olmadığını ve senden gayri hiçbir kimsenin gücünün yetmediğini çok iyi biliyor ve inanıyorum! Ya Rabbi Nîl'i akıt!..."

Bunun üzerine başını secdeden kaldırdı. Ve Nîl eskiden olduğu gibi akmaya başladı. Firavun, insanların yanına geldi ve onlara: -"Sizin için Nîl nehrini akıttım!" dedi. Ve onlar da hepsi Firavunun huzurunda secdeye kapandılar...


Firavun İman Etmedi

Bu fakir der ki: (İsmail Hakkı Bursevi)
Bu hadise Firavunun iman üzere olduğuna delâlet etmez. Çünkü iman her ne kadar tasdîk ve ikrardan ibaret ise de iman sahibi olan bir kişinin küfür işlerinden ve küfür sözlerinden herhangi bir şeyle kâfir olmaması gerekir.

Kendisinden yalanlama ve inkâr tahakkuk etmediği, etmezse bile; ancak ma'siyetlerden bazıları vardır ki, Şâri Teâlâ hazretleri, isyanları yalanlamanın işaret ve emareleri kıldı.

Firavunun, halkı kendi nefsine ibâdet etmeye davet etmesi, Kavminin kendisine secde etmelerine râzî olması, ve buna benzer ulûhiyetini iddia eden şeyler, onun küfrüne delildir...
İşte bütün bunlarla beraber elbette Firavun iman etmiş bir mü'min olamaz.




Rûhu'l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi


Yoğurt





Tıbbî Faydaları:

Yoğurdun   asitli   suyu,   sindirim organlarındaki parazitleri öldürür ve mide ekşimesini de durdurur. Yoğurt yemeyi alışkanlık haline getiren kimseler de ihtiyarlık belirtileri gecikmektedir. Yoğurt, hastalar ve nekahet devresindeki kimseler için gayet faydalı bir gıdadır.

Yoğurt, böbreklerdeki taşları eritir, böbrek ve mesanede taş oluşmasını da engeller, çünkü yoğurtun ana maddesi olan sütte mevcut olan süt şekeri (laktoz), idrarı çoğaltır ve idrar yollarını tortulardan temizler. Yoğurt yemeğe devam edildiğinde, yaşlılarda meydana gelen damar sertliğine, vücuttaki zehirlenmelere karşı faydalıdır.

Yoğurt, hazmı kolaylaştırır, organları yumuşatıp güzelleştirir. Kısa zamanda sinirlerdeki gerginliği giderip sakinleştirir ve uyku getirir. Yoğurt cildi güzelleştirip tazelik sağlar.

Dişler yoğurt ile ovuşturulacak olursa, beyazlaştırır, dişetleri için de faydalıdır.

Yoğurt ile gargara yapıldığı zaman ağız kokusunu güzelleştirir. Karaciğer, bağırsak ve cilt hastalıklarına karşı gayet faydalıdır.

Kanlıbâsur, kolera ve veba gibi hastalıklardan sonraki nekâhat döneminde, bağırsakları temizlemesi bakımından hastaya yoğurt yemesi tavsiye edilir.

Yoğurt sinirleri yumuşatıp gerginliği giderir, damar sertliğine iyi gelir, hafif şekerli yoğurt yenilmesi uyku getirir. Şişmanlatmaz. Ancak midesi pek hassas olan kimselere tavsiye edilmez.



Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi


26 Mayıs 2017 Cuma

Savm




Nefis öyle bir canavardır ki; ona isteklerini verdikçe doyacak yerde daha da acıkır. Kalb ise nefse hâkim oldukça safa bulur ve evamir ve nevahinin daima murakıbı olur.


Oruç, zihni safileştirdiği için, hadiste varit olduğu veçhile, ibadetin kapısıdır. Oruçlunun uykusu dahi ibadet ve sükûtu tesbih ve ameli muzaaf ve duası müstecaptır.


Savm sabırdır. Sabırlının ecri ise, Kur'anın nassı ile, hesapsızdır.

«Şüphesiz ki Allah sabredenler ile beraberdir.» vaadi kerimince, Cenab-ı Hakkın nusreti ve duaya icabeti dahi, sâbirînedir.


Savm, sair ameller gibi, zahir değil, bâtındır. Onun için, islâmın sair amellerinden, Cenab-ı Hakka nisbet hususiyyetiyle, temayüz etmiştir ki, ehâdisi ilâhiyyede «Adem oğlunun her ameli kendisi içindir. Ancak oruç öyle değildir. O benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim.» varit olmuştur.


Oruçlu, «likai rab ile mev'uttur) ki, hadîsi nebevide: «Oruçlu için iki sevinç vardır. Biri iftar vaktinde, diğeri Rabbine kavuştuğu andadır.» buyurulmuştur.



Nimet-i İslâm
Elhac Mehmed Zihni

Salâh Bilici Kitabevi


25 Mayıs 2017 Perşembe

23 Mayıs 2017 Salı

Ramazan-ı Şerif



İbn Abbâs (R) şöyle dedi: Peygamber (S) hayırda insanların en cömerdi idi. En cömerd olduğu zaman da ramazan ayında idi. Çünkü ramazan ayı çıkıncaya kadar Cibril her gece O'nunla mülâki olur, Rasûlullah da Kur'ân'ı Cibril'e arzeder idi. İşte bundan dolayı Cibril, Peygamber'e kavuştuğu zaman; Peygamber hayırda, esmesi maniaya uğramayan rüzgârdan daha cömerd olurdu.



Ebû Hureyre şöyle dedi: Cibrîl Peygambere Kur'ân'ı her sene bir defa arzederdî. Peygamber'in vefat ettiği yıl içinde O'na iki defa arzetti. Peygamber her sene on gün itikâf ederdi. Ruhunun kabzolunduğu yılda ise yirmi gün itikâf etti. (*)


(*)Cibrîl'in Kur'ân'ı Peygambere her sene muâraza etmesinden maksad, Allah'tan Peygambere vahyettiği Kur'ân'ı, kendisindekiyle karşılaştırmasıdır. Bunu da bakî kalanın kalması, nesh olunanın gitmesi için, bir pekiştirme, sâbitliğini ebedî kılma ve bir koruma olarak yapıyordu. İşte bu maksad için Peygamber, ömründeki son yıl içinde Kur'ân'ı Cibril'e iki kerre arzetti. Cibril de Kur'ân'ı O'nunla böylece iki kerre mukaabele etti. Peygamber bu iki kerre karşılaştırmadan ecelinin yaklaştığını anladı.
Usmân (R) da İmâm Mushaf'ı işte bu "Son arz" üzerine topladı. Bu toplama işini de aylar arasından ramazân ayına tahsis etti. Çünkü Kur'ân'ın vahyedilmeye başlaması, ramazân ayında olmuştu. İşte bundan dolayı Ramazân ayında Kur'ân'ı birbirine karşı okumak ve tekrar etmek müstehâb olur. Yâni bir kerre biri okur, öteki dinler; diğerinde ise dinleyen okur öbürü dinler. (İbn Kesir)




Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken



22 Mayıs 2017 Pazartesi

Zenginlerin Sohbetinde Bulunmak




Hadîs-i şerifte buyuruldu:

-"(Ey ümmet ve ashabım!) Asla ölülerle oturmayın!" Yani zenginlerin meclislerinde bulunmayın, demektir.

Ve Ebû Derdâ (r.a.) hazretleri buyurdular:

-"Bir kasr (saray ve büyükçe bir binanın) üzerinden düşmem ve böylece kırılmam; yani parçalanmam benim için; zenginlerin meclislerinde bulunmaktan daha sevimli ve daha hoştur...


- Bu şundandır: Muhakkak ki zenginlerin meclislerinde bulunmak ruha sirayet eder ve onların sohbeti tesir eder ve insanı etkiler.



-"Rüzgâr kötü sahralarda gezer.

Böylece havaya kötü koku girer ve hava, kötü kokuyu gezdiği yerlerden alır..."




Rûhu'l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi


20 Mayıs 2017 Cumartesi

Nuh Aleyhisselâm'ın İsmi



Nuh Aleyhisselâm'ın ismi "Şâkir" idi. Nuh diye isimlendirilmesi. Allah korkusundan inlemesi ve ağlaması çok olduğu için kendisine (çok inleyen ve ağlayan manâsında) "Nuh" denildi.

Hükümlerin (kendisinden önceki şerîat'ın hükmünün) neshedilmesiyle emir olunan ilk kişi Nuh Aleyhisselâmdır. Ve şeriatlar ile emir olundu. Nuh Aleyhisselâmdan önce kız kardeşlerle evlenmek helâl idi. Kız kardeş ile evlenmek Nuh Aleyhisselâm'ın zamanında haram kılındı.
Nuh Aleyhisselâm dörtyüz seksen yaşında iken Allâhü Teâlâ hazretleri, kendisini peygamber olarak gönderdi...



Rûhu'l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi

19 Mayıs 2017 Cuma

Sübhânallah Denilmesi





"Zikirlerde varid oldu: "Her acâib şey için sübhânallah..."

Bu kelimenin taaccüb anında hemen kullanılmasının yönü; o insan, dışarıda misli pek bulunmayan acâib bir şey gördüğünde; onun vâki olmasını çok uzak görür ve nefsi o hadiseden dolayı infiale gelir (etkilenir). Ve o kişi bu haliyle sanki Allâhü Teâlâ hazretlerinin kudretini kusurlu görmüş olur. Bundan dolayı onun kalbine Allâhü Teâlâ hazretlerinin her şeye kadir olduğunu ve onun tek olduğunu söylemek gelir. Sonra o kişi, bu düşüncesinden dolayı kendisinin hata ettiğini düşünür ve böylece:

"Sübhânellâh...!" (Allah noksan sıfatlardan münezzehtir!) der.       
                  
Allâhü Teâlâ hazretlerini, acâip, garip ve meydana gelmesi uzak görülen bir şeyi yaratma işinde aciz olmaktan tenzih ederim. Ve böylece Allâhü Teâlâ hazretlerinin her şeye kadir olduğunu yakînen inanmış olur.



Rûhu'l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi



18 Mayıs 2017 Perşembe

Hz. Muaviye (R.a.)


Dinde Deformistler



Hazreti Ali ve Câbir b. Abdullah'dan gelen bir rivayete göre, Resulüllah (s.a.v.) Muâviye'yi (r.a.) yanına kâtip olarak alma konusunda Cebrail Aleyhisselam'a danıştı. Cebrail Aleyhisselam da şöyle dedi:
"Onu yanına kâtip olarak al. Çünkü o güvenilir bir kimsedir."



***


Hazreti Muâviye, insanların kendisi için ayağa kalkmalarına bile razı olmazdı. İmam Ahmed b. Hanbel, Ebû Miclez'den şöyle rivayet ediyor:
"Muâviye bir defasında halkın karşısına çıkmıştı. Halk da ona hürmeten ayağa kalktı. O, bunun üzerine şöyle dedi:
-Ben Resûlüllah'ın şöyle söylediğini işittim: "Bir kimse insanların kendisine hürmeten ayağa kalkmalarından memnun olur hoşlanırsa cehennemdeki yerini hazırlasın."




Ali Eren

Yasin Yayınevi


15 Mayıs 2017 Pazartesi

Ruhlar Değişik Tiplerde Yaratılmıştır




Ruhlar arasında sevgi ve saygı meydana gelebilmesi için her iki tarafta ahlak ve karakter bakımından benzerlik göstermesi lâzımdır. Aksi halde sevgi değil nefret meydana gelir. Nitekim Hz. Aişe (r.anha) demiştir ki: "Mekke'de çok latîf ve güldürücü bir kadın vardı, bu kadın Medine'ye gitti, orada kendisi gibi insanları güldüren latifeci bir kadına misafir oldu.

Bu haber Peygamber Aleyhis-Selâm'a duyurulunca: "Şüphesiz ki ruhlar, değişik tipte yaratılmış pek çok sınıflardır. Bunlardan sıfatı sıfatına, ahlakı ahlakına uygun olanlar birbirleriyle muhabbet eder, arkadaşlıkta bulunur ve sevişirler. Sıfatı ve ahlakı birbirine uygun olmayanlar ise, birbirlerini sevmezler ve biraraya gelmezler" buyurdu.



Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi


14 Mayıs 2017 Pazar

Deniz Suyu Ve Arıtılması




Yeryüzünde gerek insanların ve gerekse hayvanların hayatlarının düzenli ve faydalarının eksiksiz olması için yüce Allah deniz sularını acı ve tuzlu olarak yaratmıştır. Çünkü denizler daima durgundurlar, içerisinde pek çok canlılar yaşar, bunlar çoğu kez orada ölürler, karadaki gibi gömülmezler. Eğer bu durumda deniz suyu tatlı olsaydı, durgunluğu ve içerisinde hayvanların ölmesi sebebiyle bozulur ve kokuşurdu. Dünyayı saran hava tabakası da bundan etkilenir o da bozulur ve kokuşur, bu sebeple de bütün dünya fesada giderdi. Yüce Allah her şeyi yerli yerinde yaratma hikmeti gereği olarak denizleri tuzlu ve acı kılmıştır. Eğer dünyadaki bütün pis şeyler okyanusa atılacak olsa, onu değiştirmez. Yaratıldığı günden kıyamete kadar da bozulmayacaktır, denizlerin tuzlu olarak yaratılmasının gayesi budur. Onun tuzlu olmasının yegane sebebi de deniz dibi toprağının tuzlu ve çorak olmasındandır.


Deniz Suyunun Özellikleri:
Deniz suyu ile yıkanmak ciltteki bazı hastalıklara karşı faydalıdır. İçmek ise, dahili ve harici zararlara sebep olur. Çünkü mide ve bağırsakları çözer, zayıflatır, kaşıntı ve uyuz hastalığı, şişkinlik ve susuzluk meydana getirir.



Deniz Suyunun Arıtılması:

Her kim deniz suyunu içmek mecburiyetinde kalırsa, yan etkisini gidermek ve arıtmak için şunları yapması lâzımdır:

* Deniz suyunu bir tencereye koyar, tencerenin üzerine kamışlar uzatır, onların üzerine de kabartılmış taze yün koyar, sonra tencerenin altını yakar. Su buharlaşıp, yün buhara doyduğu zaman alır ve bir kap içine sıkar ve bu işlemi birkaç defa tekrarlar, böylece yünde tatlı su buharı toplanır, tencerede ise acı kısım kalır.


* Sahilde genişçe bir çukur kazar ve deniz suyu o çukurun içine sızar, sonra kazdığı çukura yakın ikinci bir çukur daha kazar ve birinci çukurdaki su buraya sızar. Sonra üçüncü bir çukur daha kazar, su tatlılaşıncaya kadar böyle devam eder.



Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi