19 Ekim 2017 Perşembe

Muhabbet, Korku Ve Ümit


Arı Orkidesi



Sana dünyada da, ahirette de O’nun muhabbeti gerek. O’nun sevgisi gerek. O’nun muhabbetini kendin için en mühim şey addet. Muhabbet, yani Allah sevgisi, sana behemehal lâzım. Sana faydası dokunacak yegane şey odur. Her insan, seni gene kendisi için, kendi menfaati için arar, ister. İzzet ve Celâl sahibi Hak ise seni bizzat senin için murad eder, senin için taleb eder.

Kimin ki umudu korkusuna galip ise, o zındık olur. Kimin de korkusu umuduna galip ise, o da Allah’ın rahmetinden ümit kesmiş duruma (kâfirliğe) düşer.


Yani mümin, aynı derecede hem Allah’tan korkmalı, hem de onun rahmetine umut bağlamalıdır. Peygamber Efendimiz şöyle buyururlar: “Eğer müminin Allah korkusu ile, O’nun rahmetine olan ümidi tartılsa, ikisi birbirine denk gelir.”

Hakk’a talip olan kimse, O’nun cennetini istemez. Cehenneminden korkmaz. Bilakis, sadece O’nun cemâlini ister, O’na kavuşmayı diler. O’ndan, sadece yakınlığını bekler. O’ndan uzak  kalmaktan ise korkar, endişe eder.


Kul, dünyanın, ahiretin ve Allah’tan başka bütün varlıkların sevgisini silip attığı ve kalbi, Allah’ın lütuf, minnet ve yakınlık evinde karar kıldığı zaman, Allah onu her çeşit rızık kazanç ve endişesinden muaf kılar. Kalbini böyle şeylerle meşgul olmaktan kurtarır. Allah onu kendisinden başka hiçbir kimseye muhtaç etmez.

Fethü'r Rabbani
Abdülkadir Geylani (K.S.)

BURADAN okuyabilir(indirebilir)siniz.



18 Ekim 2017 Çarşamba

Şükür Ve Sabır


Defne


Hazret-i Ömer (r.a.)'dan rivayet olundu. Buyurdular:

-"Şükür ve sabır iki binektirler. Hangi birisine binersen bin, fark etmez (üzülmezsin)..."


Rûhu’l Beyan Tefsiri


17 Ekim 2017 Salı

Uzlet



Hak yolcusuna, maddî ve manevî düşmanlarına üstün gelebilmesi için uzlete (yalnızlığa ve halktan uzak kalmaya) sarılması gerekir. Uzlet iki çeşittir; biri farz, diğeri fazilettir. Farz olan uzlet, kötü işlerden ve kötülüğe bulaşmış insanlardan uzaklaşmaktır. Fazilet olan uzlet ise; boş işlerden ve boş işlerle uğraşan kimselerden uzaklaşmaktır.

Şöyle de denilmiştir: Halvet, uzletten ayrı bir şeydir. Halvet, yabancılardan ayrı kalmaktır; uzlet ise, nefisten ve nefsin davet ettiği Allah'tan uzaklaştıran şeylerden uzaklaşmaktır. Denilmiştir ki: "Selâmet on parçadır; dokuzu susmakta, biri de halktan ayrı kalkmaktadır." Yine şöyle denilmiştir: "Hikmet on parçadır; dokuzu insanın kendisini ilgilendirmeyen konularda sükût etmesinde; kalan biri de insanlardan uzak kalmasındadır."

 [Hikmet, Allah tarafından verilen özel ilim, hayır, güzel davranış, doğru karar, faydalı iş, isabetli görüş mânalarına gelir.]

Konuştuklarına pişman olan çoktur; sükût ettiğine pişman olan ise yok denecek kadar azdır. 

Denilmiştir ki: "Halvet (insanlardan ayrılmak) asıl bir iştir; insanlara karışmak ise, gerektiğinde yapılacak arızî bir durumdur. İnsan, asıl olana sarılmalı; halkın arasına da ihtiyaç kadar karışmalıdır. Halkın içine karıştığında da sükûta sarılmalıdır; çünkü asıl yapılacak olan odur."

Bir şairin dediği gibi, yaşadığın zamanda bir kimse sana safa ve huzur kazandırıyorsa; o kimse yüce Allah tarafından sevilen bir kuldur; ona yanaş. Ancak böyle birisini nerede bulacaksın!



Hak Yolun Esasları
İmam Gazali


Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz.




15 Ekim 2017 Pazar

...




Lafsız amel ol. Riyasız ihlas ol. Lafını edeceğine amel işle. İnsanlara gösteriş yapacağına Allah için
yap. Şirksiz tevhid ol. Sessiz zikir ol.


Fethü'r Rabbani
Abdülkadir Geylani (K.S.)



13 Ekim 2017 Cuma

Fotoğraf


Uzakları Görebilen Hükümdar


Sultan Abdülhamid Han çok iyi bir insan sarrafı (fizyonomist)'dır.

Padişah Harp Okuluna alınacak öğrencilerden ikişer adet fotoğraf alınması şartını koydurmuş, okula alınacak öğrencileri resimlerden bakarak seçmiştir.

Ayrıca sultan, tahta cülûsunun 25. senesinde Osmanlı topraklarında çıkarılacak af için, devletin bütün cezaevlerindeki mahkûmların tek tek veya üçerli gruplar halinde fotoğraflarını çektirmiştir. Fotoğrafların altına mahkûmiyet sebebini yazdırmış ve bu fotoğraflardan seçtiği mahkûmlar için af çıkarmıştır. Padişah niye böyle bir yol tatbik ettiğini hatıralarında şöyle izah etmiştir.

12 Ekim 2017 Perşembe

Rabbi Görmek



Müminlerin emîri Hz. Ali'ye (r.a), "Ey müminlerin emîri, sen gördüğün rabbe mi ibadet ediyorsun, görmediğin Rabbe mi?" diye sorduklarında Hz. Ali (r.a), "Ben gördüğüm rabbime ibadet ediyorum, fakat bu görme başın görmesi değil kalbin görmesidir" demiştir.

Ca'fer es-Sâdık'a (r.a), "Yüce Allah'ı gördün mü?" diye sorulunca hazret, "Ben görmediğim rabbe ibadet etmem!" cevabını vermiştir. Kendisine, "O'nu nasıl gördün; halbuki, gözler O'na ulaşamaz" diye sorduklarında ise şu cevabı vermiştir: "O'nu gözler baş gözü ile göremez, fakat imanın hakikatine ulaşarak kalpler O'nu görür. O, zahirdeki duyu organları ile bilinmez, insanlar ile kıyas edilmez."



Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali


Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz/indirebilirsiniz.


10 Ekim 2017 Salı

Marifet




Marifet, yüce Allah'a yakınlıktan ibarettir. Marifet kalbi tamamen sarar, onda öyle bir etki yapar ki, vücudun bütün azalarında bu etki gözükür. İlimle marifet arasındaki farkı bir misalle anlatacak olursak; ilim ateşi görmektir; marifet ise ateşle ısınmaktır.



Ariflerden birine: "Kul gerçek marifete ulaştığını nasıl bilir?" diye sorulunca; şu cevabı vermiştir: "Kalbinde rabbinden başkasına ayıracak bir yer bulamadığı zaman."




Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali




Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz.



9 Ekim 2017 Pazartesi

El-Müsavviru


El-Müsavviru


(Tasvir eden, yani her şeye bir suret, biçim ve şekil veren).



Allah (c.c.) mahlûkatını yaratmış ve hususî suretler vermiştir. Bu şekil ve suretler vasıtasıyla insanlar, hayvan­lardan ayrılmakta, bir hayvan diğerinden ve yine bir insan diğerinden temyiz edilmektedir. Allah (c.c.) insanların göz, kulak, el, ayak ve diğer azalarını hepsinde aynı yere koyduğu halde, insanlar birbirine karıştırılmadan kolayca tanınabilmektedir. İkiz ola­rak bir anneden dünyaya gelenlerde bile ayrılıklar bulunmakta, böylece onlar da birbirlerinden ayrılmaktadırlar. İşi biraz daha de­rinleştirelim. Hiçbir insanın parmak izi dahi, diğerinin parmak izini tutmamakta ve nice gizli cinayetler bu parmak izleri ile aydınlığa çıkmaktadır. İnsanların bir şey yapmaları meselâ bir makine icat etmeleri, meyve ve sebzeler yetiştirmeleri hiç bir zaman yaratmak sayılmaz. Çünkü yaratmak, yoktan var etmek demektir. Halbuki in­sanların yaptıkları yoktan var etmek değildir. Allah'ın (c.c.) yoktan var etmesi "OL" emriyle olmaktadır. İnsanların yaptığı hiçbir za­man böyle değildir.



En Güzel Dualar
Ali Eren

Girgin Yayınları



Esmâül Hüsnâ bölümünü BURADAN okuyabilir/indirebilirsiniz.


8 Ekim 2017 Pazar

Kaza Kader Meselesi



Bazan kaza denince, kesin emir ve hüküm kastedilir. Şu âyette bu mânada kullanılmıştır: "Allah bir şeyin olmasına hüküm verdiği (kaza ettiği) zaman, ona 'ol'der; o da (ilâhî emre uygun) oluverir." el-Mü'min 40/68

Bazen kaza, Allahu Teâlâ'nın bir hükmü vacip kıldığını bildirmek için kullanılır. Şu âyette olduğu gibi: "Rabbin, sadece kendisine ibadet etmenizi hükmetti." el-İsrâ 17/23

Bu âyetteki kaza (hükmetme), bildirme, haber verme mânasında alınmalıdır; çünkü, bunu kesin emir ve değişmez ilâhî hüküm mânasına aldığımızda; kâinatta Allahu Teâlâ'dan başka hiç kimseye ibadet edilmemesi gerekirdi. Çünkü, yaratılan bir varlığın onu yaratana ters hareket etmesi mümkün değildir. Ancak âyeti, ilan ve haber verme mânasına aldığımızda durum anlaşılır. Şu âyet de bu mânadadır. Allahu Teâlâ buyurmuştur ki: "Ben, cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." ez-Zâriyât 51/

Bundan maksat da durumu ilân etmek ve haber vermektir. Eğer bu âyetteki bildirilen hüküm, kesin bir hüküm olsaydı; bütün varlıklar O'na kulluk yaparlardı. Böyle kesin bir hüküm olmayınca, farklı durumlar ortaya çıkmış; bazıları yüce Allah'a, bazıları da başka varlıklara tapmışlardır.




Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali



Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz.


7 Ekim 2017 Cumartesi

Küfr-i Hükmi (Yâni şeriatın hükmiyle küfür sayılan şeyler)



Küfr-i hükmî, Allah ve Resulünün tekzib alâmeti olarak vasfettikleri söz ve fiillerdir. Meselâ: Allah, kitab, melekler, peygamberler, âhiret ve âhirette olacak şeyler, şerîat ve şeriat ilimleri gibi tazimi vâcib olan şeyleri küçümsemek.

Kendi küfrüne rıza, mutlaka küfürdür. Başkasının küfrüne, beğenmek cihetiyle rıza ittifakla küfür sayılmıştır. Bâzılarına göre, bu da mutlaka küfürdür. Küfrü gerektiren bir söz —dil kaymaksızın ve zorlanmaksızın— söylemek ittifakla küfürdür. O sözün küfür olduğunu bilmiyerek söylemek de ekseri âlimlere göre küfürdür.

Bunun gibi fiil de yâni küfrü mûcib olan herhangi bir fiil de — şaka ve mîzah yollu da olsa, medlûlüne değil, hilâfına da îtikad edilse— Allah katında (yâni diyâneten) kişiyi küfre sokar; Hakk'a kalb ile îtikad edip bağlanması onun kâfir olmadığını ifâde etmez.


6 Ekim 2017 Cuma

Güneş Ve Ay Tutulması


Ay tutulması



 Bize Ziyad ibnu Ilâka tahdis edip şöyle dedi: Ben Mugire ibnu Şu'be'den işittim, şöyle diyordu:

Peygamberin oğlu İbrahim'in öldüğü gün güneş tutuldu. İnsanlar, güneş İbrahim'in ölümü için tutuldu, dediler. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): "Şüphesiz güneş ile ay Allah'ın ayetlerinden iki ayettir. Bunlar hiçbir kimsenin ölümü ve de hayatı için tutulmazlar. Sizler bunları (tutulmuş) gördüğünüz zaman hemen Allah'a dua ediniz ve açılıp parlayıncaya kadar namaz kılınız" buyurdu.





Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken



Salât-ı küsuf için BAKABİLİRSİNİZ.



5 Ekim 2017 Perşembe

Efendimiz (s.a.v.) Hazretleriyle Alay Edenlerin Cezaları




Ebû Cehîl bazı vakitlerde Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle istihza etti. Ebû Cehil Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin arkasında yürür burnunu ve ağzını eğip bükmeye çalışırdı. Bu hareketiyle de Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle alay ederdi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buna muttali olunca;

-Bu şekilde ol!" (diye beddua) etti.

0 da ölünceye kadar böyle oldu. (burnu, gözü, ağzı ve eli titremeye başladı...)


Efendimiz (s.a.v.)'ın Yüzüne Tüküren Kâfir!

Yine Utbe bin Ebî Muayt (Allah kendisine lanet etsin), birinde Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek yüzüne tükürdü. O tükürük kendisinin yüzüne geri döndü. Ve o andan itibaren alaca hastalığına yakalandı.


Kâfirlerin Kokması


Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Mekke ehlinden kâfir bir cemaate rastladı. Onlar, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek kafası hakkında birbirlerine işaretleşme ve alay etmeye başladılar. Ve:

-Bu kendisinin peygamber olduğunu zannediyor!" diyorlardı.

O anda Cebrail Aleyhisselâmda Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle beraber idi. Cebrail Aleyhisselâm parmaklarıyla onların cesetlerine işaret etti. O kafirlerin vücutları hep yaralandı. Kendilerine koku düştü. Hatta hiçbir kimse onlara yaklaşmaya güç yetiremedi. Ve bu şekilde de öldüler...





Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)


4 Ekim 2017 Çarşamba

Şirk



Ebû Mûsâ diyor ki: Bir gün Cenâb-ı Peygamber (A.S.) bir hutbe îrad etti, ezcümle buyurdular ki: "Ey nâs! Allah'a eş-ortak koşmaktan sakının. Çünkü şirk, bir karıncanın kımıldanışından daha sessiz ve gizlidir." Bu sırada Allah'ın konuşmasına müsaade ettiği bir kişi:

— Bundan nasıl sakınalım? Karıncanın hareketinden daha gizliyse...

Cenâb-ı Peygamber (A.S.):

— "Şunu söyleyin: Yâ Rab! Bilerek sana bir şeyi ortak koşmaktan yine sana sığınırız. Bilmediğimiz şeyden de sana istiğfar ederiz."



Hazret-i Huzeyfe'nin rivayet ettiği aynı hadîste «Bunu her gün üç kere söyleyin» kaydı da vardır.




Tarikat-i Muhammediyye
İmam-ı Birgivi Muhammed Efendi

Demir Kitabevi


2 Ekim 2017 Pazartesi

Tevhid (Yüce Allah'ın Birliği)



Eğer, "O nerede?" dersen; sana, "Mekan O'nun yaratmasıyla var olmuştur" denir.
Şayet, "O, ne zaman var oldu?" dersen; sana, "Zaman O'nun icadıdır/zamanı O yaratıp ortaya koymuştur" denir.
Eğer, "O, nasıldır?" diye sorarsan; sana, "Birbirine benzeyen ve nasıl olduğu bilinen bütün varlıklar O'nun işidir" denir.
Şayet, O'nun miktarının ne kadar olduğunu sorarsan; sana, "Miktarı ve ölçüsü olan bütün varlıkları O ortaya koymuştur" denir.



Yüce Allah'ın varlığını bilmek ve O'nu müşahede etmek için en güzel yol, kulun bundan âciz olduğunu bilmesidir. O'nu tanımaktan aklın âciz olduğunu bilmek de bir ilim ve idraktir. Her şeyi ile tek olan bir zâtı ancak kendisi tanır. Onu birleyen bir kulun bu konuda vardığı en son nokta, yüce Allah'ı bilmenin değil, kulun kendi ilminin son noktasıdır. Yüce Allah, kullar tarafından hakikatiyle bilinmekten yücedir, uludur. Kim, Allahu Teâlâ'yı en iyi ben bilirim diye iddia ederse, o kimse şeytanın tuzağına düşmüş ve aldanmış biridir. Yüce Allah, "O çok aldatıcı şeytan sizi Allah ile aldattı..." el-Hadîd 57/14 âyetinde, bu tür bir aldanmaya işaret etmektedir.



Hak Yolunun Esasları
İmam Gazali


Kitabı BURADAN okuyabilirsiniz.


30 Eylül 2017 Cumartesi

Dünya Malı


Oylat Mağarası - Bursa


Hz. İsa, bir adam ile birlikte bir nehir kenarına geldiler, yemek için oturdular. Yanlarında üç parça ekmek vardı. Birini Hz. İsâ, diğerini adam yedi. Hz. İsa su içmek için nehir kenarına gidip geldiğinde kalan ekmeği göremedi. Ekmeğe ne olduğunu sorunca, adam -bilmiyorum- dedi.

Yollarına devam ettiler. Hz. İsâ'dan iki mucize zuhur etti. Her seferinde adama "Sana bu mucizeleri gösteren Allah için -ekmeğe ne oldu-" diye sordu, o da bilmiyorum dedi.

Sonra bir düzlüğe geldiler. Hz. İsâ biraz kum ve toprak alıp "Allah'ın izniyle altın ol" dediği gibi altın oldu. Altını üçe taksim etti ve: Biri senin, biri benim ve diğeri de ekmeği alanındır, deyince, onu da ben aldım, dedi. Hz. İsâ altının hepsini yalan söyleyen adama bırakıp ondan ayrıldı.

Bu sırada iki kişi gelerek altını gördüler, almak istediler. Adam, onlardan emin olmak için, gelin bunu üçe taksim edelim, dedi, razı oldular. Sonra içlerinden birini yiyecek almak için şehre gönderdiler. Şehre giden adam altına tama' edip aldığı yiyeceğe zehir karıştırdı. Kalanlar da altın için geleni tuzağa düşürüp öldürdüler, sonra getirdiği yemeği yediler, öldüler. Altın meydanda, o üç ölü de etrafında kaldı.

Bir vakit sonra Hz. İsa oradan geçerken yanındakilere olanları bildirip: "işte dünya böyledir, ehline böyle yapar, ondan sakınınız." buyurdu. (Hayatü'l-Hayevânü'l-Kübrâ, s. 292)




Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat



28 Eylül 2017 Perşembe

Et Nerede?





Hoca’nın canı et yemeği istemiş bir gün. Kasaptan iki kilo et alıp evine götürmüş. “Akşama güzelce pişir bunları,” demiş hanımına. Ne var ki o gün eve hanımın misafirleri gelmiş. Kadıncağız eti pişirip onlara ikram etmiş. Akşam da bir tarhana çorbası çıkarmış Hoca’nın önüne. “Et nerede?” demiş Hoca. Kadın doğruyu söyleyeceğine bir yalan kıvırmış. “Eti kedi yedi,” “Getir şu kediyi bakalım” demiş Hoca. Sonra teraziyi çıkartıp kediyi tartmış. Bakmışlar ki tam iki kilo geliyor. Hoca hanımına sormuş: “Peki hanım, kedi bu ise bizim et nerede? Et buysa kedi nereye gitti?”



27 Eylül 2017 Çarşamba

Ariflerden Biri Der Ki:




"Yaptığım bir hayır işi insanlar gördüğünde, o ameli gözümden düşürürüm/artık ondan bir sevap beklemem."




Hak Yolun Esasları
İmam Gazali


26 Eylül 2017 Salı

Makam-ı Mahmud



"Makam-ı Mahmud" tabirini duymayan Müslüman yok gibidir. Kelime mânâsını bilmeseler de herkes "Makam-ı Mahmud"un Peygamberimiz'in âhiretteki makamı olduğunu bilir.

Bu tabir, Kur'an-ı Kerim'de İsrâ sûresi 79. âyette "Makamen mahmûdâ" şeklinde geçer.

Âyetin mânâsı şöyledir:

"...Rabbinin seni bir makam-ı mahmuda (şefaat makamına) göndermesi kesindir."

Elmalı tefsirinde, Fatiha sûresinin tefsiri kısmında bu hususta şu bilgiler veriliyor:

"Gerçekten de Makam-ı Mahmud (en yüksek şefaat makamı ) bilhassa peygamberlerin sonuncusu olan Efendimize va'd olunan ve onu hamd etme makamından hamd edilen (övülen) makamına yücelten bir makamdır ki, büyük şefaat makamıdır. Bu makamda "Livâü'l-Hamd" sancağı onun eline teslim olunmuştur. Âhirette Makam-ı Mahmud'un bol şefaati iledir ki,  Livâü'l-Hamd altında toplanacak olan ümmet, Allah'a hamd etmelerinden paylarını alacak ve cennet ehlinin dualarının sonu da "Âlemlerin rabbi Allah'a hamd olsun" olacaktır."


Ruhu'l-Beyan tefsirinde şöyle deniliyor:

23 Eylül 2017 Cumartesi

Hikmetli Sözler




"Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen, hakka ka­vuşamaz."

"Ehlin gönlü için (âilenin gönlünü almak için) günah işlemek ah­mak­lıktır."

"Eshâb-ı kirâm sohbet ile yükseldi. Eshab-ı kirâm dini bildirenler­dir."

"Eshâb-ı kirâma dil uzatan dini yıkar. Eshâb-ı kirâmın imânda ayrılık­ları yoktur."

"Kalbin tasfiyesi (temizlenmesi); İslâmiyete uymakla, sünnetlere ya­pışmakla, bid'atler­den kaçmakla ve nefse tatlı gelen şeylerden sakın­makla olur. Zikr ve rehberi ( doğru yolu gösteren âlimi) sev­mek bunu ko­laylaştırır."

"Malı zarardan korumanın ilacı, zekât vermektir."

"Mâsivâ, mahlûklar demektir. Akla hayale gelen, düşünülen, gö­rülen herşey mâsivâ­dır."

"Mekruhtan sakınmak ve bir edebi gözetmek; zikrden, fikirden ve murâkabeden daha fâidelidir."

" Mübahları gelişi güzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmağa başlar. Şüphelileri yap­makta harama yol açar."

"Nefse günahlardan kaçmak, ibâdet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır."

"Nefs-i emmâre, hiç kimsenin emri altına girmeyip, herkese em­ret­mek ister."

"Nefs-i emmâreyi yıpratmak, azgınlığını önlemek için dine uy­maktan başka çâre yok­tur."

"Şeytan, (Allâhü Teâlâ rahimdir afveder.) diyerek insanı günah işle­meğe sürükler. Hâlbuki kıyâmet günü düşmanlara merhamet olunmaya­caktır."

"Şeytan, kötülükleri iyilik şeklinde gösterip insanları aldatır."

"Şöhret, âfettir."

"İstemek, kavuşmanın müjdecisidir. Yanıp yıkılmak da kavuşmanın başlangıcıdır."

Dünyaya düşkün olmamanın ilacı İslâmiyete uymaktır."

"Bu zamanda dünyâyı terk etmek çok zordur. Dünyâyı terk lâzımdır. Hakikaten terk edemeyen, hükmen terk etmelidir ki, âhi­rette kurtulabil­sin. Hükmen terk etmek de büyük ni'mettir. Bu da, yemekte, içmekte, giyinmekte, meskende, dînin hudûdundan dışarıya taşmamakla olur."

"Rü'yâlar güvenilecek şey değildir. Uyanık iken ele geçen kıymetli­dir."

"Vakit çok kıymetlidir. Kıymetli şeyler için kullanmak lâzımdır. İşlerin en kıymetlisi sâhi­bine hizmet etmektir. (Ya'nî Allâhü Teâlâya ibâdet ve tâat etmektir."

"Allâhü Teâlânın hayırlı işlerde kullandığı kimselere müjdeler ol­sun!"

"Mâlâya'nî (boş şeyler) ile vakit geçirmek, Allâhü Teâlâdan uzaklaş­maya işârettir."

"Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslâmiyet bilgilerini öğre­niniz ve bu bilgilere uygun olarak yaşayınız! Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arka­sında, oyunla ve eğlence ile geçir­memek için uyanık olunuz."

"İnsanlar riyâzet deyince, açlık çekmeği ve oruç tutmağı an­ladılar. Hâlbuki, dînimizin emr ettiği kadar yemek için dikkat etmek, binlerce sene nâfile oruç tutmak­tan daha fâide­lidir."

"Bir farzı vaktinde yapmak, bin sene nâfile ibâdet yapmaktan daha fâidelidir."

"Şefâatçı aramak tövbenin bir parçasıdır."

"Kendinden haberi olmayan kimse, Nerede kaldı başka şeyleri bile."

"Ölmek, felâket değildir. Öldükten sonra, başına gelecekleri bilme­mek felâkettir."

"Ölülere dua ve istiğfâr etmekle ve onlar için sadaka vermekle, im­dâtlarına yetişmek lâzımdır."

"Câhillerin, büyüklere dil uzatmalarına sebeb olmayınız! Her işini­zin İslâmiyete uygun olması için, Allâhü Teâlâya yalvarınız."

"Gönül dalgınlığının ilâcı; gönlünü Allâhü Teâlâya vermiş olan­ların sohbetidir."


İmâm-ı Rabbânî (kaddesallahü sirrahül aziz) Hazretleri





21 Eylül 2017 Perşembe

Artık Hiçbir Şeyde Hayır Kalmamıştır




Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bize döndü ve "Ey muhacir topluluğu! Başınıza şu beş şey geldiği zaman artık hiçbir şeyde hayır kalmamıştır. Bu beş şeyin sizin başınıza gelmesinden Allâhü Teâlâ'ya sığınırım.


1- Zina açığa çıkar ve açıkça işlenirse, muhakkak veba hastalığı artar ve onlardan önce gelip geçmiş milletlerde görülmeyen hastalıklar çıkar.

2- Ölçü ve tartıda eksiklik yaparlarsa muhakkak kıtlık, geçim sıkıntısı ve idarecinin zulmüne uğrarlar.

3- Mallarının zekâtlarını vermezlerse muhakkak gökten bir damla yağmurdan bile mahrum bırakılırlar. Hayvanlar da olmasa hiç yağmur göremezler.

4- Allâhü Teâlâ'ya ve Resûlü'ne verdikleri sözlerinden dönerlerse Allâhü Teâlâ onlara, kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat eder de sahip oldukları servetlerin, mülklerin bir kısmını alırlar.

5- İdarecileri, Allâhü Teâlâ'nın kitabıyla hüküm vermez ve Allâhü Teâlâ'nın hükümleri karşısında onları serbest bırakır (işlerine geldiği gibi amel ederler)se Allâhü Teâlâ aralarında harb, fitne ve ihtilaflar çıkarır." (Hılyetü'l-Evliyâ; Sünen-i İbn Mâce)



Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat


19 Eylül 2017 Salı

Kurtçuğun Tesbihi (Hikâye)




Rivayet olundu:

Mûsâ Aleyhisselâma, Firavunu imana davet etmesi için vahiy nazil olduğu zaman; Mûsâ Aleyhisselâmın kalbi, ehli (ve ailesinin) hallerine bağlandı. Ve:

-"Ya benim ailemin işlerini kim yürütecek?" dedi.

Bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri, Mûsâ Aleyhisselâma asâsını (orada bulunan) bir kayaya vurmasını emretti. Mûsâ Aleyhisselam asasını kayaya vurdu. O ikiye bölündü. Ve içinde ikinci bir kaya daha çıktı. Sonra Mûsâ Aleyhisselam asasını o kayaya da vurdu. O da ikiye bölündü. Ve içinde üçüncü bir kaya daha çıktı. Son­ra Mûsâ Aleyhisselam, asâsıyla o kayaya da vurdu. O üçüncü kaya da ikiye bölündü, içinde bir kurt çıktı. O kurdun ağzında da gıdanın ye­rine geçerli olan bir şey vardı; onu yiyordu.

Mûsâ Aleyhisselâmın kulağından manevî perdeler kalktı. Mûsâ Aleyhisselam, o kurdun sesini işitti. Şöyle diyordu:

“Sübhane men yerânî ve yesmeu kelâmî ve ya’rifü mekânî yezkürunî ve lâ yensânî.”

-"Noksan sıfatlardan tenzih u tesbih ederim o Allah'ı ki, be­nim yerimi görüyor, sözümü işitiyor, mekânımı biliyor ve beni asla unutmuyor...."




Rûhu’l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)



Müfref not: ya’rifü deki  cezmli ayın harfidir. Türkçede böyle bir harf olmadığı için öyle yazabildim.


17 Eylül 2017 Pazar

Savaş



Bir savaş patladığında insanlar, “Uzun sürmez bu, çok aptalca!” derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. Budalalık hep direnir, insan hep kendisini düşünmese bunun farkına varabilirdi.



Veba
Albert Camus

15 Eylül 2017 Cuma

Niçin Tasavvuf Değil De Mistisizm?




İslâmî eserlerde sık sık kullanılan "tasavvuf" kelimesini, Avrupalılar ve Hıristiyan âlemi pek kullanmaz. "Tasavvufun tam karşılığı olmasa da, bu kelimenin yerine, ona yakın bir mânâya gelen "Mistik" kelimesini kullanırlar. Mistik, doğuda yani İslam âleminde kullanılan "Tasavvufî" kelimesinin batıdaki karşılığıdır. Mistisizm de tasavvuf demek...

İslam toplumu içinde yaşadıkları halde tasavvufu içine sindiremeyen bazı kimseler var ki, bunlar tasavvufu yaşamamakla kalmaz, bu kelimeden de köşe bucak kaçarlar. Bu mevzûdan bahsederken bile, güpgüzel o İslâmî "tasavvuf" kelimesi varken, onu bırakır da gider elin Fransızca mistik veya mistisizm kelimelerini kullanırlar.

Nedir bunun sebebi?

Batı hayranlığı mıdır? Avrupâî kelime kullanma hevesi midir? Yoksa "Bakın ben bu kelimeleri de biliyorum" düşüncesi midir, bilmiyoruz.




Dinde Deformistler 1
Ali Eren

Kitap Kalbi Yayıncılık


13 Eylül 2017 Çarşamba

Âyetlere Zorlama Mânâlar Verme Gayretleri


Dinde Deformistler


Rabbimizin emir ve yasakları ve bize bildirmek istediği gerçekler, kendi kelamı olan Kur'an-ı Kerim'dedir. Onun için, Kur'an'a mânâ verenlerin bu mühim işte çok hassas davranmaları şarttır. Nitekim asırlar boyunca gelen İslam âlimleri âyetlere mânâ verirken âdeta titremişlerdir.

Yeterli ilme sahip olan âlimlerimiz, Kur'an'a elbette mânâ vermeli ve müslümanları Kur'an âyetleriyle uyarmalıdırlar. Çünkü ilim sahiplerinin değişmez vazifeleri budur.

Ancak, zamanımızda bu konuda yadırganacak bazı tavırlara şahit olmuyor değiliz. İlminin yeterli olup olmadığına bakmadan âyetlere mânâ vermeye kalkışan bazı kimseler, hallerine bakmadan devirmedik çam bırakmıyorlar.

Bu da bir kıyamet alâmeti olsa gerek.

Ayetlere yanlış mânâ veren bu kimseleri iki kısma ayırmak mümkün.

12 Eylül 2017 Salı

El- Müheyminü



El- Müheyminü

(Yaratmış olduğu varlıkları gözetip koruyan.)



Canlı, cansız her şeyi, bizleri ve bütün mahlûkatı yaratan, Allah (c.c.) olduğu gibi, görüp-gözeten ve onları koruyan da O'dur. Eğer Allah'ın koruması olmasa, bu âlem bambaşka bir âlem olur. Her şey birbirine karışır, nizam-intizam diye bir şey kal­maz. İnsanları Mevlâmız korumamış olsa, bizim bilmeyeceğimiz her türlü tehlikelerle karşı karşıya bulunan insanlar mahv olup giderlerdi. Biz de O'nun kulları olarak sınırları aşmayalım ve kula yakışır şekilde hareket ederek korunduğumuzu, muhafaza edil­diğimizi bilelim.




En Güzel Dualar
Ali Eren

Girgin Yayınları






11 Eylül 2017 Pazartesi

Allah (c.c.) Görür Ve Bilir




Abdullah bin Dinar (r.a.) anlatıyor: Hz. Ömer ile beraber Mekke'ye gitmek üzere yola çıktık. Giderken yolda kurtlara rastladık. Derken dağdan bir çoban indi, geldi. Hz. Ömer, "Ey çoban! Şu koyunlardan birini bana sat." dedi. Çoban, "Ben köleyim, satamam." dedi.

Hz. Ömer, "Efendine, kurt yedi dersin." dedi. Bu söz üzerine çoban "Peki, Allah'a ne derim?" deyince Hz. Ömer ağladı. Sonra çobanın efendisine gitti. Köle olan çobanı satın alıp azad etti ve "Söylediğin o sözden dolayı ben seni dünyada âzâd ettim. Âhirette de azad olmanı ümid ederim." dedi.



Allâhü Teâlâ gizli-açık, iyi kötü yapılan her şeyi görür, bilir ve ona göre sevap ve ceza ile muamele eder.



Humeyd et-Tavil (rh.), Süleyman bin Ali'ye (rh.) "Bana vaaz ve nasihat et." dedi. Süleyman (rh.) dedi ki, "Allâhü Teâlâ'nın seni gördüğünü bildiğin halde hiç kimsenin olmadığı bir yerde isyanda bulunuyorsan, sen çok büyük bir cürette bulunmuş olursun. Eğer, isyan ederken onun seni görmediğini düşünüyorsan, o zaman da dinden çıkmış olursun."



Firkad es-Senci' (rh.) dedi ki: "Muhakkak ki münafık etrafına bakınır, hiç kimseyi görmeyince hemen kötülük ve günaha dalar. O insanları gözler, ama her şeyi gören Allâhü Teâlâ'yı düşünmez." (İhyâu Ulûmiddîn, 2/1765)




Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat



9 Eylül 2017 Cumartesi

Uzun Emel



Resûlullah (s.a.v)'in dualarından biri(nin manası) şudur "Allah'ım! Âhiret hayrına mâni olan günahtan, ölümün hayrına mani olan hayattan ve hayırlı amel işlemeye mani olan emelden sana sığınırım."


Hz. Ali şöyle demiştir: "Dikkat edin, uzun emel âhireti unutturur."


Dâvûd-u Tâî "Kimin emeli uzun olursa ameli de kötü olur." demiştir. (Nüzhetü'l-Mecalis, s. 65)





Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat


8 Eylül 2017 Cuma

Âzâların Vazifeleri



İnsanın vücudu üç kısımdır. Kalbi, dili ve diğer azalarıdır. Allâhü Teâlâ her kısma bazı ikramlarda bulunmuştur:

Kalbe, kendisini tanımayı ve tevhidde bulunmayı,
Dile, kelime-i şehâdet söylemeyi ve Kur'ân-ı Kerîm'i okumayı.
Diğer azalara da namazı, orucu ve diğer ibadet ve taatları ikram etmiştir.

Her kısma, gözetleyen ve koruyan bir melek tayin etti. Ancak kalbin korumasını bizzat kendisi aldı. Bundan dolayı, kulun kalbinde gizli olanı Allâhü Teâlâ'dan başka kimse bilemez.

Dil için Kirâmen Kâtibîn meleklerini tayin etti. Zira Allâhü Teâlâ "(insan) Her ne söz telaffuz ederse, mutlaka yanında hazır gözetleyici vardır." (Kâf Sûresi, âyet 18) buyurmuştur.

Diğer azalara da bazı şeylerin yapılmasını emretmiş bazı şeylerin de yapılmamasını emretmiştir.
Allâhü Teâlâ bu azalardan şunları ister:

Kalbden, imanda sebat etmesini, haset etmemesini, hainlik yapmamasını, hilede bulunmamasını.
Dilden, gıybet etmemesini, yalan söylememesini, boş sözler konuşmamasını.
Diğer azalardan da Allâhü Teâlâ'ya âsi olmamasını, hiçbir müslümana eziyet etmemesini. (Ebu'l-Leys es-Semerkandî, Tenbihü'l-Gafilin, 145)


Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat



6 Eylül 2017 Çarşamba

Kulak Çınlaması



Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: "Birinizin kulağı çınladığında beni ansın ve bana salavât getirsin ve 'zekerallâhü men zekeranî bi-hayrin' desin"

Resûlullâh, "Muhammedün Resûlullâh sallalâhü aleyhi ve sellem" ve bunun benzeri salavat-ı şerife okumak ile zikredilir, anılır.

Mü'minin kulağı çınladığı esnada Resûlullâh (s.a.v.) onu Cenâb-ı Hak katında anmış, ona duâ etmiştir. Mü'minin ruhu bunu duyduğu zaman kulağı çınlar. Bunun için salavât-ı şerife okuması tavsiye buyurulmuştur.

Nitekim ayak uyuşup karıncalandığında da salavât getirmek tavsiye edilmiştir. (Feyzü'l-Kadir)



Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat

5 Eylül 2017 Salı

Günahları Affettiren Bazı Şeyler


Botanik Park - Bursa


Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
• "Her kim bir çocuğuna yüzünden Kur'ân okumasını öğretirse Allah onun geçmiş ve gelecek olan günahlarını mağfiret eder.

• "Her kim çocuğuna ezberden Kur'ân okumağı öğretirse Allâhü Teâlâ kıyamet gününde yüzü ayın on dördü gibi (parlak) olarak diriltir; çocuğuna 'oku', denilir. Her bir âyeti okudukça Allah babasının bir derecesini yükseltir. Kurân-ı Kerîm'den ezberindekilerini bitirinceye kadar Allâhü Teâlâ babasının derecesini yükseltir."

• "Kim bir âmâyı (görmeyeni) kırk adım yürütürse geçmiş ve gelecek günahları mağfiret olunur."

• "Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyâcını görmek için çalışırsa -ihtiyacı görülsün, görülmesin- geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır ve kendisine iki berât verilir: Şirkten berât, nifaktan berât."

4 Eylül 2017 Pazartesi

Nasıl Yaşıyoruz?



Beynimiz. Dış dünyadaki değişimlere uyum sağlama konusunda belirli bir kapasiteye sahip. Etkilenme derecesi bir insandan diğerine farklılık gösterse de uyaran yoksunluğunda olduğu gibi, uyaran fazlasında da organizmanın dengeleri bir süre sonra bozulmaya başlar. Bazen travma olarak nitelendirilebilecek oranlarda. Çünkü giderek artan sayıda insan savrulurcasına yaşar halde.




Rastgele Ben
Engin Geçtan



2 Eylül 2017 Cumartesi

En Faziletlisi, En Akıllısı




Abdullah İbn-i Ömer (r.anhumâ) anlatıyor:

"Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) mescidinde on kişi vardı: Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, İbn-i Mesûd, Muâz b. Cebel, Huzeyfe, Abdurrahman b. Avf, Ebû Saîd radıyallâhu anhüm hazretleri ve ben de onuncu kişiydim. Ensardan bir genç geldi ve Resûlullâh'a (s.a.v.) selam verip oturdu. Sonra da "Yâ Resûlallâh! Mü'minlerin hangisi en faziletlidir?" diye sordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Ahlâkı en güzel olandır," buyurdular. "En akıllısı, en zekisi kimdir?" diye sordu. "Ölümü en çok hatırlayan ve ölüm gelmeden önce ona en güzel şekilde hazırlık yapandır. İşte en akıllı bunlardır." buyurdular. Bu cevaptan sonra genç sustu.


Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat


Bir Bardak Suyun Değeri


Sapanca Gölü


Evliyadan İbn-i Semmâk (rh.) bir gün Halife Harun Reşid'in (rh.) huzuruna girer. Bu esnada Harun Reşid hizmetçilerinden su ister. Bir bardak su getirirler. Tam içmek üzere iken İbn-i Semmâk: "Ey Mü'minlerin Emiri, biraz bekleyin", der. Sonra da: Eğer bu suyu içmekten alıkonulsaydın onu kaça satın alırdın?' diye sorar. Halife: 'Mülkümün yarısını verirdim' diye cevap verir. Bunun üzerine İbn-i Semmâk 'Buyurun, için, afiyet olsun' der.

Halife suyu içince İbn-i Semmâk: "İçtiğin bu suyun vücudundan çıkmaması halinde, onun dışarı çıkmasını ne ile satın alırdın?" diye sorar. Halife "Mülkümün hepsiyle satın alırdım." diye cevap verir. Bunun üzerine İbn-i Semmâk "Kıymeti bir içimlik su ve idrar kadar olan bir mülke rağbet etmek uygun olmaz." der.
Bu sözler üzerine Harun Reşid çok ağlamıştır. (Suyûtî, Târîhu'l-Hulefa, 293)



Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat


1 Eylül 2017 Cuma

Hayır Mı, Şer Mi?



İmâm-ı Gazâlî Hazretleri buyurdular:

Bir işte hayır olup olmadığını bilmek istersen onu şu üç ölçüye koy. Eğer bu ölçülere uygun gelirse hayırdır, onu yap, uymazsa şerdir, onu terk et.

Evvelâ o işi dînî ölçülere göre değerlendir. Eğer dîne uygun ise yap, değilse terk et.

Eğer bununla hayır yahut şer olduğunu anlayamazsan o vakit onun dîn âlimlerinin ve sâlih kişilerin yaptıklarına uyup uymadığına bak. Onların yaptıklarına uygunsa hayırdır, yap; değilse şerdir, yapma.

Bununla da hayır veya şer olduğunu tesbit edemezsen nefsine ve hevâna arz et. Nefs bir korkuya bağlı olmadan tabiî olarak ondan nefret ediyorsa, o hayırdır. Nefs Allâh'dan bir sevâb ümîd ederek değil de tamahkârlığı yüzünden ona meyl ediyorsa şerdir. Zira nefis dâima kötülüğü emreder ve asla hayra meyletmez. (Feyzulkadîr, 1-347)




Güzel Ahlak

Fazilet Neşriyat



31 Ağustos 2017 Perşembe

Birilerinin Kurban Derdi




Son yıllarda Kurban Bayramlarında çatlak kafalardan çatlak sesler yükselmeye başladı. Çok değil 15-20 sene önce böyle tartışmalar olmazdı. Herkes haddini bilirdi, 1400 yıldan beri, kurban hangi tür hayvanlardan nasıl kesiliyorsa, eti, derisi nasıl dağıtılıyorsa her müslüman böyle yapıyor dolayısıyla manevi bir huzur içinde bayramlar idrak ediliyordu. İslamiyete, kurbana inanmayanlar da haddini biliyor, “Bu bir inanç meselesidir, herkes dininin emrettiği şekilde yapmalıdır” diyerek Müslümanların işine karışmıyorlardı. Daha sonra ne olduysa, nereden emir aldılarsa, topyekün dine müdahaleye, saldırıya geçtiler. Yapılanlar akla uygun değil iddiası ile dine, ibadetlere yön vermeye kalkıştılar. Maksatları, üzüm yemek değil bağcıyı dövmek; dini önce tartışmaya açmak, yıllardır dinden uzak bir şekilde yetiştirilen cahil kitlelerin kafalarını karıştırmak.

Sonra da dine iki de bir müdahale ile, dinde reform yaparak dini oyuncak haline getirmek. Oyuncak haline getirdikleri dini, halka gösterip, “işte sizin inandıklarınız” diyerek, bunları dinden uzaklaştırmak. Adı islamiyet olup, İslamiyetle ilgili olmayan, insanların uydurdukları bir felsefi düşünce sistemi meydana getirmek.

Gelelim şimdi Kurban tartışmalarına: Daha önceki seneler ‘kurban kesmek vahşettir’ fikrini işlemeye çalıştılar. Bu tutmayınca da, kurban sadece, sığırdan, keçi, koyundan olmaz: horozdan, tavuktan da olur saçmalığını ortaya attılar. Bu sene de, kurban kesmeye lüzum yok, bunun yerine bedelini fakirlere vermek daha sevaptır, fikrini gündeme getirdiler.

Neymiş efendim, fakirler muhtaç iken, kurban kesilirmiymiş. Bunlar elmayla armudu toplamaya çalışıyorlar. Tabii ki muhtaçlara yardım etmek lazım. Nasıl ki kurban kesmek dinimizin emri ise fakirlere yardım etmek de dinimizin emridir. Fakat onun yeri başka.

Zengin, üçyüz milyonluk kurban yerine fakirlere, üç trilyon yardım yapsa, kurban kesmeme günahından kurtulamaz. Bunu onlar da biliyorlar, fakat maksatları başka: Dinimizin önemli bir emri olan kurban ibadetini ortadan kaldırmak.


Dinler Arası Diyalog Tuzağı
Mehmet Oruç

Kitabın tamamını buradan okuyabilirsiniz.


30 Ağustos 2017 Çarşamba

Hz. Ali'nin (K.v.) Hikmetli Sözleri


Hazreti Ali'nin (k.v.) hikmetli sözleri


* Adamın sahibi edep bulunması, maliki zeheb olmasından alâdır.

* Dini dünyaya satanın semere-i ticareti hüsran olur.

* Nefsine uyma; âsûde yaşarsın.

* Allah'dan kork, başkasından emin olursun.

* İnsanın sözü dîni demektir.

* Bahîlin altunu taş mesâbesindedir.

* Bırak gümrâhı gümrahlığında. (Bırak sapığı sapıklığında)

29 Ağustos 2017 Salı

Erkeklerin Hanımlarına Muamelesi Nasıl Olmalı?




Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Bir mümin, hanımına kızmasın! Kötü huyu varsa, iyi huyu da olur.”

“Kadın, zayıf yaratılmıştır. Zayıflığını susarak yenin! Evdeki kusûrlarını görmemeye çalışın!”

“Müslümanların îmân yönünden en üstünü, ahlâkı en güzel olanı, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranandır.”

“Müslümanların en iyisi, en faydalısı, hanımına en iyi, en faydalı olandır. Sizin aranızda hanımına karşı en iyi, en hayırlı, en faydalı olan benim.”

“Kadınlarınıza eziyet etmeyin! Onlar, Allah’ın sizlere emânetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!”

“Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine bir köle âzâd etmiş sevâbı yazılır.”

“Hanımının ve çocuklarının haklarını îfâ etmiyenin namazları, oruçları kabûl olmaz.”

“Haksız olarak hanımını dövenin, Kıyâmette hasmı ben olurum. Hanımını döven, Allah ve Resûlüne âsî olur.”


 



Huzurun Kaynağı Aile
Mehmet Oruç




28 Ağustos 2017 Pazartesi

Zemzem



Zemzem, Hz. Hacer'in Kâbe-i Muazzama'nın yanında susuzluktan kıvranmakta olan oğlu İsmâil için, su aramak maksadıyle defalarca Safâ ile Merve tepesi arasında koşup, çâresizlik içinde etrafına bakındığı bir zamanda, Kâbe'nin hemen yanından Allâhü Teâlâ'nın ihsân ettiği mübârek bir sudur. Hz. Hâcer, birbirine yakın Safâ ve Merve tepeleri arasında su aramak maksadıyle yedi defa koşmuş ve en sonunda, bir kuşun ayağının pençesi ve kanadıyle yeri kazdığını, oradan suyun çıktığını görmüş, koşarak gelip, suyun akıp gitmemesi için önüne bent (gölet) yapmış ve bu sudan kırbasını doldurarak oğluna içirmiştir.

İşte bu su bildiğimiz Zemzemi şerif olup, Mevlâmız kuşu vâsıta kılmak suretiyle lütfu İlahi olarak bu şifalı suyu müminlere ihsan buyurmuştur.

Zemzem ayakta, kıbleye dönülüp, Salavât-ı Şerîfe okunarak ve niyet edilerek içilir.

Hz. Peygamberimiz; "Zemzem ne için içilirse onadır" buyurmuşlardır.

Meselâ, bir insan karnı aç olsa da doymak niyetiyle içse doyar, susuz olsa da susuzluğum geçsin diye niyet ederek içse susuzluğu gider. En güzeli, «bütün dertlerime şifâ olsun, bana feyiz ve nur olsun diye niyet ederek içilmesidir.»

Vaktiyle Cürhüm kabîlesinden Mudad, Mekke'ye düşman saldırınca, kaçarken Kâbe'nin bütün hazînelerini Zemzem kuyusuna atmış, kuyunun üstünü de toprak seviyesinde tesviye ederek, belirsiz bir hâle getirmişti. Nice yıllar sonra, Rasulüllah Efendimiz'in dedeleri Abdulmuttalib gördüğü bir rü'ya ile Zemzem'i açıp meydana çıkardı, temizledi. İçinden zırhlar, kılıçlar ve altundan geyik heykelleri çıktı. Kuyu temizlenince eskisi gibi bol bol su kaynamağa başladı. Abdulmuttalib'in bu hizmeti çok makbûle geçti.



Muhtasar İslam Tarihi
Fazilet Neşriyat




25 Ağustos 2017 Cuma

İbrahim Bin Edhem Hazretlerinin Cevabı


Duanın kabul edilmemesinin sebepleri


Müslümanlar toplanıp ibrahim Edhem Hazretleri'nin huzuruna çıkarak diyorlar ki:

Ey Allah dostu! Biz Allah'a duâ ediyoruz, fakat bir türlü kabul edilmiyor, bunun sebebi nedir?


O mübarek velî şöyle cevap veriyor:

24 Ağustos 2017 Perşembe

Dadaşın Otobüsü



Üzerinde "Dadaş Turizm" yazan otobüs mola yerinde durmuş, yolculardan bir dadaş çay içmek için çayhaneye girmiş. Çıktığında bir de bakmış ki Dadaş Turizme ait beş otobüs daha park etmiş.

Plakaya bakmadığı için altı otobüsten hangisinin kendisine ait olduğunu bilememiş. Tam o sırada otobüsler kalkmaya hazırlandıkları için telaşa kapılmış, hemen önündeki otobüse ön taraftan binip yüzünü oturan yolculara dönmüş ve yüksek sesle "Dadaş hele bir bakın bakayım ben bu otobüsün yolcusu muyam?" diye sormuş.




Küçük Şeyler 2
Üstün Dökmen





Büyük Günahlar





1. GÜNAH : Allah'a ortak edinmek, şirk

2. GÜNAH : Cana kıymak

3. GÜNAH : Sihir ve büyü yapmak

4. GÜNAH : Namazı terk etmek

5. GÜNAH : Zekâtı vermemek

6. GÜNAH : Şeriatin muteber saydığı bir özür olmadan Ramazan orucunu tutmamak

7. GÜNAH : Gücü yettiği halde haccetmemek

8. GÜNAH : Anaya, babaya eziyet etmek, karşı gelmek.

9. GÜNAH : Akraba ile alakayı kesmek

1O. GÜNAH : Zina yapmak

23 Ağustos 2017 Çarşamba

Bütün Duaları İçine Alan Dua




Ebû Ümmâme Peygamber Efendimiz'e, "Yâ Resûlallah siz çok duâ ediyorsunuz, onlardan bizim hafızamızda bir şey kalmıyor" dedi. Peygamberimiz de, "Size bütün duaları içine alan bir duâ öğreteyim" dedi ve şu duayı öğretti:


Bütün duaları içine alan dua



Allâhümme innî es'elüke min hayri mâ seeleke minhü nebiyyüke Muhammedün ve neûzü bike min şerri me's-teâzeke minhü nebiyyüke Muhammedün sallallâhü aleyhi ve sellem. Ve ente'l-müsteânü ve aleyke'l-belâğ. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm.


Mânası: "Allah'ım, muhakkak ben, Peygamberin Muhammed (s.a.v.)'in senden istediği şeylerin hayrını isterim; senden sığındığı şeylerin şerrinden de sana sığınırım. Yardım ancak senden beklenir. Dünyada da, âhirette de, istenilen şeye ulaştıracak ancak sensin. Kuvvet ve kudret ancak Allah'ın yardımı iledir."



Ali Eren

Girgin Yayınları


22 Ağustos 2017 Salı

Takva



İbnü Abbâs (R.A.)'den :

«Peygamber (A.S.) bir gazadan veya gazaya giden askerleri uğurlamaktan henüz dönmüştü. Hz. Fâtıma'yı çağırıp şöyle dedi: Yâ Fâtıma! Kendini Allah'ın (azabından) kurtarmaya bak! Çünkü ben de Allah katında senin için faydalı olmıyabilirim. Aynı sözleri kadınlarına ve akrabalarına da söyledi.

Sonra, Hâşim oğulları ümmetimin en iyisi değildirler. Kureyş de ümmetimin en üstünü değildir. Ümmetimin en iyileri Allah'tan çokça sakınanlardır. Ansar da ümmetimin en iyisi değildir. Zira ümmetimin en iyileri müttakîlerdir. Sizler ancak bir erkek ve bir dişiden üremişsiniz; bir avuç dolusu (hububata) benzersiniz. Hiç birinin diğeri üzerine, takvadan başka bir üstünlüğü yoktur.» (Taberânî)

Bu hususla ilgili daha birçok hadîsler vardır. Bunlarla beraber akıl da takvanın diğer tâatlerden üstünlüğünü kabul etmektedir. Zira süslenmek, eskileri attıktan sonra olur. Tezyin de temizlikten sonra gelir. Birinci ikincisiz olursa fayda vermez. Bunun aksi fayda verir.

Takva bütün hayırların esasıdır. Ciddiyetle takvaya sarıl, içinde yaşadığın topluluğa, takvanın en güzelini almalarını emret. Zira iki dünya saadeti ve dünya, âhiret kurtuluşu takvadadır. Allah bize ve size gerçek takvayı müyesser kılsın. Şübhesiz O, sonsuz iyilik, şefkat ve kerem sahibidir.



Tarikat-i Muhammediyye
İmam-ı Birgivi Muhammed Efendi

Demir Kitabevi



Müslüman İslâm'ı Nasıl Öğrenmeli?



Müslümanları ehl-i sünnetin nurlu ve doğru yolundan saptırıp bidat ve dalâletin karanlık çukurlarına yuvarlamak isteyen mezhebsiz, reformcu, selefi, vehhabî, râfızî, telfikçi sapıklar hep bir ağızdan koro halinde:

«- Herkes dinini ana kaynaklardan öğrensin!.. Herkes Kuran ve hadîs tercümeleri edinerek din ahkâmını kendisi çıkartsın!..» mealinde propaganda yapıp beyin yıkamaktadırlar. Bir takım câhil gençler ve avamdan sığ kültürlüler aldatıcı propagandalara kanarak birer müctehid taslağı kesilmişlerdir.

Evet Kur'an ve hadîs dinimizin hükümlerinin iki ana kaynağıdır. Ama İslâm âleminde türeyen 72 bozuk ve sapık fırka da ana kaynak olarak Kitab'a ve Sünnet'e dayalı olduklarını iddia etmektedir. Peki bu fırka bolluğu içinde doğru yolda olanlar acaba kimlerdir?

İslâm âleminde tek doğru yol ehl-i sünnet yoludur. Kur'an ve Sünnet'e gerçekten bağlı olanlar ehl-i sünnet âlimleri ve onların izinden giden ehl-i sünnet halkdır.

Sapık ve bid'atçi fırkalar da «ana kaynak Kitap ve Sünnet» diyorlar, ama onları yorumlarken şeytana, nefislerine, hevalarına, heveslerine, bozuk re'ylerine uyuyorlar. Onlar Kur'an'ı ve Sünneti sapıklıklarına, bid'atlerine delil getirmek küstahlığı içindedirler.

Onlar ehl-i sünnet müslümanlarını da kendileri gibi saptırmak için, herkesin eline Kur'an ve hadîs tercümesi vermek ve ehl-i sünnet büyüklerinin hazırlamış oldukları sağlam din kitaplarını rafa kaldırtmak istiyorlar.

Aziz müslüman!.. Muteber ve klâsik mânada bir din tahsili görmemiş ve icazetli bir din âlimi (fakih) olamamış bir kimse isen, sakın tercüme ana kaynaklar ile dinini öğrenmeğe kalkma. Aklın karışır, yolunu sapıtır, ebedî saadetini yitirirsin, sana yazık olur.

İslâmiyeti icazetli Rabbani âlimlerin ve yine icazetli mürşid-i kâmillerin senin için hazırladıkları ilmihal, fıkıh, akaid, mev'ize, irşad, nasihat ve diğer konulardaki din kitaplarından öğren. Yol budur.





Kitâbül-Kebâir
İmam Zehebî

Bedir Yayınevi



Kitabının sonundaki ek bölümünden. Bu ekler Kitabül-Kebâir'den ayrı olarak kitabın sonuna ilave edilmiştir.



21 Ağustos 2017 Pazartesi

Bizi Üzen Anılarımız Ve Boğaç Han Taktiği




Dede Korkut masallarından birisi Boğaç Han adını taşı yor. Özetle Boğaç Han, güçlü kuvvetli bir gençtir, meydan da bir boğa ile karşılaşır, yumruğunu boğanın alnına dayar. İkisi eşit güçte oldukları için yenişemezler, ne boğa bir adım geri gider ne Boğaç Han geriler; öylesine kilitlenip kalırlar.

Boğaç Han "Ben bu boğaya niçin direk oluyorum?" diye düşünür. Kenara çekilir, boğa tepe üstü yıkılır. Eğer hiçbir şey yapmadan eli boğanın alnında dursaydı, yorulacaktı.

Geçmişte sizi üzen bir anınız, bir bitmemiş işiniz bulunabilir; siz bu anıyı düşündükçe, zihinsel enerjinizi bu anıdaki olayla hesaplaşmaya harcadıkça yorulursunuz, sonuçta yenilebilirsiniz. Kafalarımızdaki boğaların, kötü anıların önünden çekilmeye Boğaç Han Taktiği adını vermek istiyorum. Karşımızdaki kişinin sorumluluğunu almaktan vazgeçtiğimizde bunu bir ölçüde başarabiliriz.




Küçük Şeyler
Üstün Dökmen



19 Ağustos 2017 Cumartesi

Ehl-i Sünnet Nedir?


Mihrimah Sultan Camii - Üsküdar



Asr-ı Saadet'te ve selef-i sâlihin Efendilerimizin zamanında mezhebe lüzum yoktu. Çünkü onlar dîni, doğrudan doğruya Hz. Peygamberden ve ashabından öğrenmişlerdi.

Sonradan bozuk mezhebler, sapık ve bid'atçı fırkalar türeyince Hz. Peygamberin ashabının yolundan giden rabbani âlimler itikad ve amelde hak ölçüleri tesbit ettiler, doğruyu yanlıştan ayırıp en saf haliyle İslâm dinini halka bildirdiler.

Ehl-i sünnet müslümanlarının itikadda iki imamı (önderi) vardır. 1- İmam Matüridî. 2- İmam Eş'arî.

Bunlar esasta birdir. Ancak teferruata ait kırk kadar meselede bazı mâna incelikleri yüzünden fikir ayrılığı olmuştur.


Yine ehl-i sünnetin amelde dört imamı vardır:

1- İmam A'zam Ebû Hanife. 2- İmam Mâlik. 3- İmam Şafiî. 4- İmam Ahmed İbn Hanbel. Bunlar da esasta müttefik olup, teferruata ait bazı içtihadı ihtilâflar olmuştur ki, bu ihtilâflar inşaallah ümmetimiz için rahmet ve kolaylık vesilesidir.

Bu kısa izahattan sonra, müslüman kardeşlerimizin dikkatlerini zamanımızdaki bazı bid'at ve dalâlet cereyanları üzerine çekmek istiyoruz. Şu cereyan ve mezhebler ehl-i sünnet dışıdır:

18 Ağustos 2017 Cuma

Haram




Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu sahih olarak rivayet edilmiştir: «Haram bir gıda ile gelişen bir et cennete giremez. Cehennem ona daha lâyıktır.»


Vahidî: «De ki murdarla temiz (hiç bir zaman) bir olmaz» (Maide: 100) âyetinin tefsirinde şu hadîsi zikretmiştir: «Hz. Câbir'in rivayetine göre bir adam:

- Yâ Resûlallah içki üzerine ticaret yapıyorum. İçki satışından bir hayli mal biriktirdim. Bu malları Allahü Teâlâ uğrunda harcarsam bana fayda sağlar mı? diye sordu. Resûl-i Ekrem (s.a.v.):

Eğer o malı hac ve cihad yolunda harcasan veya sadaka olarak dağıtsan Allah nezdinde bir sivrisinek kanadı kadar (bile) değer taşımaz. Muhakkak Allah ancak temizi kabul eder buyurdu.» Allahü Teâlâ Peygamberinin sözünü tasdik etmek üzere: «De ki murdarla temiz (hiç bir zaman) bir olmaz» âyetini indirdi. Atâ ve Hasan Basrî âyetteki «murdar ve temiz» den murad helâl ve haramdır demişlerdir.



Abdullah bin Mübarek der ki:

«Şüpheli bir dirhemi geri çevirmem bin dirhem sadaka vermemden daha iyidir».


Resûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurdu:

«Haram mal ile hacceden kimse «Lebbeyk» dediği vakit bir melek: «Lâ lebbeyk vela sadeyk» (müracaatın kabul edilmemiş) haccın yüzüne çarpılmıştır» der.


İmam Ahmed, Müsned'inde Resûlullâh (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

«Kim on dirheme bir elbise satın alsa parasının içinde bir dirhem haram bulunsa o elbise sırtında oldukça Allah onun namazını kabul etmez.»


Vehb b. Verd: «Sürekli namaz kılsan, fakat midene girenin haram mı helâl mı olduğunu bilmediğin müddetçe (namazın) sana fayda vermez»


İbn Abbas diyor ki:

«Allah, midesinde haram olan kimsenin namazını, tevbe edinceye kadar kabul etmez»


Dikkat Edilmesi Gerekenler




4) DÜŞÜNCELERİN, BİLGİLERİN, GÖRÜŞLERİN ZİHNİYETİN, MANTIĞIN TASHİHİ:

Zihniyet kafa yapısı demektir. Her Müslümanın islamî bir kafa yapısına, İslâmın dünya görüşüyle çatışmayan, ona uygun olan, ondan kaynaklanan bilgilere sahip olması gereklidir. Zamanımızda islamcı geçinen öylelerini görüyoruz ki, zihniyet ve mantık itibariyle sanki bir marksist gibi düşünüp konuşuyorlar. Müslüman kendisini zararlı ideoloji ve cereyanların tesirlerinden korumalıdır.


5) METODUN, PLÂN-PROGRAMIN, STRATEJİNİN, HİZMET VE FAALİYETLE İLGİLİ FİKİRLERİN TASHİHİ:

İslâmiyet madem ki mükemmel bir bütün teşkil eden ilahî bir nizamdır, onun kendisine mahsus bir metodu, bir hizmet ve faaliyet sistemi, plânı, programı, stratejisi vardır. Müslümanım diyen bir kimsenin başka dünya görüşlerine ait metodlara, plânlara, programlara iltifat etmesi hatalı olur. Müslüman geçindikleri halde İslâm dışı metodlardan ilham alanlar bu dini hakkıyla anlamamış sapan ve saptıran kimselerdir.


6) AHLÂKIN, HUYLARIN, KARAKTERİN TASHİHİ:

İslam nazarî ve amelî üstün bir ahlâk nizamı getirmiştir. Her müslümanın kendisini bu ahlâk sistemine uydurması gereklidir. Bu ahlâk Kur'an'ın ahlâkı, Peygamberin ahlâkı, selef-i sâlihînin ahlâkı, her asırdaki Peygamber varisi hakikî ulemanın ve kâmil mürşidlerin ahlâkıdır. İslâm ahlakının öğretisi ikiye ayrılır: Kurtarıcı iyi huylar. Helak edici kötü huylar. Zahiren müslüman göründüğü halde materyalist, makyavelist ahlâkı tatbik edenler İslâmiyeti temsil edebilirler mi?



Kitâbül-Kebâir
İmam Zehebî

Bedir Yayınevi



Kitabının sonundaki ek bölümünden. Bu ekler Kitabül-Kebâir'den ayrı olarak kitabın sonuna ilave edilmiştir.



Müfred not: Ben sadece bu maddeleri aldım. Sanki bu maddelere toplumsal olarak daha çok dikkat etmemiz lazım gibi geldi. Hepsini okumak elbette daha faydalı olacaktır.



İçki İçmek, İçki Yapmak, Satmak, Nakletmek Vs.




Allahü Teâlâ buyurdu:

«Ey iman edenler, içki, kumar, (tapmaya mahsus) dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bun(lar) dan kaçının ki muradınıza eresiniz. Şeytan içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz (hepiniz) vaz geçdiniz değil mi?» (Mâide: 90, 91).

Allahü Teâlâ bu âyeti ile içkiyi yasaklamış ve ondan sakındırmıştır. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurdu:

«İçkiden kaçının. Çünkü o kötülüklerin anasıdır.»


İçkiden çekinmeyen Allah ve Resulüne karşı gelmiş, Allah ve Peygamberine isyan ile de azabı hak etmiş olur.

Allahü Teâlâ buyurdu: «Kim Allah'a ve Peygamberine isyan eder (Allah'ın) sınırlarını (çiğneyip) geçerse. Allah da onu -içinde daim kalıcı olarak- ateşe koyar. Onun için hor ve hakîr edici bir azab vardır» (Nisa: 14).

İbn Abbas'ın şöyle söylediği bildirilir: «İçkiyi haram kılan âyet inince Ashab-ı kiram birbirine giderek: «içki haram kılındı ve şirke denk sayıldı» dediler.»


«Hamr» ister yaş, ister kuru, ister yenilir, ister içilir olsun farketmez; aklı bürüyen (gideren, sarhoş eden) her maddeye verilen bir ad, vâsıftır.


Ebû Said el-Hudrî'den Resûlullâh (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
«Allahü Teâlâ, vücudunda bir damla içki bulunan içkicinin namazını kabul etmez.»


16 Ağustos 2017 Çarşamba

Hayvanî Ruh, Sultanî Ruh



Beden ikliminde, bu iki pâdişahın yani hayvanî rûh ve sultanî rûhun birer vezîri ile birer de şeyhulislâmları vardır. Onlarla vücut ikliminde tedbîr ve tasarrufta bulunur. Meselâ, hayvanî rûhun vezîri akl-ı maâş (dünyayı düşünen akıl), fetvâ merciî de şeytandır. Onlarla istişâre eder. Sultanî rûhun vezîri ise, akl-ı maâd (âhireti düşünen akıl), şeyhulislâmı da melekdir; o da bunlarla istişârede bulunur. Hayvanî rûhun zevki yiyip içmek, giyinip kuşanmaktır. Yani zâhirde insana lezzet verecek ne kadar şey varsa, onların hepsinden keyif alır ve kuvvet bulur; böylece sultanî rûha gâlip gelir. Sultanî rûhun zevki; râbıta, zikir, tefekkür, ibâdet, İlâhî emirlere itaât ve onları icrâ, yasaklardan da ictinab etmektir, kaçınmaktır. Yani bâtında rûha safâ, lezzet ve kuvvet veren İlâhî emirlere boyun eğmekle insan hayvanî rûha gâlip gelir.

Velhâsıl, sultanî rûhun, hayvanî rûha gâlibiyeti, İlâhî emir ve yasaklara riâyetle mümkündür. İşte bu iki kuvvet, vücut ikliminde hükmederler. Birinin sıfatı, diğerinin sıfatına muhâliftir, aykırıdır. Ve biribirlerine tamamen zıt oldukları için, daima muhârebe ve mücâdele hâlindedirler. Hayvanî rûhun aslı, emmâre sıfatıdır ki, buna nefis adı verilir. Bu sıfat, Cenâb-ı Hakk'ın Celâl sıfatının mazharıdır. Dâima Hakk'ın rızâsına aykırı şeylerden zevk alır, kuvvet bulur. Sultanî rûhun aslı, sâfiye sıfatıdır. Ona, insânî sıfat denilir. Cenâb-ı Hakk'ın Cemâl sıfatının mazharıdır ki; dâima onun rızâsında bulunup, ondan bir adım dahi ayrılmak istemez. Bu sebeple hayvanî rûh ile sultanî rûh birbirlerine zıttırlar, vücut ülkesinde muhârebe ederler.

Meselâ bir insan, vücudunda, sultanî rûhu hayvanî rûhuna gâlip olmadığı halde, hayvanî rûhu kendi hâline bırakırsa, emmârelik sıfatında kalır... Ve hayvanî rûhu sultanî rûhuna gâlip olan bu kimse, zamanla hayvan gibi olur. Belki daha da alçaklaşır, dünya ve âhireti husrâna uğrar. [Nitekim bunlar hakkında Mevlâmız şöyle buyurmuştur: “Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla hakikati anlamazlar. Gözleri vardır, lâkin onlarla görmezler. Kulakları vardır, ama onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar, gâfillerin ta kendileridir.” (A‘raf sûresi 179)

Ama sultanî rûh, hayvanî rûhu kendi hâline bırakmayıp onunla her an mücâhede ve muhârebe ederse; işte o zaman, hayvanî rûhu –ister istemez– kendisine bağlar ve her emrine itâat ettirerek İlâhî emirleri icrâ eder. Bu kimselerin felâha ereceği ümit edilmekle beraber, hüsrâna düşmelerinden de korkulur; zira nefsin hîlesi çoktur.



Aynü'l-Hakîka fî Râbıtati't-Tarîka






Kitabın tamamını BURADAN okuyabilir veya indirebilirsiniz.

Sünnet, Sünnetin Kısımları Ve Dinde Teşri‘ Kaynağı Oluşu




“Sünnet”, lûgatte âdet ve yol gibi mânâlara gelir. Bu itibarla herhangi bir kişiye nisbetle sünnetten söz edildiğinde, onun, ister iyi ister kötü olsun, devamlı veya sıkça yapageldiği hâl ve hareketleri kastedilir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki: “Kim güzel bir âdeti başlatırsa, kendisine hem o davranışın hem de kıyâmete kadar onu örnek alan kimselerin sevâbı verilir. Kim de kötü bir âdeti başlatırsa, kendisine hem o hareketin, hem de kıyâmete kadar onu örnek alan kimselerin günâhı yüklenir.” Bu hadîs-i şerifte sünnet kelimesinin, âdet mânâsında kullanıldığı görülmektedir.


Fıkıh ve fıkıh usûlü ilimlerinde sünnet, farklı şekillerde târif edilmiştir. Bazı fıkıh âlimleri, farz ve vâcib dışındaki nâfile ibâdetlere sünnet derken, diğer bazıları aynı zamanda hukukî muâmelelerin mendub olanlarına da sünnet demişlerdir. Kezâ, bid‘at’in zıddına da sünnet adı verilmiştir. Usûl âlimlerine göre ise sünnet, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in söz, fiil ve takrîr (tasvip)’leridir. Bu bakımdan İslâm’da sünnet, dinî hükümlerin delillerinden bir delil ve teşri‘ (hüküm koyma, kanun yapma) kaynaklarından bir kaynaktır. Sünnet ile hadîs, bazan aynı mânâda kullanılır.


15 Ağustos 2017 Salı

Kâdı İyâs’ın Zekâsı




Bir adam, Basra kâdısı Tâbiîn’den İyâs bin Muâviye’ye (radıyallâhü anh) gelip:

“Ben hurma yersem beni cezalandırır mısın?” dedi. Kâdî İyâs (radıyallâhü anh):

“Hayır” dedi.

“Hurma ile su içsem beni cezalandırır mısın?” dedi. İyâs (radıyallâhü anh):

“Hayır” dedi.

“Peki, öyleyse hurma şarabı da bunlardan yani hurma ve sudan yapılıyor. O neden haram oluyor?” deyince Kâdî İyâs (radıyallâhü anh):

“Sana toprak atsam acıtır mı?” “Hayır.”

“Toprağa biraz su döküp atsam bir tarafını kırar mı?” “Hayır.”

“Peki, o toprak ve suyu karıştırıp tuğla yapıp güneşte kurutsam ve onunla kafana vursam ne olur?”

“Kafam kırılır.” deyince “İşte şarap da böyledir.” dedi.




Fazilet Takvimi


14 Ağustos 2017 Pazartesi

Kadın Vitrin Malzemesi


Huzurun Kaynağı Aile



Yıllardır kadın, “kadına özgürlük” adı altında sanayide, ticarette, reklamda, siyasette vitrin malzemesi olarak kullanılmakta, sözde kadın hakları savunucularının, feministlerin sesi çıkmamakta.

İşlerini güçlerini bırakmışlar, evinde çoluk çocuğu ile huzur içinde oturan kadınları nasıl sokağa dökeriz, nasıl kendimize benzetiriz bunun hesabını yapmaktalar, bunun mücadelesini vermekteler. Tabii, bunu yaparken de birilerinin kendilerini kullandığından, siyasi, ticari faaliyetlerine alet ettiğinden haberleri yok. Veyahut da bilerek bu oyunda yer almaktadırlar.

Nerede O Eski Ramazan-ı Şerifler



Bilhassa son yıllarda internetin ülkemizde yaygınlaşmasıyla hayasızlık çok hızlı bir şekilde artış göstermektedir. Toplumumuzda, edeb dışı görüntüler ve yazılar gün geçtikçe sıradan, normal bir hayat tarzı şeklinde sunulmaktadır. Bazen daha ileri gidilerek dini günlerde yapılmaktadır bu sunum.

Örnek mi istiyorsunuz, işte size “Feshane Direklerarası” şenlikleri. Mübarek ramazan ayı münasebetiyle düzenlenen, “Feshane Direklerarası” şenliklerinde kadın şarkıcıların, transparan denebilecek kıyafetlerde sahneye çıkartılması en başta ramazan ayına hakarettir, dolayısıyla dinle alay etmektir. Bununla yapılmak istenen; orucunu tutan, hatta namazını da kılan fakat, akşam olunca da içkisini içen, haram helal demeden her türlü eğlencenin içinde olan bir toplum ortaya çıkartmak. Eğer bir toplum bu hale gelirse zaten iş bitmiş demektir. Çünkü hayasızlık ile iman bir arada kalamaz.



Huzurun Kaynağı Aile
Mehmet Oruç





Müfred not:
Normalde böyle şeylerden pek haberdar olmadığımdan yazıyı okuyunca google'dan bir araştırma yaptım. Ve şöyle bir görüntü çıktı karşıma. Videoyu sonuna kadar izlemeye hacet yok. İlk saniyelerde anlarsınız zaten Ramazan-ı şerife uygun mu değil mi diye.