31 Ekim 2016 Pazartesi

Keşke Bizde De Cezası Verilebilseydi


Asma

İçki Ve Ceza

Ebû Hureyre (R) şöyle dedi: Peygamber(S)'in huzuruna şarâb içmiş bir kimse getirildi. Peygamber (orada bulunanlara):

- "Bunu dövünüz!" buyurdu.

Ebû Hureyre dedi ki: Artık bizden eliyle döven, ayakkabısı ile döven, ihramı ile döven kimseler vardı. Dövme işi bitince topluluktan bâzı kimseler bu adama:

- Allah seni hor ve zelîl kılsın! dediler. Peygamber:

- "(Hayır) böyle söylemeyiniz! Bu adamın aleyhine şeytâna yardım etmeyiniz!" buyurdu.



Not: Hadiste o sarhoşun dövülmesi emredildiği hâlde, dayak mikdârı bildirilmemiştir. Şarâbın harâmlığı Kur'ân ile sabit olduğu için, şarâbın azı da cezayı gerektirir. Diğer içkilerde ceza haddi sarhoşluk derecesine göredir. Hadîsin sonunda Peygamber'in horlamayı nehyetmesi, mü'minin horlanmasına şeytân sevindiği içindir.



---



es-Sâib ibn Yezîd (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) zamanında, Ebû Bekr'in emirliğinde ve Umer'in halifeliğinin baş tarafında bize şarâb içmiş olan sarhoş getirilirdi de, bizler ona doğru kalkar, ellerimizle, ayakkabılarımızla ve ridâlarımızla döverdik. Umer'in emirliğinin sonunda, Umer sarhoşa kırk deynek vurdu. Nihayet insanlar içki içmek ve fesâd çıkarmakta ileri gittikleri zaman, Umer sarhoşlara seksen deynek vurdurdu.


Not: Bunun ma'nâsı şudur: Umer zamanı Irak ve Şâm fethedilince insanlar bu sulak, münbit, yaşayışı rahat, üzümleri ve meyveleri bol yerlerde yaşamağa başladı. Böyle refah artınca da şarâb içenler çoğaldı. Bu sebebden dolayı Umer içenlere ağır basmak ve onları bu fiilden men etmek maksadıyle içme cezasını artırdı.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken

30 Ekim 2016 Pazar

Müslüman Kâfire, Kâfir De Müslümana Mîrasçı Olmaz



Kâfir mîrâs taksîm olunmadan önce İslâm'a girerse, onun için mîrâs yoktur (çünkü cumhûra göre, i'tibâr ölüm vaktinedir, taksîm vaktine değil).


Bize Ebû Asım, İbn Cureyc'den; o da İbn Şihâb'dan; o da Alî ibn Hüseyn'den; o da Umer ibn Usmân'dan; o da Usâme ibn Zeyd(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S): "Müslüman kafire kafir de müslümâna mîrâsçı olmaz" buyurmuştur.


Not: Bu hadîs dîn ayrılığının mîrâsa mâni olduğunu beyân ediyor. Nevevî der ki: Müslümanlar kâfirin müslümândan mîrâs alamıyacağı hususunda ittifak ettiler. Müslümânın kâfirden mîrâs almasında ise ihtilâf vardır. Cumhura göre, müslim de kâfirden mîrâs almaz. Mürted ise ittifakla müslümâna vâris olmaz.


Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken



28 Ekim 2016 Cuma

Ev





Türkçenin söz varlığına ait eldeki kaynaklar, Türkçenin en eski kelimelerinden birinin ev (eb), en eski ikilemelerinden birinin de ev-bark (eb-bark) olduğunu ortaya koyuyor. Göktürk kitabelerinde ev (eb) hem yalnız hem de “bark” ile birlikte geçmekte, “ev”in çok anlamlı olduğu, çadır, ev, yurt, karargâh anlamlarında kullanıldığı görülmektedir. Divânü Lügâti’t-Türk, Kutadgu Bilig ve Dede Korkut Hikayeleri gibi Türkçenin köklü eserlerinin birçok yerinde ev kelimesi geçer. Birkaç misal verecek olursak Divân’da dört köşeli evin “törtgül ev” şeklinde geçtiği görülüyor. Kutadgu Bilig’de ise bugün hâlâ kullanılan “ev alma komşu al” atalar sözünün benzerini, belki de menşeini görmekteyiz: Ev almak tilese ayıt koşnısın. (Ev almak istersen komşusunu sor!)



Yedikıta


27 Ekim 2016 Perşembe

Dört Temel



Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Dört ana/temel vardır:

İlaçların temeli.

Edeplerin temeli.

İbadetlerin temeli.

İstek ve arzuların temeli.




Şöyle ki;

İlaçların temeli az yemektir.

Edeplerin temeli az konuşmaktır.

İbadetlerin temeli az günah işlemektir.

İstek ve arzuların temeli sabırdır.



Münebbihât (Cennet Yolunun İşaretleri)
İbn-i Hacer-i Askalânî

Yâsin Yayınevi




26 Ekim 2016 Çarşamba

Bir Secde




Habib el-Acemî r.h. şöyle diyordu:

- Faraza Allah beni huzurunda durdursa ve 'İçinde nefsinin veya şeytanın hiçbir payı olmayan bir secdeni bana göster seni bu sayede cennete sokayım' dese; 'Rabbim bunu bulamam' derim.


Tenbihü'l Muğterrîn



25 Ekim 2016 Salı

Evlilik Korur




Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de kadın ve erkeğin yekdiğerine olan ihtiyaçlarını ve aralarındaki münasebeti şu ayet-i kerimede ne güzel açıklıyor:

«... Onlar sizin için, siz de onlar için birer libassınız» (Bakara 187).

Kadın ve erkek birbirini zinadan ve kendilerine leke sürecek her türlü davranıştan korurlar. Tıpkı elbise, vücudu soğuk ve sıcaktan koruduğu gibi. Başka bir âyet-i celilede ise Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır:

«Size nefislerinizden, kendilerine ısınasınız diye, zevceler yaratmış olması, aranızda bir sevgi ve esirgeme yapması da, O'nun (Allah'ın) ayetlerindendir.» (Rum 21).




İslamda Kadın, Tesettür, İzdivaç
Hüseyin Suudi Erdoğan

Çile Yayınları



24 Ekim 2016 Pazartesi

Hak Bir Kanun






Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Rasûlullah(S)'ın Adbâ ismi verilen bir dişi binek devesi vardı. (Koşuda ve seferde) onun önüne geçilmezdi. Bir ara genç bir yük devesi üstünde bir bedevi geldi. (Yapılan koşuda) bu yük devesi Adbâ'yı geçti. Ve bu geçiş, müslümânlar üzerine ağır geldi ve:

— Adbâ'nın önüne geçildi! dediler.

Bunun üzerine Rasûlullah:
- "Allah'ın dünyâdan yükselttiği herbirşeyi muhakkak alçaltması hakk bir kaanûndur!" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Ötüken



Muharremât




İslam Dini'nin Kendileriyle Evlenilmesini Haram Kıldığı Kadınlar

İslam dininin kendileriyle evlenmeyi haram kıldığı kadınlar vardır. Bunlara muharremât denir. Bu kadınların bir kısmı ile evlenmek ebediyen haramdır. Hiç bir zaman helâl olmaz. Diğer bir kısmı ile ise evlenmek muvakkat bir zaman içinde haram olur. Bu haram olmayı gerektiren sebep ortadan kalktığı zaman haramlık da ortadan kalkar.

Kadının erkeğe ebediyen haram olmasını gerektiren ve hiç bir zaman kalkması mümkün olmayan sebepler üçtür:

Birincisi: Soy-sop bakımından yakınlığı bulunmak suretiyle ebediyen haram kılınan kadınlardır ki, bunlar da yedi sınıfta toplanır:

1- Ana ve büyük annelerle evlenmek haramdır. Çocuk ister nikâhla evlenmeden, isterse zinadan meydana gelsin bu erkek, anası ve ninesi, ninesinin anası ile -ve ne kadar yukarı gidilirse gidilsin- evlenemez. Cenab-ı Allah, "Size şunlar haram kılınmıştır: Analarınız "Ananızın anası ve babanızın anası ne kadar yukarı çıkarsa çıksın" buyurmaktadır. Aynı anası gibi nikâhı haram olur erkeğe.

Bir erkek, babasının nikâhlandığı kadınla evlenemez. Babası boşamış olsa bile üvey annesi ile asla evlenemez. Dedesinin anneannesinden veya babaannesinden başka nikâhla aldığı kadınla da evlenemez.

Bu husus hakkında Cenab-ı Hak buyurmuştur ki;

"Bir de babalarınızın nikahladığı kadınları kendinize nikahlamayın. Cahiliyet devrinde geçen afvedilmiştir, geçmiştir. Şüphe yok ki O, (Cahiliyet devrinde yapılan üvey anne ile evlenme) pek çirkindi; Allah'ın buğzuna sebepti, o ne fena bir adet idi." (Nisa 22)
İslâm zuhur etmeden önce cahiliyet devrinde Araplar vâris olma tamahı ile babalarının karılarını (üvey annelerini) nikahla almakta idiler. Gelen bu âyet-i kerime ile çirkin ve iğrenç adet mutlak surette yasaklandı.


2- İslâmın nikâhını haram kılmış olduğu ikinci sınıf kızlardır. Kendi kızı olsun, oğlunun veyahud kızının kızı olsun erkek ve kızdan doğan bütün torunlar dahil olmak üzere kızlarla evlenmek kişiye haramdır.

Nikâhlı bir evlenmeden doğan kızı ve torunları babaya ve dedeye haram olduğu gibi zinadan doğan kızlar ve torunlar da haram olur. Cenab-ı Allah, «Kızlarınız, kızlarınızın kızı ve oğullarınızın kızı ne kadar inilirse inilsin size haram kılınmıştır», buyuruyor.


3- Nikâhları haram kılınanlardan üçüncü sırayı kızkardeşler almaktadır. Bunlar da ister ana ve baba bir kızkardeşler olsun, isterse baba bir veyahud ana bir kızkardeşler olsun. Bunlarla ve kardeşlerin çocukları ile (ne kadar aşağı inilirse) evlenmek haramdır. Çünkü Allahu Teâlâ, «Kız kardeşleriniz (ana baba bir, baba bir, yahud ana bir kızkardeşleriniz), haram kılınmıştır» buyuruyor.


4- Erkeğin halalarıyla da evlenmesi haramdır. Bunlar kişinin babasının ve umumî surette dedesinin hemşireleridir. Bunlar hakkında da Allahu Teâlâ, «Halalarınız (bütün baba ve dede kızkardeşleri dahil  olmak üzere) size haram kılınmıştır» buyuruyor.


5- Beşinci sınıf olarak haram kılınanlar ise teyzelerdir Bunlar da kişinin anasının ve umumî olarak ninelerinin büyük ve küçük kızkardeşleridir. Bunların haram kılındığı hakkında da Cenab-ı Allah, «Teyzeleriniz (size haram kılınmıştır)» buyuruyor.

Bir kadının halası veyahud teyzesi üzerine ikinci hanım olarak nikahlamasını da İslâm dini haram kılmıştır. Bu hususta Cabir'den rivayet edilen bir hadîs-i şerif şöyledir: Cabir diyor ki; «Nebiyyi Muhterem Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir kadının, onun halası üzerine veyahud onun teyzesi üzerine nikâh olunmasını nehyetmiştir».

Ebu Hüreyre'den rivayet edilen hadîs-i şerifte de Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, «Kadın teyzesi ile bir arada (nikâhla) cem olunmadığı gibi, halası ile de bir arada cem olunmaz» buyurmuştur.

Hadis-i şerifler, bir kadınla halasının ve bunlardan birisinin diğeri üzerine nikâhla alınmasının haram olduğuna delâlet etmektedirler. Yine bir kadınla teyzesinden birisinin önce, diğerinin sonra nikâhının haram olduğunu ifade etmektedirler.


6- Bir kimsenin, oğlan kardeşinin kızlarıyla evlenmesi de haram kılınmıştır. Bunlar da kişinin gerek ana ve baba bir, gerekse yalnız ana veyahud yalnız baba bir oğlan kardeşlerinin kızlarıdır ki, ne kadar aşağı inerlerse insinler bütün yeğenlere şâmil olmak üzere haram kılınmıştır.


7- Kişinin kızkardeşlerinin kızları ile evlenmesi de haramdır. Bunlar da kişinin ister ana-baba bir olsun, isterse yalnız baba veya ana bir olsun tüm kızkardeşlerin kızları ve çocuklarının kızlarıdır. Ve ne kadar aşağı inerlerse insinler bütün yeğenlerin nikâhlanması kişiye haram kılınmıştır.

Bu hususta da Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: «Erkek ve kızkardeşlerizin kızları (kardeşlerin torunları ne kadar aşağı inerse insin size haram kılınmıştır)»


Bu yedi sınıf neseb cihetiyle hısım olan mahremlerdir. Bundan sonra gelen mahremler ikinci sınıf olarak zikredilen ve süt sebebiyle nikâhları haram kılınanlardır.

Resûl-i Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem
- Şüphesiz Allah (C.C.) neseb itibariyle (nikâhını) haram kılmış olduğu (kadınları) süt (itibariyle de) haram kılmıştır, buyurmuştur.




İslamda Kadın, Tesettür, İzdivaç
Hüseyin Suudi Erdoğan

Çile Yayınları



22 Ekim 2016 Cumartesi

Bid'at




Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurdu;

-"Hiçbir topluluk, bid'at icat etmemiştir ki; onunla bir sünnet kaldırılmış olmasın. Sünnete tutunmak, bid'at icat etmekten hayırlıdır."


Hassan'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir:

-Dinlerinde hiçbir kavim bid'at icat etmemiştir ki; illaki Allahü Teala onların sünnetlerinden o bid'atın bir benzerini alır. Sonrada o sünneti onlara kıyamet gününe kadar iade etmez.



Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî


21 Ekim 2016 Cuma

Domuz



Çift tırnaklılardan olup gayr-i müslimler tarafından eti ve yağı için beslenen pis bir hayvandır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de:

"Size şunlar haram kılındı. (Eti yenen hayvanlardan boğazlanmaksızın kendiliğinden) ölen hayvan, akan kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen hayvan, bir de henüz canı üzerinde iken yetişip kesemediğiniz boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış başka bir hayvan tarafından boynuzlanmış, canavar tarafından parçalanmış hayvanlar, putlar adına kesilenler; fal okları ile kısmet aramanız. İşte bunlar doğru yoldan sapmadır..." (Mâide 3)



Allah size (eti yenen hayvanlardan) boğazlanmadan kendiliğinden ölmüş olanı, akan kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası için (putlar ve şahıslar adına) kesilenleri, kesin olarak haram kıldı. Fakat ölüm derecesinde darlığa düşen kimse, helal kabul etmiyerek ve haddi aşmıyarak (zaruri ihtiyacını giderecek kadar) bu haram şeylerden yiyebilir, bu yemesinden dolayı ona bir günah yoktur. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir." buyrulmuştur. (Bakara 173)

Kur'an-ı Kerim'de dört yerde domuz etinin haramlığından bahsedilmiştir. (Nahl 115, En'am 145)


Câbir b. Abdullah (r.a.) demiştir ki: "Mekke'nin fethi yılında, Peygamber Aleyhisselam Mekke'de bütün müslümanlara hitaben: "Şüphesiz ki Allah ve Rasûlü; içkinin alınıp satılmasını, murdar olarak ölmüş hayvan ve domuz etinin yenilmesini ve putların satışını haram kıldı..." buyurmuştur.


* Yine Peygamber Aleyhis-Selam: "Şüphesiz ki Yüce Allah içkiyi haram kıldı, parasını da (alınıp satılmasını da) haram kıldı. Murdar ölmüş hayvanı haram kıldı, parasını da haram kıldı. Domuz etini haram kıldı, parasını da haram kıldı."

* "Allah, yahudilerî kahreylesin! Allah onlara içyağının yenilmesini haram kıldığı zaman, onu eritip sattılar ve parasını yediler. Halbuki Allah bir şeyi, bir kavme haram kıldığı zaman, onun alınıp satılmasını da haram kılar" buyurmuştur.





Haramlığının Bazı Sebepleri:

Domuzun bizzat kendisinin tepeden tırnağa kadar pis bir hayvan olması ve pis şeyler yiyerek beslenmesi;

Domuz etinin birçok hastalıklara sebep olması. Bütün hayvanlar içinde dişisini kıskanmayan tek hayvan domuzdur. Bu sebeple domuz eti yiyenlerin karakterlerinde de aynı hallerin görülmesi;

Domuz, karakteri gereği olarak pislik ve kokuşmuş şeyler yiyen pis bir hayvan olduğundan dolayı eti de pistir, pis olan birşeyin yenilmemesi vs. gibi sebeplerdir.

Domuz; yırtıcı dişleri olması ve pislik yemesi sebebiyle yırtıcı hayvanlara; zülfünün olması ot ve saman gibi şeyler yemesiyle de diğer hayvanlara benzetilmiştir. Tabiatı o kadar kötüdür ki kendi arkadaşlarının pisliğini dahi yer.

Domuz, şehvetine düşkün, hırslı ve bütün eczası ile pis bir hayvandır.

Domuzun yağı, derisi ve kılları da aynı eti gibi haramdır. Yani domuz yağını yemeklerde kullanmak veya başka maddeler içine karıştırarak kullanmak, derisini eşya yapımında kullanmak, kıllarından fırça yapmak, İslâm ulemâsının cumhuruna göre haramdır. Çünkü domuzun derisi dibâgat = temizlik kabul etmez.



Tevrat, İncil ve Kur'an-ı Kerim gibi bütün semavî kitaplarda domuz eti ve benzeri pis şeylerin yenilmesi yasaklanmıştır. İbni Ebî Hâtim'in rivayetine göre, Sahabeden Ebü't-Tufeyl (Amir İbni Vâsile) demiştir ki:
"Hz. Âdem dört şeyi haram kılarak gönderilmiştir. Murdar ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesilen hayvanlar. Bu dört şey, yer ve göklerin yaratıldığı günden bu yana, hiç bir dinde asla helal kılınmamıştır."



Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi


20 Ekim 2016 Perşembe

İlahi!




Büyüklerden biri buyurmuştur ki;

"İlahi! Bu ne haldir ki; veli kullarını öyle bir konuma koydun ki; onları kim tanırsa seni bulur ve kim seni bulamazsa, onları tanıyamaz."


Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî





Mehir




Zamanımızda birçok kimseler, kızını everirken, kızı ile evlenecek olan erkekten ağırlık veya başlık ismi altında para alırlar. Kızın babasının veyahud velisinin erkekten veya erkek tarafından almış olduğu bu para eğer mehir ise kızın öz hakkıdır. Bu para ile çeyiz almak mecburiyetinde değildir kız. Kızın babasının da bu parada hiç bir tasarruf etme hakkı yoktur. Hür insan satılamayacağına göre, kızın babasının almış olduğu bu para, bir satış bedeli de olamaz. Babanın almış olduğu bu para, rüşvet mahiyetini taşır ki, bu haramdır.

Müslüman olan bir baba, böyle bir parayı kabul etmemeli. Şayet bilmediğinden dolayı daha evvel böyle bir parayı alıp harcamışsa onu derhal ödemeli.

Kadının ana-babası veya akrabasından herhangi birinin erkekten hiç bir meblâğ talep etmeye hakları yoktur. Bugün mehir sistemi unutularak, bahşiş, yüz görme gibi islâmî olmayan öyle âdetler ihdas edilmiştir ki, bunlar zaman geçtikçe çoğalıyor ve erkeğin evlenmesini güçleştiriyor. Bu gibi hurafelere içtenlikle bağlı kalındığından ve bunlar yerine gelmedikçe evlenmenin tahakkuk etmesi çok güçleştiğindendir ki, fuhuş ve kız kaçırma faciaları çoğalmaktadır. Bunun sonucu olarak toplum içinde, kavgalar, adam öldürmeler, düşmanlıklar çoğalıp toplumun huzurunu bozmaktadır.

Memleketimizde ekseriyetle yapılmakta olan nişan merasimleri hiç bir zaman nikâhın yerini tutamaz. Bunlar nikah sayılmazlar. Bir yüzük takılması, karşılıklı hediyelerin teati edilmesi gibi hususlar, evlenme sözü verilmesi üzerine nikâh kıyılmış olmaz. Çünkü bu gibi hareketler nikâhın rükünlerinden olan icap ve kabulden yoksundur. Nikah ancak icap ve kabul ile tahakkuk eder.

Birbirine nişanlı olan erkekle kız nikâhlı sayılmayacaklarından, yalnız olarak başbaşa verip bir odada veyahut kimsenin bulunmadığı yerde beraber kalamazlar. Elele tutuşup, beraber seyahate çıkamazlar. Bu nişanlılardan biri ölürse diğeri ona varis olamaz. Nişanlı olan erkek ile kızın her ikisi veyahud bunlardan bir tarafı nikâhdan vazgeçerlerse veyahud nikah kıyılmadan önce biri ölürse nişanlısına verdiği şeyler eğer elde mevcut ise geri alınabilir. Kız tarafı da verdiklerini geri alabilir. Bu karşılıklı verilen eşyalar kullanılmış olsalar bile evlenmekten vazgeçildiğinde, veyahud ölüm vukubulduğunda geri alınır.




İslamda Kadın, Tesettür, İzdivaç
Hüseyin Erdoğan

Çile Yayınları


19 Ekim 2016 Çarşamba

Yaşayışında Başkasından Farklı Olmak



Şeyhimden (Allah kendisinden razı olsun) işittim, buyurdu ki:

- Vasıta, giyim, ev ve yemek ve içmesinde kendini insanlardan farklı duruma getiren kimse çirkin bir davranış içindedir.

Bunun üzerine sordum:
- Efendim, dedim, öylesinin çirkin sayılmasının sebebi ne olabilir?
Cevap verdi:
- Dikkatleri kendi üzerine çekmek suretiyle halkın kalbini meşgul etmekte ve böylece onları Allah'ı hatırlamaktan alıkoymaktadır. Çirkin sayılmasının sebebi işte budur.



El İbrîz
Eş-Şeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri

Demir Kitabevi


18 Ekim 2016 Salı

Allâh'ı Zikretmeyen Kavim - Hikaye




Sâlihlerden biri anlattı. Yanımda Habeşî bir câriye olduğu halde çarşıya çıktım. Onu bir yerde oturttum ve ona;

-"Ben sana gelinceye kadar buradan asla ayrılma!" dedim. Ve gittim. Geldiğimde onu oturttuğum yerde bulamadım. Çok kızdım. Ben ona şiddetli bir şekilde öfkelenmiş olduğum halde eve döndüm. Cariye bana geldi ve;

-"Ey Efendim! Bana kızmakta acele etme! Sen, beni Allâhü Teâlâ hazretlerini zikretmeyen bir kavim arasında oturttun! Ben onların arasında iken onların yere batmasından korktum; onun için oradan ayrıldım!" dedi. Ben;

-"(Bilmiyor musun?) Peygamberleri Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerine hürmeten bu kavimden yere batmak kaldırıldı!" dedim. Câriye:

-"Her ne kadar bu kavimden mekanların yere batması kaldırıldıysa da; kalblerin batması kaldırılmadı! Ya kalbi marifetüllah'tan mahrum olup batan kişi???" dedi.



Ruhul Beyan


16 Ekim 2016 Pazar

Öff!




Enes ibn Mâlik (R): Ben Peygamber(S)'e on sene hizmet ettim. Bana (bir kerre bile canı sıkılıp da) "Öff demedi, "Niçin böyle yaptın?" da demedi, "Keşki böyle yapsaydın!" da demedi, demiştir.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken


15 Ekim 2016 Cumartesi

Kahir Ancak Hak'tır




Hak Teala örtülü değildir, sen O'nu görmekten perdelisin. Zira eşyadan bir şey O'nu perdeleseydi, O'nun varlığını kuşatmış olurdu. O'nu hasr eden, kısıtlayan ise O'nu kahreder. Kahir ancak Hak'tır. Bilmiyor musun "O kulları üzerine hâkimdir, kahredicidir." (En'am/18)




Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir


Sufi Kitap


14 Ekim 2016 Cuma

Üstünlük




"Kendini frenk kafirinden üstün görenin Allah-ü Teala'yı tanıması haramdır. Nerede kaldı ki dindarlardan ve din âlimlerinden üstün görsün."

(İmam-ı Rabbani (K.s.))




13 Ekim 2016 Perşembe

Âlimler




"Nice fıkıh âlimleri, gerçekte âlim değillerdir. Bir kimseye ilmi fayda vermezse, câhil sayılır, zararını görür. Kur'an'ı oku; okuduğun Kur'an, seni kötülüklerden alıkoyduğu sürece onu okumuş; alıkoymazsa okumamış sayılırsın."

Hz. Muhammed (s.a.v.)




Tergib Ve Terhib
İmam Hafız El-Münzirî

Huzur Yayınevi




11 Ekim 2016 Salı

Def




Muavviz'in kızı Rubeyyi'nin düğün merasiminde şarkı olarak Bedir savaşında şehid olanların kahramanlıklarının dile getirildiğine şahid olmaktayız. Günümüzde yapılan düğünlerde edebe aykırı olan ve şehveti tahrik eden şarkılar, türküler, Peygamber Âleyhisselam'ın zamanındaki düğünlerde söylenenlere hiç de benzememektedir.

Bugünkü düğünlerde çalınan davulun beraberinde zurna veya gırnata, deflerin kenarında da ziller bulunur.

Birçok düğünlerde içki içilmektedir. Sarhoş olup naraların atıldığı görülmektedir. Bir yuvanın temeli böyle içki ile zurna ile kurulursa onun akıbeti ne olur?

Erkeklerin oyunlarını kadınların seyretmesinin caiz olduğuna, bunda bir beis olmadığına, bazı âlimler Peygamber Aleyhisselâm'ın mescidinde oynayan Habeşistanlıları, Hz. Aişe validemizin seyretmesini delil gösteriyorlar. Fakat Âbdü'l-Vehhab Şârâni, bu hâdisenin hicap âyeti nazil olmadan evvel vukubulduğunu beyan etmektedir.

Nikâh, zina töhmetinin tam manasiyle ortadan kaldırılması için ilân edildiğinden dolayıdır ki, defin zilsiz olması vaciptir. Çünkü çalgının haram olduğunda ulema arasında ihtilâf yoktur. Def, zilli olduğu vakit ise çalgı olur. Binaenaleyh gerek nikâhın ilânında olsun, gerekse düğünlerde olsun, def ve davul çalınırken haram olan şeylerden uzak olması gerekir. İşte böyle haramlardan uzak kalındığı vakit, düğünlerde, bayramlarda def ve davul çalmak caiz olur.

Ebü'l-Leys Semerkandî diyor ki: Hadîs-i şerifteki def çalınmak nikâhı ilân etmekten kinayedir. Zamanımızda çalınan zilli deflere gelince, bunların mekruh olması gerekir.

Evlenip düğün yapmak isteyen erkek ve kadının iyi giyinmeleri, kadınların ziynet takınmaları dinen caizdir. Kadınlar kına yakınırlar, oje gibi Avrupai süslerden kaçınırlar. Çünkü oje ve benzerleri tırnaklarda tabaka teşkil ederler. Bunların gusle ve abdeste mâni oldukları için kınaya kıyas edilmeleri asla doğru değildir.



İslamda Kadın, Tesettür, İzdivaç
Hüseyin Suudi Erdoğan

Çile Yayınları




10 Ekim 2016 Pazartesi

Aşûra Günü





Muharrem'in 10'uncu günü Aşûre günüdür. Aşûre gününde çok büyük ve mühim hâdiseler meydana gelmiştir.


Fakîh Ebu'l-Leys Semerkandî Hazretleri'nin beyânına göre Aşûre günü meydana gelen hâdiselerden bazıları şunlardır:

Yerlerin ve göklerin yaratılması,
Hz. Âdem (a.s.)'in tevbesinin kabul edilmesi,
Hz. Musa (a.s.)'nın Firavn'ın şerrinden kurtulması ve Firavn'ın helak olması,
Hz. İbrahim (a.s.)'in dünyaya gelmesi ve ateşten kurtulması,
Hz. Eyyûb (a.s.)'un hastalıktan şifâ bulması,
Hz. Yûnus (a.s.)'un balığın karnından kurtulması,
Hz. Süleyman (a.s.)'a saltanat verilmesi,
Hz. Nuh (a.s.)'un gemisinin karaya oturması,
Hz. Hüseyin (r.a.)'in şehid edilmesi ve
Kıyâmetin kopması da Aşûre günü olacaktır.




Aşûre Günü Ne Yapılır?

a - O gün, eve ufak-tefek erzak alınırsa, bir sene boyunca evde bereket olur.
b - En az 10 müslümana birer selâm veya bir müslümana 10 selâm verilir. Fakir-fukarâ sevindirilir.
c - O gün gusledenler, bir sene ufak-tefek hastalık görmezler.
d - 10 defa şu duâ okunur:

سُبْحَانَ اللهِ مِلاْءَ الْمِيزَانِ وَمُنْتَهَى الْعِلْمِ وَمَبْلَغَ الرِّضَى وَزِنَةَ الْعَرْشِ"
Sübhânallâhi mil'el mîzân. Ve müntehel-ılmi ve mebleğar-rızâ ve zinetel-arş"

e - Yine Aşûre gününe mahsus olmak üzere kuşluk vaktinde 2 rek'at namaz kılınır. Her rek'atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 50 İhlâs-ı şerîf okunur.Namazdan sonra 100 defa:

اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَآدَمَ وَنُوحٍ وَاِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى وَمَابَيْنَهُمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ صَلَوَاتُ اللهِ وَسَلاَمُهُ عَلَيْهِمْ اَجْمَعِينَ"
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin ve Âdeme ve Nûhın ve İbrâhîme ve Mûsâ ve Îsâ ve mâ beynehüm minen-nebiyyîne vel-mürselîn. Salevâtullâhi ve selâmühû aleyhim ecmaîn"

f - Öğle ile ikindi arasında 4 rek'at namaz kılınır. Beher rek'atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 50 İhlâs-ı şerîf okunur. Namazdan sonra:70 İstiğfâr-ı şerîf,70 Salevât-ı şerîfe,70 defa:

لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ"
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym" okunur. Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)'in hidâyeti ve halâsı için duâ edilir.





Fazilet Neşriyat


9 Ekim 2016 Pazar

Temiz Su ve Temiz Hava




Çanakkale'de yaralı ve hasta askerlerin yanında sıhhatli as­kerlerin de hasta olmaması için uğraşılmış, bunun için askerlerin yemesinden içmesine, giyinmesinden temizliğine kadar bir dizi tedbirler alınmıştır. Sıhhatli bir vücut için cephede gıda meselesi daha önemli bir hale geliyordu. Askerler yeteri kadar gıda alamı­yor ve dengeli beslenemiyorlardı.

Beslenmenin ötesinde temizlik kısmı da askerlerin sıhhatini önemli derecede etkilemekteydi. Bütün hastalıkların başı pislik­ten geldiği gibi sağlıklı olmanın yolu da temizlikten geçmektey­di. Hususiyle askeriye gibi toplu yaşanılan yerlerde en ufak bir salgın bile toplu ölümlere yol açabilirdi. Bu yüzden askeriyede erlerin tepeden tırnağa en ince teferruata kadar temizliğine dik­kat ediliyordu. Bunun yanında temiz içme suyu ihtiyacından el yıkamaya, banyo yapmadan bitten arınmaya, koku ve haşerattan korunmaya kadar bir dizi tedbirlere çok önem veriliyordu.

Temiz içme suyu, cephenin hayati ihtiyaçlarından biri oldu­ğundan temiz su temini için büyük gayret gösterilmiştir. Tatlı su ihtiyacı su gözleri, tatlı su kuyuları, dere yatağından akan temiz sular az olmakla beraber bölgede bulunan birkaç tatlı su çeşmesinden sakalar yoluyla temin edilirdi. Anadolu yakasından taşınan tatlı su dışındaki diğer suların kireç, dışkı, kan gibi savaş koşullarından etkilenmemesi mümkün değildi. Bütün bu çabaya rağmen cephedeki askere temiz su yeteri kadar iletilemiyordu. Bazı cephelerde ise su ihtiyacı pis kuyulardan ve deniz suyu buharlaştırılarak karşılanıyordu.

Kuyularda insan cesetlerine ve hayvan leşlerine sık sık rastlanıyordu. Deniz suyu ise kandan kırmızı oluyordu. Kuyu suyu içmek hastalık getirmekten başka bir işe ya­ramıyordu. Bunun için su kuyularının temizlenmesi, kirli olanla­rının kurutulması ve yeni kuyuların açılması vb. konularda çalışmalar yapılarak tatlı su temin edilmeye gayret edilmiştir.

Temiz suyu zor şartlarda temin eden erler temiz havayı da aramaya başlamışlardı. İlk günlerde yemyeşil otlar ve fundalıklar­la örtülü topraklar, savaşla beraber cesetlerle doluvermişti. Haşa­rat, ceset kokusu ve hava kirliliği, cephede bulunan herkesi son derece rahatsız ediyordu. Ölüler, günlerce hatta haftalarca gö­mülmeden, açıkta kaldıkları için kokmakta, havayı o kadar ağır ve mide bulandırıcı bir koku kaplamaktaydı ki nefes alma ve ver­me zorlaşmaktaydı. Fena kokular yayan cesetler üzerinde biri­ken yüz binlerce karasinek, az zamanda şaşılacak kadar irileşerek siperlere yayılmaya başlıyordu. Büyük bir mesele halini alan milyonlarca sinek her yiyeceğin üstünde, insanın ağzının çevre­sinde, yaralarının, çıbanlarının üzerindeydi. Cesetlere konuyorlar ve her insana mikrop bulaştırıyorlardı. Bunun üzerine cephedeki bütün askerler ağır koku, haşarat hücumu ve bombardımandan korunmak gibi gerekçelerle toprak altında kendilerine sığınacak 'zeminlik'ler hazırlamaya başlamışlar; aylar ilerledikçe arazi tam bir yeraltı şehri haline gelmişti.

Savaş alanında hem vücut sürekli toprağa temas ettiği için, hem bitişik muharebe düzeni yüzünden, hem de kıyafetlerin uzun süre yıkanamaması sebebiyle 'bit'in elbiseye ve vücuda bulaşması kaçınılmaz hale geliyordu. Askerler aylarca yıkanamıyor, çamaşırlarını değiştiremediklerinden bitler her yere ulaşıyorlardı. Bite karşı alınan iki çözümden biri etüv denen sıkıştırılmış buharda asker elbiselerinin bekletilmesi, diğeri de ekmek fırınların­da ateşin karşısında tutulmasıdır.



Savaş sırasında yaşanılan onca zorluk içinde dahi vücut te­mizliğinin vazgeçilmez bir parçası olan banyo (hamam) için ye­terli su olmadığından yıkanmak başlı başına bir meseleydi. Bu­nun için birtakım çalışmalar yapılmıştır. Birliklerin cephe gerisin­de önceden belirlenen yerlerde kısım kısım banyo yaptırılmaya çalışılıyor bazı askerler yıkanma ihtiyaçlarını denize girerek sağlayabiliyorlardı.

Tuvalet meselesi de toplu yaşamda büyük bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunun çözülmesi işi, en temel anla­mıyla salgın hastalıklarla mücadele olarak görülmüştür. Bu mü­cadele; dışkının sağlıklı şekilde örtülmesi, hela yapımı, tuvaletin deliklerinin kapalı tutulması gibi değişik biçimde sürdürülmüş­tür. Salgın hastalıklardan ve pisliklerden korunma adına gerçekleştirilen mücadele, komutanlığının teşebbüsleri ve direktifleriyle daha gayretle yürütülmüştür. Birçok yerde ise sahra helaları olmadığı için ortalığın çok pis olduğunu; bu yüzden sağlığı koru­manın güçleştiğini ve acil olarak sahra helası yapılması gerektiği dile getirilmiştir. Tuvalet konusunda yapılması gerekenler bir ta­limname şeklinde yayımlanmıştır.

Osman Doğan araştırmacı tarihçi




Osmanlı'nın Son Kilidi Çanakkale 2

Çamlıca Basım


8 Ekim 2016 Cumartesi

Gıybet Sadece Dil İle Olmaz




Gıybet sadece dil ile olmaz. Göz ile, el ile, işaret ile, yazı ile, resim ile, karikatür ile, sinema filmiyle de olabilir.



Gıybet İlleti
Ubeydullah Küçük

Bedir Yayınevi


Münasip Olan




Başkasının sahip olmuş olduğu nimetler belki kendisi hakkında ifsat edici olup dinini bozar ve dünyasına zarar verebilir. İşte bu sebepten dolayı muhakkikler buyurdular:

- Bir insan için şöyle dua etmesi caiz değildir:

- "Allah'ım! Falancanın evinin bir benzerini bana ver! Allah'ım falancanın zevcesinin (eşinin) bir benzerini bana ver!" (demek caiz değildir) belki bu durumda;

- "Allah'ım! Dinim ve dünyam için en elverişli olan; mead ve meaşım için en faydalı olan şeyi bana ver!" diye dua etmek daha münasiptir.





Allah'dan İsteyin
"ves'elullahe min fazlihi"

"(çalışın da) Allah'dan fazlını isteyin."


Sizden başkasına tahsis edilen ve onun çalışarak elde ettiği payını temenni etmeyin! Dileklerinizi Allahü Teala hazretlerinin bitmeyen ve tükenmeyen nimet hazinesinden isteyin. Çünkü (eğer siz isterseniz) muhakkak ki Allahü Teala hazretleri size verir.



Rûhu'l Beyan Tefsiri
İsmail Hakkı Bursevi



7 Ekim 2016 Cuma

Namaz İçin Ezan Okununca Şeytan Arka Çevirip Uzaklaşır




Şeyhime (Allah kendisinden razı olsun) sordum:
— Efendim, dedim, «Namaz için ezan okununca şeytan arka çevirip büyük bir telâşla uzaklaşır..» mealindeki hadîsin manasını açıklar mısınız?

Buyurdu ki:
Şeytanın arka çevirmesi şundandır: Tertemiz bir zattan ezan sesi çıkınca onun nuru, sesin ulaştığı yerdeki bütün boşlukları doldurur. Nûr soğuktur, şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Soğuk ile sıcak birbirine zıddır.

Yine bu mânaya yakın bir ölçüde şeyhimden duymuştum, şöyle buyurmuştu: Cinler cehennemde ateş ile azâb edilmezler. Çünkü ateş onun tabiatında vardır. Onlar soğuk ile azâb edilirler. Buna zemherir denir, soğuk ateş anlamını taşır. Bu nedenle cinler dünyada da soğuktan korkarlar. Görmez misin, yaz mevsiminde havada serin bir rüzgâr esmesinden için için korkarlar. Böyle bir rüzgâr esince de yabanî eşekler gibi kaçarlar. Suya gelince, cin ve şeytanlar asla ona girmezler. Onlardan birinin suya sokulmasına güç getirilse derhal söner ve erir. Nasıl ki bizden biri ateşe girince yanar ve erirse...


El İbrîz
Şeriat Tarikat Marifet Hakikat

Eş-Şeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri

Demir Kitabevi



6 Ekim 2016 Perşembe

Kefaet (Denklik)




Evlenmek hususunda 6 hususta erkeğin kadına denk olması lâzımdır ki, buna fıkıhta “kefaet” denir. Bunlar şöyle sıralanabilir;

1 — Soyda,

2 — Dinde,

3 — Dini vecibeleri yerine getirmekte.

4 — Hürriyette,

5 — Mal ve servette,

6 — Sanatta.



Erkekle kadının arasında denklik, ilk önce soyda, sopta aranır. Bundan sonra dinde denklik aranır ki, erkek tarafının ana- baba ve dedelerinin müslüman olup olmadıkları dikkatle incelenir. Bunun içindir ki, yalnız kendisi müslüman olup ana ve babası müslüman olmayan bir erkek ana ve babası müslüman olan bir kadına denk olamaz.

Erkeğin denkliğinde aranacak olan üçüncü husus dindarlıktır. Yani, erkeğin İslâmi bir hayat yaşayıp yaşamaması, Allah'ın emirlerini yerine getirip getirmemesi, yasaklardan kaçınıp kaçınmamasıdır. Beş vakit namazını kılan, Allah'ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınan bir kız, namaz kılmayan, Allah'ın emirlerini yerine getirmeyen ve yasaklarından kaçınmayan bir mümin erkeğe denk olmaz.

Bu durumları göz önüne almadan evlenen erkek ve kadın, hiç bir zaman evliliklerinde mesud olamazlar. Kurdukları aile yuvasında huzur ve saadetle vakit geçiremezler. Bu gibi izdivaçların çok acı sonuçlarla karşı karşıya kaldığı kimsenin gözünden kaçmamaktadır. Bu acı sonuçlar karşısında herkes hakikatleri kabul etmekte fakat iş, sözden öteye geçmemektedir. Bu da müslümanların acı taraflarından biridir.




İslamda Kadın, Tesettür, İzdivaç
Hüseyin Suudi Erdoğan

Çile Yayınları


5 Ekim 2016 Çarşamba

Mide Ve Bağırsak Yaraları (ülser)


Alınan gıdaların tahriş edici etkisi sebebiyle veya irsî olarak belli bir yaştan sonra mide ve bağırsaklarda, daha doğru bir ifadeyle sindirim sisteminde meydana gelen iltihaplı yaralardır.

Belirtileri:
Ağrı-sızı, hazımsızlık, kusma ve bazan da kanamadır.

Tedavi:
Süt: En faydalı süt; inek sütüdür. Çünkü yağı azdır. Süt, mide ve bağırsakları normal bir şekilde yumuşatır.

Bal ile şerbet yapılıp içilirse, mide ve bağırsaklardaki iltihaplı yaraları, kokuşmuş unsurlardan temizler. Genel olarak süt, insan sağlığı için en faydalı bir gıdadır. Hem gıda verir, hem kan yapar, fakat pek yağlı olmamalıdır. Süt, gıdaların mide ve bağırsaklarda normal olarak sindirilmesine de yardım eder, bağırsakları sürdürür ve temizler.

Deve Sütü: Sütlerin en incesi ve içinde su maddesi en çok olanı ve en az gıdalı olanıdır. İşte bu özelliğinden dolayı vücuttaki faydasız maddeleri inceltir, mide ve bağırsakları yumuşatır ve tıkanıklıkları açar. Deve sütünün bu özellikleri; devenin yaratılışındaki hararetin biraz fazla olması ve sütünün hafifçe tuzlu olmasından meydana gelmektedir.

Nitekim Peygamber Aleyhis-Selâm: "Yaylada otlayan genç devenin sütü, sindirim bozukluğu olan kimseler için şifadır" buyurmuştur.




Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi

4 Ekim 2016 Salı

Ne Mutlu




"Diline sahip olana, boş vakitlerini evinde geçirene, hatasına (tevbe ederek) ağlayana ne mutlu."




Tergib Ve Terhib
İmam Hafız El-Münzirî

Huzur Yayınevi


3 Ekim 2016 Pazartesi

Artık Beni Zikrediniz Ki, Ben De Sizi Zikredeyim




"Artık Beni zikrediniz ki, Ben de sizi zikredeyim." (Bakara suresi 152)

Yani itaat ve ibadet etmek suretiyle beni zikredin, ben de bağışlamak ve sevap vermek suretiyle sizleri zikredeyim. Sizler tövbe ederek beni zikredin, ben de tövbelerinizi kabul ederek, bağışlayarak sizleri zikredeyim. Sizler dua ederek zikredin, ben de kabul ederek sizleri zikredeyim.



Dürretül Vâizin
Osman Hopavi

Karaca Yayınevi

2 Ekim 2016 Pazar

Kibir




Muhalleb b. Ebî Sufra, Haccac'ın komutanıydı. Bir gün Mutarrif b. Abdullah eş-Şıhhîr (rah) yanından geçiyordu. Muhalleb üzerindeki ipek kumaştan yapılma cübbesi ile böbürlene böbürlene yürüyordu. Mutarrif ona:
- Ey Muhalleb! Bu yürüyüş, Allah ve Resulü'nün buğzettiği bir yürüyüştür, dedi.

Muhalleb ona:
- Sen benim kim olduğumu biliyor musun? diye sordu.

Mutarrif şöyle dedi:
- Evet biliyorum. Evvelin pis bir meni, sonun kokmuş bir leş, bu ikisi arasında da karnında pislik taşıyan birisin.

Muhalleb bundan sonra böyle yürümedi.




Dürretül Vâizin
Osman Hopavi

Karaca Yayınevi

Muharrem Ayının 1’i ile 10’u Arasında Kılınan Namaz




Muharrem ayının 1’i ile 10’u arasında bir defa olmak üzere, 2 rek’atte bir selâm vererek 6 rek’at namaz kılınır.

Bu namaz akşamla yatsı arasında kılınabileceği gibi, bu vakitte kılınamadığı takdirde yatsıdan sonra da kılınabilir.


Namaza şöyle niyet edilir:

“Niyet eyledim Yâ Rabbi senin rızâ-yı şerîfin için namaza. Herhangi bir komşumun ve din kardeşimin veya herhangi bir kimsenin bana hakkı geçmiş ise bu hakkın ödenmesi için.” Allâhü Ekber…

1. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 1 Âyetü’l-Kürsî, 11 İhlâs-ı Şerîf.
2. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 10 İhlâs-ı Şerîf.
3. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 1 Elhâkümü’t-tekâsür, 11 İhlâs-ı Şerif.
4. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 10 İhlâs-ı Şerîf.
5. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 3 Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn, 11 İhlâs-ı Şerîf.
6. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 10 İhlâs-ı Şerîf okunur.



Mübarek Gecelerde Yapılması Tavsiye Edilen
Dua Ve İbadetler

Fazilet Neşriyat