30 Eylül 2016 Cuma

... Kadar





Şakik-i Belhî rahimehullah buyurdu ki:

"Size tavsiye ederim şu beş şeyi yapınız:

* Allah'a kendisine muhtaç olduğunuz kadar ibadet ediniz.
* Dünyada kalacağınız kadar dünya malı edininiz.
* Azaba dayanacağınız kadar Allah'a karşı günah işleyiniz.
* Dünyadayken, kabirde kalacağınız kadar orası için azık hazırlayınız.
* Cennette ne kadar kalmak istiyorsanız, ibadetinizi ona göre yapınız.



Münebbihât (Cennet Yolunun İşaretleri)
İbn-i Hacer-i Askalânî

Tercüme: Ali Eren
Yâsin Yayınevi




Zilhicce'nin Son Gecesi




Zil-hicce'nin son gecesi, akşam ile yatsı arası 10 rek'at namaz kılınır.

Namaza şöyle niyet edilir:

"Yâ Rabbî, geçen seneyi benden râzı olarak ayır. Sâdır olan isyânımı hasenâta tebdil eyle. Beni hidâyet-i ilâhîne ve rızâ-i ilâhîne mazhar eyle. Allâhü Ekber"

Her rek'atte: 7 Fâtiha-i şerîfe, 7 Âyetü'l-Kürsî, 7 İhlâs-ı şerîf, okunur. İki rek'atte bir selâm verilir.

Namazdan sonra mümkünse en az: 11 Tevhîd-i şerîf, 11 İstiğfâr-ı şerîf, 11 Salevat-ı şerîfe, okunur ve duâ yapılır.





Mübarek Gecelerde Yapılması Tavsiye Edilen
Dua Ve İbadetler

Fazilet Neşriyat




Not: Tevhid, istiğfar için BURAYA bakılabilir.


29 Eylül 2016 Perşembe

Gıybet Cehenneme Götürür


Eyüp Sultan Camii


Nizamiye Medresesi'nde ders veriyor, gece gündüz araştırmalar yapıyordum. Bir gün hocama dedim ki:

- Hocam! Falanca arkadaşım beni kıskanıyor. Ben Hadis-i Şerif dersinde Hadis-i Şerifleri doğru yorumladıkça, için için beni kıskandığını hissediyorum.

Hocam benim bu sözlerimi duyunca birdenbire öfkelendi ve bana dedi ki:

- Senden bunları duymak çok şaşırtıcı. Arkadaşının seni kıskanmasını uygun bulmuyorsun, peki ya gıybeti neden kabul edilebilir bir şey görüyorsun? Hadi o kıskançlık yaptığı için cehennemin yolunu tuttu diyelim, sen de başka bir yoldan mı onu takip ediyorsun? Merak etme kısa zamanda onu yakalar, cehennemde onunla birlikte olursun.


Bostan'dan Seçmeler
Hazırlayan: Ozan Yılmaz

Hasbahçe





28 Eylül 2016 Çarşamba

Cennet'e Mü'min Olandan Başkası Girmeyecek



Ebû Hureyre (R) şöyle dedi: Rasûlullah (S)'in maıyyetinde Hayber'de hazır bulunduk. Rasûlullah beraberinde bulunanlardan olup İslâm'ı iddia etmekte olan kimselerden (Kuzman adında) bir adam için:

— "Bu, nâr ehlindendir" buyurdu.

Kıtal zamanı gelince, bu adam çok şiddetli bir kıtal yaptı, kendisinde yaralar pekçok oldu ve sonunda yaralar onu harekete gücü yetmez kılıp yerinde mıhladı. Akabinde Peygamber'in sahâbîlerinden bir adam geldi de:

— Yâ Rasûlallah! Senin ateş ehlinden olduğunu söylediğin o adam hakkında düşüncen nedir? O zât Allah yolunda en çetin nev'inden kıtal yaptı ve pekçok yaralar aldı! dedi.

Bunun üzerine Peygamber:

— "Dikkat et! O ateş ehlindendir" buyurdu.

Müslümanların bâzısı nerdeyse Peygamber'in bu sözünde şübheye düşeceklerdi. Durum bu hâl üzere iken, o yaralı adam birden yaraların şiddetli acısını hissetti de hemen elini ok kuburuna uzattı ve oradan bir ok çıkardı ve onunla intihar edip kendisini öldürdü. Bunu gören müslümânlardan birtakım adamlar sür'atle Rasûlullah'ın yanına gittiler ve:

— Yâ Rasûlallah! Allah Sen'in sözünü doğru çıkarıp tasdîk buyurdu, o fulân adam intihar edip kendini öldürmüştür! dediler.

Bunun üzerine Rasûlullah:

— "Yâ Bilâl! Kalk (insanlara şu hakîkati) ilân et: Cennete mü'min olandan başkası girmeyecek ve muhakkak ki Allah bu islâm dinini (isterse) fâcir kişi ile de te'yîd edecektir!" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken

25 Eylül 2016 Pazar

İki Lâlenin Hikâyesi






Hüseyin Râgıp

Seferberliğin ilanından sonra İzmir'den ikimiz de aynı vapur­la geldik. Lise sıralarında ve hukuk eğitimi esnasında bizi bir­birimizden ayıramayan talih, yedek subay adayı sıfatıyla Harp Okulu'na da ikimizi aynı günde ve beraber götürüyordu. Lise gençliğinden beri devam eden bu arkadaşlık hayatı birkaç ay son­ra ikiye bölündü. Beni İstanbul'daki görevime geri verdiler, o su­bay üniformasıyla bir takımın başına geçerek Çanakkale'ye gitti.

Ayrılık ikimize de çok keder vermişti. Bizi, şimdiye kadar be­raber düşünen, beraber hisseden iki eş gibi yaşatmış talihin ara­mıza mesafeler koyan bu hükmünden şikâyetçi gibi konuşuyor­duk. Bununla birlikte iki dost, hayatın birliğini bozan bu ayrılı­ğı ihmal edilmeyen bir haberleşme ile en alt seviyeye indirmeye karar verdik.

İzin verirseniz Münir'in en son mektubunun bir kısmını ak­tarayım:

Toprak kerevetimden(sedir) şimdi kalktım. İçinde barındığı­mız kocaman oyuğun ağzına yaklaşıyor ve dışarıyı kontrol ediyorum. Nefis bir bahar sabahı.

Gecenin sis ve rutubetiyle toprak ıslak… Gözümün önünde içi ingiliz dolu topraklar, üstünde sayısız gemilerin dolaştığı mavi ve engin Akdeniz, belli belirsiz hafif bulutlardan yavaş yavaş kurtuluyor, gözleri ister istemez kendine çeken neşeli ve şirin çimenler küçük tepelere yeşil başlıklar giydirdikten sonra rüyalı zümrüt dereler oluşturup aşağılara doğru akıyor. Ufkun bakır güneşi görevine geç kalmış gibi hızla göğe yükseliyor. İngilizler bugün galiba geciktiler. Sabah selam­laşması olarak atılması âdet hâlini alan karşılıklı top ve tüfek gürültüsünden henüz belirti yok.

Aşağıya iniyor ve toprak peykenin(sedir) üzerine oturarak sana bu mektubu yazmaya başlıyorum. Karşımda telefonun ya­nındaki kırık masaya dirseklerini dayayan arkadaşım göreviyle il­gili evrakı hazırlamakla meşgul... Mağaramız gayet basit: Bir kırık masa, eski ve çarpık bir iskemle ve iki portatif karyola... Dün gece geç vakte kadar devam eden toplar ikimizi de uykusuz ve yorgun bıraktı. Ohh!.. Derin ve uzun bir uykuya ne kadar ihti­yaç duyuyorum.

Birden telefonun sert sesi duyuldu. Kumandamın beni çağırıyor. Mutlaka verilecek emirleri var. Mektubuma biraz sonra yine devam ederim...

Münir'in üslûbu o kadar sakin, o kadar telaşsız ki insan, mektubunu mitralyöz akıntılarına cephe olan bir siperden değil. Boğaziçi'nin bir köşkünde, sinirlerinin bütün sakinliğiyle yazdığını sanacak. Liseden ihtiyat subaylığına kadar getirdiği ılımlılık ve sükûnetini, görülüyor ki oranın büyük kıyametinde de kay­betmemiş:

...Kumandanı gördüm ve geldim. Fakat üzülerek mektubuma devam edemeyeceğim. İngilizler faaliyete başladılar. Ateşin bir­den bire çok şiddetlendiğine bakılırsa bunların sabah keyfi olsun diye atılmadığına inanmak lâzım. Anlaşılıyor ki siper komşularımız bugün pek ciddi niyetlerinden birinin daha denemesine giri­şecekler. Ooo... Ooo... Bugünkü ateş çok başka! Etrafta kıyamet kopuyor. Ah! Öyle bir uykum var ki... Bir haftadır elbiselerimi çı­karıp da güzelce uyumak kısmet olmadı. Bugün de dışarının yeşil çimenleri üzerine uzanarak ılık hava altında saatlerce sürecek de­rin ve tembel bir uyku çekebilsem... Top ve mitralyöz yıldırımla­rı kulaklarımı patlatıyor. Allah'a ısmarladık kardeşim, kumanda­nın yanından gelirken tatlı bir yamaçtan kopardığım iki lâleyi Ça­nakkale hediyesi olarak mektupla birlikte gönderiyorum. İnşaallah yine görüşürüz.

Münir'in bu mektubu, yazıldığı tarihten yaklaşık olarak üç hafta sonra Kızılay hastanelerinden birinin vasıtasıyla geldi. Ya­nında "Nihat" imzalı küçük bir yaralı kâğıdı da vardı:

Beyefendi, ben Münir'in siper arkadaşıyım. O, görevi başında Allah'ın rahmetine kavuştu. Ben de hafifçe yaralandım ve bu has­taneye nakledildim. Şehit düştüğü geceden önce yazıp da posta­ya vermeye vakit bulamadığı mektubu size gönderiyorum. Rah­metlinin emanetidir.

Kapalı zarfı açtım ve Münir'in mektubunu bir çocuk gibi ağ­layarak okudum. İmzasının yanına solmuş ve kurumuş iki lâle iğnelemişti. Ah sevgili Münir! Kızıl lâlelerini topladığın o bayır­lar içinde kana bulanmış cesedinle sen de bir lâle olup kalmıştın.



Osmanlı'nın Son Kilidi Çanakkale 2
Editörler: Harun Tuncer – Ahmet Temiz

Çamlıca Basım



23 Eylül 2016 Cuma

Ayakkabı




el-A'rec'den; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki;

Rasûlullah (S): "Sakın sizin biriniz bir tek ayakkabı ile yürümesin! Ya ikisini beraber çıkarsın (çıplak ayakla yürüsün) yâhud ikisini de beraberce giysin!" buyurmuştur.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken





22 Eylül 2016 Perşembe

Dua



Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S): "Sizin herhangi biriniz duâ ettiği zaman, Allah'tan istemeyi kesin yapsın. Sakın "Yâ Allah! İstersen bana (atıyye) ver" demesin. Şu muhakkak ki, Allah için hiçbir zorlayıcı yoktur!" buyurdu.


Not: Yânî Allah'a karşı şartlı, ta'lîkli değil, kesin ve ısrarlı olarak: Yâ Allah beni mağfiret et! Yâ Allah bana merhamet eyle! diye duâ etmelidir.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken



21 Eylül 2016 Çarşamba

Beş Maddelik Öğütler





Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular ki:

"Bir zaman gelecek, ümmetim beş şeyi sevecek fakat beş şeyi de unutacaklar.

* Dünyayı sevecek, ahireti unutacaklar.

* Evleri sevecek, kabirleri unutacaklar.

* Malı sevecekler, onun hesabını vereceklerini unutacaklar.

* Dünyadaki hanımlarını sevecekler, hurileri unutacaklar.

* Nefislerini sevecekler, Allah'ı unutacaklar.

Böyle olanlar benden uzak, ben de onlardan uzağım."




Münebbihât (Cennet Yolunun İşaretleri)
İbn-i Hacer-i Askalânî

Yâsin Yayınevi



20 Eylül 2016 Salı

Tarih





Tarih, bir milletin hayat damarlarından birisi, hatta birincisidir. Nasıl köksüz bir ağaç düşünülemez ise, tarihsiz de bir millet olunamaz. İnsan kalabalıklarını millet yapan; dil-din-kültür-bayrak ve tarih birliğinin sentezidir. Bir ağacın cüssesi ne kadar büyük ve iri, dalları da ne kadar uzun ve yeşil olursa olsun, bu gövdenin kökü ile irtibatı bir balta vasıtasıyla kesildiği zaman o koca nesnenin kuruyarak ufacık kurtçuklara yem olması ve sonra da kızgın bir fırında yanıp kül olması kaçınılmazdır.

Milletler de bir ağaç gibidir. Tarihlerini, geçmişlerini göz ardı eden milletler sayıca ne kadar kalabalık olurlarsa olsunlar, önce başka bir milletin örf ve âdetinin, hayat tarzının yani kültürünün çekim sahasına girerler. Sonra o kültürün esiri olur, kendi değerlerini bir bir unuturlar. Tarih tünelindeki bu yolculuğun son merhalesinde de istiklallerini kaybeder ve tarih sahnesinden çekilmek durumunda kalırlar. Tarih sayfaları bu yolla yok olup gitmiş ve unutulmuş milletlerin, devletlerin fosilleriyle doludur. Geçmiş geleceğin aynasıdır.



Dur Yolcu
Salim Dağ

Çamlıca




19 Eylül 2016 Pazartesi

Rahat Olmak İstiyorsan





Hadis-i şerifte:

"Bela, insanların hallerini bilen ve içlerinde yaşayan içindir. Onları bilmeyen ise rahattır." buyuruldu.




Şir'atü'l İslâm
mamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat







18 Eylül 2016 Pazar

Kime Karşı?




Âlimlerden bir zat buyurdu ki:

Hazreti Allah (c.c.) Üzeyir Aleyhisselam'a şöyle vahyetti:

"Ey Üzeyir!

*Küçük bir günah işlediğin zaman, işlediğin günahın küçüklüğüne değil, o günahı kime karşı işlediğine bak.

*Sana bir hayır (hayırlı bir şey) verildiği zaman onun küçüklüğüne değil, o hayrı sana kimin verdiğine bak.

*Sana bir bela geldiği zaman, beni kullarıma şikayet etme. Senin günahların bana arzedildiği zaman, benim seni meleklerime şikayet etmediğim gibi."




Münebbihât (Cennet Yolunun İşaretleri)
İbn-i Hacer-i Askalânî

Tercüme: Ali Eren
Yâsin Yayınevi



16 Eylül 2016 Cuma

Şarab




Bize Mâlik, Nâfi'den; o da Abdullah ibn Umer(R)'den haber verdi ki, Rasûlullah (S): "Kim dünyâda şarâb içer de sonra bu günâhından tevbe etmezse, o kişi âhirette cennet şarâbından mahrum olur" buyurmuştur.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken



15 Eylül 2016 Perşembe

Nezle




Hâlid b. Sâd (r.a.) de şöyle anlatır:

"Gâlib b. Ebcer ile bir yolculuğa çıkmıştık. Gâlib yolda (nezle) hastalığına yakalandı. Nihâyet Medine'ye geldik, hastalığı devam ediyordu. İbni Ebî Atîk onu ziyarete geldi ve bize şöyle dedi:

"Sizlere şu çörekotunu tavsiye ederim. Ondan beş veya yedi tane alıp iyice dövünüz. Sonra bir kaç damla zeytinyağı ile karıştırıp hastanın burnuna bu taraftan ve şu taraftan (yani burun deliklerine) damlatınız! Çünkü Aişe; Peygamber Aleyhis-Selâm'ın: "Şüphesiz ki çörek otu -ölümden başka- birçok hastalıklar için şifâdır" buyurduğunu işittim, demiştir."



Kullanma Şekli:
Burundan damlatılacak ilaçlar eğer katı madde ise, dövülerek toz hâline getirilip, elenir, macun yapılır ve kurutulur, sonra da gerektiği zamanlarda kullanılır. Hasta, sırtı üzerine yatırılır iki omuzu arasına yastık gibi şeyler konularak, başın aşağı gelmesi sağlanır, böylece burundan damlatılan ilaç dimağa kadar ulaşır"




Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi






14 Eylül 2016 Çarşamba

İblis'in Felaketi, Adem'in (a.s.) Kurtuluşu



Ebu Muhammed el-Mervezî'nin r.h. bazı tespitleri:


İblis şu beş davranışı yüzünden bedbaht oldu:

1- Günahını itiraf etmedi.
2- Günahı için pişmanlık göstermedi.
3- Kendini kınamadı.
4- Anında tevbeye yönelmedi.
5- Allah'ın rahmetinden umudunu kesti.


Oysa Adem a.s. tam tersi bir davranış sergiledi ve şu beş tutumu sayesinde mutluluğa erişti:

1- Günahını itiraf etti.
2- Günahından pişmanlık duydu.
3- Nefisini kınadı.
4- Hemen tevbeye yöneldi.
5- Allah'ın rahmetinden umudunu kesmedi.





Tenbihü'l Muğterrîn
İmam Abdülvehhab Şârânî
Bedir Yayınevi


13 Eylül 2016 Salı

Bayramlık Elbise




Abdülaziz devrinde Tıfli Hasan adında tuhaf ve garip fıkralar anlatan bir nekre vardı. Bu adam son de­rece hazırcevap, hoşsohbet ve pervasızdı. Tıfli, bir bayram günü, ileri gelen devlet adamlarından birini, konağına tebrik etmeye gider. Orada önemli bir atiyye (hediye) koparmayı da ümit etmektedir. Ne var ki ev sahibi, kendisine bir azizlik yapmak için plan kurmuş­tur. Tıflî tam konaktan çıkacağı sırada uşaklardan biri, kendisine bir eşek semeri uzatır. "Efendi hazretleri bunu size, bayramlık olarak ihsan etti," der.

Tıflî, hiç sesini çıkarmaz. Semeri alır, bir de te­menna eder. Sokak kapısının önünde semeri sırtına geçirip yürümeye başlar. Tıflî, kendisini merakla seyredenlere şu ilginç cevâbı verir:

- Efendi hazretleri eksik olmasınlar, bayramlık el­bisesini fakire ihsan ettiler.



Tebessüm Ve Tefekkür
Dursun Gürlek

Kubbealtı


12 Eylül 2016 Pazartesi

Hocanın Kavuğu




Hoca, bir bayram günü mesire yerinde dalgın dal­gın çocukların oyununu seyrediyormuş. Aralarındaki muziplerden biri, Hocanın kavuğunu başından kapıp ortada dönüp duran çocukların arasına atmış. Hoca, her ne kadar kavuğunu ellerinden kurtarmak istemişse de, buna imkân bulamamış. Yalvarmış yakarmış, ama derdini bir türlü dinletememiş. Başı açık eşeğine binip eve dönerken yolda, "Hocam, kavuğun nerede?" diye sormuşlar. Hoca gülerek şu cevâbı vermiş:

- Küçüklüğü, aklına geldi de bayram yerinde ço­cukların arasına karışıp oyun oynuyor!..


Tebessüm Ve Tefekkür
Dursun Gürlek

Kubbealtı


10 Eylül 2016 Cumartesi

Kurban Keserken Niyet Ve Kurban Kesemeyenlerin Kılacağı Namaz





Kurban keserken şöyle niyet edilir:

"Yâ Rabbî, niyet eyledim rızâ-i şerîfin için kurban kesmeye. Benim şu vücûdum çok kabahatlar, çok günahlar işledi. Bu vücûdu sana kurban etmem lâzım. Lâkin sen bunu haram kıldın. Bu günahkâr, bu âciz vücûduma bedel olmak üzere, senin rızâ-i şerîfin ve emr-i şerîfin mûcibince, lutfettiğin bu kurbanı kesiyorum"

Üç defa tekbir getirilip, "Bismillâhi Allâhü Ekber" denip kurban kesilir.

Kurbanını kendisi kesemeyip başkasına kestirecek olanlar da yukarıdaki gibi niyet ederler.

...

Kurban kesildikten sonra 2 rek'at teşekkür namazı kılınır.

Zamm-ı sûre olarak birinci rek'atte 1 "İnnâ a'taynâkel-kevser...", ikinci rek'atte 1 İhlâs-ı şerîf okunur.

...

Kurban kesmeye mâlî vaziyeti müsâit olmayanlar, bayramın birinci günü öğleden sonra 6 rek'at namaz kılarlar.

Namaza şöyle niyet edilir:

"Yâ Rabbî, âciz kulun kurban kesemedi. Kurban yerine şu vücûdumu huzûrunda yere sererek kurban ediyorum. Beni de kurban kesenler meyânına kabûl eyle. Allâhü Ekber" 
1'inci rek'atte: 1 Fâtihâ-i şerîfe, 1 "İnnâ enzelnâhü fi leyletil-kadr..."
 2'nci rek'atte: 1 Fâtihâ-i şerîfe, 1 "İnnâ a'taynâkel-kevser..."
3'üncü rek'atte: 1 Fâtihâ-i şerîfe, 1 "Kul yâ eyyühel-kâfirûn..." 
4'üncü rek'atte: 1 Fâtihâ-i şerîfe, 1 İhlâs-ı şerîf 
5'inci rek'atte: 1 Fâtihâ-i şerîfe, 1 "Kul eûzu birabbil-felak..." 
6'ncı rek'atte: 1 Fâtihâ-i şerîfe, 1 "Kul eûzu birabbin-nâs..." okunur.

Her 2 rek'atte bir selâm verilir.




Mübarek Gecelerde Yapılması Tavsiye Edilen
Dua Ve İbadetler

Fazilet Neşriyat


9 Eylül 2016 Cuma

İmam Şafi'den (r.h.) Hikmet İncileri




* Ulemânın zineti, ilimle ameli birleştirmesidir.

* Güzel ahlâk sahiplerinin, kötü ahlak sâhipleriyle bir araya gelmeleri, ülfet ve ünsiyet etmeleri mümkün değildir.

* Fazîlet ışığını, ne kadar kaybolursa kaybolsun tamamen söndürmek imkânsızdır.

* Akıllı, hayırla şerri birbirinden ayıran kimsedir.

* Mütalâa (okuma) hüznü ve kederi mutlaka giderir. Kalbin en rikkatli ve en zengin noktalarını uyandırır, duyguları harekete geçirir.

* Sâdık dost, arkadaşının acısını dindiren, hüznüne ve kederine ortak olan kimsedir.

* İki kişinin darıldıktan sonra birbirlerinin ayıplarını açıklamaları, münafıklık alâmetidir.

* Kalblerinin nurlanmasını arzu edenler, sefih ve alçak kimselerin yanlarına gitmemelidirler.

* Riyanın mâhiyetini, ihlâs sahipleri bilir.

* Haksız sözleri tasdik eden dalkavuktur.

* Gerçek dost, arkadaşının ayıbını gördüğü zaman ihtar eder, fakat ifşa etmez.

* Sohbet esnasında araya girip sözü kesen kimselerin sözlerinde zarâfet yoktur. 

* Nefislerine zulmedenler, faydasız işlerle vakit geçirenlere iltifat edenler ve kendilerinden ilgi görmedikleri adamlara tevazu gösterenlerdir.

* Tanımadığın adamı övme.

* Seni sende olmayan meziyetlerle öven kimsenin, öfkelendiği zaman da sende bulunmayan kötülüklerle yereceğini aklından çıkarma.

* Arkadaşının ayıbını kendine gizlice ihtar edersen nasihat etmiş, açıkça söylersen ifşa etmiş olursun.

* Yüksek ruhlu kimseler, kendilerinde meziyet ve üstünlük görmeyenlerdir.

* Bir adam zahiren ne kadar iyi görünürse görünsün; alçakları ve vicdansızları tanıdığı halde onları arkadaş edinirse, ahlâksızlıkta ortak kabul edilir.

* İbret almak isteyenlerin, kötü adamların âkıbetlerine bakmaları yeterlidir.

* Dünyada üç şey çok zordur: Fakir olduğu halde cömertlik yapmak, yalnız ortamlarda zühdden ayrılmamak ve zararından korkulan adamın karşısında doğruyu söylemek.

* Makama, mevkiye ne kadar muhabbet beslersen o kadar senden kaçar.

* Her işin güzel bir sonuca ulaşmasını isteyen kimse, insanlar hakkında hüsn-i zanda bulunsun.

* İlim, hafızada duran değil, fayda verendir.

* Akıllı, iyiyle kötüyü ayırandır.

* Seni daima minneti altında yaşatmak isteyen dost değildir.

* Arkadaşının özürlerini kabul etmek, ayıplarını örtmek, kusurlarını affetmek sadâkatin alametlerindendir.

* Senin için diğerlerinin aleyhinde konuşan, senin aleyhinde konuşmuş gibidir. 

* Cömertlik öyle bir meziyettir ki, sahibinin görünür ayıplarını örter.

* Vakar ve haysiyetini bilmeyenlere ilim fayda vermez.

* Asla yalan söylemedim. Gerek doğru, gerek yalan yere yemin etmedim. Hayâtım boyunca, bir defa bile karnım doyuncaya kadar yemek yemedim.

* Manevî anlamda olgunlaşmak isteyenlerin az yemeleri gerekir.

* Hırs sahibi âlimlerle, alçak kimselerin meclislerinden uzak durmak icap eder.







7 Eylül 2016 Çarşamba

Geçim Sebepleri, Rızık Yolları



Şeyhimden (Allah kendisinden razı olsun) buyurdu ki:

Geçim yolları ve sebepleri -ki bunlar ziraat, ticaret ve başka meslek ve yollarla sağlanır- dilencilerin elinde bulunan hindistan cevizinden yapılmış çanaklara benzer. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın âdet-i ilâhiyesi, kul hiçbir çareye, yola ve hizmet ile himmete baş vurmadan rızkı onun eline koymak ölçüsünde câri olmamıştır. Kul elindeki sebep çanağını harekete geçirip uzatmadıkça Allah ona rızık vermez. Sebeplere başvurup çanağını uzatınca da lâyık olduğu ölçü ve biçimde onun rızkını çanağına kor.

O halde sebeplere başvurma durumunda olan kimse geçim sebebini belirttiğimiz düzeye getirmesi vâcîbdir. Ama sebebe başvururken dikkati Azîz ve Celîl olan Allah'a yönelmeli, sadece sebebe bağlanıp kalmamalıdır. Nitekim dilenci kendi elindeki çanağa veya açtığı avucuna bakmaz, o çanağa veya avuca bir şeyler koyan insanlara bakar.

Kul da sebebe başvururken Azîz ve Celîl olan Rabbisine bakarsa, o takdirde sebebe baş vurmada Rabbisine bağlanmış olur.


El İbrîz
Eş-Şeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri

Demir Kitabevi



Sohbetlerinde




Sohbetlerinin çoğu sükût ile geçerdi. Sohbetlerinde bir müslüman gıybet edilmez, kimsenin ayıbı zikir olunmazdı. Talebeleri onların oldukları yerde, gayet edep ve huşu ile otururlardı.

Temkîn ve istikrarları o derece idi ki, bu kadar yüksek hallere sâhib oldukları halde, onlarda bir değişme eseri görülmezdi. Coşma, bağırma, hatta yüksek sesle (ah!) bile söyledikleri görülmezdi. İki sene yanlarında, huzurlarında bulunduğum halde, üç dört defa gözyaşlarının temiz yüzlerine indiğini gördüm.



Berekât (İmam-ı Rabbani Ve Yolundakiler)
Muhammed Hâşim Kişmî

Furkan Yayınları




6 Eylül 2016 Salı

Az Yemenin Faydaları




Peygamber Aleyhis-Selâm: "Allah'a en sevgili olanınız; az yiyenleriniz, vücut bakımından da hafif olanlarınızdır.


* "Yeyiniz, içiniz, giyiniz ve sadaka veriniz, fakat israf etmeyiniz! Çünkü Allah, kuluna verdiği nimeti onun üzerinde görmeyi sever" buyurmuştur.


* Hz. Aişe de: "Peygamber Aleyhis-Selâm zamanında kadınlar hafif idiler, şişman değillerdi, kendilerini et kaplamamıştı. Çünkü yiyecek olarak ancak az bir şey yiyorlardı..." demiştir.


* İmam Şâfıî Hz.'leri de şöyle der:
"Onaltı yıldan beri doyasıya yemek yemedim, ancak bir defa doyasıya yemiştim, hemen kustum. Çünkü çok yemek bedene ağırlık getirir, kalbi yorar, zekayı giderir, uyku getirir, sahibini ibâdet etmekten alıkoyar."




Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi



4 Eylül 2016 Pazar

Haksız Yere Bir İnsanın Öldürülmesinde Veya Dövülmesinde Hazır Bulunmamak



İbni Abbas (r.a.) Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in şöyle dediğini nakletti:

"Sizden biri zulmedilerek öldürülen kişinin olduğu yerde durmasın. Çünkü Allah'ın laneti, bu işten vazgeçmedikleri müddetçe orada bulunanların hepsine iner. Yine sizden biri, işkence edilen birisinin yanında bulunmasın. Çünkü, Allah'ın laneti bu işten vazgeçmedikleri müddetçe orada bulunanların hepsine iner."


Tergib Ve Terhib
(Hadislerle İslam)
İmam Hafız El-Münzirî

Huzur Yayınevi






3 Eylül 2016 Cumartesi

Eski Düşman




- Bir padişah, düşmanının, kendisinden hoşnut ve memnun görünmesine asla mağrur olmamalıdır. Düşmanı, yaltaklık etse, yumuşak görünmüş olsa bile, ihtiyatı elden bırakmamalı. Tedbirde kusur etmemeli. Eski düşmanın, dost olamayacağını aklından çıkarmamalıdır.





Kelile Ve Dimne
Beydeba

Bedir Yayınevi



2 Eylül 2016 Cuma

Zilhicce'nin 1'i İle 10'u Arası



Zil-hicce'nin birinden onuna (yani Kurban bayramının ilk gününe) kadar, hergün sabah namazlarından sonra:

10 Salevât-ı şerîfe:

اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ "Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed"

10 İstiğfâr-ı şerîf:

اَسْتَغْفِرُ اللهَ الْعَظِيمَ الْكَرِيمَ الَّذِى لاَ اِلهَ اِلاَّ هُوَ الْحَىَّ الْقَيُّومَ وَاَتُوبُ اِلَيْكَ وَنَسْئَلُهُ التَّوْبَةَ وَالْمَغْفِرَةَ (وَالرَّحْمَةَ ) وَالْهِدَايَةَ لَنَا اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ "Estağfirullâhel-azıym, el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüvel-hayyel-kayyûme ve etûbü ileyke ve nes'elühüt-tevbete vel-mağfirate vel-hidâyete lenâ innehû hüvet-tevvâbür-rahîm"

10 Tevhîd-i şerîf:

لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ "Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihil-hayr. Ve hüve alâ külli şey'in kadîr" okunur.


Bayram müddetince de mümkün oldukça yine şu Tevhid-i şerîfe devam etmelidir:

لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ




Mübarek Gecelerde Yapılması Tavsiye Edilen
Dua Ve İbadetler

Fazilet Neşriyat