29 Ağustos 2016 Pazartesi

Gönül Aşkın Evidir




Sadî gibi dürüst ve kimseyi kıskanmayan birisi, bir güzele gönül vermişti. Zavallı aşık kötü sözlü rakipten sürekli eziyet çekmekteydi.

Yine de düşmanların kınama dolu acı sözlerine katlanırdı. Kimsenin sözünden incinmez, kötü söyledi diye kimseye öfkelenip kızmazdı.

Kendi kendisiyle eğlenir, başkalarının kendisiyle alay etmesine aldırmazdı.

Hasılı sürekli neşeliydi, onu hiç asık suratla gören olmazdı. Günün birinde bir dostu ona çıkışarak:

- Sende hiç utanma yok mu? Bu kadar kınama ve alayı bilmezden gelmeye utanmıyor musun? diye sordu.

Âşık, o adama harika bir cevap verdi:

- Benim gönlüm sevdiğimin aşkının evidir. 0 evde sevgilinin aşkından başka hiçbir şey kalamaz. Sevdiğimin aşkı gönül evimi öyle doldurdu ki orada başkasına düşmanlık edecek zerre kadar yer yoktur.



Bostan'dan Seçmeler

Hazırlayan: Ozan Yılmaz

Hasbahçe


27 Ağustos 2016 Cumartesi

Şükür




"Şükür, şükürden aczi itiraf etmektir"
(Ebu Osman (rahimehullah) )




"Şükür, nimeti görmeyip, nimet sahibini görmektir"
(Şibli (r.aleyh.))





His Ve Hareket



Bu dünya hayatı iki şeye bağlıdır: His ve hareket. Kabirdeki hayatta yalnız his vardır. Hareket yoktur. Allahü Teala hâkimi mutlaktır. Her yerin hâline uygun hayat veriyor. Kabir hayatında histen kurtulmaya imkân yoktur. Elem ve lezzet için his şarttır. Harekete ise lüzum yoktur.


Berekât (İmam-ı Rabbani Ve Yolundakiler)
Muhammed Hâşim Kişmî

Furkan Yayınları



26 Ağustos 2016 Cuma

Bombacı Mehmed Çavuş



Çanakkale Muharebelerinde Seddülbahir ve Conkbayırı’nın büyük kahramanlarından biri Bombacı Mehmed Çavuştu. O, düşmanların attığı el bombalarını patlamadan havada kapıyor ve yine onların üzerine atıyordu. Bu şekilde düşmana bir hayli zarar verdirmişti. Arkadaşları ona "Bombacı Mehmed Çavuş" diyorlardı. Mehmed Çavuş Harp Mecmuasına çektirdiği hatıra fotoğrafında sağ eli bileğinden kopmuş halde görülüyor.



Çanakkale muharebelerinde Seddülbahir ve Conkbayırı'nın büyük kahramanlarından biri de Bombacı Mehmed Çavuş'tu.

Denizli'nin Çivril kazası Madenler köyünden Kadiroğlu Mehmed, panter gibi çevik bir delikanlıydı.

Düşmanların attığı el bombalarını patlamadan havada kapıyor ve yine onların üzerine atıyordu. Bu şekilde düşmana bir hayli zarar verdirmişti. Arkadaşları ona "Bombacı Mehmed Çavuş" diyorlardı, O, bu taktiğini bir süre sürdürdü.

Bu hadise düşman subaylarının da dikkatini çekti. Yaptıkları tahkikat neticesinde kendi askerlerinin korku ve heyecandan el bombasının pimini çektikten sonra belli bir süre beklemeden bombayı attıkları ortaya çıktı. Birliklere el bombalarının pimini çektikten sonra 9'a kadar saymadan atanların kurşuna dizileceği emri duyuruldu. Bombacı Mehmed düşmanın böyle bir tedbir aldığını nerden bilsin...


O siperine atılan bombayı her zamanki gibi havada kaptı ama bu sefer kulakları sağır eden "boom" diye bir ses bütün siperleri inletti! Denizlili bu defa siperine gelen el bombasını geriye atamamıştı. Sağ eli bileğinden kopmuştu!.. Bu yiğit delikanlı vazife şuuruyla hastaneden tabur kumandanına şöyle diyordu:

-Sağ kolumu kaybettim, zararı yok, sol kolum var. Onunla da pekâlâ iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yine kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz iyileşmemiş olmasıdır. Hastaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz, affediniz muhterem kumandanım...

Mehmed Çavuş'un tedavisi bitmişti, fakat düşman da Gelibolu'yu terk etmişti. Bu nedenle gazi olarak köyüne döndü. Bir müddet Çivril'de daha sonra da Denizli'de yaşadı ve burada hayata veda etti.


Dur Yolcu
Salim Dağ

Çamlıca




25 Ağustos 2016 Perşembe

Bal



Bal hazmı kolaylaştırır ve midenin en güzel dostudur. Bal, değil midenin bütün vücudun dostudur. Mide ve bağırsak yaraları için bal, emsali bulunmayan bir ilaçtır. Sabah-akşam aç karına ve yemeklerden epeyce sonra alınmalıdır.
En güzel kullanma şekli ise, ılık su ile şerbet yapıldıktan sonra alınmasıdır.

Vücudu zayıf olanlara, midesinde hazımsızlık  bulunanlara, nekahet devresindeki hastalara hastalıktan dolayı zayıf düşen kimselere, müzmin kabızlıklara, zehirlenmelere, mide ve bağırsak yaralarına, çocuk hastalıklarına bal ve bal şerbeti gibi ilaç yoktur.

Bal, midedeki ekşime fazlalığını azaltır ve ekşime eksikliğini de giderir, yani mide ekşimesini normal bir seviyede tutar.
Bal, mide ve bağırsak yaraları için çok faydalıdır.



Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi


24 Ağustos 2016 Çarşamba

Kurbanın Postu




Kurbanın postu tesadduk olunur. Yahut ondan kalbur veya dağarcık yahut sofra veya seccade, yahut kürk ittihaz edilir. Keçi, tulum çıkarılarak, ondan kırba veya kova yapılır. Yahut, post alıkonularak, intifa olunacak başka bir şey ile mübadele edilir. Satılıp, parası alınmaz, yahut yenecek veya içilecek bir şey ile değiştirilmez.

Kurbanın gerek eti ve gerek postu, satılıp parası alınır ve yahut — demirbaş olmayan — bir şey ile mübadele olunursa, semeni tesadduk edilir. O paradan, kasap ücreti dahi verilmez.

Kurbanın — zebhten önce — tüyünü kırpmak mekruhtur. Eğer kırpmış ise, onu tesadduk eder. Kurban edildikten sonra, derisinin yününü yolup veya kırpıp, kullanabilir. Kurbanlık hayvanın sütünden dahi, intifa mekruh olur.

İki kimse, hatâ edip her biri diğerinin koyununu, kurban etse, kesilen hayvan, kesenin kurbanı olmak üzere, caiz ve ödeme gayri lâzım olup, mevcut olduğuna göre, onların her biri — kesilen koyununu — alır. Yenilmiş ise, aralarında helâllaşırlar.

Eğer «benimki daha büyük yahut semiz idi» diye cimrilik ederlerse, her biri diğerine onun kıymetini ödemek ve — aldıktan sonra — tesadduk etmek lâzım gelir.



Nimet-i İslâm
(Mufassal İlmihâl)

Elhac Mehmed Zihni

Salâh Bilici Kitabevi



23 Ağustos 2016 Salı

Udhiye - Kurban


Bursa - Hayvanat Bahçesi


Umniye vezninde udhiye ve kaziye vezninde dahiye, İydi adha (Kurban Bayramı) günlerinde kesilen, hayvanın ünvanıdır ki biz ona, (kurban) tâbir ederiz.

Zebayih, bunun dahi umumi ismi olmakla, udhiyenin burada zikri, lâzım gelmiştir.

Kurban kesmeğe, tadhiye denir ki, ibadet niyyetiyle, vakti mahsusunda, buna tahsis edilen hayvanı tezkiyeden, yani zebh, yahut nahr etmekten ibarettir.

Tadhiyenin: Sıfatı, şartı, sebebi, vakti, rüknü, hükmü vardır.

Tadhiyenin sıfatı: Vücubdur. Hadisi şerifte: «Hali vakti yerinde olup da kurban kesmeyen bize yaklaşmasın.» buyurulmuştur ki, bu gibi vâid, ancak vâcibin terkine lâhik olur.

Vâcip olan - kanın akıtılması - dır. Kurbanı diri olarak, tesadduk etmekle; - eğer kesilmiyecekse - vacip ifâ edilmez.

Kanı akıtıldıktan sonra, etini tesadduk etmek, müstahaptır. Edilmese dahi, olur.

Amel




O halde amel eden kişi kalbini denemeli, çünkü her amelin — ne kadar incelse de— bir karşılığı ve o karşılığın da parıldayan bir nuru vardır ki kendini zat üzerinde hissettirir. Şayet kalb amel anında birtakım şeylerle meşgul ve bağlantılı bulunursa, bilinmeli ki Allah onun ecrini (karşılığını) kesip mahrum bırakmıştır.

Bu sebeple de kalb birtakım meşguliyetlerle dolmuştur. Ama kalb meşguliyetlerden boşalmış, kendini Hakk'a verip bağlantı yapmışsa, bilinmeli ki Allah öyle bir kalb sahibinin amelini geçerli kılar ve karşılığını verir.



El İbrîz
Şeriat Tarikat Marifet Hakikat

Eş-Şeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri

Demir Kitabevi




22 Ağustos 2016 Pazartesi

Gıybet



Anlatıldığına göre, adamın biri Hasan-ı Basri'ye (r.h.) gelerek,
-"Falanca adam senin gıybetini yaptı" dedi.

Bunun üzerine Hasan-ı Basri (r.h.) bir tabak hurma hazırlayarak adamın yanına gitti ve şöyle dedi:
-"Duyduğuma göre sen benim gıybetimi yaparak sevaplarını bana hediye etmişsin. Ben de bunu karşılıksız bırakmak istemedim. Tam anlamıyla hediyene karşılık veremediğim için özrümü kabul et."



Dürretül Vâizin
Osman Hopavi

Karaca Yayınevi


20 Ağustos 2016 Cumartesi

Hasan-ı Basri'nin (k.s.) Cevabı




Bir gün adamın biri Hasan-ı Basri'ye (k.s.) gelerek,
- Sen mü'min misin? diye sordu. Hasan-ı Basri (k.s.) şöyle cevap verdi:

- İman iki türlüdür. Eğer sen bana Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, cennet ve cehenneme, dirilmeye, sorgu suale inandığımı soruyorsan, ben mü'minim. Fakat Allah Teala'nın "Mü'minler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir. Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir. İşte onlar gerçek mü'minlerdir." (Enfal 2-4) ayetinde bahsedilen müminliği soruyorsan ben onlardan mıyım, değil miyim bunu bilemiyorum.




Dürretül Vâizin
Osman Hopavi

Karaca Yayınevi




19 Ağustos 2016 Cuma

Tevazu



Tevâzu; insanın rastladığı herkesi kendinden üstün görmesi, o kimsenin Allahü Teala katında benden hayırlı, derecesi benden yüksek olabilir demesidir.

Karşılaştığı kimse küçük ise, Allahü Teala'ya âsi olmadı, bense isyan ettim, şüphesiz o benden iyidir demelidir.

Karşılaştığı yaşlı ise, benden önce ve daha çok ibadet etmiştir, benden iyidir demelidir.

Âlimle karşılaşırsa, benim erişemediğim makama erişti, benim kavuşamadığım şeye kavuştu, benim bilmediğimi bildi, yaptıklarını ilim ile yaptı, bu da benden iyidir demeli.

Rastladığı cahil ise, Allahü Teala'ya cahil olduğu için isyan etti, ben ise bile bile isyan ediyorum, onun sonunun ne olacağını ve benim âkıbetimin nasıl olacağını bilmiyorum demelidir.

Kafirle karşılaşırsa, bir gün müslüman olur da, sonu hayırlı amel üzere olur. Benim ise kötülük, küfür yapıp, fena amelle gitmem olabilir demelidir.




Gunye'tüt Tâlibin
Seyyid Abdülkâdiri Geylani

Çelik Yayınları





18 Ağustos 2016 Perşembe

Tuhaf Şey





"Biriniz, falancanın kızını alabilmek için servetler dökerken, bir lokma veya bir hurma veya eski bir elbise ile cennet dilberlerini almaya özenmiyor! Gerçekten tuhaf şey."

(Ebû Hüreyre (r.a.))




Müslüman Olmayanlarla Birlikte Yaşamanın Sakıncaları



Peygamber Aleyhis-Selâm: "Her kim müşriklerle beraber yaşarsa, müslümanların himâyesi ondan uzaklaşmış olur"

"Müşriklerle birlikte yaşamayınız! Onlarla oturup kalkmayınız, her kim onlarla birlikte yaşar veya oturup kalkarsa, bizim sünnetimizi işleyenlerden değildir."

"Müslüman olmayanlarla birlikte yaşamayınız! Onlarla oturup kalkmayınız! Her kim onlarla birlikte yaşar ve onların ahlâkı ile ahlâklanırsa, onlar gibi olur" buyurmuştur.


* Hz. Ömer (r.a.)'de: "Allah düşmanlarının bayramlarında, onlara iştirak etmekten sakınınız! demiştir.

* Abdullah b. Amr (r.a.) de şöyle der. "Her kim acem diyarında mülk edinir, onların Nevruz ve Mihrican bayramlarına katılır, kendisini onlara benzetir, ölünceye kadar da bu hâli devam ederse, kıyamet gününde onlarla beraber haşrolunur."



Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi


17 Ağustos 2016 Çarşamba

Sevinç Ve Üzüntü



Daima memnun bir halde yaşayan birisine: "Siz de başkaları gibi niçin üzülmüyorsunuz?" diye sorulduğunda şöyle demiş:

"Kaybolmasıyla üzüleceğim şeyleri biriktirmediğim için! Çünkü her sevinç bir üzüntüyü mucip olur."



Bir gün bir hükümdara cevahirle süslü firuzeden yapılma çok kıymetli bir kâse sunulur. Bundan pek memnun olan hükümdar yanında bulunan akıllı bir kimseye bu kâse hakkındaki düşüncesini sorar.

Hikmet sahibi adam:
"Bu kâse yokluktan ve musibetten başka bir şey değildir!" der.

Neden öyle dediği sorulunca da şu cevabı verir:
"Çalındığı zaman misli bulunmadığından onun yüzünden hasret çekersiniz. Kırılırsa tamiri mümkün olmadığından sizi üzüntü içinde bırakır." 



Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap


16 Ağustos 2016 Salı

Morto Koyu




Seddülbahir ile Hisartepe arasındaki geniş ve düz sahil şeridine, Fransızlar "Morto Koyu" demişlerdir. 25 Nisan 1915 günü Boğaz'ı gören ve en hâkim tepe olan Alçıtepe'yi almak için başlatılan beş çıkarma noktasından birisi de bu­rasıdır. Birleşik Avrupa ordusundaki Fransızlara 25 Nisan kara harekâtında Boğaz'ın giriş kısmındaki bu bölge veril­mişti. Kanlıdere ve Kerevizdere çukurluklarından ilerleyip İngilizlerle birleşerek Alçıtepe'yi alacaklar ve Boğaz'ın çevresini temizleyip deniz ulaşımını garantileyeceklerdi. Fran­sızlar en çok zayiatı da bu civarda verdiklerinden olacak ki, buraya "Morto" yani ölüm koyu adını vermişlerdir. Burası onlar için ölüm, bizim için ise diriliş koyudur! Hatta bu bölgedeki Fransızların en üst rütbeli kumanda­nı olan Fransız General Guorau (Guro) 1 Temmuz 1915 günü Ertuğrul koyunda askerlerine hücum emirleri yağdırırken, Anadolu yakasındaki Orhaniye tabyasından Mehmetçiklerimizin gönderdiği bir top mermisi, kolunu koparmış ve kaburga kemiklerini kırmıştı. Bu nedenle o gün cepheden geriye düştü ve görevini Fransız General Bailloud'a devretmek zorunda kalmıştı. Bugün Morto Koyu sırtlarında çok geniş bir sahaya yayılmış, Fransızlara ait bir mezarlık bulunmaktadır. 1930'lu yıllarda bu mezarlığın açılışında Fransız General Guorau da bulunuyor­du. Genaral, Kanlıdere sırtlarında şahit olduğu bir hatı­rasını açılış merasiminde yerli ve yabancı iştirakçilere ağlayarak anlatmıştır.



Fransız General Guorau;

"O gün Osmanlıları birkaç siper geri atmıştık. Savaş sahasında Osmanlılardan aldığımız siperlerde durum tespiti yapıyordum. Bir Osmanlı askeri telaşlı bir şekilde gömleğinden parçalar koparıp kucağında yatan bir Fran­sız askerinin yarasını tedaviye çalışıyordu. "Biraz önce öldürmeye çalıştığın düşmanını şimdi niye tedaviye çalı­şıyorsun?" diye sordum.

"Biz savaşta da olsa kadına, çocuklara, yaşlılara ve aman (af dileyen) diyenlere silah kullanmayız. Bizim di­nimizde günahtır. Bu asker de süngü darbemle yere düşer­ken anlayamadım ama yalvararak bana bir şeyler söylü­yordu. Yere düşerken cebinden bir resim düştü. Onu bana ağlayarak gösterdi ve bir şeyler söyledi. Anlamasam da, tahmin ettiğime göre o kadın onun eşi yanındaki iki çocuk da onun çocukları olabilir! Ben öksüz büyüdüm. Geride bekleyenim yok. Hiç olmazsa o yaşa­sın da bekleyenlerine kavuşsun! dedi. Adeta şok olmuştum. Gözlerimden boşa­nan yaş yanaklarımda dondu kaldı! Dünya tarihi böyle bir insanlığı kaydetmemiştir. Emir subayım, onun kan sızan gömleğini sıyırdı. Görünen daha hayret verici bir şey­di. Onun göğsünde, bizim askerin açtığı yara daha ağırdı. Ama o kendi yarasına ot ve yaprak kapatmış, bizim askere kendi gömleğini yırtıyordu. Az sonra ikisi de öl­düler! Onları yan yana gömdürdüm!"




Dur Yolcu
Salim Dağ

Çamlıca



15 Ağustos 2016 Pazartesi

Mehmedcik





Bu Mehmetçik:

"Kasım 1915 çok yağmurlu geçti. Bir gün Zığındere'deki siperlerimizi sel bastı. Yani sağnak bir yağmur sonunda oluşan azgın sel, Zığındere'de ne varsa alıp götürdü. Siperlerimiz su ile doldu. Felaket bir yağmurdu. Ne yapacağımızı bilemiyorduk. Silahlarımız su altında kalmıştı. Hasta olan arkadaşlarımız selde boğuldu. Kurtulabilenler derenin iki yakasına çıkmışlardı. Hepimiz açıktaydık ve Türklerin hedefiydik. Savunma diye bir şey kalmamıştı. Türkler istedikleri gibi yanımıza gelebilir veya bize ateş edip imha edebilirlerdi. Türkler ikisini de yapmadılar. Uğradığımız felaketi atlatmamızı beklediler!

İngiliz Deniz Eri Joe Murray





Bu da Avrupalı:

"Aralık ayı çok soğuk geçiyordu. Dondurucu bir soğuk vardı. 2 Aralık 1915 günü Osmanlı askerleri bu soğuğa dayanamaz oldular. Zığındere'deki siperlerinden çıkıp etraftan çalı-çırpı toplayarak ateş yakmaya başladılar. Donmamak için buna mecburdular. Duman ve ateş onların yerlerini açıkça belirginleştiriyordu. Biz de üşüyorduk ama ateş edebilecek kadar gücü olan arkadaşlarımız için bu iyi bir eğlence oldu. Açığa çıkmış ve yerleri belli olan Türklerin pek çoğunu o gün vurduk.

İngiliz Üsteğmen Thomas Watson



Dur Yolcu
Salim Dağ

Çamlıca



14 Ağustos 2016 Pazar

İlim Ve Kur'an





İlim murat ederseniz, Kur'anı Kerim'i seçiniz. Zira, Kur'an'da geçmiş ve gelecek ilimlerin hepsi vardır, buyurulmuştur.

Hattâ, ariflerden bir zat:

Bir mü'min ruhunu teslim ederken, onun ruhu bedeninden hamurdan kıl çıkar gibi kolayca çıkar, hadis-i-şerifini okumuş ve bunun mânasını Kur'anı kerimde aradığı halde bulamamış ve bu telaş ile uyurken, rüyasında Fahr-i-âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerini görmüş ve sormuş:

— Yâ Resûlallah! Kur'an-ı azim-üş-şânı defalarca hatmettim.

Yaş veya kuru, hiç bir şey yoktur ki bu kitab-ı mübinde bulunmasın. (El-Enâm Sûresi: 59) hükmü celilesine rağmen, bu hadis-i-şerifin mânasını bulamadım.

Aleyhissalâtü vesselam efendimiz de kendilerine şu cevabı vermişler :

— Sûre-i-Yusuf'ta ara, bulursun!

Bu arif zat, uyanmış ve hemen abdest alıp Sûre-i-Yusuf u: okumaya başlamış ve :

Vaktaki kadınlar onu gördüler. Güzellik ve mehabetinden hayret ve dehşet içinde kaldılar. Bıçakları ile ellerini kestiler. (Yusuf Sûresi: 31)

âyeti kerimesinin bu mânayı ifade ettiğini anlayarak şükreylemiştir. Bilindiği gibi, Mısırlı kadınlar Zeliha'yı ayıplıyorlar ve arkasından dedikodu yapıyorlardı. Zeliha, onları sarayına davet etti, ellerine birer bıçak ve birer turunç verdikten sonra, Hazreti Yusuf'a :

— Çık! Cemalini göster, dedi.

Zeliha'yı ayıplayanlar, Yusuf aleyhisselâmı görünce, benzeri olmayan güzelliği karşısında apışıp kaldılar ve ellerindeki bıçaklarla parmaklarını kestikleri halde, acısını duymadılar.

İşte, mü'min de böyle ölür. Ruhunu teslim edeceği ânda, kendisine cennetteki makamı gösterilir ve o makamın haşmet ve güzelliğine bakarken, ölüm acısını hiç duymaz.



Mecmâ'ul Âdâb
Sofuzade Seyyid Hasan Hulûsi

Salah Bilici Kitabevi





13 Ağustos 2016 Cumartesi

Sürme (ismid, antimun)


Sürmedan


Sürme taşı, Asya dağlarından çıkan siyah bir madendir. En iyisi Isfehan'dan çıkar, parçalanması kolay, parlak, temiz olduğu zaman beyaz gümüş  rengindedir. Parmaklar arasında ovuşturulduğu zaman ise, etrafa koku saçar. Çok eski zamanlardan beri, bilinen bir madendir. Başka maddelerden de sürme yapılmaktadır.


Sürme Çekme Zamanı

Sürmeyi yatacağı zaman çekmek, gözler için daha faydalıdır. Nitekim Peygamber Aleyhis-Selâm: "Sürmeyi uykuya yatarken çekmenizi tavsiye ederim. Zira sürme gözün görme duyusunu kuvvetlendirir ve kirpik bitirir" buyurmuştur.

İbni Abbas Hazretleri de şöyle demiştir "Peygamber Aleyhis-Selâm'ın  bir sürmedanlığı vardı, uyuyacağı zaman o sürmedanlıktan her iki gözüne de üçer defa sürme çekerdi"


Oruçlu Veya İhramlı  Kimsenin Sürme Çekinmesi

Numan b. Beşir (r.a.) demiştir ki: "Peygamber Aleyhis-Selâm bizlere, misk ile karıştırılmış sürme çekmemizi tavsiye eder, fakat oruçlu kimse böyle sürme çekmekten sakınsın!" derdi''





Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi


12 Ağustos 2016 Cuma

Mesken ve Bina Edinmenin Sünnetleri




Meskende sünnet olan kâfi büyüklükte olmasıdır. Bina yaparken, içinde Allâhü Teâlâ'ya ibadet etmeye, sıcaktan ve soğuktan korunmaya niyet eder. Böyle niyet etmezse kıyamette ona vebal olur. Bina yaparken haram para kullanmaz. Çünkü haram para, harap olmanın temelidir.

Evin avlusunu temiz tutmalıdır. Çünkü temizlik imandandır.

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz üzerinde nakış bulunan perdelerin olduğu eve girmezdi. Resûlullah (s.a.v.), evin duvarlarını örtmez ve örtülerle süslemezdi.
Evine, yırtıcı hayvanların postlarını sermemelidir.



Eve Giriş Adabı

Evine giren kişi, her girişte evde birisi varsa ona selam verir. Evde kimse yoksa bir veya üç defa ihlâs suresini okur. Bunları yapmak zenginliğe sebep olur.

Eve giriş ve çıkışta, Besmele çeker. Geceleyin kapıları kapatır. Kapıları kapatırken Besmele çeker. Perdeleri indirir, ateşi ve lambayı söndürür.

Uyuduğu evde et ve balık kokan bir şey bırakmaz. Evde yalnız yatmaz, Etrafı çevrili olmayan damda uyumaz. Kapısı olmayan evde geceyi geçirmez.

Koyun, at gibi hayvanları, ekini, kapıyı beklemek veya av gibi sebepler dışında evde köpek bulundurmaz.

Hazret-i Ali'nin (r.a.) bildirdiği bir hadis-i şerifte, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Ey Ali, yüzünü güneşe çevirme, arkanı güneşe çevir. Zira yüzü güneşe çevirmekte hastalık, sırtı çevirmekte şifa vardır," (*)


(*)Müellif bu hadis-i şerifi burada zikretmekle evin kapısının güneşe bakmasında hastalık arkasının güneşe bakmasında şifa olduğunu kasdetmiştir.



Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat



11 Ağustos 2016 Perşembe

Gerçek Dua





"Gerçek dua günahları bırakmaktır. Günahları bırakan kişiye Allah, muradını istemeden bahşeder."

(Süfyan es-Sevrî r.h.)






10 Ağustos 2016 Çarşamba

Peruk, Döğme



(el-Buhârî şöyle dedi:) Ebû Bekr ibn Ebî Şeybe şöyle dedi; Bize Yûnus ibn Muhammed tahdîs etti. Bize Fulayh, Zeyd ibn Eslem'den; o da Atâ ibn Yesâr'dan; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S):

"Allah saç takan kadına, saç taktıran kadına, döğme yapan kadına ve döğme yaptıran kadına la'net etti" buyurmuştur.


-

Humeyd ibn Abdirrahmân, Muâviye ibn Ebî Sufyân'ın hacc yaptığı yıl minber üzerinde konuşmasından işitmiştir. Muâviye bu arada bir muhafız askerin elinde bulunan bir tutam saç demetini el uzatıp aldı da şöyle diyordu:

— (Ey Medîneliler!) Sizin âlimleriniz nerededir? Ben Rasûlullah(S)'tan işittim ki, O, şu elimdeki gibi saçlar (takınmak)dan nehyediyor ve: "İsrail oğulları; ancak onların kadınları şu saçları edindikleri zaman helak olmuşlardır" buyuruyordu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken


8 Ağustos 2016 Pazartesi

Kalb İle Gıybet De Haramdır





Hüccetül islam İmam Gazali rahmetullahi aleyh hazretleri Kimya-i Saadet kitabında, bu mevzuda hulâseten şunları yazıyor:

"Bil ki kalb ile gıybet etmek, dil ile etmek gibi haramdır. Bir kimsenin noksanını, kusurunu başkasına söylemek doğru olmadığı gibi, kendi kendine de söylemek, düşünmek doğru değildir, caiz değildir. Kalp ile gıybet, gözü ile bir şey görmeden, kulağı ile duymadan ve kat'i olarak bilmeden bir kimseye su-i zan etmekdir.
Su-i zan haramdır. Açıkça bilinmeyen, insaf ve adalete sığmayan zanları kalbe şeytan getirir. Şeytan insanın kalbinde, diğer müslüman kardeşleri hakkında kötü zanlar uyandırır. Kalbin bunlara aldanmaması, inanmaması lâzımdır. Bu kötü zanlar kalpte karar kılarsa, bu haramdır. Fakat gayri ihtiyari olarak gelen, senin gelmemesi için çalıştığın, kovmaya uğraştığın düşünceler günah değildir."




Gıybet İlleti
Ubeydullah Küçük

Bedir Yayınevi



7 Ağustos 2016 Pazar

Acve




Ben Sa'd (ibn Ebî Vakkaas-R)'dan işittim, şöyle diyordu: Ben Rasûlullah (S)'tan işittim: "Sabahleyin yedi tane acve hurması yiyen kimseye, bugün içinde zehir de, sihir de zarar vermez" buyuruyordu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken


Hocanın Önemi




Anlatıldığına göre "er-risale" adlı eserin sahibi Ebu zeyd el-Kayravâni, oğluna Kur'an'dan bir hizip öğreten bir fıkıh alimine yüz altın vermiş. Ancak adam: "Efendim ben bu parayı hak edecek bir şey öğretmedim" deyince, el-Kayravâni "Bu adam Kur'an'ı küçümsüyor" diyerek çocuğunu o alimin yanından çekip almış, bir başka hocaya vermiş.





Tenbihü'l Muğterrîn
İmam Abdülvehhab Şârânî

Bedir Yayınevi





6 Ağustos 2016 Cumartesi

Dil Kuralları Ve Amellerimiz




"Sözlerimizde dil kurallarına uyup hata etmiyoruz ama amellerimizde hatalar yaptığımızda irâbını incelemiyoruz. (telâfi yoluna gitmiyoruz)"

(İbrahim b. Edhem (r.h.))






5 Ağustos 2016 Cuma

İyiliği Emredip Kötülükten Sakındırmak






Süfyan es-Sevrî önceleri sokağa çıkarak iyiliği emreder kötülükten de sakındırırken sonraları bu işi bırakır. Kendisine bunun sebebi sorulduğunda şu cevabı verir: "Dinde bir gedik açılmıştı onu kapatmaya çalışıyorduk, şimdi ise deniz taştı. Artık onun önüne kim bent vurabilir?"


Tenbihü'l Muğterrîn
İmam Abdülvehhab Şârânî

Bedir Yayınevi


4 Ağustos 2016 Perşembe

Karaca Bey (Bayraklı Baba)




Aslen Bursa Karacabeyli olan ve Gelibolu'da sancaktarlık yapan Karaca Bey diğer adıyla Bayraklı Baba kendisinin de şehit olacağını ve şanlı sancağımızın düşman eline düşüp zelil olacağını anlayınca kaması ile karın derisini açarak sancağı buraya sakladı ve yüzükoyun yatıp ölü taklidi yaptı. Eli ve elbiseleri kanlandığı için düşman güçleri de onu ölü sanıp yanıldılar. Bu şekilde bir veya iki gün yüzükoyun yattı. Atı da, onu terk etmeyip yanından hiç ayrılmadı. Hatta acı acı kişneyip ayaklarını yere vurarak toprağı eşeledi durdu.

Gelibolu'nun düştüğünü duyan Trakya 'daki Osmanlı birlikleri hemen geriye dönüp düşmanı yenilgiye uğrattı. Gelibolu tekrar bizimdi. Savaş sahasında şehit ve yaralılar toplanırken atın hareketleri Osmanlı kumandanlarının dikkatini çekmişti. Askerler henüz ruhunu teslim etmemiş Karaca Bey'in dudaklarını ıslatıp yaralarına pansuman yaptılar. Yiğit sancaktar kendine geldiğinde sancağını düşman elinde zelil görmektense acıya katlanmayı göze alıp karnında saklamayı tercih ettiğini söyledi. Ve eğer şehit olursa düştüğü yere gömülmesini ve sancağın hep üzerinde dalgalanmasını vasiyet etti. Bir müddet sonra da şehit oldu ve vasiyeti yerine getirildi. Günümüzde de Bayraklı Baba ziyaretine gelenlerin getirdiği bayrakların gölgesinde bulunuyor.



Dur Yolcu
Salim Dağ

Çamlıca


3 Ağustos 2016 Çarşamba

Temkin




Bana Atâ ibn Rebâh, Câbir(R)'den haber verdi ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "(Güneş batıp) gece karanlığı geldiği yâhud gecenin bir kısmı hâsıl olduğu zaman çocuklarınızı (dışarı çıkmaktan) men ediniz. Çünkü şeytânlar o sırada dağılırlar (faaliyete geçerler). Yatsıdan bir saat geçince de (dışarıdaki) çocuklarınızı (evinize) koyunuz. Ey mü'min, o zaman Allah'ın ismini an. Bismillâhirrahmânir-rahîm diyerek kapını kapat. Besmele ile kandilini söndür. Su kırbanın ağzını Besmele ile bağla. Yine Besmele ile kap kacağını kapat, ört; velev ki o kap üzerine enine (tahta parçası gibi) birşey korsun!"




Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken


Âyet





Şeyhime şu âyetin delâlet ettiği mânayı sordum:

«Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği şey hakkında Allah'a ortaklar koştular. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir..» (A'raf 190)

Efendim, dedim, Âdem Peygamber Allah'ın nebisi ve sevgilisidir. Nasıl olur da Allah'a ortak koşar?

Şeyhim (Allah kendisinden razı olsun) cevap verdi: — Bu, çocukların yaptıklarıyla babaların kınanmasıdır. Çocuklar neye benzer, bilir misin? Bir adam düşünün ki onun bir bahçesi vardır, o bahçede meyveler ve sebzeler bulunuyor. Zeyd'in çocukları gelip o bahçeyi bozdular ve içindeki meyveleri aldılar. Bunun üzerine bahçe sahibi kalkıp Zeyd'in yanına gelip çocuklarının yapmış olduğu tahribattan dolayı onunla tartıştı ve onu kınamaya, yermeye başladı: Bahçemi alt-üst ettiniz, meyvelerini alıp götürdünüz ve şöyle şöyle yaptınız... İşte yukarıda bahsedilen Âdem hikâyesi de buna benzer.




El İbrîz
Eş-Şeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri

Demir Kitabevi



1 Ağustos 2016 Pazartesi

Bir Misal




Bir insan bir yere otursa ve önünde de tıka basa altın dolu bir zembil bulunsa ve "Bir fakire bir gümüş verene bir altın vereceğim" dese, bunu duyan herkes ellerindeki gümüşleri fakirlere vermek için birbirleri ile yarışmazlar mı? Oysa aynı kişi bir fakire gümüş lira verene bir yıl sonra bir altın lira vereceğini söylese onun bu va'dine pek az kişi alaka gösterir. Bunun nedeni adamın sözüne pek güvenmemeleridir. Tam güvenmiş olsalardı, aynı şeyi hepsi yapardı.

Bu örneği şunun için veriyoruz: İmanı kemal noktasına varmış kişi, Şeriat sahibinin, ister şimdi, ister gelecekle alakalı olsun verdiği her haberi aynı değerde görür ve buna göre davranır. İşte manen büyük mesafe alanlarla geride kalanların, ilerleme ve geri kalmalarında püf nokta bu inceliktir. En iyisini Allah bilir.



Tenbihü'l Muğterrîn
(Selef-i Sâlihînin Evliyâullahın Yüce Ahlâkı Hikmetli Sözleri)

İmam Abdülvehhab Şârânî
Bedir Yayınevi