31 Temmuz 2016 Pazar

Zikir



Zikir; dilin gıybet, nemime, yalan, fuhuş, boş ve faydasız sözlerden korunmasına sebep olur. Çünkü "Allah" diyorsun, meşgulsün, boş lâf söylemeye vakit bulamıyorsun. Zikirden mahrum olan insanlar elbette bu gibi günahlara düşerler. Günahlardan selâmet ancak zikrullah ile kabildir. Her kim lisanını ve gönlünü zikrullaha alıştırırsa kendini her türlü felâketlerden korumuş olur.



El İbrîz
Şeriat Tarikat Marifet Hakikat

Eş-Şeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri

Demir Kitabevi


29 Temmuz 2016 Cuma

Dostluk



" Eğer biriniz kardeşine yardım etme, sıkıntılarına ortak olma, hiç değilse kendisine dua etme niyet ve kararlığında değilse onun hatırını sormasın. Çünkü bu samimiyetsizliği yüzünden münafık olur."

Ali el-Havvâs r.h.



" Kardeşine nasıl sabahladın diye hatır sorduğunda o da sana, 'Falan şeye ihtiyacım var' der de, sen onun bu sözlerini duymamazlıktan gelerek ihtiyacını görmezsen, onun hatırını sormakla kendisiyle dalga geçmiş olursun. Malesef günümüzde genellikle kardeşlerin sergiledikleri tavır budur."

Hâtem el-Asam







Tenbihü'l Muğterrîn
Selef-i Sâlihînin Evliyâullahın Yüce Ahlâkı Hikmetli Sözleri

İmam Abdülvehhab Şârânî


Bedir Yayınevi







28 Temmuz 2016 Perşembe

Kaplar Ve Av



Ebû Sa'lebe el-Huşenî (R) şöyle demiştir: Ben:

— Yâ Nebiyye'llâh! Biz kitâb ehli bir kavmin diyarında (Şam'da) bulunuyoruz. Biz müslümânlar bunların kaplarını kullanıp içlerinde yemek yiyebilir miyiz? Yine ben bir av sahasında bulunuyorum, yayımla, okumla öğretilmemiş köpeğimle, öğretilmiş köpeğimle av yapabilir miyim? Benim için iyi ve doğru olan nedir? diye sordum.
Allah'ın Peygamberi (S) şöyle cevâb verdi:

— "Kitâb ehli kaplarına âid zikrettiğin sorunun cevâbı şöyledir: Eğer siz kitâb ehli kaplarından başka yemek kapları bulursanız, onların kaplarından yemeyiniz! Eğer onların kaplarından başka bulamazsanız, kitâb ehlinin kaplarını yıkayıp, onların içinde yiyiniz. (Av mes'elesine gelince:) Yayınla, okunla Allah adını anarak avlarsan, onu ye! Allah adını zikrederek öğretilmiş köpeğinle avladığın avın etini de ye! Öğretilmemiş köpeğinle avladığında avı (diri iken) yetişip boğazlarsan, onu da ye!"





Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken


İntihar



Süleyman el-A'meş şöyle demiştir: Ben Zekvân'dan işittim, o Ebû Hureyre(R)'den tahdîs ediyordu ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Her kim kendini bir dağdan aşağı atıp da kendi kendisini öldürürse, bu intihar eden kimse cehennem ateşi içinde ebedî ve daimî olarak kendisini yüksekten aşağıya bırakır olacaktır. Her kim zehir yudumlar da kendisini öldürürse, o kimse de zehiri elinde, cehennem ateşi içinde ebedî ve daimî olarak zehiri içer olacaktır. Her kim de kendisini bir demir parçasıyle öldürürse, o da demiri elinde kendi karnına vurur ve yarar hâlde ebedî ve daimî surette cehennem ateşinde olacaktır."



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken

Ayakkabılar



Erkek, birden çok ayakkabı edinir. Çünkü ayakkabılar erkeklerin binekleridir.
Resûlullah'ın (s.a.v.) harpte ve harbin dışında mest giydiği hadisle sabittir. Ayakkabı ve mest giyerken sağ taraftan başlar. Çıkarırken de sol ayaktan başlar. Ayakkabı ve mesti oturarak giyer.

Ayakkabı ve mestin teki ile yürümez, ya ikisini de çıkarır yalın ayak gezer veya ikisini de giyer. İki kolundan birini elbisesinden çıkarmaz, hırka gibi elbiseleri omuzlarından birinin üzerine atmaz.

Mest veya ayakkabıyı giymeden önce, zarar verecek haşere v.s. olmaması için silkeler.

Ara sıra Allah için tevazu niyetiyle yalın ayak yürümek, İslam'ın sünnetlerindendir. Bazen Resûlullah (s.a.v.) de böyle yapılmasını emir buyururlardı.

Müslüman kardeşine ayakkabı veya mest bağışlamak İslam'ın sünnetindendir. Bunun sevabı Allah yolunda cihad edene at bağışlamak gibidir. Oturacağı zaman ayakkabılarını çıkarıp yanına koyar.



Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat


26 Temmuz 2016 Salı

Sâliha Hanım





Hatem el-Asam şöyle diyordu:

"Kadının asâletinin Allah'tan korkması, zenginliğinin Allah'ın taksimine kanaatkâr davranması, süsünün elindekilerle cömertlik göstermesi, ibadetinin kocasına güzel hizmet sunması, düşüncesinin de ölüme hazırlık yapması olması, onun sâlihalığının nişâneleridir."


Tenbihü'l Muğterrîn
İmam Abdülvehhab Şârânî

Bedir Yayınevi



24 Temmuz 2016 Pazar

Çörekotu Ve Kullanımı


Çörekotu çiçeği


Çörekotu tohumları suya konularak bir müddet bekletildikten sonra, o su nezle için burundan damlatılır.

Çörekotu havanda dövülüp toz haline getirildikten sonra zeytinyağı ile karıştırılır ve buruna damlatılır.

Çörekotu toz haline getirildikten sonra bir beze konulur ve hasta kimse iyileşinceye kadar koklanır.

Çörekotu tohumu

Çörekotu bazen sade olarak, bazen de başka bir madde ile karıştırılarak kullanılır. Bazan havanda dövülüp toz haline getirilerek, bazan tane olarak yenilerek veya suyunu içerek: bazan suyunu buruna damlatmak, bazan da tozunu yaraya serpmek suretiyle ve daha başka şekillerde de kullanılmıştır.


Çörekotu önce kavrulur, sonra iyice dövülür, daha sonra zeytinyağı ile karıştırılıp üç veya dört damla buruna damlatılacak olursa, aksırması çok olan geçici nezle için faydalıdır.




Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi



23 Temmuz 2016 Cumartesi

Dört Şey





Kul şu dört şeyden hesaba çekilmedikçe hiçbir yere gidemez:

1) Ömrünü nerede tükettiği,

2) Bedenini nerede harcadığı,

3) İlmiyle amel edip etmediği,

4) Malını nereden kazanıp, nereye harcadığı.





Ehl-i marifet velilerden bazıları demiştir ki:
Dört şeyi dört şeyle yıkayınız:


1- Yüzlerinizi gözyaşlarınızla.

2- Dillerinizi Yaratıcının zikriyle.

3- Kalplerinizi Rabbinizin korkusuyla.

4- Günahlarınızı da Mevlanıza tevbe ederek.



Dürretül Vâizin
Osman Hopavi

Karaca Yayınevi

22 Temmuz 2016 Cuma

Şehitlik



Rasülullah'a (s.a.v.) bir adam gelip;

- Ya Rasülullah! Bir adam gelip malımı almak isterse ne yapmalıyım, bana bildirir misin? dedi.

Hz. Peygamber (s.a.v.):
- Malını ona verme, buyurdu.

- Benimle dövüşürse? dedi.

Rasülullah (s.a.v.):
- Sen de onunla dövüş, buyurdu.

- Beni öldürürse, dedi.

Rasülullah (s.a.v.):
- Şehit olursun, buyurdu.

- Ben onu öldürürsem, dedi.

Rasülullah (s.a.v.):
- O cehennem'e gider, buyurdu.





Tergib Ve Terhib

İmam Hafız El-Münzirî


Huzur Yayınevi




21 Temmuz 2016 Perşembe

Dostluk






" Sözlerinden önce görüntüsünden etkilendiğin insanlarla dostluk kur."

(Muhammed b. Vasi)








Musibet Ve Sabrın Kısımları



İbn Mübarek şöyle der: "Musibet birdir. Fakat musibete duçar olan, ağlayıp sızlanırsa, o bir olan musibet ikiye çıkar.
Bunlardan biri, esas musibettir. Yani başa gelen musibettir. Diğeri ise, musibetin ecrinin yitirilmesidir. Bu ise, musibetin en büyüğüdür.


Resulullah (s.a.v.) Efendimiz buyuruyor: "Sabır üç türlüdür:
1. Taat ve ibadette sabır.
2. Başa gelen musibete sabır.
3. Günah işlememek üzere sabır.

Kim başına gelen bir musibete sabreder ve onu güzel bir şekilde savarsa, Allah (c.c.) o kimseye üç yüz derece sevap yazar. Kim ibadet üzere sabrederse, Allah (c.c.) o kimseye altı yüz derece sevap yazar. Kim de günah işlememek üzere sabrederse, Allah (c.c.) o kimseye dokuz yüz derece sevap yazar. Her iki derece arasında, yerin derinliklerinden Arş'a kadar olan yol kadar mesafe vardır. Hem de iki kere..."



Dürretül Vâizin
Osman Hopavi

Karaca Yayınevi


20 Temmuz 2016 Çarşamba

Karpuz






Muhammed b. Şekik r.h. anlatıyor:

"Bir keresinde anneme karpuz almıştım, beğenmemişti. Canım sıkıldı. Kendisine:

- Anneciğim, satıcısını mı, alıcısını mı yoksa yaratıcısını mı beğenmedin? Vallahi yaratanı, yaratıcıların en güzelidir. Satıcı ile müşteri sadece ezelde senin için taksim edilmiş kısmetine aracı oldular, dedim. Bu sözlerim üzerine annem o davranışından ötürü tevbe istiğfarda bulundu."






Tenbihü'l Muğterrîn
Selef-i Sâlihînin Evliyâullahın Yüce Ahlâkı Hikmetli Sözleri

İmam Abdülvehhab Şârânî
Bedir Yayınevi


19 Temmuz 2016 Salı

Muhafaza




- Bir maksadı, çok çalışmayla ele geçirdikten sonra onun korunmasına, elde ettiği zamandan ziyade itina etmelidir. Pek çok şeyler vardır ki, elde edilmesinden; muhafazası daha ziyade ihtimam, zahmet ve meşakkati icap ettirir. Şayet elde edilenin muhafazası konusunda, gereken dikkat gösterilmezse, akabinde elden çıkar; tekrar kazanılması belki de güç olur.



Kelile Ve Dimne
Beydeba

Bedir Yayınevi



18 Temmuz 2016 Pazartesi

Saçını Başını Yolarak Ölüye Ağlamanın Caiz Olmayışı




Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

- "Ölen kişi, sağ kalan eşinin -feryad edip- ağlaması sebebiyle azap görür. "Vah dayanağımız, vah koruyucumuz, vah yardımcımız, vah giydirenimiz" dediğinde:
- "Sen onun yardımcısı, giydireni miydin?" diye sorguya çekilir."



Enes (r.a.) Resulullah (s.a.v.)'ın şöyle dediğini rivayet etti:
- "İki ses vardır ki dünyada ve ahirette hoş görülmez: Nimete kavuşunca zurna çalmak, musibet zamanında bağırıp feryad etmek."



Tergib Ve Terhib
Hadislerle İslam

Huzur Yayınevi


Müttefiklerin İnsanlık Ve Hukuk Dışı Davranışları





Dom Dom Kurşunu Kullanılması

Enver Paşa Dışişleri Bakanlığı'na yazdığı bir yazıda "Çanakkale Boğazı'nda yaralanıp Tekirdağ Hastanesi'ne yatırılan bir erin bacağından dom dom kurşunu çıkarılmış ve fotoğrafı çekilmiştir." demektedir. Dışişleri Bakanlığı'ndan İngilizlerin kullandığı anlaşılan bu mermi ile ilgili işlemlerin yapılmasını istemektedir. Enver Paşa bu konu ile ilgili 6 Eylül 1915 tarihli bir yazısında dom dom kurşunlarının fotoğraflarının dışında, iki adedinin de zarfa konularak gönderildiğini Amerikalılara ileterek bu durumun protesto edilmesini talep ettiğini ifade etmiştir.
Dışişleri Bakanlığı Enver Paşa'nın bu isteğini uygun görmüş ancak, yabancı sefirleri tatmin edebilmek için "otuz-kırk" adedinin acele gönderilmesini istemiştir. Yeteri miktarda dom dom kurşunu Dışişleri aracılığıyla Amerikan sefirine gönderilmiştir. Bu müracaata Amerikan sefiri müspet cevap vermiştir. Sefir, Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği yazıda, mermileri ve fotoğrafları sefaret askerî ataşesine incelettirdiğini ve bu konuda kendisine Osmanlı Devleti'nden herhangi bir nota ulaştığında gerekli teşebbüste bulunacağını bildirmiştir.

Yine İngilizlerin dom dom kurşunu kullanmaları ile alâkalı olarak Şeyhülislam ve Evkaf Nazırı Hayri Efendi de Dışişleri Bakanlığı'na delilleriyle birlikte 20 Haziran 1915'te bir yazı göndermiştir. Evkaf Nezareti'ne bağlı Gureba-yı Müslimîn Hastanesi Baştabipliği'nin gönderdiği yazıya istinaden böyle bir müracaatta bulunan Hayri Efendi, İngilizlerin davranışını şiddetle kınamaktadır. Ona göre, Osmanlı askerlerinin "ne derece hunhar mahlukat-ı sefilenin tecavüzat-ı zalimanelerine karşı göğüs germeye mecbur olduğunu" bu durum ispata kafidir. Devletler arası hukuk kurallarına aykırı ve insanlıkla alâkası olmayan bu davranış, batılıların ikiyüzlülüğünün de göstergesidir. İşlerine geldiği zaman hukuktan, medeniyetten bahsedenler bu yaptıkları ile çifte standart uyguladıklarını ispat etmişlerdir. Batının İslam âlemine karşı bu tavrına aslında  Müslümanlar ve dünya pek de yabancı değildir. Şeyhülislam Hayri Efendi, Dışişleri Bakanlığından İngilizlerin bu insanlık dışı ve gayri ahlakî tutumlarını değiştirmeyeceğini bilmekle beraber bu bilgilerin "gaddar düşmanlarımızın aşağılık tıynetlerinin, insan sevgisi olan medenî milletler nezdinde bir derece daha açığa çıkması için müttefikler ve dost ülkeler sefirlerine gönderilmesini" istemektedir.


Hamit Pehlivanlı



Osmanlı'nın Son Kilidi Çanakkale 1

Çamlıca Basım


17 Temmuz 2016 Pazar

Cilt İçin Faydalı Olan Bazı Maddeler


Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi


Bal, gerek gıda olarak yenildiği ve gerekse yumurta sarısı veya akı ile karıştırılıp merhem gibi sürüldüğü zaman cildi güzelleştirir.

Bal, merhem gibi sürüldüğü zaman cildi temizler ve güzelleştirir. Bal, süt ile karıştırılıp cilde sürüldüğü zaman hem beyazlaştırır, hem yumuşatır, hem de cilde koruyuculuk kazandırır.

Badem, kayısı ve şeftali çekirdeklerinin içi kurutulup dövüldükten sonra bal ile karıştırılıp macun yapılır, el ve ayaklara sürütürse iyice yumuşatır ve güzelleştirir. Yumurta sarısı, bademyağı ve bal karışımından yapılan merhem cilde sürülürse, hem yumuşatır, hem de güzelleştirir. Safranyağı da cilde sürüldüğü zaman aynı görevi yapar, cilde tazelik verir.

* Kuru üzüm ne güzel bir gıdadır. Sinirleri kuvvetlendirir, yorgunluğu giderir, ağız kokusunu güzelleştirir, balgamı giderir ve cildi güzelleştirir.

*  Tuz, normal olarak kullanılırsa cildi güzelleştirir, fakat aşırı olarak kullanılırsa, vücutta kaşıntı meydana getirir.
 Zeytinyağı vücuttaki sertliklere sürülerek ovuşturulursa faydalıdır, bilhassa adele ve mafsallara sürülerek ovuşturulması daha da faydalıdır. Zeytinyağının bütün çeşitleri cildi yumuşatır ve saçların beyazlaşmasını geciktirir, zeytinyağı, sürülen organı kuvvetlendirir.

Tereyağı, sertlikleri ve şişlikleri yumuşatır. Parlatma ve güzelleştirme özelliği de vardır. Yumuşak bedenlerde meydana gelen şişlikleri dağıtıp yayar, olgunlaştırma ve yumuşatma bakımından kaymaktan daha kuvvetlidir.

Cilde yağ sürülmesi, vücuttaki gözenekleri tıkar, bu sebeple gözeneklerden dışarı çıkacak olan şeylere engel olur.

Sıcak su ile banyo yapıldıktan sonra sürülürse,  vücudu güzelleştirir ve rutubetini artırır. Kaymak; dermeğiyi ve ciltteki sertliği giderir, tabiatı yumuşatır, fakat yemek iştahını keser, yan etkisi bal ve hurma ile giderilir.

Sığır eti devamlı yenilecek olursa, vücutta alaca, uyuz, dermeğe, cüzzam, bacak şişliği, habis tümör ve dört günde bir nöbetle gelen sıtma ve daha bir çok hastalıklar meydana getirir. Bu zararlar, sığır etine alışık olmayanlar veya yan etkisini karabiber, sarımsak, tarçın ve zencefil gibi baharatlarla gidermeyen kimseler içindir.



Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi


16 Temmuz 2016 Cumartesi

Osmanlı Askerleri





İlerlemelerine imkân vermeyen Osmanlı ordusu karşısında son bir ümit ile ilerleyen tarihlerde bütün gücüyle harekete geçen birleşik düşman ordusu, Anafartalar-Arıburnu bölgesinde tekrar hezimete uğratıldı.
Durumun kötüye gittiğini kabullenmek istemeyen İngiliz Generali Hamilton'a, Gökçeada'daki karargâhında, Ashmead Bartlett isimli bir gazeteci:

"Çanakkale cephesi bizim için hayatî ehemmiyettedir. Hiçbir fedakârlıktan kaçınmamalı, yeni tümenler getirmelisiniz. Bir bildiri hazırlanıp Türk siperlerine atılırsa netice alınacağına da inanıyorum. Bildiriye, kişi başına on şiling bahşiş verileceği, kendileri affedilerek güzel bir akşam yemeği de yedirileceği kaydedilmelidir. Bu bildiriyi okuyan aç ve perişan Türk askerleri silah ve teçhizatıyla gelip teslim olur ve ateş hattında dövüşecek kimse kalmaz." dedi.

Hamilton, gazetecinin bu sözlerine hafifçe gülümsedi ve şu cevabı verdi:
"Cepheyi yeni birliklerle takviye etmek mümkündür. Devletimiz ve müttefikimiz Fransa bugüne kadar her şeyi yapmış ve yapacaktır. Bunda hiç kuşkunuz olmasın. Bildiriye gelince Sayın Bartlett; siz Osmanlıları tanımıyorsunuz. Dünyada Osmanlı'dan başka dini uğruna canını feda etmeye tartışmasız hazır bir millet ve asker yoktur. Asker başına on şiling yerine elli İngiliz lirası teklif etsek yine de yüzümüze çarparlar ve dünyaya rezil oluruz."




Osmanlı'nın Son Kilidi Çanakkale 1

Çamlıca Basım



Selâmetin Kıymetini Belaya Uğrayan Bilir



Bir padişah dil bilmez bir köle ile gemide gidiyordu. Köle, daha önce deniz görmemiş, gemi yolculuğunun sıkıntılarını çekmemişti. Dolayısıyla ya boğulmak korkusu ya da deniz tutması sebebiyle ağlayıp inlemeye, feryat figan edip titremeye başladı. Ne kadar iyilikle yaklaştılarsa da bir türlü sakinleşmedi. Hâl böyle olunca padişahın keyfi kaçtı, bir hayli canı sıkıldı. Gemi sakinleri kölenin bu sıkıntısını ve padişahın keyifsizliğini gidermeye çare bulamadılar. Köleyi bir türlü sakinleştiremediler ki padişahın keyfi yerine gelmiş olsun.

Gemide yolculuk eden bir âlim, padişaha şöyle dedi:
- Eğer buyurursanız ben onu susturayım; ağlayıp inlemesini keserek sıkıntısını gidereyim.

Padişah:
- Çok iyi olur, deyince âlimin sözünü dinleyip köleyi denize attılar.

Bir hayli su yuttu, denize epeyce dalıp çıktı. Sonra, tutup gemiye geri çektiler. İki eliyle dümene yapıştı. Geminin üstüne çıkar çıkmaz, bir köşede oturup sakinleşti. Önceki ağlayıp inlemesinden eser kalmadı.
Âlimin bu akıllıca hareketi padişahın hoşuna gitti ve:

- Bu hareketindeki hikmet nedir? diye sordu.

Âlim şöyle dedi:
- Bu adam daha önce boğulma tehlikesi yaşamamıştı, dolayısıyla sağlık ve selametin değerini bilmezdi. Boğulma tehlikesi yaşayıp ölümden kurtulunca, gemide sağlık ve afiyet içinde oturmayı büyük nimet bildi.

Zaten selamet ve afiyetin kıymetini ancak belaya uğramış kimse bilir.



Gülistan'dan Seçmeler

Hazırlayan: Ozan Yılmaz
Hasbahçe




14 Temmuz 2016 Perşembe

Maddi, Mânevi Necâset




İnsanların günahları, ayıpları ve çirkin halleri mânen pis ve necis şeylerdir. İnsandan iki çeşit necaset zuhur eder: Maddi necaset, manevi necaset. Kişi maddi necasetten nefret eder, iğrenir. Hastalıkların teşhis ve tedavisi dışında ve o da yüksek ücretler mukabilinde olmak şartiyle hiç kimse başkalarının maddi pislikleriyle ilgilenmez, onları kurcalayıp karıştırmaz.

Ne yazık ki, durum mânevî pislikler yani günahlar için öyle değildir. İnsanlar başkalarının o türlü dışkı ve fışkılarıyla nedense çok ilgilenirler. Muhakkak ki, bu büyük bir ahlak ve karakter noksanlığının tezahürüdür. Başkalarının günah ve ayıplarını kurcalayan insanları tezek böceklerine benzetirsek hata etmiş olmayız.



Gıybet İlleti
Ubeydullah Küçük

Bedir Yayınevi


13 Temmuz 2016 Çarşamba

Gıybetin Çeşitleri



Fakih Ebul Leys es-Semerkandi (rah) demiştir ki: "Gıybet dört türlüdür:

1. Küfür sayılan
2. Nifak (münafıklık) sayılan
3. Günah sayılan
4. Mübah sayılan


Küfür Olan Gıybet

Bir kimse müslüman kardeşini çekiştirmeye, gıybetini yapmaya başlar. Kendisine "Gıybet etme!" denildiğinde, "Bu gıybet değil; ben doğruları söylüyorum" derse, adeta Allah'ın haram kıldığı bir şeyi helal addetmiş olur. Allah'ın haramını helal saymak küfürdür.


Nifak Sayılan Gıybet

Bu gıybet çeşidi de, gıybetini yaptığı kişinin belli olmasına rağmen bunu isim vermeden yapmaktır. Halbuki herkes bununla kimin kastedildiğini bilmektedir. Gıybet yapan kişi, isim vermemek suretiyle adeta kendisinin takvalı biri olduğunu göstermek ister. Bu ise münafıklıktır.


Günah Olan Gıybet

Bu da isim vermek suretiyle ve de günahını bile bile gıybet yapmaktır. Bu kişinin tevbe etmesi gerekir.


Mübah Olan Gıybet

Bu, alenen günah işleyen veya bid'at sahibi birinin yaptıklarını insanlara anlatmaktır. Bunun yapılmasında sevap dahi vardır. Çünkü insanlar o kimsenin durumunu bildikten sonra ondan uzaklaşırlar.



Bir hadis-i şerifte Resul-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Söz gezdiren, koğuculuk yapan kimse cennete giremez."



Dürretül Vâizin
Osman Hopavi

Karaca Yayınevi


12 Temmuz 2016 Salı

Yolculuk




Bize Abdullah ibnu'l-Mübârek haber verdi. Bize Âsim ibn Süleyman, eş-Şa'bi'den haber verdi ki, o da Câbir ibn Abdillah(R)'tan şöyle derken işitmiştir:

Rasûlullah (S): "Sizden biriniz evinden ayrılığını uzattığı zaman, ailesinin yanına geceleyin ansızın gelmesin" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken


11 Temmuz 2016 Pazartesi

Askerler



Vatan ve namusu uğruna savaşan askerlerimizin nasıl bir ruh hali içerisinde oldukları ve Mecidiye Bataryası kumandanı Yüzbaşı Mehmed Hilmi'nin sözleri geliyor aklımıza. Mehmed Hilmi şöyle anlatıyor durumu:

"Bir deniz harbinin arifesinde olduğumuzu hissetmiştik. Bütün erlerde savaş için büyük bir istek vardı. Bu hâli sürdürmek gerekiyordu. Bölükte namaz kılmayan hiç kimse yoktu. Devamlı telkinlerim netice vermiş, askerin dini hisleri olgunlaşmıştı. Maneviyatlarının sarsılmaz bir duruma gelmesi için elimizden geleni yapıyorduk. Bunu sağlamak için şu talimatları verdim:

1. Bugünden itibaren daima abdestli bulunulacak ve harbe abdestli başlanacak.
2. Topların birinci doldurma işi erler tarafından Ezân-ı Muhammedi okunarak yapılacak.
3. Yeni gelen erlerin maneviyatını yükseltmek için yüksek sesle tekbir getirilecek; ayrıca Kur'ân-ı Kerîm okunacaktır. Ateş esnasında bütün batarya sesli olarak tekbirlere iştirak edecektir."



Osmanlı'nın Son Kilidi Çanakkale 1
Çamlıca Basım


Zikrullah



Allah'ı zikrederken kalp huzurunu bulamazsan da zikri bırakma. Zira zikirden gâfil olmak, zikir vaktindeki gafletten daha beterdir. Cenab-ı Hak seni gafletle zikirden yakaza zikrine ulaştırır, uyanık haldeki zikirden huzur zikrine yükseltir ve kalp huzuru ile yapılan zikirden mâsivayı unutarak yapılan zikre eriştirir. Bu Cenab-ı Hak için zor değildir.


Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap


9 Temmuz 2016 Cumartesi

Dünya



İbrahim Edhem Hazretleri de şöyle buyurdu:

"İslam âleminde birkaç kez sevindiğim kadar dünyada asla sevinç duymadım. Bunlardan biri şudur: Bir gün bir kervanla beraber yolculuk ederken gülünç hikâyeler anlatarak yolcuları güldüren, tuhaf hareketleriyle arkadaşlarını eğlendiren bir kişi bir savaşta yaptığı kahramanlığı anlatıyordu. Düşmanını nasıl öldürdüğünü göstermek için beni sakalımdan tutup ortaya sürükledi. Boğazıma sarılıp hançer saplıyormuş gibi birtakım küçük düşürücü hareketlerde bulunarak yolcuları güldürdü. Onun gözünde kervan halkı içinde benden daha hor ve hakir kimse bulunmaması beni çok sevindirmişti. İkincisinde ise bir kenarda yalnız oturmakta iken birisi koşarak geldi ve üzerime kasten bevletti."



Vasıl olmanın daha açık bir alâmeti Allah'a kavuşmaya duyduğu şiddetli iştiyaktan dolayı ölmeyi istemek ve bu geçici dünyada ömür sürmekten nefret etmektir. Bunu doğrulayan ariflerin sözü şudur: "Müridin kalbinden dünya heva ve hevesinin kaybolması; beşerî hallerden hiçbirini istemeyerek Allah'a kavuşmaya düşkünlüğü ve ölmeyi arzu etmesi demektir."


Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap


7 Temmuz 2016 Perşembe

Cuma İle İlgili Bazı Hadis-i Şerifler




"Kim cuma günü yıkanır sonra en güzel elbisesini giyer, yanında varsa güzel koku sürünür, sonra acele etmeden sükûnetle cumaya gider, kimseyi rahatsız ederek ileri geçmez, sonra orada kılınması uygun namazları kılar, sonra imam namazı bitirinceye kadar beklerse iki cuma arasındaki günahları bağışlanır."


"Cuma günü imam minbere çıktıktan sonra cemaati çiğneyerek ve iki kişi arasını aralayarak öne geçmeye çalışan cehennemde barsağını sürükleyen gibidir."


"Kim cuma günü başını ve vücudunu yıkayarak, bir şeye binmeyip yürüyerek cumaya erken gider ve namaza kadar nafile ibadet eder ve imama yakın oturup hutbeyi dinler, boş konuşmayıp sükût ederse, her adımı başına, bir sene tutulan oruç ile geceleri edilen ibadetin sevabı kadar sevap verilir."


"Cuma günü rastlanması istenen saati ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar ki zaman içerisinde arayın."


"Cuma günü Allah (c.c.) katında öteki günlerin en üstünü ve en büyüğüdür. O, Allah (c.c.) katında kurban bayramı ve fıtır bayramından daha büyüktür. Cuma gününde beş özellik vardır:
1- Adem (a.s.)’ı, Allah (c.c.) o gün yarattı.
2- Allah (c.c.) Adem (a.s.)’ı o gün yeryüzüne indirdi.
3- Allah (c.c.) Adem (a.s.)’ı o gün öldürdü.
4- Cuma gününde öyle bir an vardır ki, o anda kul bir şey isterse haram bir şey istemediği sürece Allah (c.c.) istediğini ona mutlaka verir.
5- Kıyamet o gün kopacaktır.
Ne kadar mukarreb melek, ne kadar sema, ne kadar yer, ne kadar rüzgar, ne kadar dağ ve ne kadar deniz varsa hepsi mutlaka cuma gününden korkarak kendilerine mahsus ibadet ederler."


"Günler mahşer yerine kendi heyetleriyle getirilirler. Cuma günü ise bembeyaz, ışık saçarak getirilir. O gün salih amel işleyenler onun çevresini sarmışlardır. Sanki o gün köşesine götürülen duvağı içerisindeki gelin gibidir. Onları aydınlatır. Onun ışığında yürürler, renkleri kar gibi beyaz, kokuları misk gibidir. Güzel kokulu kâfur ağaçlarıyla kaplı ormanlar içerisinde yürürler. Diğer insanlar ve cinler onlar cennete girinceye kadar onlara bakarlar, hayretten yerlerinde dona kalıp ayrılmazlar. Bunlara sevap bekleyerek ezan okuyan müezzinlerden başka hiç kimse katılamaz."


"Cuma günü duaların kabul edildiği saat, güneş batmadan önce insanların son derece gaflet içerisinde bulundukları, günün son saatidir."


"Bu cuma Allah (c.c.)’ın müslümanlara verdiği bir bayram günüdür. Kim cumaya gidecekse boy abdesti alsın, yanında güzel kokusu varsa sürünsün, misvağını da kullansın."


"Cumaya gidin ve imama yakın oturun. Zirâ bir kişi cennetlik olduğu halde cumaya geç gittiği için cennete girmesine bir müddet müsaade edilmez, geciktirilir."


"Cuma günü melekler caminin kapısında dururlar, sırasıyla ilk geleni, ikinci geleni… yazarlar. İlk gelene bir deve, ondan sonra gelene bir sığır, ondan sonra gelene bir koç kurban etmiş gibi sevap yazarlar. Ondan sonra gelene bir tavuk, daha sonra gelene bir yumurta sadaka vermiş gibi sevap yazarlar. İmam hutbeye çıkınca defterlerini kapatıp hutbeyi dinlerler."


"Beş vakit namaz, bir cuma öteki cumaya kadar, bir ramazan öteki ramazana kadar büyük günahlardan uzak kalındıkça aralarındaki günahlara kefaret olurlar."


"Cuma, Resulullah (s.a.v.)’a sunuldu. Onu Cibril (a.s.) avucunda getirdi. Sanki beyaz bir aynanın ortasında siyah nokta gibiydi.
Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.):
- Bu ne? Ya Cebrail!, dedi.
- Bu cumadır. Senin ve senden sonra ümmetinin bayramı olsun diye Rabbin onu sana gösteriyor. Sizin için onda hayırlar vardır. Sen birinci olursun, yahudi ve hıristiyanlar senden sonra olacaklar. Cumada bir an vardır ki, o anda bir kişi kendi için ayrılmış bir hayrı Rabbinden dilerse, mutlaka ona verir. Veya bir kişi kötülükten Allah’a sığınırsa, Allah (c.c.) o kötülükten daha büyüğünü ondan uzaklaştırır. Biz kıyamet gününde onu çağırırız."



Tergib Ve Terhib
İmam Hafız El-Münzirî

Huzur Yayınevi



Vehim



Şu halde Cenabı Hak ile müridin arasında perde olamaz. Eğer bir varlık perde olsaydı, onun müride Cenab-ı Hak'tan ziyade yakın olması lazım gelirdi. Hâlbuki âlemde Cenab-ı Hak'tan daha yakın hiçbir mevcut yoktur. Cenab-ı Hakk'a perde yoktur ancak vehim vardır. Hicabın hakikati, hicap vehminden ibarettir.

Bir adam kırda geceleyin yattığı çadırdan dışarı çıkmak istediği sırada şiddetle esen rüzgârın sesini aslan kükremesi sanıp korkarak olduğu yerde kalır da, sabah olunca işittiği sesin aslanın değil rüzgârın sesi olduğunu anlar. Onun çadırından çıkmasını engelleyen aslanın varlığı değil, aslan vehmidir.



Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap





Allah Teala'nın Gafletle Anılması



Geçmiş büyüklerin (r.anhüm) bir ahlakı da Allah Teala'nın gafletle anılmasını hoş karşılamamaları idi. Söz gelimi bir annenin çocuğunu uyutmak için zikri içeren sözlerle ninni söylemesini tenkit ederler, Allah'ın zikrinin bu gibi şeylere araç edilemeyecek kadar yüce olduğunu belirtirlerdi.



Tenbihü'l Muğterrîn
İmam Abdülvehhab Şârânî

Bedir Yayınevi


5 Temmuz 2016 Salı

Bayram





12 Ağustos 1915 arefe günü; Mehmetçiklerimiz 12 Temmuz'dan bu yana yazın kavurucu sıcağına, savaşın yakıcı harına rağmen bir ay oruç tutmuşlar ve savaşın ölüm kokan havası içinde bayram yaparak hayat bulmaya hazırlanıyorlardı. Aynı gün 57. Alay Kumandanı Yarbay Hüseyin Avni Bey karargâh çadırı etrafındaki tepelerde koyun sürüsünü andıran beyazlıkları görünce, emir subayına onların ne olduğunu sormuştu.

Aldığı cevap ise manidardır; "Kumandanım; malum yarın bayram, askerimiz bir ay oruç tuttu. Şimdi de bayram yapmaya hazırlanıyor, çamaşırlarını yıkayıp serdiler! Onlar Allah'ın huzuruna temiz elbiselerle çıkmak istiyorlar."

13 Ağustos Ramazan Bayramının birinci günü idi. Düşman; gemi, uçak ve balonlardan askerimizin her hareketini adım adım takip ediyordu. Bayram namazı kılınırken, top atışlarıyla bütün alay birkaç dakika içinde yok edilebilirdi.

Onun için Hüseyin Avni Bey; Alay imamı Konyalı Hafız H. Fehmi Efendi 'yi çağırttı ve askerlere bayram namazı kılınamayacağını duyurup askeri ikna etmesini istedi. Fakat taburlardan ve bölüklerden hiçbir askerin bunu asla kabul etmeyeceği belliydi. Alay kumandanı Hüseyin Avni Bey için çok sıkıntılı ve karar vermesi zor bir andı.
Saatler geçmek bilmiyordu. Hüseyin Avni Bey askerinin nasıl bir tepki verebileceğinin hesaplarını yapıyordu. Öyle ya; bütün çaresizliğe rağmen asker bir matara su, bir kaç incir, üzüm ve kuru bir peksimetle orucundan vazgeçmemişti.

Alay imamı Hafız Hasan Fehmi, tekrar Hüseyin Avni Bey'in yanında soluğu aldı ve "Aman kumandanım askerin daha fazla üzerine gitmeyelim. Eğer bayram namazını men ederseniz askerin morali bozulur, katiyen harp etmez. Bekleyelim hele sabah olsun" dedi.

Bayram namazının kılınmayacağını sabahleyin tebliğ etmek üzere anlaşıp ayrıldılar ve istirahata çekildiler.

Sabah alaca karanlıkta Hüseyin Avni Bey çadırından çıkınca gözlerine inanamadı! İlkbahar ve sonbaharın iklim hadisesi olan sis bu sıcak yaz ortasında bütün yarımadayı bir yorgan gibi kaplamıştı. İman ve ihlâs kutusu kahraman kalplerin nazı, Yüce Allah katında kabul görmüştü.

Huşu içinde bayram namazı kılındı ve herkes birbirinin bayramını tebrik etti. Asker aylardır sıcak bir tas çorbaya hasret yarı aç yarı tok düşmanla savaşmış, bir taraftan da kavurucu Ağustos sıcağına aldırış etmeden orucunu tutmuştu. Bayrama özel bütün imkânlar seferber edilmiş, Kakmadağı'ndan sıcak bulgur çorbası getirtilmişti. Daha bir kaç kaşık içilmemişti ki, sis de görevini bitirip gitti. Önce top ve makinalı tüfekler patladı! İki cephe arasında şiddetli bir çarpışma yaşandı. Akşamüzeri olduğunda 57. Alayımız o gün de destan yazdı ve her zamanki gibi başlarında kumandanları Hüseyin Avni Bey olduğu halde Alay'ın tamamı şehitler bahçesinde ikinci bayramlarını kutluyorlardı!



Dur Yolcu
Salim Dağ

Çamlıca


3 Temmuz 2016 Pazar

Fıtır Sadakası Ne Zaman Verilir?



Rivayet edildiğine göre Hz. Osman (r.a.) bayram namazından önce fıtır sadakasını vermeyi unutmuştu. Bunun için kefaret olarak bir köle azat etti. Sonra Resulullah'a (s.a.v.) gelerek,

- Ya Resulullah! Bayram namazından önce fıtır sadakasını vermeyi unuttum; buna kefaret olarak bir köle azat ettim, ne buyurursunuz? diye sordu.

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz,
-Ya Osman! Yüz köle azat etsen bile, bayram namazından önce verilen fıtır sadakasının sevabına ulaşamazsın, buyurdu.



Dürretül Vâizin
Osman Hopavi

Karaca Yayınevi



1 Temmuz 2016 Cuma

Ahkâmı Iydeyn (Bayrama Ait Hükümler)




Iydeyn lâfzı, bayram mânâsına olan, ıydin tesniyesidir. Biri fıtır, diğeri adha olmak üzere, senede iki bayram vardır. Onların ikisinin birden, vâcibat ve mendupları gibi, ahkâmı-şeriyyesinin, beyanı kasdolunarak (ahkâmı iydeyn) iki bayram, denilmiştir.

İyd, tesmiyesi Cenab-ı Hakkın, o gün mü'min olan kullarına, dîni ve dünyevi, ihsan âideleri olduğuna ve yahut tekrar ferah ve meserret ile, tefeül avdetine, mebnidir.

Bayramların vacipleri, namazlar ve namazlarına mahsus tekbirler ile Kurban bayramındaki, teşrik tekbirlerinden, ve Ramazan bayramındaki, sadakai-fıtırdan, ibarettir.

Yalnız Ramazan Bayramı (Iydi-fıtır) vaciplerinden olan, fitre sadakası verilmek için, vaktin efdâli, bayram namazından önce vermektir.


Bayramların mendubatı şunlardır:

1 — Erken kalkmak.
2 — Gusletmek.
3 — Misvak tutunmak.
4 — Tiyb (güzel koku) sürünmek.
5 — Giymesi mubah olan elbisenin, en güzelini giymek.
6 — Hakkın nimetlerine şükren, ferah ve sevinç izhar etmek ve hatem (yüzük) takınmak (1).
7 — Ramazan bayramında, camiye çıkmadan tatlı bir şey yemek.
8 — Yenen şey, kuru hurma ve bu gibi, kuru ve lezîz meyva olmak.
9 — Tek adet olarak yemek (1, 3, 5, 7 gibi).
10 — Kurban bayramında, kurban kesecek kimse — ondan yemek için — yemeği, namazdan sonraya bırakmak.
11 — Namaza erkence davranıp, sabah namazını mahalle mescidinde kılarak, bayram namazı için, namazgaha ve büyük camiye gitmek.
12 — Sükûn ve temkin ile yürümek (2).
13 — Namaza giderken, Ramazan bayramında (sessizce) ve kurban bayramında (sesli olarak) tekbir almak.
14 — Namazı kıldıktan sonra, mümkün ise başka yoldan evine gelmek.
15 — Müminlerle karşılaştıkça, güler yüz göstermek.
16 — Kaadir olduğu derecede, çok sadaka vermek.



Dipnot:
(1) Ashabdan, diğer günlerde yüzük takınmayanlar, bayramda takınırlardı.
(2) Yaya gitmek, binek gitmekten efdâldir.




Nimet-i İslâm
Elhac Mehmed Zihni

Salâh Bilici Kitabevi




Kur'an-ı Kerim Hatmi




"Kim Kur'an-ı Kerim hatminin duasında bulunursa, ganimet taksiminde bulunan gibi olur. Kur'an-ı Kerim hatminin başlangıcında bulunan kimse de Allah yolunda yapılan bir fetihte bulunmuş gibi olur." buyurulmuştur.

Kur'an'ı hatmedip bitirince hemen yeni bir hatme başlamalıdır. Çünkü bu şeytanı kahreder. Hadis-i şerifte:

"İnsanların en faziletlisi konup göçen (Kur'an-ı Kerim'i hatmedip, tekrar hatme başlayan) dır." buyrulmuştur.

İnsan Kur'an-ı Kerim'de, istediği her ilmi ve inceliği bulabilir. Abdullah b. Mesud (r.a.): "İlim öğrenmek istediğiniz zaman Kur'an-ı Kerim'i seçiniz. Çünkü onda evvelkilerin ve sonrakilerin ilmi vardır." buyurmuştur.

Hz. Ali (r.a): "Kim Kur'an-ı Kerim'i anlarsa bütün ilimleri açıklayabilir." buyurmuştur.



Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat