31 Mayıs 2016 Salı

Yemek - Hikaye




Ebu Talib Mekkî Hazretleri anlatıyor:

Sofilerden birine bir gün bir tarikat sâliki misafir olur. Ev sahibi komşu kebapçıdan kebap satın alıp başka dostlarını da davet ederek misafire ziyafet hazırlar. Sofraya oturup yemeğe başlandığında misafir mürid de bir lokma alır fakat çiğneyip yalamaz ve geri çıkarır.

"Kusura bakmayın, ben yiyemeyeceğim. Lütfen siz yemeğe devam buyurun!" diyerek bir kenara çekilir. Sofradakiler yemesi için ısrar ederler;
"Siz yemezseniz biz de yemeyiz!" derler.

Ama misafir mürid:
"Benim yememe imkân yok, siz de ister yersiniz, ister yemezsiniz!" diyerek kalkıp yürüyüverir.

Sofradakiler artık misafirsiz yemeğe devam etmek istemezler ve kebapçıyı çağırıp belki bu kebapta mekruh bir sebep vardır düşüncesiyle sorguya çekerler. Kebapçı sıkıştırılınca, bu kebabı ölü bir kuzudan yaptığını, paraya tamah ederek bu işe kalkıştığını, tesadüfen komşusu almak istediğinde gerçeği söyleyemediğini itiraf etmek zorunda kalır.

Bir zaman sonra ev sahibi o müridin kebabın ölü kuzudan yapıldığını nasıl keşfettiğini merak ederek onu arar bulur. Bunu sorunca mürid şöyle cevap verir:

"Ben yirmi senedir riyazetle vakit geçirdim, açlık susuzluk çekerek yaşadım. Fakat nefsim hiçbir yemeğe iştah duymadığı halde o kebaba karşı öyle bir istek gösterdi ki o zamana kadar hiç bu kadar iştahlı olduğunu görmemiştim. Nefsim hep Hak rızasına uymayan şeyleri istediği için bu kebaba karşı düşkünlüğünden şüphe ettim. Onda çirkin bir hal olduğuna kanaat getirdim, o yüzden yemekten çekindim." 



Hikem-i Atâiyye Şerhi



30 Mayıs 2016 Pazartesi

Sıkıntılı Bir Hayat



Şeyhime (Allah kendisinden razı olsun) aşağıdaki âyetten sordum:

«Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun için dar bir geçim başlar ve kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.» (Tâ-Hâ suresi 124)

- Efendim, dedim. (Dar bir geçim diye terceme ettiğimiz) Maişet-i Denk nedir? Çünkü bunu bir geçim sıkıntısı şeklinde tefsir edenler, konuyu büsbütün çıkmaza sokmuş ve müşkilleştirmiş olurlar. Çünkü inkarcılar arasında bir nice zenginler bulunuyordur. Hiç şüphe yok ki bu kefere ve benzerlerinin geçimleri dar değil oldukça geniştir. Âyet-i kerîmede ise Allah'ın zikrinden yüz çeviren herkesin sıkıntılı bir hayata uğraması gerekiyor, buyuruluyor. Ne buyurursunuz?

Şeyhim (Allah razı olsun) şu cevabı verdi:
- Âhirette zatların uğrayacağı şeyler şu dünyada iken akıllarına gelir. Cenâb-ı Hak kâfirlerin ebediyen Cehennemde kalacaklarına hükmetmiştir. Bu bakımdan hiçbir an ve dakika geçmez ki kâfirin gönlüne üzüntü ve sıkıntı veren bir vesvese gelmesin. Çünkü hatıra gelen vesveseler onun üzerindeki üzüntüyü harekete geçirmekte ve durumunu bulandırmaktadır.
Bunun en azı, «Sen doğru bir din üzere değilsin..» veya «Belki de sen yanlış bir yol tutmuşsun, doğru olmayan bir dine bağlanmışsın» şeklinde hatırından geçmesidir.

İşte bu öyle bir haldir ki Cenâb-ı Hak kâfirlerin kalbine atar ve yaşayışlarını böylece gam ve kedere sokup sıkıntılı bir hayat yaşatır, isterse onlar zengin olsunlar, veya saraylarda oturan hükümdarlar olarak bulunsunlar, fark etmez.

Sıkıntı sürüp gider. O halde dar bir geçim veya hayat elde değil kalbdedir. Çünkü elinde dünyalıktan çok şey bulunan kimse bununla beraber adım adım Allah'ın gazabına doğru yaklaştığını biliyorsa, işte onun hayatı sıkıntılıdır..

Şeyhimin bu cevabı son derece güzeldir. Kaadı Beyzavî Bayk-i Maişet terkibinin tefsirini yaparken şöyle demiştir:
«Bunun sebebi şudur: İnkârcının bütün üzüntüsü ve tahassürü, helak olup şu dünyadan ayrılma kaygusudur. Korkusu ise elindeki dünyalığın azalması veya yok olmasıdır. Mü'min böyle değildir, âhirete istekli olan mü'min, kâfirin aksine bir imân ve düşünce içindedir.

Evet, bu konuda fukahadan bir kısmı bana naklettiler ki: «Bizler yedi yıl kâfirlerin esareti altında kaldık. Bu süre içinde devamlı bizimle açık oturumlar, münazaralar tertiplediler, sürtüşme ve tartışmamız devam etti. Sık sık onları denedik, bir çok zamanlar kendilerine müracaatta bulunduk, sonunda öğrendik ki, kâfirlerin çoğu şüphe içinde bulunuyorlar, bu da kalblerinde bir hastalık halinde sürüp gidiyor, tıpkı uyuz kimse gibi, kendisini kaşıyacak adam arıyor.



El İbrîz
Şeriat Tarikat Marifet Hakikat

Eş-Şeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri

Demir Kitabevi


Ana-Baba Haklarının Ödenmesi İçin




Çarşambayı perşembeye bağlayan gece, akşamla yatsı arasında, 2 rek'at namaz kılınır. Her rek'atte:

7 Fâtiha-i şerîfe,

7 Âyetü'l-Kürsî,

5 İhlâs-ı şerîf,

5 „Kul eûzu birabbil-felak...“,

5 „Kul eûzu birabbin-nâs...“, okunur.


Bu namazın sevâbı anne-babaya gönderilir.





Mübarek Gecelerde Yapılması Tavsiye Edilen
Dua Ve İbadetler

Fazilet Neşriyat



29 Mayıs 2016 Pazar

Ashab-ı Kiram (R.A.)




Peygamberimiz: "Ümmetimde, ashabım yemekte tuz gibidir. Yemek ancak tuz ile lezzet bulur" buyurmuştur.

Efendimiz: "Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine sığınırsanız kurtulursunuz" buyurmuştur.




Menâkıb-ı Ciharyâr-ı Güzîn
(Peygamberimizin Dört Halifesinin Hal Tercemeleri)

Mehmet Gavsi
Salâh Bilici Kitabevi



Hz. Alî'nin (K.V.) İlmi



"Ben ilmin şehriyim. Alî o şehrin kapısıdır» hadîsini işitip Hz. Alî'ye hased eden, haricîlerin büyüklerinden on adam «ilmin mala üstünlüğünün sebebini her birimiz ayrı ayrı Alî'den soralım, bakalım herbirimize ayrı ayrı cevap verebilir mi?» diye sözleşirler ve birer birer giderler, Hz. Alî, birinciye, «İlim Peygamberlerden ve mal Karun, Firavun ve Hâmân'dan mirastır»; ikinciye «İlim sahibini, malı ise sahibi korur»; üçüncüye «İlim sahibinin dostu, mal sahibinin düşmanı çoktur»; dördüncüye «Harcamakla ilim artar, mal eksilir»; beşinciye «İlmin sahibi şerefli ünvanlar, mal sahibi nekeslik, cimrilik hasislik gibi vasıflarla vasıflandırılır»; altıncıya «İlmin hırsızdan korunmasına lüzum yoktur. Malın korunması ise lâzımdır»; yedinciye «Çok durmakla ilim artar, mal eksilir»; sekizinciye «İlim kalbi nurlandırır, mal ise karartır, katılaştırır»; dokuzuncuya «İlim tevazu, mal kibir getirir»; onuncuya «İlim rahmet, mal düşmanlık doğurur» demiş ve sonra «Bunlar, ömrüm oldukça gelip sormakta devam etseler, her birine her defasında başka cevap veririm» buyurmuş.



Menâkıb-ı Ciharyâr-ı Güzîn
(Peygamberimizin Dört Halifesinin Hal Tercemeleri)

Mehmet Gavsi
Salâh Bilici Kitabevi



Kim Onları Sevmezse Beni De Sevmez




Hz. Ali; Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'a fena söylendiğini haber alınca minbere çıkarak «Kureyş'in üç büyük adamını kötüleyenlerin acıklı hallerine şaşarım. Beni onlardan üstün tutanlar bilsin ki ben böyle değilim. O büyükleri ancak mü'min olan sever ve onlara ancak münafıklar düşmanlık besler. Kim onları sevmezse beni de sevmez ve ben de onları sevmem. Biliniz ki Peygamberlerden sonra insanların en hayırlısı Hz. Ebû Bekir'dir demiştir. Hiçbir fert ondan evvel Müslüman olmadı ve Allah'ın yanında onun kadar kimse hayırlı olmadı. Ondan sonra insanların hayırlısı Hz. Ömer, sonra Hz. Osman, daha sonra benim.» buyurdular.


Menâkıb-ı Ciharyâr-ı Güzîn
(Peygamberimizin Dört Halifesinin Hal Tercemeleri)

Mehmet Gavsi
Salâh Bilici Kitabevi




28 Mayıs 2016 Cumartesi

Kadın Ve Erkek




Bir hadis-i şerifte:

"Bir kimse, bir kadınla caiz olmayan tarzda konuşsa, konuştuğu her kelam için Cehennem'de bekletilir. Onunla zinâ etse, şeytanla zincirlenmiş olur. Bir kimse yabancı bir kadının elini tutsa, kıyamet günü onun avucuna kordan bir ateş verilir." buyurulmuştur.



Bazıları derler ki: Erkekler, kadınların oturdukları yerlere oturmamalıdırlar. Meğer ki oturdukları yer soğumuş ola.


Mürşid-i Müteehhilîn
(Evlilere Rehber)

Kutbüddin İznikî

Bedir Yayınevi
Pembe Kitaplar

27 Mayıs 2016 Cuma

Mukaddime



Ashâb, arkadaş ve sohbetten gelir ki, Ashâb-ı Kirâm'ın hepsi Peygamber Efendimiz'in yanında onun sohbeti ile yetişmiş, olgunlaşmış; mazhar oldukları bu devlet sâyesinde, kendilerinden sonra gelenlerin ulaşamayacağı kemâle vâsıl olmuşlardır. Dinimizde sohbetin ehemmiyeti pek büyüktür. Sohbet rûhun gıdasıdır. Din, sohbet ve nasîhatle kâimdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); "Bir müslüman evinde, günde bir defa dinden îmandan bahsedilmezse, o eve zulmet yağar" buyurdular. Acaba bu şerefli vazifeyi yapabiliyor muyuz?




Siyer-i Nebî
(Muhtasar İslam Tarihi)

Fazilet Neşriyat



Arapça Kelimeler



Bir kısım müşrikler "Kur'ân arapça indi diyorsunuz. Hâlbûki Kur'ân'da Arapça olmayan (yani Arapça'da bulunmayan) kelimeler de var dediler" ve üç kelime buldular. Bunlar: "tezderî, kübbâr ve ucâb kelimeleridir." dediler.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.);"Peki, bâdiyede (kırda) yaşayan, hiç şehre inmemiş araptan başka insan görmemiş bir bedevî getirin. Ona soralım." buyurdu.
Gittiler, 90 yaşında bir bedevîyi bulup huzûr-u Rasulullah'a getirdiler.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bedevîye "uk'ud" (otur) buyurdu, bedevî oturdu. sonra, "kum" (kalk) buyurdu, kalktı. Tekrar, "uk'ud" (otur) buyurdu, oturdu, "kum" (kalk) buyurdu, kalktı. Tekrar, "uk'ud" (otur), "kum" (kalk) buyurunca, bedevî yoruldu ve:
"Etezderî bî yâ Muhammed,
Ve ene min kübbâri kavmil Arab,
İnne hâzâ leşey'ün ucâb."
(Benimle alay mı ediyorsun Yâ Muhammed?
Ben Arap kavminin büyüklerindenim.
Muhakkak ki, bu acâib bir şey) diyerek, Arapça değildir denilen kelimeleri bir lahzada dilinden akıtıverdi, söyledi. Mu'cize-i Rasulullah zuhur etti. İtiraz edenler çok mahcub oldular.


Siyer-i Nebî
(Muhtasar İslam Tarihi)

Fazilet Neşriyat



Ashâb-ı Kiram




Müslümanlarca ashâb-ı kiramın efdalı, sırasıyla; Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali radıyallâhü anhüm ecmaîn hazerâtıdır.

Bunlardan sonra, Hadîs-i Şeriflerle cennet ehlinden oldukları müjdelenen ve bu cihetle kendilerine Aşere-i Mübeşşere denilen zâtlardır.

Aşere-i mübeşşerenin ilk dördü, dört büyük halîfe olan hulefâ-î râşidîndir. Diğerleri de: Zübeyr ibn-i Avvâm, Talha bin Ubeydullah, Saîd ibn-i Zeyd, Sa'd ibn-i Ebî Vakkâs, Ebû Ubeyde bin Cerrah, Abdurrahman ibn-i Avf hazerâtıdır.

Bunlardan sonra da ashâb-ı kiramın efdalı, Bedir Gazvesi'nde bulunan ashâb-ı kirâmdır. Sonra, Uhud Gazvesi'nde bulunan Ashâb-ı güzîndir. Sonra, Hudeybiye Musâlehası'nda bulunan ashâb-ı kirâmdır. Daha sonra Mekke'nin fethinde bulunanlar, onları da Veda Hâccında bulunanlar takip eder. Ashâb-ı kiramın tamâmının cennetlik olduğu Kur'ân'la sabittir. Onun için isimleri söylenirken hürmet için "radıyallâhü anh" denir.



Siyer-i Nebî
(Muhtasar İslam Tarihi)

Fazilet Neşriyat



Yemek Âdâbı





Gülünecek bir şey olmadan gülmediği gibi, acıkmadan da yememelidir. Zira acıkmadan yemek meleklerin buğz etmesine sebep olur.

Gece uykusuz kalmamışsa gündüz uyumaz. Devamlı tok bulunmaz. Elinden geldiğince Firdevs cennetinde yemek için kendini aç bırakır. Yemenin lezzeti açlık miktarıncadır. Aç kalmak açları unutmamak içindir.

Açlık aklı parlatır, göğsü ve kalbi açar, kalbi nurlandırır.

Sabah kahvaltısını elinden geldiğince erken yapmalıdır. Bunun insan bedenine ve tabiatına çok faydası vardır.

Şerli, kötü kimselerle yiyip içmez. Takva ve ilim sahibi kimselerle yiyip içer. Onlarla yiyip içmek insana ilim ve hikmet verir. Yemek esnasında veya sonrasında içki içilen sofraya oturmaz.

Yemeği soğumadan yememelidir. Yemek soğuyuncaya kadar üstünü örter. Yemeğin üzerini örtmekte büyük bereket vardır.

Az da olsa akşam yemeği yer. Bunu terk etmek zayıflığa ve ihtiyarlamaya sebep olur.

Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak sünnettir. Yemekten önce elleri yıkamak fakirliği giderir. Sonra yıkamak ise, küçük günahları yok eder ve gözün sağlığı için iyidir. Yemekte hayır ve bereket için dua eder. Sadece süt içiyorsa Allâhü Teâlâ'ya artırması için dua eder.

Yemeğe başlarken besmele çeker. Yemeğin başında besmele çekmeyi unutursa, hatırladığı zaman:
"Bismillahi evvelehû ve âhirahû" der.

Yemeği bitirince ihlâs suresini okur.

Bazı zatlar yemeğin ilk lokmasında  Bismillah, ikinci lokmasında Bismillahirrahman, üçüncü lokmasında Bismillahirrahmanirrahim derdi.



Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat


Cuma Günü




Cuma gecesi Duhân suresini okumalıdır. Cuma günü zevalden önce ise deccalin şerrinden korunmak için Kehf suresini okumalıdır.

Camiin kapısına geldiği zaman Allâhü Teâlâ'ya, kendisini ona yaklaşanların en yakını kılması için dua eder.
Hutbeyi dinlemek için imama yakın bir yere oturur. Cemaatin omuzlarını aşarak ileriye doğru gitmez. Ancak saflarda boş yer varsa yolu üzerinde oturanların omuzlarını aşarak geçer.

Camide yanyana oturan iki kişinin arasını ayırmaz. Oturduğu yerde uykusu gelirse yerini değiştirir. Parmaklarının ucu ile başının sağ tarafına üç kere vurur ve sonra oturur.

İmam minbere çıkmak için yerinden ayrıldığı zaman susar ve onu dinler. Artık konuşmaz ve namaz kılmaz. Hutbe okunurken, arkadaşına sus dahi demez, hatta parmağı ile susması için işaret de etmez.

Cemaat, namazdan önce camide halka şeklinde oturmaz. Hutbe esnasında arkasını yere koyup makadı üzerine oturarak ve dizlerini dikerek ellerini dizlerine dolamaz.

Cuma namazından az bir vakit önce yolculuğa çıkmamalıdır. İmam hutbeye çıkarken dua etmeyi fırsat bilmelidir. Çünkü bazı hadis-i şeriflerde bu anın duaların kabulünün ümit edildiği bir an olduğu bildirilmiştir.

Sadece cuma günü oruç tutmaz, yalnız cuma gecesini ibadette geçirmez. Ancak Cuma günü çok zikretmeli ve çok salevât-ı şerife okumalıdır.

Cuma namazından sonra nafile hac ve umre sevabına nail olmak için ikindi namazını kılana kadar mescitte kalır.

Ashab-ı kiramın bazıları yemeği Cuma namazından sonra yer ve kaylûle yapar, uyurlardı. Bazıları da kaylûleyi günün evvelinde yapardı. Kaylûleyi dilediği vakitte yapabilir.



Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat



26 Mayıs 2016 Perşembe

Kadının Erkeğe Karşı Tesettürü




Âişe (r.a.) dan rivayet olunmuştur:
"Ebu Bekir'in (r.a.) kızı bulunan Esma (r.a.), üzerinde ince elbiseler bulunduğu halde, Rasulüllah'ın huzuruna girmişti. Rasul-i Ekrem hemen yüzünü ondan başka bir tarafa çevirdi ve "Ya Esma! Bir kadın hayıza ulaştığında şundan ve şundan başka (bir yerinin) görülmesi iyi olmaz." buyurarak, yüzüne ve iki eline işaret etti."

Açıklama:

Bu hadis-i şerif bazı hakikatleri ortaya koymakta ve hükme bağlamaktadır. Şöyle ki;

1-Altını gösteren bir kumaşın, dini bir kisve (kıyafet) olmayacağı,

2-Böyle bir elbise giymiş bulunan bir kadını görecek erkeğin başını başka bir tarafa çevireceği,

3-Görülecek hatanın, münasip bir yolla düzeltilmesi ve emr-i bil ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker vazifesinin yapılması gerektiği,

4-Ergenlik çağına ulaşmış kimsenin, emir ve yasaklara riayetle mükellef bulunduğu,

5-Kadının yüz ve ellerinden başka, her tarafının avret mahalli olduğu,

6-Görülecek eksiklik, kimde olursa olsun, hatırlatmanın lazım geldiği.



Tâbiinden bulunan İshak, müminlerin annesi Hz. Âişe (r.a.) nın ziyaretine gelir ve huzura kabul olunurdu. Âişe (r.a.) validemiz onu huzuruna almazdan önce kendini çeker çevirir, gözü gören bir erkekten tesettür edercesine kapanırdı. Bu durumu hisseden İshak, bir gelişinde "Ben âmâ olduğum halde benden de tesettür ediyorsunuz, halbuki ben sizi göremiyorum." demişti. Hz. Âişe (r.a.) "Evet siz beni görmüyorsunuz fakat ben sizi görüyorum." cevabını vermişti.



Hanımların Din Rehberi
(Ayet ve hadislerle hanımlara sesleniş)
Mehmed Emre

Çelik Yayınevi


25 Mayıs 2016 Çarşamba

Eski Elbise Giyen Padişah





Bir padişah, iki yüzü de astar olan bir kaftan giyerdi. Bunu gören biri padişaha:
- Ey adaletli padişah! Niçin kendine Çin ipeklisinden bir kaftan diktirmiyorsun? diye sordu.

Padişah, o adama dedi ki:

- Bu kadarcık elbise avret yerlerini örtmek ve bedeni korumak için yeterlidir. Senin Çin ipeklisi dediğin süsten başka bir şey değildir. Süs de kadınlara layıktır, erkeğe değil. Ben halkımdan kendimi, tacımı ve tahtımı süslemek için vergi almıyorum. Kadınlar gibi kendimi süsleme derdine düşersem, yiğitlik gösterip düşmanlarla nasıl savaşabilirim? Askerlerime vereceğim ganimeti kendim için harcarsam düşmanlarla tek başıma nasıl başa çıkarım? Evet, benim de türlü türlü heveslerim, herkes gibi hayallerim var. Tahtımı ve saltanatımı süslemeyi ben de isterim elbet. Ne var ki devlet hazinesi yalnızca bana ait değil ki! O hazine en fazla, sınırları koruyan, halkın güvenliğini sağlayan askerlerin hakkıdır. Devlet hazinesi asker için doludur, padişahlar kendilerini süslesin diye değil!
Padişahından razı olmayan bir asker, ülkesinin sınırlarını korumaz.    



Bostan'dan Seçmeler

Hazırlayan: Ozan Yılmaz
Hasbahçe



Talâk



 İmam Mâlik'in el-Muvatta' ında zikredildiğine göre, Mâlik şu hadisi duymuş:

"Bir adam İbn-i Abbâs'a: 'Ben karımı yüz talâkla boşadım; bana ne lâzım gelir?' demiş.

İbn-i Abbâs: 'Karın senden üç talâk ile boş olmuş. Doksan yedisi ile Allah'ın âyetlerini alaya almışsın!' cevabını vermiş."



Din Tahripçileri
Ahmed Davudoğlu

Bedir Yayınevi






24 Mayıs 2016 Salı

Enver Baytan Hocanın Mezheplerin Telfiki Hususundaki Röportajından




Efendim, dikkat etmelidir, dinimizin düşmanları onu yıkmak ve hiç değilse harap etmek için zaman zaman şu çarelere başvurur ve şu teklifleri ileri sürerler:

1- İbadet sırasında her Müslüman millet Kur'ân'ı kendi diliyle okumalı.
(Çünkü direkt olarak Kur'ân'a dil uzatmağa veya onu tahrife cesaret edemezler. Ancak meal hâline getirdikten sonra bunları yapabileceklerine inanırlar.)

2- Esasen şu kadar yüz -meselâ 300,400-hadis vardır, gerisi hep asılsızdır, uydurmadır, onlara itibar etmemelidir.
(Zira bilirler ki, hadis külliyatını yok edebilirlerse pek çok ahkâm ortadan kalkar ve zaten Kur'ân-ı Kerim de onlarsız iyi anlaşılamaz, onun ahkâmına da halel gelir.)

3- Müçtehitler de kim oluyormuş, onları körü körüne taklide lüzum ve ihtiyaç yoktur. Herkes, delillerinden, kendi anlayışına göre içtihat ve amel etmelidir.
(Bilirler ki, bu yola gidilirse ortaya bir curcuna çıkar, bir perişanlık alır yürür.)

4- Efendim, din birdir ve birlik dinidir. Bu kadar mezhebe ne lüzum var! Bütün mezhepleri birleştirip bir tek yoldan yürümeli.
(Bilirler ki, hak mezhepler Kur'ân-ı Azimüşşan'a ve hadis-i şeriflere tamamen uygundur, dinin en sağlam kaleleridir. Bunlar yıkılır ve ortadan kalkarsa mesele biter. Artık her türlü reformu, yeni ve modern içtihatları yapmak mümkün olur. Bu sayede, yeni İslâm müçtehidi olmak isteyen, bedbahtlar, birtakım sapık mezhep taraftarları ve nefis adamları söz ve -aradıkları- şöhret sahibi olurlar.)




Dini Tâmir Dâvasında Din Tahripçileri
Ahmed Davudoğlu

Bedir Yayınevi



Hâin Bakış




"Allah gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediklerini bilir." (Mü'min/19) ayetinin tefsirinde İbn Abbas Hazretleri (r.a.) buyurur: "Hain göz sahipleri insanların yanında açıkça bir kadına bakmaktan yüz çevirip göz yumdukları halde, içlerinden ona bakmayı arzu eden kimselerdir."

Özetle günah işlemekte korkulmaya, çekinilmeye şayan olan Allah Azîmüşşan'dır; acizlikte ve eksiklikte birbirinden farkı olmayan insanlar değildir. Binaenaleyh insan-ı kâmil Cenab-ı Hak'tan korkarak mâsiyetten korunmayı isteyendir. Gafil insan ise, Allah'tan korkmayarak işlediği günahın insanlardan örtülüp saklanmasını isteyendir.


Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap


23 Mayıs 2016 Pazartesi

Daha Güzel





Hazreti Ömer radıyallahü anh efendimiz buyurdular ki:

* Bütün dostları gördüm, fakat dili korumaktan daha iyi bir dost görmedim.
* Bütün elbiseleri gördüm, fakat vera'dan daha güzel bir elbise görmedim.
* Bütün malları gördüm, fakat kanaattan daha iyi bir mal görmedim.
* Bütün iyilikleri gördüm, fakat öğütten/nasihatten daha güzel bir iyilik görmedim.
* Bütün yemekleri gördüm, fakat sabırdan daha lezzetli bir yiyecek görmedim.



Münebbihât (Cennet Yolunun İşaretleri)
İbn-i Hacer-i Askalânî

Tercüme: Ali Eren
Yâsin Yayınevi


Feridun'un Veziri



İran'ın büyük padişahlarından Feridun'un oldukça değerli bir veziri vardı. Vezir, son derece iyi kalpli ve ileri görüşlü birisiydi. Önce Allah rızasını gözetir, sonra padişahın buyruğunu yerine getirirdi.

Günün birinde saray halkından birisi veziri gammazlamak için padişahın huzuruna vardı.

Padişaha gerekli saygıyı gösterdikten sonra dedi ki:
- Padişahım! Günler muradınca olsun. Allah her gün sana mutluluk, huzur ve safa bağışlasın. Bir kinim olduğunu düşünme, bir tavsiye kabul et. Ama vezirin sana içten içe düşmanlık gütmekte.

Evet, gerçekte sana dostmuş gibi görünüyorlardı. Ondan borç almayan asker kalmadı. Borç verdikten sonra:

- Padişah öldükten sonra borcunuzu verirsiniz, diye vade koyuyor. Padişahım! Duydun işte!

Vezirin, verdiği borçları geri almak için senin ölmeni bekliyor. Ölmez de borçlarımı alamam korkusuyla yaşıyor.

Padişah, gammazın bu sözlerini işitince vezirine doğru öfkeli bir bakış fırlattı. Vezire sitemle:
- Demek benim huzurumda dost gibi görünüp arkamdan kuyu kazmaktasın, dedi.

Vezir, padişahın huzurunda el etek öptü ve dedi ki:
- Padişahım! Madem sordun, artık gizli tutmak gerekmez. Şimdi benim neden böyle yaptığımı dinle de bana hak ver. Benim amacım, herkesi senin duacın yapmaktır. İsterim ki benim gibi herkes sana uzun ömürler verilmesi için dua etsin. Borç verdiğim herkes, sırf borçlarının ödeme zamanı gelmesin diye gece gündüz senin sağlığına duacıdır. Halkın sana hayır duada bulunmasını istemez misin? Erenler duayı ganimet bilirler. Çünkü dua, kaza okunun önüne bir kalkan olur.

Vezirin sözleri padişahın çok hoşuna gitti, Öfkesi geçti, derin bir rahatlama okunan yüzü gülmeye başladı. Vezirin rütbesini arttırdı, ona olan muhabbeti çoğaldı.



Bostan'dan Seçmeler

Hazırlayan: Ozan Yılmaz
Hasbahçe



22 Mayıs 2016 Pazar

Âmenerrasûlü ...




Ebû Mes'ûd (R) şöyle dedi:

Peygamber (S): "Her kim bir gecede el-Bakara Sûresi'nin sonundan iki âyeti okursa, artık ona o gece (ibâdet etmek, o gece âfetlerden ve şeytân şerrlerinden emîn olmak üzere) kifayet eder" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken


20 Mayıs 2016 Cuma

Kilitbahir




Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan ve Çanakkale şehrinin tam karşısında, Avrupa yakasında bulunan Kilitbahir Kalesi, Fatih Sultan Mehmed tarafından Çanakkale Boğazı'nın en dar yerinde (1250 m.) inşa edilmiştir. 1461-1462'de inşa edilmiştir. Kale, halk dilinde 'Kilitbahir' olarak anılır. Kilitbahir ve Çimenlik Kalesi (Kale-i Sultaniye), yüzyıllar boyunca düşmanın boğazdan geçmesini engellemiştir. Burası, İstanbul Boğazı'ndaki iki hisar arası (Anadolu Hisarı- Rumeli Hisarı) arası gibidir. 'Kilidü'l Bahreyn' esasen Arapça'da 'İki denizin kilidi' demektir. Buradaki iki deniz, Marmara ile Ege Denizi hatta Akdeniz'le Karadeniz'dir. Tam karşısında bulunan Çimenlik Kalesi ile boğazı koruyan Kilitbahir Kalesi, Çanakkale muharebelerinde önemli vazife görmüştür. 18 Mart 1915 günü yapılan düşman saldırılarında, son derece sağlam yapısı sayesinde ayakta kalmıştır.

Kilitbahir'i evvelâ Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul'u fethetmeden önce yaptırıp, İstanbul Rumlarına gidecek zahire yardımını bu boğazdan kesip, Akdenizlileri İstanbul'a yardım ettirmedi. Bundan sonra Fatih, Karadeniz boğazının iki tarafında dahi kaleler yaptırıp, Bizans imparatorunun nafakasını kesip Bizans kralı kıtlık derdine düşünce, Fatih ile barış yapmak zorunda kaldı. Akdeniz ve Karadeniz boğazından bir düşman kayığı İstanbul'a geçemedi, hepsi bu boğazlarda perişan oldu.

Osman Doğan



Osmanlı'nın Son Kilidi Çanakkale 1
Çamlıca Basım



19 Mayıs 2016 Perşembe

İhtilâf



İbn Mes'ûd (R) şöyle demiştir: Ben bir kimseden bir âyeti, benim Peygamberi okurken işittiğim okuyuşun hilâfına okuduğunu işittim. Hemen onu Peygamberin yanına getirdim ve O'na okuyuşunu haber verdim. Bu esnada Peygamber'in yüzünde hoşlanmamazlık izini hissettim. Bununla beraber Peygamber: "İkiniz de güzel okudunuz. Kur'ân hakkında ihtilâf etmeyin. Çünkü sizden evvelki ümmetler (kitâblarında) ihtilâf ettiler de bu yüzden helak oldular" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken


17 Mayıs 2016 Salı

Hz. Hatice-i Kübrâ (r.anha)




İşte âlemde örnek alınacak bir hanım varsa, o Hatice-i Kübrâ'dır. Allah (c.c.) kendisinden razı olsun.

İslâm büyüklerinin ölçüsü:
- Kadınların, erlerine hizmet, muhabbet ve izzet göstermeleri Hazret-i Hatice'nin sünnetidir!


...


Dünyanın en mes'ud yuvasının kadını Hazret-i Hatice oldu. O öyle ince, öyle derin, öyle mânâ dolu bir hanımdı ki, Allah'ın Resûlü O'nun hakkında şöyle buyurdu:
-"Hiç şüphe yok ki, ben, O'nun sevgisi ile rızıklandırılmış bulunuyorum!..."



Hz. Hatice-i Kübrâ (r.anha)
Mustafa Necati Bursalı

Çelik Yayınevi



16 Mayıs 2016 Pazartesi

İhtiyarlık





İhtiyarlar bir gemide oturmuş dümenciye benzerler; görenler o hiçbir hizmete karışmaz sanır. Zira diğerleri bir aşağı bir yukarı gezip dururlar. Kimi yelken toplar, kimi su çeker, kimi ipleri bağlar, kimi de serene çıkar; fakat dümenci olduğu yerde durur. Görenlerin haberi yoktur ki, bu işleri idare eden odur. Diğerlerinin yaptığı iyi kötü her şey dümencinin elindedir. Dümenci, gemiyi gereği gibi iyi kullanamazsa, gemi karaya oturur; o zaman da bütün zahmetler zâyi olup gider. İşte ihtiyarlar da bir aşağı bir yukarı yürümekte, gerçi gençler gibi olamazlar, ama akıl ve firasette daima onların yardımcılarıdırlar.



İhtiyarlığa Övgü Ya Da Sultan Murad'dan Fatih'e Nasihat

Çamlıca Basım Yayın





Cesedin Gıdası - Hikaye



Sehl bin Abdullah Tüsterî Hazretlerine birisi;
"Kuvvet nedir?" diye sordu.
"Hiç ölmeyen, hep diri kalandır!" dedi.

Adam:
"Ben hayatta kalmaktan soruyorum!" deyince;

"Varlığın devamı ilimledir!" cevabını verdi.

Bu sefer adam dedi ki:
"Canım ben gıdadan soruyorum."

Şeyhin cevabı;
"İnsanın gıdası zikirdir!" oldu.

Adam yine:
"Gıdadan maksadım cesedin yiyeceğidir, bana ondan haber verin!" dedi.

Şeyh Hazretleri dedi ki:
"Bırak şu cesedin gıdasını! Onu vermeyi başta üzerine alan, sonunda da gereğini yapar. Eğer ceset acıkırsa, sen onu yapana götürmenin çaresine bak. Görmez misin, aldığın bir alet bozulursa yapana götürüp tamir ettirir, düzeltirler."



Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap


Namaz




Yine buyururlardı ki, insanlar, riyâzet ve mücâhedelere heves ederler, halbuki namazın edeblerine riâyet ve dikkat etmek, riyâzet ve mücâhedelerden çok daha üstündür. Bilhassa farz, vâcib ve sünnet namazlarında, buyurulduğu gibi namaz kılmak çok zor ele geçer.

Bunun için Allahü Teâlâ buyuruyor. "Namaz ağır bir yüktür. Ancak kalbinde huşu olanlara ağır gelmez."



Berekât 
(İmam-ı Rabbani Ve Yolundakiler)
Muhammed Hâşim Kişmî

Furkan Yayınları



15 Mayıs 2016 Pazar

İnsanın Yaratılış Sebebi



Ey sâlik, senin rızkını Allah Teala üzerine almış ve buna kefil olmuşken, ezelde takdir edilmiş rızkın için çalışıp çabalaman ve senden istenen amel ve ibadetlerde tembellik ve gevşeklik göstermen, kalp gözünün körlüğüne delâlet eder.

Hûd suresinin 6. ayetinde belirtildiği üzere rızık, bağış ve ihsan suretiyle Cenab-ı Hakk'ın kefilliğindedir. Kulluk ve amel etmek, var olmanın gereğidir. Zira "İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zâriyat 56) ve "İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur." (Necm 39) buyrulmuştur. Virdlere, zikirlere, ibadete ve taate devam etmek insanın yaratılış sebebidir.

Kula lazım olan Hakk'a hizmet ve kulluk etmek, Hakk'a düşen de karşılığını verip yardım etmek olduğu halde, istenen vazifeyi bırakıp gerçek âmirin işlerine karışmak, lâzım olanı bırakıp, lüzumsuzla uğraşmak, basiret nurunun kaybolduğunu göstermez mi?



Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap


Nefsini Bilen Rabbini Bilir



"Men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu" yani "Nefsini bilen Rabbini bilir" hadis-i şerifinden anlaşılan manaya göre nefsi bilmekten murad, nefsin ayıplarını bilerek giderilmesine gayret etmek, Hakk'ın nurunu müşahede etmektir.


Nefs ayıplarını bilmek için dört yol gösterilmiştir:

1) Kâmil mürşidler: İrşad eteğine sarılanları Hak yoluna yöneltir ve nefs ayıplarını ve şehvet tehlikelerini gösterirler. Kendisi irşada muhtaç olan sahte şeyhlerin bu hususta yeri olmadığı açıktır.

2) Sadık ve iyi huylu arkadaş: Sohbet ve öğütleriyle arkadaşını ayıplardan ve amel noksanlıklarından kurtarır. Sevgileri ve dostlukları nefsani olan zamane kardeşleri lazım değildir.

3) Ayıp arayan düşmanlar: Bunlar düşmanlık ettikleri kimselerin daima ayıplarını yüzüne vurur ve noksanlıklarını ortaya dökerler. Onların dillerinden korunmak ve kurtulmak için kötü sıfat ve ayıplarını bırakmaya gayret ettirirler.

İmam Şafiî: "Dostumdan ziyade düşmanım benim için hayırlıdır. Çünkü dost, ayıplarımı örter ve beni eksik bırakır. Düşmanım ise noksanlıklarımı göstereceğinden beni olgunlaştırır." buyurmuştur.

4) Halka karışmak: İnsan başkalarında gördüğü kazanımları elde etmeye ve eksikliklerini gidermeye çalışır. İnsan kendisine cahil denilmesinden hoşlanmaz. Çünkü ilmin olgunluk, cahilliğin eksiklik olduğunu bilir. O yüzden kötü ahlaklılar da iyi ahlakı sever, ister ve takdir ederler. İnsan, halk arasında iyiliği kötülükle kıyaslayarak iyiliğe meyleder.


Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap



13 Mayıs 2016 Cuma

Misafirlik



Yemeğe icabet ederken, kalbinden Allah için icabet etmeye niyet eder. Davete, nefsinin arzularını tatmin için değil, mümin kardeşini sevindirmek için icabet eder.

Müsafir, ev sahibinin gösterdiği yere oturur. Evde Allâhü Teâlâ'nın haram kıldığı şeyler dışında hiçbir şeyi ayıplamaz. Müsafir eve ait şeylerden soru sormaz.
Müsafir sağına soluna bakmaz. Ev sahibine sıkıntı vermekten kaçınır. Tuz ve su dışında, canının istediği şeyleri ev sahibine bildirmez.
Verilen yemeği ayıplamaz. Yemek, basit bir şey olsa da, onu hakir görmez.

Müsafirliğe gidecek olan kişinin evinde bir şeyler yiyip öyle gitmesi daha muvafıktır. Çünkü çok aç olan kişi yemekte adaba güzelce riayet edemez.

Ev sahibinin izni olmadan veya o yanında değilken elini yemeğe uzatmamalıdır.
Başkasına ait bir sofradan her hangi bir kimseye bir şey vermez.

Hadis-i şerifte:
"Davet edilmediği bir yemeğe giden hırsız olarak girer, yağma etmiş olarak çıkar." buyuruldu.

Ev sahibinin izni olmadan, yanında kimseyi ziyafete götürmez. Sofradan bir şey almaz. Çünkü o, yenmek için konmuş olup, alıp saklamak için verilmemiştir.

Müsafirliğe, acele etmeden, ihtirassız ve vakarlı bir halde gider.

Kendisini aynı zamanda iki kişi davet etmişse evine yakın olana gider. Hadis-i şerifte:
"İki kişi birden davet ederse, kapısı yakın olana icabet et! Çünkü kapısı daha yakın olan bunu daha çok hak eder." buyrulmuştur.

Bu durum aynı mertebede olan komşular hakkındadır. Aynı seviyede olmadıkları takdirde, hangisini daha çok seviyorsa, ona gitmesi daha layıktır.

Müsafir, davette evinde yediği kadar yer. Normal olan budur veya evde yediğinden biraz fazla yer. Zira bu davranışı ev sahibine bir lütuftur. Eğer evde yediğinden az yerse, hiyânet ve nifak olur.

Yemekten sonra, müsafirin ev sahibine: «Evinizde oruçlular iftar etsin, yemeğinizi iyi insanlar yesin; melekler sizi rahmetle ziyaret etsin" yahud bunun yerine, "melekler üzerinize rahmetle insin" diye dua etmesi sünnettir.



Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat


Nefs Ve Şehvete Esir Olmak - Hikaye



Feth-i Musulî Hazretleri bir gün etrafında oynayan çocukları seyrediyordu. Bu sırada biri gelip Hazret'e sordu:

"Heva ve heveslerine uyan, nefs ve şehvetlerine esir olanların özellikleri nedir?"

Bu sırada çocukların birinin elinde ekmek, diğer birinde ekmek ve katık vardı. Katıksız olan çocuk öbüründen katık istedi. O da:
"Köpek olursan veririm!" dedi. Katık isteyenin boynuna ip bağladı ve arkasından koşturmaya başladı.

Musulî Hazretleri buyurdu:
"İşte nefsani şehvetlerine tâbî olanların hâli, şu köpek gibi sürünmekte olan çocuğun hâlinin aynıdır. Zira bu çocuk yalnız ekmeğe kanaat edip katık tamahında bulunmasaydı, bu garip duruma düşer miydi?"



Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap


12 Mayıs 2016 Perşembe

Ev



Bir hadis-i şerifte:

"Sizden biriniz, geceleyin duyulan bir ses ile dışarı çıkmasın." buyuruldu.

Bina yapmanın sünnetlerinden biri de, küçük ve büyük abdest bozmak için tuvalet, yıkanmak ve abdest almak için bir yer, misafir için de bir oda yapmaktır.

Bir hadis-i şerifte:
"Her  şeyin zekâtı vardır;  evin zekâtı  da müsafir odasıdır.



Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat



11 Mayıs 2016 Çarşamba

İnsanların Arasına Katılmak



Behlül Dânâ, aralarına katılması için insanların ısrar etmeleri üzerine biraz müsaade isteyip doğru abdesthaneye gider.

Sonra şöyle cevap verir:

"Ben helada insanlar içine gireyim mi diye danıştım. Onlar dediler ki: 'Bizim hâlimize bak, ibret al da ona göre karar ver. Biz bir zamanlar nefis yemekler idik. İnsanların içine girdiğimiz için bu iğrenç duruma düştük.' Kusura bakmayın ben bozulup kötü hallere düşmek istemiyorum."



Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap





10 Mayıs 2016 Salı

İstihare Namazı



Hakkında bir şeyin hayırlı olup olmadığına dair manevi bir işarete nail olmak isteyen kimse yatacağı zaman iki rekat namaz kılar. İlk rekatinde Kâfirûn Suresi'ni, ikinci rekatinde de ihlâs sûresi'ni okur. Namaz sonunda istihare duasını okur. Sonra da abdestli olarak kıbleye yönelerek yatar.

Rüyada beyaz veya yeşil görülmesi hayra işarettir. Siyah veya kırmızı görülmesi de şerre işarettir. Bu şekilde istihare namazının yedi gece kılınması ve kalbe ilk gelene bakılması da bir hadisi şerif ile beyan buyrulmuştur.

Peygamber efendimiz ashabına istihareyi öğretirlerdi.

İstihare Duası: "Allâhümme innî estehîruke bi-ilmike ve estakdiruke bikudretike ve es'elüke min fazlike'l-azîm. Feinneke takdiru velâ akdiru ve ta'lemü vela â'lemü ve ente allâmul-ğuyûb. Allâhümme in künte ta'lemü enne hâzel-emra hayrun lî fî dînî ve me'âşî ve 'âkibeti emri 'âcili emri ve âcilihî fakdirhü lî ve yessirhü lî sümme bârik lî fîh. Ve in künte ta'lemü enne hâzel-emra şerrun lî fî dînî ve me'âşî ve 'akıbeti emrî 'âcili emri ve âcilihî fasrifhü 'annî vasrifnî anhu fakdir lî el-hayra haysü kâne sümme ardinî bihî.



Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat


Saç Ekleme



Kadın Ma'siyette Kocasına İtâat Etmez

Bize İbrâhîm ibnu Nâfi, el-Hasen ibnu Müslim'den; o da Safiyye bintu Şeybe'den; o da Âişe(R)'den şöyle tahdîs etti: Ensâr'dan bir kadın kızını evlendirdi. Akabinde kızın başının saçları kökünden düşmeğe başladı. Kadın, Peygamber'e gelip bu durumu kendisine zikretti ve:                                                    

— Kızın kocası bana kızın saçlarında ekleme yapmamı emretti, dedi.
Peygamber (S):
— "Hayır (bu olmaz), şu muhakkak ki, saç ekleyen kadınlar la'netlenmiştir" buyurdu.



7 Mayıs 2016 Cumartesi

Kıble Yönü



Ebu Hureyre ile Ebu Said şöyle tahdis etmişlerdir:

Rasulullah (s.a.v.) mescidin duvarında tükürülmüş balgam gördü, hemen eline bir çakıl taşı aldı da ona sürtüp kazıdı. Sonra: "Herhangi biriniz öksürüp, aksırıp da göğüsten veya boğazdan balgam çıkardığı zaman, sakın yüzünün doğrultusuna ve de sağ tarafına tükürmesin. Muztarr kalırsa sol tarafına yahud sol ayağının altına tükürsün" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken