1 Aralık 2016 Perşembe

İbrahim El-Havvas İle Yahudi Hâdisesi



Bir Yahudi deniz yolculuğu sırasında devrin ünlü velîlerinden İbrahim El-Havvas Hazretleriyle tanıştı, böylece yolculuk müddetince arkadaş oldular, beraber yiyip içtiler. Bir ara yahudi ona şöyle bir teklifte bulundu:

— Eğer dininde doğru bir insan isen haydi seni göreyim şu denizin üzerinde yürü. Çünkü ben yürüyebiliyorum, dedi ve vakit kaybetmeden atlayıp deniz üzerinde bir güzelce yürüdü. Bunun üzerine İbrahim El-Havvas Hazretleri üzüldü ve şöyle demekten kendini alamadı:

— Vay yazıklar olsun, horluk ve aşağılık olsun bana, bir yahudi beni alt etti.

Dedikten sonra bütün himmetini toplayarak kendini denize attı. Azîz ve Celîl olan Allah ona yardımcı oldu da yahudinin yürüyebildiği gibi yürümeğe başladı.

Derken yolculuk bitti ve denizden karaya çıktılar. Yahudî, İbrahim El-Havvas Hazretlerine dedi ki:

— Efendi, seninle sohbette bulunmayı, sana arkadaş olmayı arzu ediyorum, ama bir şartla: İkimiz de mescide girmiyeceğiz. Çünkü ben cami ve mescidleri sevmem. Aynı zamanda havraya dâ girmiyeceğiz. Çünkü oraya girmeyi de sen sevmezsin. Herhangi bir bildik şehre de girmiyeceğiz. Çünkü bu durumda halk bir müslüman bir yahudiye arkadaşlık etmiş, onu dost seçmiştir, derler. Beraber çölde, bayırda, tenha yerlerde dolaşacağız ve beraberimize hiçbir yiyecek maddesi de almayacağız. İşte şartım bunlardır! Ne buyurursunuz?


İbrâhim El-Havvas Hazretleri:

— Dediğin gibi olsun, diye cevap verdi.

Böylece çölde, dağda, bayırda, tenha yerlerde dolaşmaya başladılar. Aradan üç gün gibi bir zaman geçmesine rağmen ikisi de hiçbir şey yemedi. Kuytu bir yerde oturup dinlendikleri sırada bir köpek ortaya çıktı, ağzında üç ekmek bulunuyordu, yahuidiye doğru yaklaştı ve ekmekleri onun önüne koyup ayrıldı. Yahudi kendisine gönderilen bu ekmekleri yedi, fakat İbrâhîm Havvas'a bir şey vermedi. İbrahim Havvas Hazretlerini şimdi dinleyelim:

— Yahudi beni sofraya davet etmedi, bir lokma olsun bana uzatmadı. Ben de sesimi çıkarmadım ve aç bir vaziyette kaldım. Çok geçmedi, çok yakışıklı, belki insanların en güzeli ve en yakışıklısı diyebilirim, bir genç çıkageldi, çok güzel kokuyordu. Yüzünün güzelliğini anlatamam, çok tatlı bakışları vardı. Elinde, o güne kadar bir benzerini göremediğim yiyecek maddeleri bulunuyordu. Onları getirip benim önüme koydu ve ayrıldı. Karnımı doyurmak istediğimde yahudiyi de davet ettim, ama gelmedi. Ben yalnız başıma yedim. Bunun üzerine Yahudi bana şöyle söyledi:

— Ya İbrahim! Şüphesiz ki ikimizin de dini hak üzere bulunuyordur. Her iki din de insanı Hakk'a eriştiricidir. Her ikisinin de manevî feyiz ve semeresi vardır. Ancak ne var ki sizin dininiz daha ince, daha zarif, daha güzel ve daha parlaktır. Bu sebeple dininize girmek istiyorum, beni kabul eder misin?

— Memnun olurum, dedim. O da Kelime-i Şehadeti getirip Müslüman oldu. Böylece tahkika erişmiş arkadaşlarımızdan biri sayıldı ve halkamızda yer aldı.



Ahmed bin Mübarek diyor ki:

Bu hikâyeyi Şeyhim Abdülâziz Debbağ Hazretlerinden sordum, ne buyurursunuz? dedim. Bana şu cevabı verdi:

— Babalarının ocağı boş kalsın yahudilerin. Şeytanlardır ki onlarla oynuyor, onlar da bu hârika hâdiseleri görünce dinlerine bağlayıp ibâdetlerine bir ölçü ve karşılık olarak görüyorlar.

Sonra şeyhim yukarıdaki açıklamasına devam ederek buyurdu ki:

— Ben yukarıda ehl-i hak ile ehl-i bâtılın hallerini anlattım. Bunun ötesinde kişinin arzuladığı bir cihet yoktur. (Yâni bir kişi ya hak ehlindendir, ya da bâtıl ehlindendir.) Allah daha iyisini bilir.



El İbrîz
Eş-Şeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri

Demir Kitabevi


2 yorum:

  1. Çok güzel bir hikaye, gerçekten ne incelikli bir dinimiz var. Teşekkürler...

    YanıtlaSil
  2. ne güzel bir hikaye yaaa.

    YanıtlaSil