19 Aralık 2016 Pazartesi

Çıbışka


Nar


Çocukluğunun ilk bilmecesini Kudret Amca’dan duymuştu. “Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane.” Sağa sola bakmış, ipucu istese de cevabını hemen bilememişti. Büyüdüğünde ne tevafuktur ki, nar ile alakadar oluyordu. Öyle ki bir müddet sonra ismi Nar Ali olmuştu. Çok iyi nâra attığından ‘Naralı’ da denilirdi.

Zaman geçti Nar Ali büyüdü. İnovasyon dünyasında yerini almıştı. İktisat mecmualarında yılın genç müteşebbisleri arasında gösteriliyordu. Nar Ali işleri büyütmüş Kudret Amca’nın tecrübesiyle kendi meyve bahçesini kurmuştu. Çıbışka adında bir meyve restorantı açmıştı. Fast food/şekerleme ve aşırı çikolata düşkünlüğüne karşı meyve soymaya üşenenler için meyve salatasını tavsiye ediyordu. Mevsimine göre her meyve tabakta hazır bir şekilde sunuluyordu. Bu fikri ile yılın girişimcisi olmuştu. Çıbışka ile adını herkes duymuştu. Dört bir tarafta şubeler açmıştı. Ama Nar Ali’yi meşhur eden nar değil, çıbışkaydı.

Çıbışka, bir Çin yemeği değildi, kapuska hiç değildi. Nar Ali’nin Çıbışka ismini bulması onun hayat hikayesinde saklıydı. Nar Ali’nin çocukluktan çıkıp dini mükellefiyet yaşına girdiği zamanlardı. Yaramazlığa meyyaldi biraz. Evin tek oğlu olmasının da tesiri vardı bunda. Babasının şefkatli olmasını fırsat biliyordu. Ali’yi Nar Ali yapan hadise, bir sonbahar günü vuku bulmuştu.

Yaz bitip, yapraklar sararmaya başladığında 10 dönümlük nar bahçesi kıpkırmızı olurdu. Bahçenin sahibi Kudret Amca, zenginliği nispetinde cömert ve müşfik bir insandı. Nar zamanı kim nar isterse verir, çocukları ise hiç kırmazdı. Küçük çocuklar için narları poşete koyup “Hadi alın bunları, evde size anneniz yedirsin. Elbisenizi kirletirsiniz yoksa.” diyecek kadar da ince fikirli idi.

Başka şeyler peşinde olan Ali ve arkadaşları bir gün Kudret Amca’nın bahçede olmadığı anı fırsat bilip narları sandıklara doldurdular. Sonra mahallenin içinde bu narları, nâra ata ata çocuklara sattılar. Epey de paraları olmuştu. Akşam eve geldiğinde babası Ali’ye:

“Duydum ki ticarete atılmışsın. Nar ticaretine girmişsin, ne kadar kazandın bugün?”

Ali’nin yüzü nar kırmızısı gibi kızarmıştı. Cebinden paraları çıkardı. Bir şey diyemedi:

“Sana iki teklifim var. Birincisi bu paraları harcamadan yarın gideceksin Kudret Amca’dan helallik isteyeceksin. İkincisi ise yüz tane çıbışkaya razı olacaksın?”

Ali, yaptığının doğru olmadığının farkına vardı. Kudret Amca’dan helallik isteyecekti; ama bu çıbışka neydi onu da soracaktı.

Kudret Amca helallik için bir şart koştu bir de hikaye anlattı Ali’ye.

“İmam-ı Azam Hazretleri’nin babası Sâbit bir gün ırmakta abdest alırken, kıpkırmızı bir elma, suyun içinde yüze yüze kendisine doğru gelir. Elmayı alır, ısırır. Sonra da pişman olur. İçine şüphe düşer. ‘Kimse görmese de bu elma helal değil.’ der. Heyhat, az da olsa elmanın suyu ağzına kaçmış, tat bırakmıştı. Elmanın sahibini ırmağı takip ederek bulur. ‘Ya elmanın parasını al ya da hakkını helal et.’ der. Hâlbuki elmayı dalından koparmamış, elma ona kendiliğinde gelmişti. O yine de helallik istemişti. İhtiyar Amca ‘İki yıl bahçemde çalışacaksın. Ondan sonra tekrar düşünürüz.’ der.

Sabit, iki yıl bu ihtiyar amcanın bahçesinde çalıştı. Bu defa da ‘Hakkımı helal ederim; ancak benim bir kızım var ki, gözleri kör, kulakları sağır, dili lâl, ayağı topaldır, onunla evlenirsen.’ der.

Madem hakkını helal edecek, evlenmeyi göze alırım, der. Evlendirirler. Ancak kız, babasının anlattığı gibi değildi. Gözleri görür, kulağı duyar, dili söyler, ayağı yürürdü. Niye böyle olduğunu, sorduğunda:

‘Kördür, harama bakmaz. Sağırdır, haram dinlemez. Lâldir, dili haram söylemez. Topaldır, dinin haram kıldığı yerlere gitmez.’ cevabını alır. İşte bu evlilikten Numan bin Sâbit yani İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri doğar ve ilmiyle, ameliyle, fıkhıyla, itikadıyla insanlara hidayet yolunda rehber olur.

“Şimdi sana iki yıl bahçemde çalış desem, ahir zaman nesli o kadar sıkıya gelemez. En iyisi nar sezonu bitene kadar bana yardımcı ol, hakkımı helal ederim. Her haram teşebbüsün bir külfeti vardır, bunu bilmeni istiyorum.”

Ali, Kudret Amca’ya yardım etti. Ama bu kadar vukuatın üstüne çıbışka nedir diye de soramazdı. Nar sezonunun sonunda sordu. Kudret Amca anlattı:

“Çıbışka, nar, erik, elma gibi ağaçların ince sürgünlerinden yapılan ince değnektir. Eskiden yaramaz çocuklar kötü bir iş işlediklerinden hafifçe çıbışka ile yola getirilirmiş.”

Ali yüz çıbışka yemenin manasını anlamıştı. Kudret Amca devam etti:

“Küçüklüğünde sana bir nar bilmecesi sormuştum ya.”

“Çarşıdan aldım bir tane, diye başlayan mı?”

“Evet, o bilmeceyi bir maksat için sordum. Bu dünyayı bir nar gibi düşün. Yaptığın bir iyiliğin mükafatı 1000 olarak karşına çıkar. Eğer bir kötülük yaparsan ki, nar ateş manasına gelir ki, cezası 1000 olarak karşına çıkar.”

“Yeri gelmişken bir de divan şairi Usulî’den söyleyeyim “Vâizin nâr-ı cehennem dediği firkat imiş.”

“Yani.”

“Bunu da sen şerh et… “



İnsan Ve Hayat
Çamlıca

5 yorum:

  1. Çok güzeldi. Çıbışkayı bilmiyordum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu hikayeyi okuyana kadar ben de bilmiyordum.

      Sil
  2. ne ilginç ya. çıbışka da ilginç.

    YanıtlaSil
  3. Çıbışkayı yeni öğrendim, İmam_ı Azam'ın hikayesini biliyordum ama konu bütünlüğünde çok keyif verdi. Çok güzel bir hikaye idi, kıssadan hisselerle dolu. Elinize sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de teşekkür ederim, okuduğunuz için.

      Sil