3 Aralık 2016 Cumartesi

Çanakkale Ruhu





Artık; sadece masa başında bir kaç kişinin kaleme aldığı ya­zılı tarihi anlatarak, gençlerimizi tarihi konularla motive ederek millî birlik ve beraberlik ruhunu harekete geçiremeyeceğimiz an­laşılmalıdır. 3 Kasım 1914 ile 9 Ocak 1916 arasında 14 ay 6 gün süre ile bu şehitler tarlasında yaşanan bir gerçek vardır. Komu­tanlar, ne kadar zeki olursa olsun, ne kadar savaş planı yapabili­yor, ne kadar isabetli kararlar ve emirler verebiliyor, ne kadar cesur sevk ve idare edebiliyor olsalar da, o teoriyi pratiğe geçiren­ler yine Mehmetçiklerdir. Yani bizzat o emirleri yaşayanlardır.

Çanakkale Muharebesi; sadece bir zafer değil, aynı zamanda teknik imkân ve maddi gücüne güvenen, dünyanın en gururlu ve kibirli milletlerine çok önemli bir ders olmuştur. Manevi gücün; yani inancın, özgüvenin, ortak değerlere bağlılığın, Millî ve Dini mefkûrelerin, teknik ve maddi güce, çelik ve ateşe galip gelebileceğinin en açık ispatı olmuştur.

Çanakkale Zaferi, sadece kuru bir toprak kavgası değildir. Çanakkale Ruhu'nun da, bu kuru kavgayı başarıya götüren bir ortak manevi güç olmadığı gibi. Çanakkale Zaferini ve Çanak­kale Ruhu'nu iyi anlayabilmek için; 1710 yılında İngiltere'den İstanbul'a gelen ve 1723 yılında Londra'ya dönerken arkasında bu gün bile hala yanan büyük bir fitne ateşini tutuşturan ajan-misyoner "Hampher'in" hatıralarını mutlaka bilmek gerekir.

Fransızların büyük lideri Napolyon'un İstanbul ile ilgili vasiyet gibi şu; İstanbul bir anahtardır, İstanbul'a egemen olan, dünyaya hükmedecektir. Eğer Rusya Çanakkale Boğazını ele geçi­recek olursa. Tulan, Napoli ve Korfu kapılarına dayanmış olacak­tır!..” sözlerini de, daima hatırlamak ve iyi tahlil etmek gerekir.

Bu arada; Avrupa'nın tarih babası Arnold Toynbee'in, “..Şayet tarih sahnesinden Osmanlı'yı çekip alırsanız, geriye ne kalır? ...Tarih sahnesinde Osmanlı olmasaydı, bugün Kuzey Afrika, Balkanlar, Kafkasların batısı, Anadolu ve tabii Kudüs ile Konstantinopolis Hıristiyan ülkesi olacaktı! Ortadoğu ise, İslami­yet adacıkları halinde azınlık dini olarak kalacaktı! ..” diye de­vam eden söz ve görüşleri de, yabana atılacak sözler değildir.

Hele hele 1999 Yılının 24 Aralığı'nda Vatikan'daki balkondan 2 milyon insana hitaben Papa II. Jean Paul'un yaptığı ve dik­katlerimizden kaçırdığımız konuşmasındaki;

“…Birinci bin yılda (o-999) bütün Avrupa'yı Hıristiyanlaştırdık! İkinci bin yılda da, (1000-1999) Afrika ve Amerika kıtaları­nı Hıristiyanlığa kavuşturduk! Üçüncü bin yılda ise bütün Asya kıtasını Hıristiyan yaparak dünyanın ebedi kurtuluşunu sağlayacağız! Sayın devlet adamları, iş adamları ve Hıristiyan aydın­larımız dünyanın kurtuluşunu temin edebilmemiz için kilisemi­ze yardımcı olunuz.”


Bu bir kaç cümlenin içinden sanki ikinci Çanakkale Harbi biz­lere açıkça el sallamakta değil midir?

Fransız Prof. Pierra'nın “Hiçbir zaman böyle bir at da savaşta olmadı" diye izaha çalıştığı bilimsel ifadesini hasıraltı ederek, ço­cuklarımızın beyinlerinde Truva Atı'nı adeta millî bir kunt gibi resimleştirdik! Ama daha 95 sene önce aynı bölgede yazılan millî destanımız "Çanakkale Zaferimizi" ancak törenden törene ha­tırladık birkaç cümle, bir kaç şiir ile.

Onu da; hamaset kokan birkaç dostluk ilişkisinin gölgesine iteleyerek, bu aziz vatanın, bu şanlı bayrağın maliyetini kaçırdık hep gözlerden. Şehidlerimizin aziz kanlarıyla yıkayıp paklayarak cennet bahçesine çevirdiği Gelibolu Yarımadası'nı "Barış Parkı” olarak isimlendirmeye bile kalkıştık!

Gençlerimiz için millî bir motivasyon kaynağımız olan ve dünyanın takdir ettiği, yaşanarak yazılmış bir destanı, orasından burasından çekiştirerek, sulandırıp manevi enerjisini üzerinden almaya çalıştık bu şanlı zaferin. Yunanlıların hayali kahramanı, Arşil’in atı Pegasus'u uçurduk da, 276 kg'lık mermiyi sırtında ta­şıyan ve beş basamakta merdiven çıkaran Seyit Onbaşı'nın “Lâ-havle vela kuvvete...” demesine izin vermedik, işin manevi cephe­si ortaya çıkmasın diye.


Salim Dağ (araştırmacı yazar)




Osmanlı'nın Son Kilidi Çanakkale 2
Editörler: Harun Tuncer – Ahmet Temiz

Çamlıca Basım


1 yorum: