19 Kasım 2016 Cumartesi

İslâm Hukûkunun Kaynakları



Bilindiği gibi İslâm şerîatının dört ana kaynağı vardır. Dinî hükümler, buralardan herhangi birine istinad edebilir. Her şeyin Kur’an’da açıkça bulunması gerekmez. Neticede bunların dayandığı yer de yine şüphesiz ki Kur’an’dır. O bakımdan, bazılarının iddia ettiği gibi kaynak, sadece Kur’an’dan ibaret değildir. Kısaca ifade etmek gerekirse, “edille-i şer‘iye-i asliye” yani şerîatin aslî delilleri dörttür:

1. Kitap: Kur’ân-ı Kerim,

2. Sünnet: Peygamber Efendimiz’in kavil, fiil ve takrîrleri yani tasvipleri,

3. Ümmetin icma‘ı: Peygamberimiz’in vefâtından sonra, herhangi bir asırda İslâm müctehidlerinin, amelî bir meselenin hükmü üzerinde ittifak etmeleri,

4. Fukahânın kıyâsı: Bilinen iki şeyden birinin nassla sâbit olan hükmünü, aralarındaki müşterek illetten dolayı müctehidin, diğerinde de ictihad ile ortaya koyması.

Ancak herkesin bildiği bu aslî delillerden başka, ilmihâl kitaplarında anlatılamayan ve avam Müslümanların haberdar olmadığı başka kaynaklar da vardır ki, onlara da “edille-i fer‘iye” denilir. Şimdi dilerseniz kısaca bu fer‘î delillere bir göz atalım.

a) İstihsan: Lûgaten bir şeyi güzel saymak mânâsına olan istihsan, usûl-i fıkıh ıstılâhında bir kıyastan, ondan daha kuvvetli bir kıyasa dönmektir.

b) İstishab: Lûgatte, beraberce bulunma (musâhabet) veya beraber olmanın devam etmesi (sohbet) mânâsına gelir. Istılâhta ise şöyle târif edilmiştir: Mâzîde sabit olup sonradan değiştiği bilinmeyen bir şeyin, hâli hazırda da aynen kalmasına hükmetmektir. İstishab, bütün mezheplerin kabul ettiği bir delildir.

c) Örf: Akıl yönünden de dînî bakımdan da güzel olan, selîm akıl sahipleri yanında yadırganmayan şey demektir. Bu gibi örf, âdet ve teâmüller de, ihtiyaç hâlinde kendilerine müracaat olunan şer‘î bir delildir.

d) Mesâlih-i mürsele veya istıslâh: Şâri‘(*) yani Allah ve Resûlü tarafından ne itibar ne de iptal ve ilgâ edildiği bilinmeyen maslahatlar. “Mesâlih”, faydalı olanı elde etmek, zararlı olanı gidermek mânâsına gelen maslahat’ın cem‘îsidir. Mesâlih-i mürsele ile istidlâl işine de istıslâh denilir. Lûgat mânâsı ise, bir şeyin iyi hâle getirilmesini istemektir.

(*) İslâm hukûkuna göre hüküm koymak, kanun yapmak, Allâh’a ve Resûlü’ne aittir. Bu sebeple fıkıh lisânında, Allah ve Resûlü’nden, şerîat koyan mânâsında “Şâri‘” diye bahsedilir.

e) Bizden öncekilerin şerîatleri: Yani, o şerîatlerin Kur’an ve Sünnet’le neshedilmeyen (kaldırılmayan) hükümleri ki, işte onların da İslâm’da geçerlilikleri devam etmektedir.

f) Sahâbî kavli: Sahâbîler, Peygamber Efendimizi (s.a.v.) gözleriyle görmüşler; onun ilim, irfan ve feyzinden bizzat istifade etmişlerdir. Bu hususta farklı görüşler olmakla beraber, sahâbî kavli de fer‘î deliller arasında zikredilmiştir.

g) Zerâyi‘: Vesîle mânâsına gelen zerîa‘nın cem‘îsidir. İslâm hukuk ıstılâhında zerâyi‘, helâl ve harama götüren, onlara vâsıta olan şeylerdir, diye târif edilir. Buna göre, kötülüğe giden yolları kapamak gerekir, buna sedd-i zerâyi‘ denir. Hayra giden yolları da açmak lâzım gelir ki, buna da feth-i zerâyi‘ tâbir edilir.


Hâl böyle olunca, “Kur’ân Müslümanlığı” nakaratıyla ortaya çıkıp nâralar atan, dolayısıyla sünneti dışlayan, mezhepleri kabul etmeyen, tasavvufa burun kıvıran çağdaşlara (!) bir çift sözümüz var: Kusura bakmasınlar ama, ya ufukları dardır, ya niyetleri kötüdür, ya da kalbleri-kulakları mühürlenmiş, gözleri de perdelenmiştir. Başka türlü bir îzah bulmakta zorlanıyoruz.

Sanki bunlar, “Allah’la kul arasına girilmez!” hezeyanının arkasına sığınıp, Resûlüllâh’ın (s.a.v.) hidâyetini istemiyorlar. O hidâyet ki, Kur’ân-ı Kerim’de, “Ümmîler arasından kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitâb’ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen o (Allah)’dır. Halbuki onlar, önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler”(Cum‘â sûresi 2) diye açıklanmaktadır.

O Nebiyy-i Ümmî (s.a.v.), ümmetine Kur’ân-ı Kerim’i ve hikmeti nasıl öğretti? Zâhir ve bâtınlarını nasıl temizledi? Allâh’ın âyetlerini onlara o okumasaydı, kim okuyacaktı? Elbette ki sünnetiyle o öğretti ve güzel sîreti ile her şeyi apaçık o ortaya koydu. Onun sünneti olmadan Kur’an nasıl anlaşılırdı? Bunun başka bir yolu-yordamı var mıydı?




Makaleler ve Araştırmalar
Aynü'l-Hakîka fî Râbıtati't-Tarîka

Kitabın tamamını BURADAN indirebilirsiniz.

2 yorum:

  1. Talebelikte bu bilgileri yanlış hatırlamıyorsam sanırım Kudûrî'de öğrenmiştik. Kitabı da indirip okuyacağım. Allah râzı olsun sizlerden.

    YanıtlaSil