9 Ekim 2016 Pazar

Temiz Su ve Temiz Hava




Çanakkale'de yaralı ve hasta askerlerin yanında sıhhatli as­kerlerin de hasta olmaması için uğraşılmış, bunun için askerlerin yemesinden içmesine, giyinmesinden temizliğine kadar bir dizi tedbirler alınmıştır. Sıhhatli bir vücut için cephede gıda meselesi daha önemli bir hale geliyordu. Askerler yeteri kadar gıda alamı­yor ve dengeli beslenemiyorlardı.

Beslenmenin ötesinde temizlik kısmı da askerlerin sıhhatini önemli derecede etkilemekteydi. Bütün hastalıkların başı pislik­ten geldiği gibi sağlıklı olmanın yolu da temizlikten geçmektey­di. Hususiyle askeriye gibi toplu yaşanılan yerlerde en ufak bir salgın bile toplu ölümlere yol açabilirdi. Bu yüzden askeriyede erlerin tepeden tırnağa en ince teferruata kadar temizliğine dik­kat ediliyordu. Bunun yanında temiz içme suyu ihtiyacından el yıkamaya, banyo yapmadan bitten arınmaya, koku ve haşerattan korunmaya kadar bir dizi tedbirlere çok önem veriliyordu.

Temiz içme suyu, cephenin hayati ihtiyaçlarından biri oldu­ğundan temiz su temini için büyük gayret gösterilmiştir. Tatlı su ihtiyacı su gözleri, tatlı su kuyuları, dere yatağından akan temiz sular az olmakla beraber bölgede bulunan birkaç tatlı su çeşmesinden sakalar yoluyla temin edilirdi. Anadolu yakasından taşınan tatlı su dışındaki diğer suların kireç, dışkı, kan gibi savaş koşullarından etkilenmemesi mümkün değildi. Bütün bu çabaya rağmen cephedeki askere temiz su yeteri kadar iletilemiyordu. Bazı cephelerde ise su ihtiyacı pis kuyulardan ve deniz suyu buharlaştırılarak karşılanıyordu.

Kuyularda insan cesetlerine ve hayvan leşlerine sık sık rastlanıyordu. Deniz suyu ise kandan kırmızı oluyordu. Kuyu suyu içmek hastalık getirmekten başka bir işe ya­ramıyordu. Bunun için su kuyularının temizlenmesi, kirli olanla­rının kurutulması ve yeni kuyuların açılması vb. konularda çalışmalar yapılarak tatlı su temin edilmeye gayret edilmiştir.

Temiz suyu zor şartlarda temin eden erler temiz havayı da aramaya başlamışlardı. İlk günlerde yemyeşil otlar ve fundalıklar­la örtülü topraklar, savaşla beraber cesetlerle doluvermişti. Haşa­rat, ceset kokusu ve hava kirliliği, cephede bulunan herkesi son derece rahatsız ediyordu. Ölüler, günlerce hatta haftalarca gö­mülmeden, açıkta kaldıkları için kokmakta, havayı o kadar ağır ve mide bulandırıcı bir koku kaplamaktaydı ki nefes alma ve ver­me zorlaşmaktaydı. Fena kokular yayan cesetler üzerinde biri­ken yüz binlerce karasinek, az zamanda şaşılacak kadar irileşerek siperlere yayılmaya başlıyordu. Büyük bir mesele halini alan milyonlarca sinek her yiyeceğin üstünde, insanın ağzının çevre­sinde, yaralarının, çıbanlarının üzerindeydi. Cesetlere konuyorlar ve her insana mikrop bulaştırıyorlardı. Bunun üzerine cephedeki bütün askerler ağır koku, haşarat hücumu ve bombardımandan korunmak gibi gerekçelerle toprak altında kendilerine sığınacak 'zeminlik'ler hazırlamaya başlamışlar; aylar ilerledikçe arazi tam bir yeraltı şehri haline gelmişti.

Savaş alanında hem vücut sürekli toprağa temas ettiği için, hem bitişik muharebe düzeni yüzünden, hem de kıyafetlerin uzun süre yıkanamaması sebebiyle 'bit'in elbiseye ve vücuda bulaşması kaçınılmaz hale geliyordu. Askerler aylarca yıkanamıyor, çamaşırlarını değiştiremediklerinden bitler her yere ulaşıyorlardı. Bite karşı alınan iki çözümden biri etüv denen sıkıştırılmış buharda asker elbiselerinin bekletilmesi, diğeri de ekmek fırınların­da ateşin karşısında tutulmasıdır.



Savaş sırasında yaşanılan onca zorluk içinde dahi vücut te­mizliğinin vazgeçilmez bir parçası olan banyo (hamam) için ye­terli su olmadığından yıkanmak başlı başına bir meseleydi. Bu­nun için birtakım çalışmalar yapılmıştır. Birliklerin cephe gerisin­de önceden belirlenen yerlerde kısım kısım banyo yaptırılmaya çalışılıyor bazı askerler yıkanma ihtiyaçlarını denize girerek sağlayabiliyorlardı.

Tuvalet meselesi de toplu yaşamda büyük bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunun çözülmesi işi, en temel anla­mıyla salgın hastalıklarla mücadele olarak görülmüştür. Bu mü­cadele; dışkının sağlıklı şekilde örtülmesi, hela yapımı, tuvaletin deliklerinin kapalı tutulması gibi değişik biçimde sürdürülmüş­tür. Salgın hastalıklardan ve pisliklerden korunma adına gerçekleştirilen mücadele, komutanlığının teşebbüsleri ve direktifleriyle daha gayretle yürütülmüştür. Birçok yerde ise sahra helaları olmadığı için ortalığın çok pis olduğunu; bu yüzden sağlığı koru­manın güçleştiğini ve acil olarak sahra helası yapılması gerektiği dile getirilmiştir. Tuvalet konusunda yapılması gerekenler bir ta­limname şeklinde yayımlanmıştır.

Osman Doğan araştırmacı tarihçi




Osmanlı'nın Son Kilidi Çanakkale 2

Çamlıca Basım


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder