16 Temmuz 2016 Cumartesi

Selâmetin Kıymetini Belaya Uğrayan Bilir



Bir padişah dil bilmez bir köle ile gemide gidiyordu. Köle, daha önce deniz görmemiş, gemi yolculuğunun sıkıntılarını çekmemişti. Dolayısıyla ya boğulmak korkusu ya da deniz tutması sebebiyle ağlayıp inlemeye, feryat figan edip titremeye başladı. Ne kadar iyilikle yaklaştılarsa da bir türlü sakinleşmedi. Hâl böyle olunca padişahın keyfi kaçtı, bir hayli canı sıkıldı. Gemi sakinleri kölenin bu sıkıntısını ve padişahın keyifsizliğini gidermeye çare bulamadılar. Köleyi bir türlü sakinleştiremediler ki padişahın keyfi yerine gelmiş olsun.

Gemide yolculuk eden bir âlim, padişaha şöyle dedi:
- Eğer buyurursanız ben onu susturayım; ağlayıp inlemesini keserek sıkıntısını gidereyim.

Padişah:
- Çok iyi olur, deyince âlimin sözünü dinleyip köleyi denize attılar.

Bir hayli su yuttu, denize epeyce dalıp çıktı. Sonra, tutup gemiye geri çektiler. İki eliyle dümene yapıştı. Geminin üstüne çıkar çıkmaz, bir köşede oturup sakinleşti. Önceki ağlayıp inlemesinden eser kalmadı.
Âlimin bu akıllıca hareketi padişahın hoşuna gitti ve:

- Bu hareketindeki hikmet nedir? diye sordu.

Âlim şöyle dedi:
- Bu adam daha önce boğulma tehlikesi yaşamamıştı, dolayısıyla sağlık ve selametin değerini bilmezdi. Boğulma tehlikesi yaşayıp ölümden kurtulunca, gemide sağlık ve afiyet içinde oturmayı büyük nimet bildi.

Zaten selamet ve afiyetin kıymetini ancak belaya uğramış kimse bilir.



Gülistan'dan Seçmeler

Hazırlayan: Ozan Yılmaz
Hasbahçe




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder