30 Haziran 2016 Perşembe

Bin Erkeğe Bedel



Hadiste şöyle buyuruluyor:

" Ahlaksız bir kadın bin ahlaksız erkeğe bedeldir."






Tenbihü'l Muğterrîn
İmam Abdülvehhab Şârânî

Bedir Yayınevi


29 Haziran 2016 Çarşamba

Hangi Borç?



Koca Râgıp Paşa, konağındaki bir ramazan sohbetinde yaverine sordu:
- Haşmet! Senin de borcun var mı?
- Var efendim!
- Ne kadar?
- Mahalle bakkalına bin kuruş borcum var, efendim! Râgıp Paşa:
- Be adam! Onu sormuyorum. Oruç borcunu soruyorum, deyince, Haşmet şöyle der:
- Oruç borcunu Allahü Teâlâ sorar efendim, sizin soracağınız borç, bu borçtur!..



Nerede O Eski Ramazanlar

Çamlıca

28 Haziran 2016 Salı

Yatmadan Önce



Bir gün Resul-ü Ekrem (s.a.v.) hanımı Hz. Aişe'ye (r.anha)

- Ya Aişe! Dört şeyi yapmadan uyuma.

1.Yatmadan evvel Kur'an-ı Kerim'i hatmet.
2. Peygamberleri kıyamet günü için kendine şefaatçi eyle.
3. Müslümanları kendinden razı eyle.
4.Yatmadan evvel hac ve umre yap.

- Anam babam sana feda olsun ya Resulallah! sen bana dört şeyi yapmamı emrettin ancak bunları yapmaya güç yetiremem, dedim. Resulullah (s.a.v.) tebessüm etti ve şöyle buyurdu:

- "Kul hüvellahü ehad" yani ihlas suresini üç defa okuduğun zaman Kur'an-ı Kerim'i hatmetmiş gibi olursun. Bana ve benden önce gelmiş geçmiş peygamberlere salatü selam getirdiğin zaman, senin için kıyamet günü şefaatçi oluruz. Mü'minlere istiğfarda bulunduğun zaman hepsi senden razı olur. "Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahüekber" dediğin zaman haccetmiş ve umre yapmış gibi sevap kazanırsın.



Dürretül Vâizin
Osman Hopavi

Karaca Yayınevi




Diş Kirası Âdeti




İftara dâhil olmuş hususi davetlilerin haricindeki misafirler yedikleri yemekten dolayı "diş kirası" adı ile yüklü bahşişler de alırlardı. Diş kirası vermek en büyük haslet idi. Bu âdeti yapmak için zenginler yarışırlardı. Diş kirası, yemeğini yemiş olan misafire; konağında yemek yiyip, konak sahibinin sevap işlemesine vesile olduğu için teşekküren verilen bir hediye idi.



Nerede O Eski Ramazanlar

Çamlıca


26 Haziran 2016 Pazar

Yemek Yeme Âdâbı




Hasan-i Basrî (r.h) haram bir şey yemeğe başlarken besmele çekilmemesini ve sonunda da Elhamdülillah denilmemesini tercih etmiştir. Çünkü bu laneti gerektirir.

Yemeğe tuz ile başlar. Zira bunda birçok hastalığa şifa vardır.

Sağ eli ile yer ve sağ eli ile içer. Resûlullah (s.a.v.) ekmeği sağ eline, karpuzu da sol eline alır, bir ekmekten, bir de karpuzdan yerdi. Yemek yerken ihtiyaç duyduğunda sol elinden yardım almakta bir beis yoktur.

Ekmeğe son derece hürmet eder. Çünkü insanın ekmekten yediği her lokmada, üçyüz altmış kişinin emeği vardır. Bunların ilki, Allâhü Teâlâ'nın emriyle rahmet hazinelerinden yağmur yağdıran Mîkâil'dir (a.s.). Sonuncusu ise ekmeği pişiren kişidir.

Az da olsa yere dökülen ekmek kırıntılarını yemek ona hürmettendir. Bunları Allâhü Teâlâ'nın nimetine hürmeten alıp yemek lazımdır. Ekmeği iki eliyle koparır. Parça ekmekler varken bütün ekmek koparılmaz. Ekmeğin üstüne tabak vb. konmaz.

Yemek yerken gözü önünde yediği şeyde olmalı, sağa sola bakmamalıdır.

Lokmaları küçültmeli ve iyice çiğnemelidir. Başını kaldırmaz ve ağzını fazla açmaz. Yemekte iken vücuduna ve elbisesine dokunmaz.

Öksürürken veya aksırırken yüzünü yemekten başka tarafa çevirir. Başkalarının lokmasına bakmaz. Elini ekmekle silmez.

Sıcak yemeğe soğuması için üflenmez. Yemek koklanmaz. Yanmış, küflenmiş veya kokmuş olanlar haricinde yemeği çirkin görmez, beğenmemezlik etmez.

Yemeği atmaz ve onu zayi etmez. Çok yiyerek şişmanlamak, yediğini hazmedememek ve böylece ibadet edememek, yemeği zayi etmektir. Çok yemek insanın tabiatını kötüleştirir ve kalbi katılaştırır.

Karnı doyduktan sonra Allâhü Teâlâ'nın haram kıldığı şeyleri yapmak, çok yemenin zararlarındandır.

Yemek yemekle, Allâhü Teâla'nın emirlerini yerine getirmeye ve bedeninin sağlıklı olmasına niyet eder.

Yemeği bu niyetle yiyen, doyuncaya kadar yiyebilir. Allâhü Teâlâ'yı zikretmekten, ona hamd etmekten ve verdiği nimetlere şükretmekten geri durmaz.



Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat


Kur'ân Okumaya Başlarken Okunacak Duâ



Kur'ân-ı Kerim'in anahtarı "Fatiha Sûresi'" dir. Zaten "Fatiha" anahtar mânasına gelmektedir. Mukaddes kitabımızın ilk sûresi de "Sûre-i Fâtiha"dır. Onun için Kur'ân'ı Fatiha ile açmalı, Fatiha ile kapamalıdır. Yani bir müslüman Kur'ân okumaya başlayacağı zaman bir Fatiha okumalı, Kur'ân okumayı bıraktığı zaman yine bir Fatiha okumalıdır.

Ayrıca Kur'ân okumaya başlamadan önce şu aşağıdaki duayı kim okursa, okumuş olduğu Kur'ân'ın her harfi için kendisine 50 bin sevap yazılır.



Mânası:

"Ya İlâhi! Kur'ân-ı Kerimi sen hak ile indirdin ve o hak ile indi. Allah'ım, Kur'an'a benim rağbetimi artır. Kur'ân'ı benim gözümün nuru, göğsümün şifası kıl. Allah'ım, benim dilimi Kur'ân'la süsle, yüzümü Kur'ân'la güzelleştir, vücudumu Kur'ân'la kuvvetleştir. Gündüz ve gece senin tâatın üzerine beni Kur'ân'ı okumakla rızıklandır. Beni Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve hayırlı ehli ile beraber haşreyle."


En Güzel Dualar
Ali Eren

Girgin Yayınları


25 Haziran 2016 Cumartesi

Askerlere Teravih Ve Vaaz





Talebeler Ramazan ayında Osmanlı ülkesinin dört bir tarafına dağılıp halkı irşat ettikleri gibi bazıları da bu vazifeyi asker taburlarında yerine getiriyordu. Talebeler taburlarda teravih namazı kıldırıyorlar, askerlerle alakadar oluyorlar, vaaz ediyorlardı. Fakat taburlara öyle her talebe gönderilmiyor, müracaat eden ve belli vasıflara sahip talebeler seçilip gönderiliyordu. Peygamber ocağı'nda, Ramazan ayındaki bu ibadet ve vaazlar asıl vazifesi cihat olan Osmanlı askerine manevi moral oluyordu.


Nerede O Eski Ramazanlar

Çamlıca


24 Haziran 2016 Cuma

Namaz Kılanlara İftar



Abbasi Halifesi Harun Reşid, bir Ramazan günü Behlül Dânâ'ya tenbih etti:

- Akşam namazında camiye git, namazı kılan herkesi iftara davet et.

Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıkageldi. Harun Reşid şaşırdı:

- Behlül bunlar kim? Ben sana namaz kılan herkesi saraya iftara çağır diye tembih etmedim mi? Sen o kadar cemaatin arasından bir sofralık bile adam getirmemişsin.

- Efendimiz, siz bana camiye gelenleri değil, namaz kılanları iftara çağır dediniz. Namazdan sonra bendeniz cami kapısında durdum, çıkan herkese imamın hangi sûreyi okuduğunu sordum. Onu da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu; ama namaz kılan yalnız bunlarmış.



Nerede O Eski Ramazanlar

Çamlıca


Yemek



Bir gündüz ve gecede (acıkmadan) iki kere yemez. Çünkü acıkmadan yemek yemek israftır. Bunun israf olduğu hadis-i şerifte zikredilmiştir. (*)

(*)Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Âişe'ye (r.anha) şöyle buyurmuştur:
"İsraftan sakın! Bir günde (acıkmadan) iki defa yemek yemek israftır."


Devamlı et yemez ve çorba içmez. Çünkü bu meleklerin gazabına ve kalbin kararmasına sebep olur.

Et, yağ ve çorbayı kırk gün terk etmemelidir. Zira böyle yaparsa tabiatı bozulur, ahlâkı kötüleşir.

Ekmeğin hamurunu iyice yoğurur ve ekmekleri küçük yapar. Güzel yoğrulduğu zaman hamurun bereketi artar.

Yemeği sofraya yiyenlerin doyacağı kadar koyar. Fazlasını koymak, yemeği hor görmek ve israftır.

Resûlullah (s.a.v.) yemeği yerde kurulan sofrada yemeyi severdi. Sofrada yeşillikler bulundurur. Zira bunları sofrada bulundurmak şeytanı kovar.

Yemek kapları toprak, çanak veya ahşap olmalıdır. Altın ve gümüş kapta yemek haramdır. Tunç kaplarda ve kalaylanmamış bakırda yemek yemek mekruhtur.

İnsanların aynı kaptan yemeleri Allâhü Teâlâ'ya daha sevimlidir. Sevabı daha çoktur ve kalpler arasında sevgi ve muhabbeti artırır. Küçük kaplarda bereket yoktur.

Yemek yiyecek olan sofraya kendisi yaklaşır. Softanın önüne getirilmesini istemez. Çünkü bu yemeğe karşı bir hakaret ve kendisini büyük görmedir.

Yemek yerken ayakkabılarını çıkarır.

Yemekte peygamberlerden (aleyhimüsselâm) birinin ismini taşıyan birinin bulunması müstehabdır. Bir şeye yaslanmadan, yan yatmadan ve sırtını bir şeye dayamadan mütevazı bir şekilde yemeği yer. Sol ayağı üzerine oturup sağ dizini tam bir şekilde diker. Resûlullah (s.a.v.)'in oturduğu gibi dizleri ve ayakları üzerine de oturur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
"Ben Allâhü Teâlâ'nın kuluyum, kulların yediği gibi yer, kulların oturduğu gibi otururum." buyururdu.




Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat


22 Haziran 2016 Çarşamba

Kadir Gecesinde Ne Yapılır?




Bu gece 4 rek'at Kadir gecesi namazı kılınır:

1'inci rekatte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 "İnnâ enzelnâhü fî leyletil-kadr..." 
2'nci rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 İhlâs-ı şerîf, 
3'üncü rekatte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 "İnnâ enzelnâhü fî leyletil-kadr..." 
4'üncü rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 İhlâs-ı şerîf, okunur.

Namazdan sonra: 1 defa:


اَللهُ اَكْبَرُ اَللهُ اَكْبَرُ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ واللهُ اَكْبَرُ اَللهُ اَكْبَرُ وَِللهِ الْحَمْدُ 
"Allâhü ekber. Allâhü ekber. Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Allâhü ekber. Ve lillâhil-hamd" 

100 "Elem neşrah leke sadrak..." 

100 "İnnâ enzelnâhü fî leyletil-kadr..."

100 defa da Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in Hazret-i Âişe (r.a.) Vâlidemiz'e öğrettiği şu duâ okunup, sonra duâ yapılır:


اَللَّهُمَّ اِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّى 
"Allâhümme inneke afüvvün kerîmün tühibbül-afve fa'fü annî"



Mümkünse kandil gecesi olması hasebiyle bir de tesbih namazı kılmalıdır.





Mübarek Gecelerde Yapılması Tavsiye Edilen
Dua Ve İbadetler

Fazilet Neşriyat




21 Haziran 2016 Salı

Az Yemek





Yemek yemeye daha iştahı varken çekilmeye "az yemek" denir. Nitekim bir hadîs-i şerifte: "Kişi az yediği zaman gönlü (dimağı) nur ile dolar" buyrulmuştur.

* Arapların tabibi diye meşhur Haris İbni Kelede'ye: "İlaç nedir?" diye sorulduğunda: "Açlık" diye cevap vermiştir. "Hastalık nedir?" diye sorulduğunda ise: "Yediği bir yemeği sindirmeden ikinci bir defa yemektir" diye cevap vermiştir.

* Lokman Aleyhis-Selâm da oğluna: "Oğlum! Miden dolu iken sakın yeme! Zira tokken yiyeceğin şeyi köpeğe atman, senin için onu yemekten daha iyidir" diye vasiyyette bulunmuştur.

* Peygamber Aleyhis-Selâm da: "İnsanoğlu midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak bir kaç lokma kâfidir. Mutlaka yemesi gerekirse, midesinin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye, üçte birini de nefes alıp vermeye (havaya) bırakmalıdır" buyurmuştur.

* Tabip Şemseddin Muhammed, bu hadisi: "Midenin 1/3'ü yiyecek, 1/3'ü su ve 1/3'ü de teneffüse bırakılmalıdır" hadisindeki asıl maksat sayı değildir. Midenin çoğunluğu yiyecek gıdaya, bir miktarı suya, diğer bir miktarı da teneffüs için bırakılmalıdır. Yoksa hepsi de tıka-basa gıda ile doldurulmamalıdır, demektir" diye yorumlar.


* Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir: "(Gayr-i müslim) bir kimse vardı, çok yemek yerdi. Müslüman oldu, az yemeye başladı. Bu durum Peygamber Aleyhis-Selâm'a bildirildiğinde: "Mümin kimse bir bağırsağını (midesini) dolduruncaya kadar yer. Kâfir ise yedi bağırsağını (mide, ince ve kalın bağırsaklar) dolduruncaya kadar yer" buyurdu.

* Mideden sonra üç tane ince bağırsak, üç tane de kalın bağırsak vardır. Mide ile birlikte tamamı yedi bağırsak eder. İşte Peygamber Aleyhis-Selâm'ın: "Mümin kimse bir bağırsağı doluncaya kadar yer, kâfir ise yedi bağırsağını dolduruncaya kadar yer" hadisi ile bu noktaya işaret edilmiştir.



Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi



Cimrilik



Cimri bir zenginin oğlu hastalandı. Dostları kendisine:
- Allahü Teâlâ'nın şifa vermesini istiyorsan oğlun için Kur'ân-ı Kerîm hatmetmen ya da kurban kesmen gerekir, dediler.

Bir müddet düşünceye daldı, sonra dedi ki:
- El altında olan mushafı hatmetmek daha uygundur, çünkü sürü uzaktadır, geç gelir.

Bunu duyan bir gönül ehli dedi ki:
- Onun Kur'ân-ı Kerîm'i hatmetmeyi seçmesindeki sebep Kur'ân-ı Kerîm'e tazîm kalbine yerleşmemiş ve sadece dil ucunda kalmış olması, para ve altının da canının ortasında olması sebebiyledir.




Gülistan'dan Seçmeler

Hazırlayan: Ozan Yılmaz
Hasbahçe




20 Haziran 2016 Pazartesi

İçki İçmek Hakkında





Resul-i Ekrem (s.a.v.) şunları söyledi:

"İçki içenin karnında içki durdukça yedi gün namazı kabul olunmaz, (yedi gün içinde) ölürse kafir olarak ölür. Eğer (namazdayken) namazın farzlarından birini yapamayacak veya Kur'an okuyamayacak derecede sarhoşsa kırk gün namazı kabul olunmaz. (Kırk gün içinde) ölürse kafir olarak ölür."


"Şaraptan birkaç damla içenin nafile olsun, farz olsun üç gün, bir bardak içenin ise kırk sabah namazını Allah kabul etmez. İçki tiryakisine, muhakkak Allah habal suyundan içirir."
-Habal suyu nedir ya Rasulullah? diye sorulunca:
-Cehennemliklerin vücudundan akan irindir, diye açıkladı.



Tergib Ve Terhib
İmam Hafız El-Münzirî

Huzur Yayınevi




İftiranın Telafisi




İftira, gıybetten daha şiddetlidir. İftira yapan kişi şu üç şekilde tövbe etmelidir:

1. Önce bu yalan ve iftirayı kimlerin yanında yaptı ise onlara giderek "Ben falan kişi hakkında şöyle şöyle demiştim; onlar yalandır, yalan konuştum" demelidir.

2. Hakkında yalan söylediği ve iftira attığı kimseye giderek helallik dilemelidir.

3. Allah Teala'ya tövbe istiğfar etmelidir. Bu sebeple denilmiştir ki: Gıybet; kardeşini, onun hoşlanmayacağı taraflarıyla anmandır. İsterse bu noksanlık onun kendisinde, isterse aklında, isterse elbisesinde, ister sözünde, nesebinde, alışkanlıklarında veya bunlarla alakalı herhangi bir şeyde olsun fark etmez. Hatta, onun elbisesinin kolları uzun, etekleri uzun yada boyu uzun demek bile gıybete girer.



Dürretül Vâizin
Osman Hopavi

Karaca Yayınevi



19 Haziran 2016 Pazar

Fitne




Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu:

"Yakın bir gelecekte birtakım fitneler olacaktır. Fitne zamanında (ona karışmayıp) oturan kişi, (karışmak üzere) ayakta durandan hayırlıdır. O hengâmede ayakta duran da (fitne sebeblerini hazırlamağa) gidenden hayırlıdır. Bu yolda yürüyen de bil-fiil fesada çalışandan hayırlıdır. Her kim fitne vukûuna muttali' olup onu görmeye çalışırsa, muhakkak onun kahrına uğrar. Her kim o fitne zamanı iltica edecek veya sığınacak bir yer bulursa, hemen oraya sığınsın (fesâdcılara karışmasın)"



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken


18 Haziran 2016 Cumartesi

En Güzel Hediye




"Hak olan bir sözü dinleyip, sonra da onu bir müslüman kardeşine öğretmen ne güzel hediyedir."


Hz. Muhammed (s.a.v.)





Tergib Ve Terhib
İmam Hafız El-Münzirî

Huzur Yayınevi



Davet




Peygamber efendimizin (sallâllahü aleyhi ve sellem) davetidir ki, ümmetini İslâm dînine davet etmiştir. Nitekim Nahl sûresi yüz yirmibeşinci âyetinde Allahü teâlâ: «Ey Habîbim, insanları hikmetli sözler, güzel nasihatler ve faydalı hikâyelerle Rabbinin yoluna davet et» buyuruyor.

Davet, Resûlüllah'a (sallâllahü aleyhi ve sellem) âiddir. Hidâyet ise bilfiil ondan değildir. Nitekim bir hadîs-i şerifte: «İnsanlara hidâyet ve doğru yolu gösterici olarak gönderildim. Ben muhakkak hidâyet verici değilim. Bu Allahü Teâlâ'nın işidir. İblis, insanları saptırmak için gönderildi. O da muhakkak insanları doğru yoldan saptıramaz. Bu da Allahü tealâ'ya mahsustur» buyurdu.

Allahü Teâlâ Kasas sûresi ellialtıncı âyet-i kerimesinde: «Sen dilediğine hidâyet veremezsin; lâkin Allahü teâlâ dilediğini hidâyete kavuşturur» buyuruyor.

Resûlüllah (sallâllahü aleyhi ve sellem) amcası Ebû Tâlib'in îman etmesini ve hidâyette olmasını diledi. Ebû Tâlib hidâyeti kabulden sakındı. Fakat Hazret-i Hamza'nın (radıyallahü anh) katili Vahşî (radıyallahü anh) îman ve hidâyeti kabul etti.

Allahü Teâlâ Mâide sûresi altmışyedinci âyetinde: «Ey Habîbim, sana lâzım gelen, Rabbinden sana geleni bildirmektir» ve İsrâ sûresi, yüzbeşinci âyetinde: «Biz seni müjdeleyici, korkutucu ve Allahü Teâlâ'nın izni, ile Allahü Teala'ya çağırıcı ve seni nur kaynağı olarak gönderdik.» buyuruyor.

Nitekim Allahü Teâlâ bir başka ayeti kerimede: «Allahü Teala nûrunu dilediğine verir.» buyuruyor.




Gunyetüt Tâlibin
(İlim Ve Esrar Hazinesi)
Seyyid Abdülkâdiri Geylani

Çelik Yayınları


17 Haziran 2016 Cuma

Ni'met



Şükretmek nimetin kadrini bilmeye ve o da nimetin kaybolmasını durdurmaya sebep olduğundan bazı muhakkıklar dedi ki: "Akarsuyun kadrini nehrin kenarında oturanlar bilmez, çöllerde susuz kalanlar bilir.

Babası tarafından terbiye edilmek için devamlı olarak azarlanan çocuk, babasının kıymetini hayatında değil, vefatında anlayabilir."

Bu sözlerden anlaşıldığına göre ilâhî nimet mevcut oldukça ve yok olmadıkça bilinemiyormuş. Bu sebepten bazı salih kimseler şöyle niyaz etmişlerdir: "Yarabbi, bize nimetini zevaliyle değil, devamıyla bildir."



Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap




Kadir Gecesi Hakkında





Suâl: Allahü Teâlâ kullarına cum'a gecesini bildirdiği gibi. Kadir gecesini niçin kesin olarak belli etmedi? denirse.

Cevâbında deriz ki; kullar amellerine güvenmesinler diye Kadir gecesini onlara bildirmedi. Zira amellerini bilmiş olsalar, biz bir gecesi bin geceden hayırlı olan Kadir gecesinde hayırlı ameller işledik. Bu yüzden, Allahü Teâlâ muhakkak bizi mağfiret eyledi, katında bize dereceler ve Cennet verildi diyerek, kendilerinde meydana gelen itmi'nan üzerine, bir daha hayırlı ameller yapmazlar. Allahü Teâlâ'nın korkusundan emîn olup, ümitle taşkınlık yapıp helak olurlar. Bu durum, Allahü Teâlâ'nın, kullarına ömür ve ecellerini bildirmemesi gibidir: Nitekim bir kimse ne zaman öleceğini bilse, dünyâ ni'metlerine, lezzet ve şehvetlerine uyar, ecelim yaklaşınca, tevbe ve istiğfar edip Rabbime ibâdetle meşgul olurum, tevbekâr ve kurtulucu olarak vefat ederim der. Bu sebebden bu düşünceye kapılmamaları, her zaman havf ve recâda bulunup, ölümden korkmaları, her an iyi amelleri arttırmağa uğraşmaları, tevbeye devam etmeleri ve âhırette Allahü Teâlâ'nın rahmetiyle, azabından kurtulmaları için, ne zaman öleceklerini onlara bildirmemiştir.



Gunyetüt Tâlibin
İlim Ve Esrar Hazinesi

Seyyid Abdülkâdiri Geylani
Çelik Yayınları


16 Haziran 2016 Perşembe

Dayanarak Yemek Yemek



Bize Mıs'ar tahdîs etti ki, Alî ibnu'l-Akmer şöyle demiştir: Ebû Cuhayfe (R)'den işittim, şöyle diyordu: Rasûlullah (S): "Ben dayanarak yemek yemem" buyurdu.


Bize Cerîr, Mansûr'dan; o da Alî ibnu'l-Akmer'den haber verdi ki Ebû Cuhayfe (R) şöyle demiştir: Ben Peygamberin yanında idim. Peygamber (S) mecliste bulunan bir adama: "Ben bir yere dayanmış olarak yemek yemem" buyurdu.





Not: Hattâbî şöyle dedi: Âmme bu "Muttekı" sözünü "İki yanından biri üzerine meyledici" zannetti. Hâlbuki ma'nâ böyle değildir. Burada "Mutteki", "Altında oturduğu şey üzerine tam oturup dayanan" ma'nâsınadır. Oturduğu şilte üzerine dümdüz oturan herkes mutteki'dir. Yânî ben yediğim zaman, çok yiyenlerin fiilî gibi döşekler üzerine kuvvetle oturmam, lâkin ben az yemek yerim, bunun için oturuşum yemekte yerleşmeyip acele kalkıcı tarzdadır (Aynî)

el-Mutteki': İttikâ'dan ismi faildir, bir nesneye söykünüp dayanan kimseye denir. Peygamber'in "Bana gelince, ben muttekien yemem" kavlinden murâd, avam talebenin zannettiği gibi bir yanı üzerine meyl ma'nâsı değildir, en-Nihâye sahibi ve Râgıb'm tahkiki üzere işbu ittika ve tevekku' maddeleri "Vikâ" maddesindendir ki, kırbanın ağzı bağına denir. Bir nesneye söykünüp dayanmak gûyâ ki onunla bağlanmak gibi olur. Hâsılı hadîsin mantûku budur ki, ben taam ettiğim vakitte oburların oturuşu gibi üzerinde oturduğum döşek ve kilime gereği gibi çöküp dayanarak, kuvvetle bağdaş kurar şekilde oturmam demektir. Rasûlullah sofraya oturduğunda hemen bir iki lokma yiyip kalkacak vaziyette çömelip hafifçe otururdu. Hadîsin mefhûmu aşırı iştiha ile tıka basa yemekten nehyi tazammun eder.. 



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken


15 Haziran 2016 Çarşamba

Tasvir




Ruh sahibi varlıkları tasvir ve tersim eylemek, Vacib Teala Hazretlerinin hâlikiyet sıfatını taklide cesaret demek olarak daha ziyade bir şiddet umumiyetle memnu olduğu gibi bunları evlerde bulundurmaktaki yasağın hikmeti de putperestliğin doğduğu menbaı tıkamaktan ibaret olmak üzere tahmin olunur.



Mes'eleler
(Hakkında Cevaplar)
Şeyhulislam Mustafa Sabri

Sebil Yayınevi




Temiz Yiyecekler Ve İbadet





Allah Teala "Ey müminler! Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin, eğer Allah'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin. (Bakara 172)" buyurur. Buradaki şart edatının yeme fiiline bir kayıt olması muhtemeldir. Yani eğer ibadetinizi sadece Allah'a mahsus hale getirmek istiyorsanız, size rızık olarak verdiklerimizin lezzetli olanlarından yiyin. Ama bunu yapamayacaksanız, hatta nefslerinizin çektiği şeylere ibadet edecekseniz, verdiğimiz rızıkların lezzetlilerinden yemeyin. İçinizde hastalık olduğundan rızıklar arasında leziz olanlar, sizin için öldürücü zehir olur. Lezzetli yiyecekleri içinizdeki hastalık geçince yiyin.



Mebde Ve Me'ad
İmam-ı Rabbânî

Gençlik Kitabevi



14 Haziran 2016 Salı

Mushaf-ı Şerif Yazma Adabı



Sünnetlerden biri de, Mushaf'a hürmet olarak, çok ince bir hatla ve küçük bir şekilde yazmamaktır.      
Hz. Ömer (r.a.) bir kimsede, çok ince hat ile yazılmış bir Mushaf gördü. Bu nedir? diye sordu. O kimse Kur'an-ı Kerim'in tamamıdır, dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) kamçısını kaldırdı ve: "Allah'ın Kitabına tazim ediniz." buyurdu.

Mushaf'a Kur'an-ı Kerim'den olmayan şeyleri yazmamalıdır. Bazı âlimler, Mushaf'a aşır ve humus rumuzlarını koymayı, kıraat rivayetlerini yazmayı ve tefsir yazmayı mekruh görmüşlerdir. Bazıları da bunlara ihtiyaç duyanlar için bir kısmını caiz görmüşlerdir.

Bazı âlimler hırsızlık ve gaspa sebep olacağı için, Kur'an-ı Kerim'i altın ve gümüşle süslemeyi mekruh görmüşlerdir.

Kur'an-ı Kerim'i duvarlara, yere, nakış ve süsleme yapılan yerlere yazmak mekruhtur. Böyle yerlere yazmak, Kur'an-ı Kerim'e ehemmiyet vermemek ve saygısızlıktır. Kur'an-ı Kerim, ancak temiz bir şey üzerine yazılır. Kur'an-ı Kerim gelişigüzel yerlere konmaz ve üzerine basılmaz. Kur'an-ı Kerim hafife alınmaz.

Kur'an-ı Kerim'i İslâm düşmanı olan bir ülkeye götürmemelidir. Çünkü düşmanların eline geçerse onu hor görürler.



Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat


Üç Aylarda Cerre Çıkmak


Osmanlı devrinde iki talebe


Medreselerde tatiller üç aylarda verilirdi. Aslında bu pek de tatil sayılmazdı. Çünkü üç aylar manevî atmosferi ile bu talebeler için bir tatil mevsiminden çok, "irşad ve tecdid" mevsimi idi. Bu sebeple de medrese talebeleri üç aylarda kendilerine verilen bu tatil haklarını memleketlerinde değil, Anadolu ve Rumeli'nin muhtelif yerlerinde irşad ve talim faaliyetleri ile geçiriyorlardı. Bunun karşılığı da halkın gönüllü yardımlarından oluşan ve "cerr" adı verilen küçük miktarda yardımları kabul ederek, bunu, yeni yılda kendi eğitim-öğretim giderleri için kullanıyorlardı.


Maarif tarihçilerimizden Osman Nuri Ergin, cerr hakkında şu bilgiyi vermektedir:

"Cerr, 'çekmek' mânâsına gelen Arapça bir kelimedir. Medreselerde okuyan talebeler her sene 'şühûr-ı selâse' de denilen üç aylarda -ki Receb-i Şerif, Şaban-ı Şerif, Ramazan-ı Şerif te- medreselerdeki dersleri tatil ederek vatanın köşe ve bucağına dağılırlardı. Bu talebeler gittikleri yerlerde Müslümanlarca mukaddes aylar olan bu zamanlarda halka vaaz ve nasihatlerde bulunurlar, Kur'ân-ı Kerîm okurlar, namazlarını kıldırırlar ve bayramdan sonra da medreselerine geri gelirlerdi. Halk, yaptıkları bu hizmete karşı onlara harçlık, yiyecek ve giyecek verir; onlar da bunlarla ertesi sene aynı günlere kadar yaşamaya çalışırlardı. İşte medrese hayatında cerr dedikleri budur.



Nerede O Eski Ramazanlar

Çamlıca


Bir Akşam Da Kendi Evine İftara Buyursun




Bir zat, Ramazan-ı Şerifte hiç evine gelmez. Daima davetli davetsiz iftarlara gidermiş. Bir akşam evine birisi gelerek:

- Bu akşam sizin efendiyi filan yerde iftara davet ediyoruz, buyursunlar, deyince, evin hanımı:

- Ramazan nerede ise bitecek, efendiyi gören yok. Siz görebilirseniz söyleyin, bir akşam da kendi evine iftara buyursun! demiş.



Nerede O Eski Ramazanlar

Çamlıca




13 Haziran 2016 Pazartesi

Yemek



Bize Mâlik, Ebu'z-Zinâd'dan; o da el-A'rec'den tahdîs etti ki, Ebû Hureyre (R): Rasûlullah (S): " İki kişinin yemeği üç kişiye yeter, üç kişinin yemeği de dört kişiye yeter." buyurdu, demiştir.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken


Namaz



Bazı muhakkıklar Nisa suresi 42. ayetindeki sarhoşluğu gafletle yorumlayarak: "Gafletle sarhoş olduğunuz halde, söylediğinizi bilinceye dek, namaza yaklaşmayın!" demek olduğunu söylediler. Çünkü gafletle namaz kılanların çoğu ne okuduklarını bilmezler.



Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap



Taam (Yemek) Duası








Mânâsı:


Allah’a hamdolsun. Allah’a hamdolsun. Allah’a hamdolsun. O Allah ki bize yedirdi içirdi ve bizi müslimlerden kıldı. Alemlerin rabbine hamdolsun. Salat ü selam efendimiz Muhammed’e ve âline ve eshâbının hepsine olsun. Allahım bizi affet, bizi mağfiret et, bize rahmet et. Sen bizim mevlamızsın. Efendimizsin. Kâfirlere karşı bize yardım et. (3 kere) Allahım! Efendimiz Muhammed üzerine salat eyle; rızıkların ve fütuhatların adedince… Ey dilediğine rızıkları hesapsız olarak döşeyen Allahım! Bizim üzerimize de her yönden geniş rızık ver. Bilinmeyen hazinelerinden, mahlukata minnet ettirmeden, sırf senin fazl-ü kereminden hesapsız. Ey ikram edicilerin en büyüğü, rahmet edenlerin en rahıymi! Ey Allahım! Kapıları aç! Ey Allahım kapıları aç. Ey Allahım kapıları aç! Ey Allahım, ey her şeye yeten, ey her şeyi açmaya gücü yeten, ey her şeyi mübalağa ile açan, hayırları aç! Allahım şu yemeğin sahibini ve yiyenleri mağfiret et. Onların devletlerini devamlı kıl. Çocuklarını alim ve salih kıl. Çocuklarını üzerlerine zâlim olarak musallat etme. Allahım çoğalt, noksanlaştırma çok nimetleri…. Fatiha Sûresinin sırrı hürmetine…. Amin…



Bu duada çok büyük kerametler vardır. Yemeklerden sonra bu duaya devam edilen evde bereket kesilmez ve o ailenin çocukları anne ve babasına asi olmazlar.



11 Haziran 2016 Cumartesi

Riya



İbrahim b. Ethem (r.h.) şu hususlara dikkat çekiyordu:

"Kardeşine oruçlu olup olmadığını sorma. Çünkü oruçluyum derse nefsi bundan hoşnut olur. Oruçlu değilim derse bu kez nefsi üzülür, ki her ikisi de riyakârlık belirtilerindendir. Kaldı ki bu tür sorular, hem kardeşini utandırma hem de onun gizli kusurlarına vakıf olma gibi sakıncalar içermektedir."



Tenbihü'l Muğterrîn
(Selef-i Sâlihînin Evliyâullahın Yüce Ahlâkı Hikmetli Sözleri)

İmam Abdülvehhab Şârânî
Bedir Yayınevi




10 Haziran 2016 Cuma

Oruçlunun Gıybet, Kötü Söz Yalan Ve Benzerlerinden Sakınması



Ebu Hüreyre (r.a) Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etti:
- "Kim yalanı ve yalanla iş yapmayı terk etmezse, Allah'ın onun yemesini içmesini terk edip, oruç tutmasına ihtiyacı yoktur."


Tergib Ve Terhib
İmam Hafız El-Münzirî

Huzur Yayınevi



9 Haziran 2016 Perşembe

Oruç



Oruçlu bir Müslümana iftar ettirerek, onun aldığı sevap kadar sevap alır.

İftarda o gün yemediği öğünleri de yercesine çok yemek yememelidir. Çünkü bu orucun sevabından mahrum eder. Nefs-i emmâreyi kahretme faydasını da iptal eder.

Oruçlunun canının çektiği yemekleri yemesinde bir mahzur yoktur. Bir hadis-i şerifte:

"Üç kimse yiyip içtiği nimetlerden hesaba çekilmez; İftar eden, sahur yiyen ve müsafiri olan" buyurulmuştur.

Nafile oruç tutan, en faziletli oruç olan Dâvud aleyhisselâmın orucu gibi tutmalıdır. O, bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı. Veya kameri aylardan her ayın on üç, on dört ve on beşinde üç gün (eyyâm-ı bîz) oruç tutar. Resulullah Efendimiz (s.a.v.) bu günleri tercih etmiştir.



Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat


8 Haziran 2016 Çarşamba

Şeyh Muhammed Abduh (1265-1323)



Şeyh Abduh his ve tecrübe ile anlaşılamayan melek, şeytan ve mucize gibi -bütün mukaddes kitapların peygamberler zamanında insanlara göründüklerini haber verdiği- şeylerin birçoğunu kabul etmemiştir. Meselâ: Süleyman -aleyhisselâm- ile Belkîs hikâyesinde arşın Hazret-i Süleyman'a getirilmediğini, bilakis bir mislinin yapıldığını iddia etmiş; Musa -aleyhisselâm-'ın asası ile denizi yarması mucizesini med ve cezir hadisesidir diye tevilde bulunmuştur. "Bir şeyin Kur'ân'da bulunması, onun sahih olmasını iktiza etmez" diyen de odur. Bu söz üzerine insanın şu suali sorası geliyor: O hâlde Kur'ân'la bir roman kitabının ne farkı kalır?



Dini Tâmir Dâvasında Din Tahripçileri
Ahmed Davudoğlu

Bedir Yayınevi




Kasım Emin (1865-1908)



Kasım Emin Bu kitabında tesettürün yalnız Peygamberin -sallallahu aleyhi ve sellem- zevcelelerine  mahsus olduğunu, sair Müslüman kadınları için Kur'ân-ı Kerim'de böyle bir emir bulunmadığını iddia eder ve şunları söyler:

"Şayet İslâm şeriatında bugün bazı Müslümanlarca maruf olan tesettürü iktiza eden âyetler bulunsaydı bana araştırmadan kaçmak gerekirdi. Ben de bu nâslara -zahiren ne kadar küçük görünürse görünsün- muhalif tek bir harf yazmazdım. Çünkü Allah'ın emirlerini bahis ve münakaşa etmeden kabul gerekir. Lâkin biz şeriatta bu mahut şekilde tesettürü icap eden bir nâss bulamıyoruz. Bu Müslümanlara, ihtilât ettikleri bazı milletlerden geçme bir âdettir. Müslümanlar bu âdeti beğenmiş, almış ve bu hususta mübalâğa göstererek ona din kisvesi giydirmişlerdir. Nitekim insanlar arasında din adıyla yerleşen bütün zararlı âdetler böyledir. Hâlbuki din onlardan beridir. Onun için biz bu bapta bahse mani görmüyoruz. Bilakis bunları öğrenip şeriatın bu husustaki hükmünü ve insanların bunları değiştirmeğe olan ihtiyacını beyan etmeyi vacip görüyoruz..."


Kasım'ın Mısırlılar tarafından hüsnü kabule mazhar olan kitabı bu gûnâ saçmalarla doludur. Güya kendisi pek ehl-i takva imiş... Şayet Müslüman kadının tesettürü hakkında Kur'ân-ı Kerim'de âyet bulsaymış, bu âyete karşı bir tek kelime bile yazmazmış!..

Biz de deriz ki; Kur'ân-ı Kerim'de Müslüman kadının tesettürü hakkında bir değil, birçok âyetler vardır. Hele Ahzâb sûresi bunlarla doludur. Yalnız bunları görmek için evvelâ Cenâb-ı Hakk'ın insana basar ve basiret ihsan buyurmuş olması şarttır. Hak aşıkı bir insana sadece şu âyet yeter.

"Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve müzminlerin kadınlarına söyle de üzerlerine örtülerini indirsinler! Bu onların tanınıp eziyet edilmemelerine daha elverişlidir" (Ahzab 59)

Kasım'ın bu gibi âyetleri görmezlikten gelerek Müslümanların tesettürü başka milletlerden aldıkları ve bu âdete din kisvesi giydirdikleri iddiası düpedüz yalandır; Allah'a ve âyetlerine isyandır. Bize Müslümanların bu âdetleri kimlerden aldığını da söyleseydi ya görelim! Çünkü ona gelinceye kadar tek şahıs çıkıp da "Tesettür meselesi yeni çıkmadır; Müslümanlar onu başka milletlerden almışlardır, Müslümanlık tesettürden beridir" dememiştir. Tesettürün menşeini meçhul bırakıp okuyucunun gönlüne kocaman bir sual işareti koyacağına hiç olmazsa "Müslümanlar onu Peygamberlerine olan hitaptan almışlardı" dese mantıken daha insaflı sayılırdı.


Kasım Emin "Tahrirü'l-Mer'e" yâni "Kadını Hürriyete Kavuşturma" namındaki eseri ile Müslüman kadının tesettürüne karşı harp ilân etmiş ve bu harbi kimsenin burnu kanamadan kazanmıştır. Kitabın yazılmasında Şeyh Muhammed Abduh'un parmağı vardır.




Dini Tâmir Dâvasında Din Tahripçileri
Ahmed Davudoğlu

Bedir Yayınevi



Dr. Muhammed Zeki Mübârek (1891-1952)



Doktor Zeki Mübarek dine ve mucizeye karşı ateşli reformculardandır. Din ulemasını kastederek "İslâm'ın sancağını cahillerin elinden aldık; ve dinin temellerini izah hususunda kalemlerimize merci bulundu..." diyen odur. Zeki Mübarek "Uzak veya yakın bir gün gelecek, o günde insanlar gaibe ait şeylere karşı ayaklanacaklar; lâkin Muhammed'in dahiliğine karşı ayaklanamayacaklardır..." diyen kahramandır.
Evet, Mısır'ın ilerici yazarlarına göre Hazret-i Peygamberin dehası bahis mevzuudur. Onun yanında peygamberliğinin lâfı olmaz; çünkü peygamberliğine inanmazlar.


Dr. Zeki Mübarek "Muhammed Kur'ân'ın şehadetiyle insandı. Ama Benî Âdem'e, hikmeti, yemek yiyen ve sokaklarda yürüyen bir adamdan almak zor geliyordu. Bu şaşkınlığın izdihamı içinde Resulün hayatında insanlık tarafları unutuldu. Yoksa kim tasdik eder ki, Muhammed gibi bir adam, ömrünün kırk yılını tarihsiz geçirsin! Ve hangi sebepten dolayı insanlar Resulün hayatından bu müddeti unutsun veya unutur görünsün!.." diyen şaşkındır. Sanki Peygamberin -sallallahu aleyhi ve sellem- insan olduğunda şüphe edenler varmış da onun insan olduğunu ispat için Kur'ân'dan delil getiriyor.



Dini Tâmir Dâvasında Din Tahripçileri
Ahmed Davudoğlu

Bedir Yayınevi



Devlet Daireleri Yarım Gün





Devlet daireleri Ramazan-ı şerif ayında daha müsamahalı olurdu. Sabah öğlene doğru çalışma başlar ikindiye varmadan daireler kapanırdı.
Mevsimlere göre halkın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde düzenlemeler yapılır, icap ederse iftardan sonra da mesailer yapılırdı. Mektepler, mühendishaneler tatil edilir, isteyen sılaya gider, bayramdan sonra dönerlerdi.



Nerede O Eski Ramazanlar

Çamlıca



7 Haziran 2016 Salı

Kabirleri Ziyaret Etmek



İslâm dininin sünnetlerinden biri de, müslümanların kabirlerini ziyaret etmektir. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"(Ashabım!) Ben sizi kabirleri ziyaretten nehyetmiştim. Artık şimdi kabirleri ziyaret ediniz ve oralarda kötü sözler konuşmayınız!"


Kabrin kıble tarafından yanında, ölünün yüzü hizasında oturur. Sonra Yasin suresini okur. Bilmiyorsa Kur'an-ı Kerim'den bildiğini okur. Sonra tesbih okur ve dua ederek ayrılır. Hadis-i şerifte:

«Bir kimse, dünyada tanıdığı bir kimsenin kabrine uğrayınca, kabirdeki onu tanır ve selamını alır." buyuruldu.

Diğer bir hadis-i şerifte:

"Kim kabristandan geçerken onbir defa ihlâs suresini okuyup, sevabını ölülere hediye ederse, o kabristandaki ölüler sayısınca ona sevap verilir." buyuruldu.


Kabirlerde Yâsîn sûresini okumak müstehabdır. Bu, hadis-i meşhur ile sabittir.                                                    

Sünnetlerden biri de, kabirlerin üzerine ayakkabıları ile basmamaktır. Zira Resûlullah (s.a.v.) bunu beğenmezdi. Kabristanda yalın ayak yürümek müstehabdır. Ölülere dua etmeli, onlar için istiğfarda bulunmalıdır. Resûlullah (s.a.v.), kabristanda ayakkabıları ile yürüyen birini görünce, ayakkabılarını çıkarmasını emir buyurmuştur.

Sünnetlerden biri de, ölen müslümanları hep hayırla anmaktır. Zira Resûlullah (s.a.v.) böyle emretmiş ve:
"Müslüman ölülerin kötülüklerini zikretmeyiniz. Çünkü onlar ahirete götürdükleri amellerinin karşılıklarına erişmişlerdir." buyurmuştur.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.):

"Ölülerin kötülüklerini anmayın. Böyle yaparsanız hayatta kalanlara (çocuklarına akrabasına, arkadaşlarına) eza verirsiniz." buyurmuştur.



Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat


6 Haziran 2016 Pazartesi

Nemime; Koğuculuktan Sakınmak



Nemîme, bir kimsenin sırrını, duymasını istemediği bir kişiye ulaştırmaktır. Bir hadis-i şerifte:

"Koğuculuk eden kişi cennete giremez." buyuruldu. Bu hadis-i şerif, söz taşıyan kişiye tehdit olarak yeter.

Denildi ki: Sana başkasından söz getiren, senden de başkasına söz taşır. Bunun için sana söz getirenden emin olma.

Bir hadis-i şerifte:

"İnsanlar arasında ancak, zina çocuğu veya zinadan kendisinde bir şey bulunan kimse söz taşır." buyuruldu.



Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat


Kur'ân-ı Kerîm




Bütün îmân ehlinin ibâdette müşterek lisânı olan Kur'ân-ı Kerîm, tekmil insanlığın ve cinnin hepsinin kitabıdır. Hepsine rahmet, hidâyet delîlidir. Kur'ân-ı Kerîm ancak kendi lisânı ile okunur. Türkçe, İngilizce, Almanca ve daha başka bir lisanla okunamaz. Okunsa Kur'ân olmaz. Zîrâ Kur'ân, lafız ve mânânın mecmûudur. Yalnız lafzına Kur'ân denemeyeceği gibi yalnız mânâsına da Kur'ân denmez, ikisine birden Kur'ân denir.

Kur'ân başka bir lisana tam olarak asla tercüme edilemez, ancak tefsir edilebilir. Tercüme; herhangi bir lisanla yazılmış bir eseri başka bir lisana çevirmeye denir.
Tefsir ise, izah ve açıklama demektir. Tefsiri herkes ilmi kudreti nisbetinde yapar. Zamanımızda Kur'ân tercümesi diye piyasada bulunanların hiç birisi tercüme değildir, kısaca meâlden (mânâdan) ibarettir.

Kur'ân-ı Kerim yeryüzünde tercüme edilemeyen yegâne kitaptır. Tercüme edilemeyişinin başlıca sebebi; Kur'ân-ı Kerîm'in her harf ve kelimesinin bir çok manası vardır. Tercüme edilmeye kalkıldığı takdirde bu manalardan yalnızca biri alınır, diğerleri kalır. Böyle olunca da o tercüme eksik olur.



Siyer-i Nebî
(Muhtasar İslam Tarihi)

Fazilet Neşriyat



4 Haziran 2016 Cumartesi

Diş Ağrısı




Bir hadisi şerife göre dişi ağrıyanlar, parmaklarını ağrıyan dişlerinin üzerine koyarak bu ayeti kerimeyi okumalıdır.

"Hüvellezî enşeeküm ve ceale leküm-üs-sem'a vel-ebsara vel-ef'ideh kaliylem mâ teşkürûn." (Mülk suresi 23)

23- De ki: "Sizi yaratan, size kulaklar gözler ve gönüller veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!"





Mecmâ'ul Âdâb
Sofuzade Seyyid Hasan Hulûsi

Salah Bilici Kitabevi



3 Haziran 2016 Cuma

Bela Ve Musibet İçin



Müminin, başına gelen her nevi bela ve musibet için:

"İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" demesi sünnettir. Çünkü Resûlullah (s.a.v.):

"Sizden birinizin pabucunun bağı kopunca "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi  râciûn desin. Zîra bu da musibetlerden biridir." buyurdu.



Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat



2 Haziran 2016 Perşembe

Kur'an-ı Kerim'e Hürmet



Kur'an-ı Kerim bulunan yere hürmet etmek sünnettir. Hadis-i şerifte:

"Yeryüzünde mescidlerden sonra Allâhü Teâlâ'nın en çok sevdiği yer, Kur'an-ı Kerim'in bulunduğu yerdir." buyuruldu.

Mushaf-ı şerif eskiyip, yazıları silinirse, temiz bir beze sarılıp, temiz, pislik bulaşmayacak ve basılmayacak bir yere gömülür.

Kuran-ı Kerim öğretmek için, önceden şart kılınmış ücret almamakdır. Çünkü Resûlullah (s.a.v.) Kur'an-ı Kerim'i satıp, parasını almaktan ve ilmi satarak parasını almaktan men etmiştir.

Muâz bin Cebel'e (r.a.) soruldu: "Bazı kimseler Kur'an-ı Kerim'i yazıp satıyorlar. Buna ne dersin?" Buyurdu ki, "Bu Kur'an-ı Kerim'i satmak değildir. Onlar, sadece kâğıt ve ellerinin emeğini satıyorlar. Kur'an-ı Kerim'i satmak, belli bir bedel ve ücret şart kılarak ondan bir sureyi öğretmektir."



Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat


Hamilton'un Rüyası


Çanakkale işgal kuvvetleri komutanı Ian Hamilton



Osmanlı ordusunun imanlı direnişi süresince birçok hâdise meydana gelmiştir. Bunlardan birisi de Çanakkale'de müttefik kuvvetler başkumandanlığını yürüten Hamilton'un rüyasıdır.

Hamilton, Gelibolu Günlüğü isimli hatıralarında bu rüya hadisesini şöyle anlatmaktadır:

"2 Eylül 1915. Dün gece çok acayip ve korkunç bir rüya gördüm. İmroz Adası'nda (Gökçeada) çadırımın içinde küçük portatif karyolamda yatmaktaydım. Birdenbire kendimi buz gibi sulara gömülmüş buldum. Birisi beni denizin dibine doğru çekiyordu. Boğuluyordum! İki kuvvetli elin boğazımı sıktığını hissediyordum. Bu iki el beni hem boğuyor, hem de denizin derinliklerine sürüklüyordu. Nefesim kesiliyordu...

Dehşetli bir mücadeleyle kendimi bu iki elden kurtarmaya çalıştım. Bu o kadar sıkıntılı bir boğuşma idi ki, yatağımda güçlükle gözlerimi açtığım zaman, bütün vücudum zangır zangır titremekte idi. Baştan aşağıya kan ter içinde kalmıştım. Boğazımı sıkan iki kuvvetli eli görür gibi oldum. Çadırımın içinde sanki bir hayalet vardı. Fakat yüzü karanlıkta seçilemiyordu. Bu hayal yavaş yavaş silinip gözden kayboldu. Boğazım ferahladı. Rahat nefes almaya başladım.
Çadıra bir düşman mı girmişti?.. Ömrümde bu kadar korkunç bir rüya gördüğümü hatırlamıyorum.
Uyandıktan sonra saaderce bu rüyanın dehşeti içinde kaldım. Kafamın içinde acayip düşünceler belirmeye başladı:
Çanakkale tekin değildir. Üzerimize kaçınılmaz bir tehlike çökmüştür. Hepimizi meşum bir akıbet beklemektedir."



Osmanlı'nın Son Kilidi Çanakkale 1
Çamlıca Basım




1 Haziran 2016 Çarşamba

Bir Saatlik Tefekkür, Bir Senelik İbâdetten Hayırlıdır




Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir saatlik tefekkür, bir senelik ibâdetten hayırlıdır.”


Fakih der ki:

İnsan, tefekkürün faziletine ermek isterse, şu beş şey üzerine de inceden inceye düşünsün:

1. Allah’ın varlığına delâlet eden ÂYETLERİ ve O’nun birliğini belirten ALÂMETLERİ düşünmek.

2. Allah’ın NİMETLERİ’ni ve ÂLÂ’yı düşünmek.

3. Allah’ın ihsan edeceği SEVABI düşünmek.

4. Allah’ın vereceği CEZAYI düşünmek.

5. Allah’ın insana yaptığı İHSANI ve CEFAYI düşünmek.

Şimdi bunları biraz açıklayalım:



ÂYETLERİ ve ALÂMETLERİ düşünmek şöyle olur:

Allah’ın kudretini düşünmeli. Bunları, yerin yaratılışında, semâların yaratılışında, güneşin doğuşunda ve batışında, gecenin ve gündüzün değişmesinde, bilhassa kendi nefsinde görmelidir.

Bunu şu âyet-i kerime ile tesbit edelim:

“Yeryüzünde mü’minler için âyetler vardır. Ve özünüzde de… Göremiyor musunuz?” (Zariyât sûresi, âyet: 20-21)


Bir kimse, âyet ve alâmetler üzerinde tefekküre dalarsa, yakîni artar, marifeti daha da gelişir.





ÂLÂ ve NİMETLER üzerine düşünmek:

Bunu Allah’ın kendisine verdiği nimetlere bakarak yapar.

Bazı hakîm zatlara dediler ki:

Âlâ ve Nimet arasında ne fark vardır? Şu cevabı aldılar:

Açıkça görünen nimetlerin adı Âlâ’dır. Bâtında kalanların adı ise, Nimettir.

Meselâ:

Eller, Allah’ın âlâsı (ihsanı)dır; elin kuvveti ise onun nimetidir.

Yüz, Allah’ın âlâsıdır; ama, yüzün biçimli, güzel olması onun nimetidir.

Ağız, Allah’ın âlâsıdır; ama, yemeğin tadını almak, onun nimetidir.

Ayaklar, Allah’ın âlâsıdır; ama, yürümek, onun nimetidir, insanın, iki ayağı olsa, ama yürüyecek kuvveti olmasa, onun âlâsı verilmiştir, nimeti verilmemiştir.

Ayaktaki damarlar, kemikler âlâdır, ama sağlıklı oluşu ve sükûnu onun nimetleridir.


ÂLÂ ve NİMET mânâsını, anlatılanın aksi olarak da açıklamışlardır. Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:

“… Eğer Allah’ın nimetini sayacak olsanız bitiremezsiniz…” (İbrahim sûresi, âyet: 34)

Kısaca insan, âlâ ve nimetler üzerine düşünerek muhabbetini artırmış olur.





SEVABI düşünmek:

Böyle bir düşünce, Allah’ın velî kullarına, cennette hazırladığı ikramları düşünmekle olur. Bu, SEVABI düşünmektir.

Böyle bir sevabı düşünmek, ona rağbeti artırır. Ayrıca, onu elde etmek için insana gayret verir. Bu düşünceye sahip olan, rabbinin tâatına koşar.


CEZAYI düşünmek:

Bu da, cehennemde Allah’ın düşmanlarına hazırladığı şeyleri düşünmekle olur. Onlara hazırlanan perişanlık, azap ve şiddetli cezalardır.

Böyle şeyleri düşünmek, insana korkunç bir ürperme verir.


İHSANI düşünmek:

Özellikle insan, Allah’ın kendisine yapmış olduğu ihsanı düşünmelidir. Böyle bir düşünce, günahlarının gizli tutulduğunu, bir ikaba uğramadığını, kendisini tevbeye çağırdığını düşünmektir. Allah’ın emrini terkedince, isyana dalınca, nefsinin âhirette karşılaşacağı cefayı düşünmelidir. Böyle bir şeyi düşünmek, insanın utanmasını ve rüsvay olacağı endişesini artırır. Dolayısı ile hatâ işlemekten çekinir.

Bu anlatılan beş şeyi düşünen kimse, Resûlüllah (s.a.v.) tarafından anlatılan, “Bir saatlik tefekkür, bir senelik nafile ibâdetten hayırlıdır” hadisinin ifade ettiği tefekkürün sırrına erer. Bunların dışındaki tefekkür vesvesedir.



Düşünürlerden bâzısı şöyle demiştir:

Şu üç şeyde, tefekküre dalma:

1. Fakirlik üzerinde tefekküre dalma. Derdini ve üzüntünü çoğaltır. Dünya hırsını artırır.

2. Sana haksızlık yapan kimsenin haksızlıkları üzerinde tefekküre dalma. Kalbini katılaştırır, kinini çoğaltır, gayzını devam ettirir.

3. Dünyada uzun zaman kalmayı düşünme. O zaman mal toplamayı seversin. Ömrünü zayi eder, amelini ertelersin.




Tenbihu’l Gâfilîn Bostanül Arifin
Ebul Leys Semerkandi

İpek Yayınevi