31 Mayıs 2016 Salı

Yemek




Ebu Talib Mekkî Hazretleri anlatıyor:

Sofilerden birine bir gün bir tarikat sâliki misafir olur. Ev sahibi komşu kebapçıdan kebap satın alıp başka dostlarını da davet ederek misafire ziyafet hazırlar. Sofraya oturup yemeğe başlandığında misafir mürid de bir lokma alır fakat çiğneyip yalamaz ve geri çıkarır.

"Kusura bakmayın, ben yiyemeyeceğim. Lütfen siz yemeğe devam buyurun!" diyerek bir kenara çekilir. Sofradakiler yemesi için ısrar ederler;
"Siz yemezseniz biz de yemeyiz!" derler.

Ama misafir mürid:
"Benim yememe imkân yok, siz de ister yersiniz, ister yemezsiniz!" diyerek kalkıp yürüyüverir.

Sofradakiler artık misafirsiz yemeğe devam etmek istemezler ve kebapçıyı çağırıp belki bu kebapta mekruh bir sebep vardır düşüncesiyle sorguya çekerler. Kebapçı sıkıştırılınca, bu kebabı ölü bir kuzudan yaptığını, paraya tamah ederek bu işe kalkıştığını, tesadüfen komşusu almak istediğinde gerçeği söyleyemediğini itiraf etmek zorunda kalır.

Bir zaman sonra ev sahibi o müridin kebabın ölü kuzudan yapıldığını nasıl keşfettiğini merak ederek onu arar bulur. Bunu sorunca mürid şöyle cevap verir:

"Ben yirmi senedir riyazetle vakit geçirdim, açlık susuzluk çekerek yaşadım. Fakat nefsim hiçbir yemeğe iştah duymadığı halde o kebaba karşı öyle bir istek gösterdi ki o zamana kadar hiç bu kadar iştahlı olduğunu görmemiştim. Nefsim hep Hak rızasına uymayan şeyleri istediği için bu kebaba karşı düşkünlüğünden şüphe ettim. Onda çirkin bir hal olduğuna kanaat getirdim, o yüzden yemekten çekindim." 



Hikem-i Atâiyye Şerhi



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder