1 Haziran 2016 Çarşamba

Bir Saatlik Tefekkür, Bir Senelik İbâdetten Hayırlıdır




Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir saatlik tefekkür, bir senelik ibâdetten hayırlıdır.”


Fakih der ki:

İnsan, tefekkürün faziletine ermek isterse, şu beş şey üzerine de inceden inceye düşünsün:

1. Allah’ın varlığına delâlet eden ÂYETLERİ ve O’nun birliğini belirten ALÂMETLERİ düşünmek.

2. Allah’ın NİMETLERİ’ni ve ÂLÂ’yı düşünmek.

3. Allah’ın ihsan edeceği SEVABI düşünmek.

4. Allah’ın vereceği CEZAYI düşünmek.

5. Allah’ın insana yaptığı İHSANI ve CEFAYI düşünmek.

Şimdi bunları biraz açıklayalım:



ÂYETLERİ ve ALÂMETLERİ düşünmek şöyle olur:

Allah’ın kudretini düşünmeli. Bunları, yerin yaratılışında, semâların yaratılışında, güneşin doğuşunda ve batışında, gecenin ve gündüzün değişmesinde, bilhassa kendi nefsinde görmelidir.

Bunu şu âyet-i kerime ile tesbit edelim:

“Yeryüzünde mü’minler için âyetler vardır. Ve özünüzde de… Göremiyor musunuz?” (Zariyât sûresi, âyet: 20-21)


Bir kimse, âyet ve alâmetler üzerinde tefekküre dalarsa, yakîni artar, marifeti daha da gelişir.





ÂLÂ ve NİMETLER üzerine düşünmek:

Bunu Allah’ın kendisine verdiği nimetlere bakarak yapar.

Bazı hakîm zatlara dediler ki:

Âlâ ve Nimet arasında ne fark vardır? Şu cevabı aldılar:

Açıkça görünen nimetlerin adı Âlâ’dır. Bâtında kalanların adı ise, Nimettir.

Meselâ:

Eller, Allah’ın âlâsı (ihsanı)dır; elin kuvveti ise onun nimetidir.

Yüz, Allah’ın âlâsıdır; ama, yüzün biçimli, güzel olması onun nimetidir.

Ağız, Allah’ın âlâsıdır; ama, yemeğin tadını almak, onun nimetidir.

Ayaklar, Allah’ın âlâsıdır; ama, yürümek, onun nimetidir, insanın, iki ayağı olsa, ama yürüyecek kuvveti olmasa, onun âlâsı verilmiştir, nimeti verilmemiştir.

Ayaktaki damarlar, kemikler âlâdır, ama sağlıklı oluşu ve sükûnu onun nimetleridir.


ÂLÂ ve NİMET mânâsını, anlatılanın aksi olarak da açıklamışlardır. Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:

“… Eğer Allah’ın nimetini sayacak olsanız bitiremezsiniz…” (İbrahim sûresi, âyet: 34)

Kısaca insan, âlâ ve nimetler üzerine düşünerek muhabbetini artırmış olur.





SEVABI düşünmek:

Böyle bir düşünce, Allah’ın velî kullarına, cennette hazırladığı ikramları düşünmekle olur. Bu, SEVABI düşünmektir.

Böyle bir sevabı düşünmek, ona rağbeti artırır. Ayrıca, onu elde etmek için insana gayret verir. Bu düşünceye sahip olan, rabbinin tâatına koşar.


CEZAYI düşünmek:

Bu da, cehennemde Allah’ın düşmanlarına hazırladığı şeyleri düşünmekle olur. Onlara hazırlanan perişanlık, azap ve şiddetli cezalardır.

Böyle şeyleri düşünmek, insana korkunç bir ürperme verir.


İHSANI düşünmek:

Özellikle insan, Allah’ın kendisine yapmış olduğu ihsanı düşünmelidir. Böyle bir düşünce, günahlarının gizli tutulduğunu, bir ikaba uğramadığını, kendisini tevbeye çağırdığını düşünmektir. Allah’ın emrini terkedince, isyana dalınca, nefsinin âhirette karşılaşacağı cefayı düşünmelidir. Böyle bir şeyi düşünmek, insanın utanmasını ve rüsvay olacağı endişesini artırır. Dolayısı ile hatâ işlemekten çekinir.

Bu anlatılan beş şeyi düşünen kimse, Resûlüllah (s.a.v.) tarafından anlatılan, “Bir saatlik tefekkür, bir senelik nafile ibâdetten hayırlıdır” hadisinin ifade ettiği tefekkürün sırrına erer. Bunların dışındaki tefekkür vesvesedir.



Düşünürlerden bâzısı şöyle demiştir:

Şu üç şeyde, tefekküre dalma:

1. Fakirlik üzerinde tefekküre dalma. Derdini ve üzüntünü çoğaltır. Dünya hırsını artırır.

2. Sana haksızlık yapan kimsenin haksızlıkları üzerinde tefekküre dalma. Kalbini katılaştırır, kinini çoğaltır, gayzını devam ettirir.

3. Dünyada uzun zaman kalmayı düşünme. O zaman mal toplamayı seversin. Ömrünü zayi eder, amelini ertelersin.




Tenbihu’l Gâfilîn Bostanül Arifin
Ebul Leys Semerkandi

İpek Yayınevi




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder