16 Ocak 2016 Cumartesi

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Sıfatları




Rabîa, Enes ibn Mâlik'ten şöyle derken işitmiştir:
Rasûlullah (S) ifrat derecede uzun da değil, kısa boylu da değildi. O süt gibi safî beyaz da değil, karayağız da değildi. O kısa kıvırcık saçlı da değil, düz uzun saçlı da değildi. Kırk yaşını doldurunca Allah O'nu peygamber gönderdi. (Peygamberliğinde) on sene Mekke'de, on sene de Medine'de ikaamet etti. Başında ve sakalında yirmi tel ak saç bulunmayarak Allah onu vefat ettirdi.



Abdullah ibn Ka'b şöyle demiştir:
Ben babam Ka'b ibn Mâlik'ten işittim. O Tebûk seferinden geri kaldığı zamanı tahdîs ederek şöyle dedi: Rasûlullah'a selâm verdiğim zaman yüzü sevinçten şimşek çakar (gibi parlar) bir hâlde idi... Esasen Rasûlullah Allah tarafından sevindirildiği zaman yüzü parlardı, hattâ o yüz bir ay parçasına benzerdi. Biz de sevinçli bir vahiy geldiğini O'nun bu sevimli simasından anlardık.



el-Berâ ibnu Âzib (R) Peygamber'i şöyle vasfetmiştir:
Peygamber (S) uzunla kısa boy arası mu'tedil bir endamda yaratılmıştı. O'nun iki omuzu arası genişti. İki kulağı yumuşağına kadar inen gür saçı vardı. Ben bir defasında Peygamber'i kırmızı (ve yeşil çubuklu) bir libâs içinde görmüştüm. Kat'î olarak derim ki, ben güzellikte O'na denk olabilecek hiçbir şey görmedim.
Râvîlerden Yûsuf ibn Ebî İshâk, babası Ebû İshâk'tan: Kürek kemiği ile kol başının kavuştuğu yere yânî omuz başlarına kadar uzanan gür saçı vardı, demiştir.



Âişe (R) şöyle demiştir:
Rasûlullah (S) -dünyâ işlerinden- iki şey arasında muhayyer kalındığında muhakkak onlardan -günâh olmadığı müddetçe- en kolay olanını alırdı. Eğer günâh gerektirecek olursa, o kolay şeyden insanların en uzak bulunanı Rasûlullah olurdu. Rasûlullah kendisi için kîn tutup öc almamıştır. Ancak Allah'ın hürmetine saygısızlık edilmesi hâli müstesnadır. İşte bu hâlde yapılan hürmetsizlik sebebiyle Allah için (öfkelenir), intikaam alırdı.



Enes ibn Mâlik (R):
Ben hayâtımda Peygamber (s.a.v.)'in elinden daha yumuşak hiçbir ipeğe, hiçbir dîbâca el sürmedim. Yine ben ömrümde Peygamber'in kokusundan daha hoş, daha temiz bir koku da asla koklamadım, demiştir.



Ebû Saîd el-Hudrî (R), hayâ cihetiyle kendi köşesinde oturan bakire kızdan daha çok utangaçtı, demiştir.



İbn Şihâb şöyle demiştir:
Bana Ubeydullah ibnu Abdillah, İbn Abbâs (R)'tan şöyle haber verdi: Rasûlullah (S) alın saçlarını alnının üstüne bırakırdı. Müşrikler ise başlarının saçlarını alnın iki tarafına ayırırlardı. Kitâb ehli olanlar da başlarının saçlarını alınlarına salıverirlerdi. Rasûlullah, hakkında hiçbirşey ile emrolunmadığı hâllerde kitâb ehline uygun olmayı severdi. Sonraları Rasûlullah da başının saçını iki tarafa ayırıp bıraktı. (*)



Abdullah ibn Amr (R):
Peygamber (S) sözünde, fiil ve hareketinde taşkınlık yapıcı secîyede değildi. Taşkınlığı zorlanarak da yapıcı değildi, demiştir. Abdullah herkese: İyi biliniz ki, sizin en güzel huylunuz, en hayırlı olanınızdır, der idi.



(*) Rasûlullah, vahiy gelmeyen hususlarda kitâb ehline uymayı müşriklere benzemeye tercîh ederdi. Bu da kitâb ehlinin müşriklerden ve putperestlerden ziyâde hakka, hakîkate yakın olmalarından ve hiç değilse bir peygamberin şerîati bakıyyesine vâris bulunmalarından idi. Bu sebeble haklarında vahiy gelmemiş vâk'alarda geçmiş şerîatlerin Allah tarafından reddedilmemiş hükümleriyle amel edilmesi bir düstûr olarak emrolunmuş ve bu şer'î ve fer'î bir delîl olmuştur. Peygamberin yüksek vazifelerinin başında şirkle, putperestlikle mücâhede bulunduğundan dolayı kıyafet, saç şekli, giyim, kuşam... gibi haricî şekille ilgili hususlarda bile onlara benzemekten çekinirdi. Putperestlik nizâmı tamâmıyle yıkıldıktan sonra müşriklere benzemek sakıncası kalmayınca Peygamber saçlarını iki bukle hâlinde iki tarafa bırakmağa başlamıştır.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder