27 Ekim 2015 Salı

Benden Daha Kirlisi Yoktu




Akıllı bir genç, deniz yoluyla Rum sahillerine geldi. Genç adamın zeki, erdemli ve adil olduğunu anladılar.
Eşyalarını zarar görmeyecek bir yere bıraktılar, kendisine ikramda kusur etmediler. Aradan birkaç gün geçti. Gencin misafirliği kalmadı, yani oradakilerle iyice içli dışlı oldu. Orada bulunanların başı gence:
- Şu cami epeyce tozlandı. Orayı süpürür müsün? dedi.

Genç bunu duyar duymaz dışarı çıktı, kendisini bir daha da gören olmadı. Şeyh ve müritleri, onun işten kaçtığını düşünüp, bu yüzden orada daha fazla durmak istemediğini zannettiler.

Ertesi gün genci yolda gören birisi ona çıkışarak:
- Yanlış yaptın ey genç! Tarikat ehline hizmet etmeye sırt çevirerek akılsızca davrandın. Velilere hizmet edenin başı göğe yükselir, Hak katında değeri artar, bunu bilmiyor musun? dedi.

Delikanlı bu sözleri duyunca dertli dertli ağlamaya başladı ve dedi ki:
- Ey dost! Ben orada ne toz gördüm ne de toprak. Oradaki tek kirlilik bendim. Orada bir çer çöp varsa o da benden başkası değildi. O yüzden oradan kalkıp gitmeyi uygun gördüm. Çünkü caminin tozdan topraktan, çerden çöpten temiz olması gerekir.



Bostan'dan Seçmeler

Hazırlayan: Ozan Yılmaz
Hasbahçe


26 Ekim 2015 Pazartesi

Dua



Bize Saîd, Katâde'den tahdîs etti ki, onlara da Enes (R) şöyle tahdîs etmiştir:

Peygamber (S) hiçbir duasında ellerini yukarıya kaldırmazdı, yalnız yağmur duasında kaldırırdı. Çünkü Peygamber bunda (ellerini) koltuklarının beyazı görülünceye kadar kaldırırdı.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu
Ötüken



23 Ekim 2015 Cuma

Nikâhla İlgili Bazı Hadis-i Şerifler


Nikahla ilgili hadis-i şerifler


Saîd ibnu Ebî Saîd, babasından; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki,
Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Kadın dört (hâl ve sıfatı) için nikâh olunur: Malı için, soyu için, güzelliği için, dini için. (Ey mü'min, sen bunlardan) dîndâr olanı ele geçirmeye bak. (Eğer dediğimi yapmazsan) iki elin fakirleşir."

...

Bize Mâlik, Nâfi'den; o da İbn Umer(R)'den haber verdi ki, Rasûlullah (S) şığar (sûretiyle nikâh)dan nehyetmiştir. Şığâr, bir kimsenin kızını diğerine, o da kızını kendisine vermek üzere aralarında mehr de olmaksızın evlendirmesidir.

...

Bize Kuteybe tahdîs etti. Bize el-Leys, Nâfi'den tahdîs etti ki, İbn Umer'e Hrıstiyan ve Yahûdî kadınlarının nikâh edilmesinin hükmünden sorulduğunda:
- Şübhesiz Allah müşrik kadınlarını mü'min erkeklere haram kılmıştır. Ben, Îsâ Allah'ın kullarından bir kul olduğu hâlde, bir kadının kendi Rabb'inin Îsâ olduğunu söylemesinden daha büyük bir müşriklik bilmiyorum, der idi.

...

Ebû Hureyre (R) Peygamber'den naklederek söyledi ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Zanndan sakının. Çünkü zann, sözün en yalanıdır. İnsanların gizli ve eksik şeylerini araştırmayın, topluluğun konuşmasını işitmeye çalışmayın, bir birinizle öfke yarışına girişmeyin, birbirinizle Allah kulları kardeşler olunuz. Bir erkek, mü 'min kardeşinin istemekte olduğu kadını - o mü 'min istemeyi terkedinceye kadar- nikâh etmek için istemeye kalkmaz".

...

Bize Mâlik Humeyd et-Tavîl'den; o da Enes ibn Mâlik(R)'ten şöyle haber verdi: Abdurrahmân ibn Avf, Rasûlullah'ı ziyarete geldi. Kendisinde (evlenenlere mahsûs olan) sarı boya izi vardı. Rasûlullah (S) ona sordu, o da kendisinin Ensâr'dan bir kadınla evlenmiş olduğunu haber verdi. Rasûlullah:
- "O kadına ne kadar mehr verdin?" diye sordu, Abdurrahmân:
- Altından bir çekirdek ağırlığı (yânî beş dirhem) verdim, dedi.
Rasûlullah (S) ona: "Bir koyunla olsun düğün aşı yap" buyurdu. (*)


Not(*) "Velime" evlenme sırasında yapılan yemeğe, sevinç nişanesi olarak verilen ziyâfete denir. Sünnet yemeğine "ı'zâr", doğum için verilen ziyafete de "akîka" denilir. Peygamberin bu hadisteki "Bir koyunla olsun düğün aşı yap" emrinden dolayı bazı fakîhler bunun vucûbuna, bazıları da müstehâb olduğuna kaail olmuşlardır.





Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu
Ötüken




16 Ekim 2015 Cuma

Resim Yapmaktan Sakınmak



Aişe (r.anha) şöyle dedi:
Kumaşına resimlerle desen yapılmış yastık satın almıştım. Odama girmekte olan Resulullah (s.a.v.) onu görünce kapıda durdu, içeri girmedi. Yüzünden hoşuna gitmeyen bir şey olduğunu anlayınca:
- Ya Resulullah! Ne yaptım? Yanlış bir şey yapmışsam tevbe edeyim, Allah'a ve Resulüne döneyim, dedim. Resulullah (s.a.v.)da:
- Bu yastık ne? dedi. Ben de:
- Üzerine oturman ve dayanman için aldım, deyince.
- Bu resimleri yapanlara kıyamet günü azap edilecek, bu yaptığınız şeylere can da verin denilecek. Resimler olan eve (rahmet) melekleri girmez.




Resim ve heykel üzerinde Hz. peygamberin bu kadar durmasının nedeni, İslam dininin zuhur ettiği sıralarda putperestliğin toplumda akıl almayacak düzeyde yaygın oluşudur. Hz. Ömer (r.a.) putperestliğin ne denli tutku haline geldiğini şöyle anlatıyor: "Putlara tutkumuz o kadar artmıştı ki, pişirdiğimiz helvadan put yapıyor, ona tazim edip karşısında eğiliyorduk, sonra da onu yiyorduk."

Putları andıran heykel, insan ve hayvan resimlerini görünce, karşısında saygı ile eğiliyorlardı. İşte bu müzmin hastalığın kökünü kazımak için Hz. Peygamber (s.a.v.) resim ve heykeli kesin olarak yasaklamıştır.




Tergib Ve Terhib
İmam Hafız El-Münzirî

Huzur Yayınevi





10 Ekim 2015 Cumartesi

Kerâmet Hakkında Büyüklerin Sözleri





Ebu Hasan Şazelî Hazretleri buyurdu: ''Keramet iki kısımdır. Biri îkan ve şuhûd ile iman kerameti, diğeri sünnete uymakla amel kerametidir. Bu iki keramete eriştiği halde başka bir hali arzu eden sâlik ise yalancı ve mağrurdur. Allah rızası için olmayan keramet istidracdır."

Ebu Abbas Mürsî Hazretleri buyurdu ki: "Bir sâlikin tayy-ı mekân edip bir anda Mekke'de veya başka bir yerde olması hüner değildir. Hüner sâlikin nefsinin kötü vasıflarını kendisinden tayy edip (dürerek) hemen ilâhî huzurda bulunmasıdır."

Sehl bin Tüsterî Hazretleri de şöyle buyurdu: "En büyük keramet, kötü ahlâktan bir huyu güzel ahlâka döndürmektir".

Ebu Muhammed el-Murteiş Hazretlerinin huzurunda su üzerinde batmayarak yürüyen bir müridden söz edildiğinde, başını kaldırarak: "Heva-yı nefsaniyesine galip olan bir gönül eri havada ve denizde yürüyen kimseden daha kâmildir." dedi.

Bayezid Bestamî Hazretleri de şöyle buyurmuştur: "Bir sâlikin suda yürüdüğüne bakılacak yerde Allah'ın emir ve nehiylerindeki gidişine bakmalıdır."

Cüneyd Bağdadî Hazretleri buyurdu: "Kalp ve sırların perdesi keramete meyletmek ve kerametle gurur duymaktır."



Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap



6 Ekim 2015 Salı

Fal



İkrime'den; o da İbn Abbâs(R)'tan haber verdi ki: Peygamber (S) müşriklerin Kabe'de yapmış oldukları resimleri görünce Beyt'in içine girmedi, nihayet emretti de, o resimler giderildi. Peygamber, İbrâhîm ile İsmâil'in suretlerini ellerinde ezlâm denilen fal kalemleri olduğu hâlde gördü de: "Allah bunları yapanları öldürsün. Allah'a yemin ederim ki, bu iki peygamber hiçbir zaman böyle fal kalemleriyle rızk ve kısmet aramamış, istememişlerdir" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu
Ötüken



3 Ekim 2015 Cumartesi

Şems Tebrizî Hazretleri Ve Mevlâna Celâleddin Rûmî Hazretleri



Ledün ilimlerine anadan doğma istidatlı olmakla beraber zahir ilimlerle de fevkalade şöhretli olan Hak lisanının tercümanı Şems Tebrizî Hazretleri, Mevlâna Celâleddin Rûmî Hazretlerini irşad etmek için Tebriz'den ta Konya'ya gelmiş, irşad etmeden önce Mevlâna'nın medresesinden hücresine döndükleri sırada yol üzerinde bekliyordu.  Hazreti Mevlâna mehtabın etrafını çevreleyen hâre gibi yanlarında toplanan talebelerle birlikte büyük bir debdebe ve gösterişle karşısına gelince, ona şu suali sormaya cesaret etti:

"Ya  Mevlâna! Seyyidü'l-Mürselin ve Hâtemü'n-Nebiyyin Cenab-ı Resul-i Ümmî mi büyüktür yoksa  Sultanü'l-Ârifîn Bayezid Bestamî mi?"
Hazreti Mevlâna hayretle Cenab-ı Şems'e bakarak:

"Ya derviş,  delirdin mi?  Seyyidü'l-Mürselin Efendimizle Sultanü'l-Ârifîn mukayese olunur mu? Biri nurların cihanı aydınlatan güneşi diğeri bir zerre bile değil... Seyyidül Mürselin Efendimiz Doğuların Batıların sultanı, Bayezid Bestamî ise onun sadık bir bendesidir!" buyurdular.

Şems Tebrizî tekrar sordu:
"Öyle ama Risalet-meab Efendimiz Cenab-ı Hakk'a karşı: 'Seni hakkıyla bilemedik yarabbi!' diyerek münacat ettikleri halde Cenab-ı Bayezid: 'Seni marifetinin hakkıyla bildim.' diyerek nimete şükrediyor. Bilmeyen bilenden nasıl büyük olur?"

Bunun üzerine Mevlâna Hazretleri dedi ki:

"Bu kıyas hiçbir zaman sahih bir ölçü olamaz. Zira Bayezid'in Cenab-ı Hakk'ı hakkıyla bildiğini söylemesi, istidat havsalasının darlığından dolayıdır. Vecdinin taşkınlığına dayanamaması ve ledün manalarının kalbine sığmaması yüzündendir. İki âlemin hocası Efendimizin, 'Yarabbi biz seni gereğince bilemedik.' buyurması Hakikat-i Muhammediye'nin; evvelkilerin, sonra gelen ve gelecek olanların ilimleri kendisinde toplanan büyük bir ilahi kitap olduğu için maarif ve hakikatlere kanamadığından ötürüdür.
Hakikat-i Muhammediye öyle geniş bir irfan deryasıdır ki, binlerce ilim ve maârif nehirleri içine aktığı halde daha fazlasını da alabilir. O yüzden 'Seni hakkıyla bilemedik.' buyurdu. Bayezid ise kendi hakikatince küçük bir havuz derecesinde olduğundan ona fazladan bir miktar irfan ab-ı hayatı akmasına tahammül edemeyerek derhal taşmasından dolayı: 'Seni hakkıyla bildim' demeye cesaret ediverdi"

Bunun üzerine Hazreti Şems'e derhal cezbe geldi ve bir kere 'Allah!' deyip yere düştü. Mevlâna Hazretleri bu halden pek üzülüp gerekli saygıyı göstererek Cenab-ı Şems-i, saadethanelerine kaldırıp misafir etti. Artık asıl amaç olan irşad etme irşad olma âlemleri başlamıştı.



Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap



2 Ekim 2015 Cuma

Cenâze



Câbir ibn Abdillah şöyle demiştir: Bir kerre yanımızdan bir cenaze geçmişti. Peygamber (s.a.v.) hemen o cenaze için ayağa kalktı ve:

- Yâ Rasulallah! Bir Yahûdî cenazesidir, dedik.

- "Bir cenaze gördüğünüzde hemen ayağa kalkınız" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken


Alışveriş



Hakîm ibn Hızâm (r.a.) şöyle demiştir:

Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Satıcı ile müşteri (birbirlerinden) ayrılmadıkça muhayyerliğe sâhibdirler. Bunlardan herbiri doğru söyleyip de (metâ' ve bedele âid husûsları birbirine) beyân ederlerse, bu alışverişlerinde kendilerine bereket ihsân olunur. Eğer iki taraf yalan söyler ve (mal ile semenin ayıbını) gizlerlerse, bu alışverişlerinin bereketi giderilir."



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken