28 Aralık 2015 Pazartesi

Zinâ



Rasûlullah şöyle buyurmuştur:


"İnsanoğlunun zinadan nasibi takdir olunmuştur. Şüphesiz, o bundan kurtulamaz. Gözlerin zinası bakmaktır. Kulakların zinası, zinaya götürecek sözleri dinlemektir. Dilin zinası, zinaya sebep olacak sözleri konuşmaktır. Ellerin zinası tutmaktır. Ayakların zinası, günah olan yerlere yürüyüp gitmektir. Kalp (zinaya) meyleder ve arzular. Tenasül organı da onu ya tasdik eder veya yalanlar. (Ya zina işler veya işlemez)


"Allah'a yemin ederim ki, sizden birinin başına demirden bir iğne sokulması, kendisine helal olmayan yabancı bir kadına dokunmasından daha hayırlıdır."


"Yabancı bir kadınla başbaşa yalnız kalmaktan sakın. Ruhum kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, hiçbir kimse yabancı bir kadınla başbaşa kalmamıştır ki, aralarına şeytan girmiş olmasın. Yemin ederim ki, bir adamın çamura veya balçığa bulanmış bir domuzla bir arada bulunması, omuzunun kendisine helal olmayan bir kadının omuzu ile yanyana bulunmasından daha hayırlıdır."



Tergib Ve Terhib
İmam Hafız El-Münzirî
4.Cild

Huzur Yayınevi

27 Aralık 2015 Pazar

Sövmek




Enes (r.a.) anlattı: Resulullah (s.a.v.)'in yanında idik. Adamın birini bir pire ısırdı. adam da ona küfretti. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.):
- "Ona küfretme. Çünkü o, peygamberlerden birini namaza kaldırmıştı." buyurdu.


...


Abdullah ibn Abbas (r.a.) anlattı: Bir horoz Resulullah (s.a.v.)'ın yakınında öttü. adamın biri de:
- "Allah'ım! Onun belasını ver" dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.):
- "Böyle söyleme! Çünkü o müslümanları namaza çağırıyor" buyurdu.


...


- Hiçbiriniz zamana sövmesin. Çünkü Allah zamanın kendisidir. (Çünkü zamanı Allah halketmiştir)


...


İbn Ömer (r.a.) Resulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu işittim dedi:
- Koğuculuk, küfürbazlık, kızgınlık cehennemdedir.



Tergib Ve Terhib
İmam Hafız El-Münzirî

Huzur Yayınevi



24 Aralık 2015 Perşembe

Abdestin Tıbbî Faydaları



Hasta göze soğuk su serpmek, yüzü soğuk su ile yıkamak veya soğuk su ile banyo yapmak gözler için gayet faydalıdır. Nitekim İbni Mes'ud Hz.'leri gözlerinden hasta olan eşi Zeyneb'e hitaben: "Eğer sen, Peygamber Aleyhis-Selâm'ın yaptığı gibi yapsaydın, senin için daha iyi ve şifa bulmaya daha uygun olurdu", dedi ve şöyle devam etti: "Gözünü soğuk su ile yıkarsın sonra da: "Ey bütün insanların Rabbi! Hastalığı gider, şifa ver. Çünkü sen şifa verensin, senden başka şifa veren yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalıktan hiç bir iz bırakmasın!"


*  Abdest, gözlerde meydana gelmesi muhtemel bazı hastalıklara engel olur. Nitekim bazı tabipler: "Günde beş vakit namaz için abdest alıp elini, yüzünü ve gözlerini temiz ve soğuk su ile yıkamak, gözleri trahom hastalığına karşı koruyucudur" demişlerdir.

*  Ebû Ümâme (r.a) de şöyle demiştir: "Peygamber Aleyhis-Selâm abdest alırken, göz çukurlarına suyu iyice ulaştırırdı"

* Abdest, sinir sistemini düzenler ve a'sab bozukluğunu giderir.Yorgun bir bedeni rahata kavuşturur, dinçlik ve zindelik verir. Kalbin dinlenmesine yardımcı olur.

* Abdest organlarında canlılık meydana getirir. Yüz etlerinin kuvvetli olmasını sağlar. Kan dolaşımını sağlayan damarların tabii esnekliklerini sağlar.

*  Ağız, burun ve boynun iki tarafının soğuk su ile temas etmesinin de, bilhassa beyinde kan dolaşımının kuvvetlenmesi açısından çok faydalıdır.

* Damar sertliği ve damar tıkanıklıklarının önlenmesinde abdestin önemli bir rolü vardır. Vücut ısısı ile farklı bir ısıda bulunan soğuk suyun cilde temas etmesiyle damarlar açılıp kapanarak esneklik kazanmasına vesile olur.

* Vücudun temel koruma sistemi olan lenf dolaşımını sağlayan ve vücuda giren mikroplara karşı savaşan beyaz kan hücrelerini, dokuların en ücra köşelerine kadar ulaştıran lenf damarlarının düzenli çalışmasında abdestin büyük tesiri vardır.

* Damarlarda daralma ve tıkanmaya yol açan vücut dokularındaki artık maddelerin daha çok el, ayak ve yüz bölgesinde bulunduğu göz önünde bulundurulursa, abdest alırken yıkanmak için bu organların seçilmesindeki hikmet daha iyi anlaşılır.

* Normalde vücudun tümüne ait statik (durgun) bir elektrik dengesi vardır ve sağlıklı vücudun temel yapısı bu elektriğin dengeli olması ile yakından ilgilidir. Gerek havadaki özellikler, gerekse bilhassa günümüzde büyük bir sorun olan plastik giyim ve eşya, bu dengeye olumsuz etkiler yapar. Ağrılı hastalıklar, sinirlilik ve yüzün buruşması en yakın tanıdığımız belirtilerdir. Halbuki günde birkaç kez abdest alarak bu etkiden tamamen sıyrılabiliriz.

* Statik elektrikten meydana gelen bir çok psikosomatik hastalıklar vardır. Statik elektriğin en olumsuz etkisi ise, deri altındaki minik kaslaradır. Statik elektrik bu kasları gere gere sonunda işlemez hale getirir ki, önce yüzde başlayan erken buruşmalar hep bu yüzdendir. İşte bu sebeple, ömür boyu abdest alan kimselerin nur yüzlü oluşlarının bir nedeni hemen anlaşılacaktır.



Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi



22 Aralık 2015 Salı

Kötülük




"(Salih insanlara) su-i zan etmekten sakının. Çünkü su-i zan en yalan sözdür. Birbirinizin ayıplarını gözetlemeyin, birbirinizin kusurlarını araştırmayın, çekişmeyin, birbirinize kin gütmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin! Ey Allah'ın kulları kardeş olun! Birbirinize hased etmeyin! Kimse kardeşinin istediği kızı; nikahlamasın veya vazgeçmesi kesinleşmeden istemeye kalkışmasın."


"Devamlı kavga halinde olman, sana günah olarak yeter."



Peygamberimizden Evrensel Öğütler
(Binbir Hadis-i Şerif)

Mehmet Can
Şefkat Yayıncılık



19 Aralık 2015 Cumartesi

3 Kişi




"Üç kişi beraber bulunduğu zaman, iki kişi aralarında konuşup üçüncü kişiyi yalnız bırakmasınlar."
(El-câmiu's-sagir)




Peygamberimizden Evrensel Öğütler
(Binbir Hadis-i Şerif)

Mehmet Can
Şefkat Yayıncılık




18 Aralık 2015 Cuma

Altın Öğütler



"Tedbirli olmak geçimin yarısı, kendini insanlara sevdirmek aklın yarısı, keder yaşlılığın yarısı, ailenin azlığı da iki zenginlikten biridir."



"Allah'ın kendisine; dünyalıklara önem vermeme ve az konuşma hususiyetini verdiği bir adam gördüğünüz zaman, ona yaklaşın. Çünkü o, hikmet yani kalp hastalıklarına şifa veren ve nefsin hevasına uymaya engel olan ince işaretleri bilme melekesine sahiptir."


"Üç şey geciktirilmez. Vakti gelen namaz, hazır olan cenaze ve dengi bulunduğu zaman kızın evlendirilmesi."


"Sana vasiyet ediyorum: Emanet kabul etme ve iki kişi dahi olsa kimsenin arasında hâkimlik yapma."



Peygamberimizden Evrensel Öğütler
(Binbir Hadis-i Şerif)

Mehmet Can
Şefkat Yayıncılık

15 Aralık 2015 Salı

Cemaat



Hz. Peygamberimiz, «Ashabıma hürmet ediniz, zira onlar sizin örneklerinizdir. Onlardan sonra gelenler ve daha sonra gelenler de sizin örneklerinizdir. Daha sonra yalancılık başlar ve hattâ bu hususta yemin edilir. Fakat kendini cemaata tâbi tutan kimse kurtulur. Zira Şeytan cemaattan uzak kalır. O, ayrı kalanları ve yalnız kalanları avlar» buyurmuştur.



Menâkıb-ı Ciharyâr-ı Güzîn
(Peygamberimizin Dört Halifesinin Hal Tercemeleri)

Mehmet Gavsi
Salâh Bilici Kitabevi



9 Aralık 2015 Çarşamba

Karasinek



"Sizden birinin yiyecek ve içeceğine karasinek düştüğü zaman, onu tamamen batırsın! Sonra çıkarıp atsın! Çünkü sineğin kanadının birinde zehir, diğerinde ise panzehir vardır. Halbuki o, zehir taşıyan kanadını önce batırarak kendisini korumak ister, (şifalı kanadını sonraya bırakır). İşte bu sebeble sineğin tamamını batırınız."

Mikrop ve mikroskopun bilinmediği bir dönemde Peygamber Aleyhis-Selâm'ın "Karasineğin kanadının birinde zehir, diğerinde ise panzehir vardır" demesi, ilâhi vahye müstenid olmaktan başka bir şey değildir. Zira ümmi bir peygamberin böyle şeyleri bilmesi aklen imkânsızdır.

"Tabiblere göre karasinekte; ısırmasından dolayı kaşıntı ve şişmenin meydana geldiği, zehirli bir kuvvet vardır. Bu kuvvet onun silahı durumundadır. Kendisine zarar verecek bir şeyle karşılaştığı zaman bu silahı ile korunmaya çalışır. İşte bu zehrine karşı yüce Allah onun diğer kanadında panzehir yaratmıştır. İlk önce zehrini boşalttığı su veya yiyecek içine tamamen batırıldığı zaman, panzehirini de boşaltmış olduğundan; panzehir zehirini nötr hâle getirmektedir"

Sahâbe'den Mikdam b. Ma'dîkerib (r.a.)'in rivayetine göre, bir defasında Peygamber Aleyhis-Selâm: "Haberiniz olsun! Bana Kur'ân verildi, Kur'ânla beraber onun bir benzeri daha verildi.." buyurmuştur.



Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi
Ali Rıza Karabulut

Akabe Kitabevi



Hayvanlarla İlgili Hadis-i Şerifler





el-A'rac'dan; o da Ebû Hureyre(R),den tahdîs etti ki; Peygamber (S) şöyle buyurmuştur:

"Horozların öttüğünü işittiğinizde (dileklerinizi) Allah'ın fadlından isteyiniz! Çünkü horozlar melek görmüşlerdir. Eşeğin anırmasını işittiğinizde de şeytândan Allah'a sığınınız (yani Eûzu billahi mine'ş-şeytânir-racîm deyiniz). Çünkü eşek şeytân görmüştür (de öyle anırmıştır)."


--


Nâfi'den; o da İbn Umer(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur:

"Bir kadın, dünyâda bir kediyi bağlayıp habsetmiş, onu yedirmemiş ve onu yerin haşerelerinden yemesi için de salıvermemiş olduğundan ötürü ateşe girmiştir."


--


Bana Mâlik, Ebu'z-Zinâd'dan; o da el-A'rac'dan; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki; Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur:

"Peygamberlerden biri bir ağaç altına indi. Akabinde onu bir karınca ısırdı. Peygamber eşyalarının hazırlanmasını emretti. Eşyalar ağacın altından çıkarıldı. Sonra karınca evinin yakılmasını emretti ve ateşle yakıldı. Bunun üzerine Allah o peygambere: O ısıran tek karıncayı yaksaydın ya! diye vahyetti."


--


Ebû Hureyre (R) tahdîs edip şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu:

"Her kim (yanında) köpek tutarsa, her gün o kimsenin amelinden bir kırat eksilir. Ancak o köpek zirâat köpeği yâhud koyun köpeği ise eksilmez."



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken


8 Aralık 2015 Salı

İlim Öğrenmek




İlim öğrenmeye küçük yaşta başlamalıdır. Hadis-i şerifte:

"Küçük yaşta ilim öğrenen taşa nakşeden gibidir. Büyük yaşta ilim öğrenen ise su üzerine yazı yazan gibidir." buyurulmuştur.





Şir'atü'l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat



4 Aralık 2015 Cuma

Altın Takmak




"Benim ümmetimden içki içen bir kimse ölünce Allah, ona cennet şarabını haram kılar. Yine benim ümmetimden altınla süslenen bir kimse ölünce Allah, cennette onu kullanmasını haram kılar."



"Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse, ipek ve altın giyinmez."



Resulullah (s.a.v.) bir adamın elinde altın bir yüzük gördü, onu çıkarıp attı ve:
-Sizden biri şiddetli bir ateş parçasına yöneliyor ve onu eline alıyor, buyurdu.

Resulullah (s.a.v.) gittikten sonra adama:
-Yüzüğünü al, ondan başka türlü faydalanırsın, dediler. O da:
-Hayır! Allah'a yemin ederim ki, almayacağım. Çünkü Resulullah (s.a.v.) onu attı, diye cevap verdi.



Tergib Ve Terhib
İmam Hafız El-Münzirî

Huzur Yayınevi


30 Kasım 2015 Pazartesi

Tilâvet Secdesi



Tilâvet secdesi, Kur'an-ı Kerim'i okuma secdesi, demektir. Kur'an-ı Kerim'in bazı ayet-i kerimeleri okunduğunda, secde edilmesi gerekir. Kur'an'daki tilâvet secdeleri Kur'an-ı Kerim'de tilavet secdesi bulunan âyetlerin kenarında "Secde" diye yazılıdır. Kur'an okuyan kimse bu ayeti okuduğu zaman secde etmek üzerine vacip olur. Bu kimse, kıbleye döner, ellerini kaldırmadan "Allahü Ekber" diye tekbir alarak secdeye varır. Secdede 3 kere "Sübhâne rabbiyel a'laa" der. Sonra tekrar "Allâhü Ekber" diye tekbir alarak doğrulur, ayağa kalkar. Ayağa kalkarken de; "Semi'nâa ve eta'nâa gufraaneke rabbenâa ve ileykel masıyr" der.

Secde âyetini işiten kimsenin de secde etmesi lâzım gelir.



Kur'an-ı Kerimdeki Secde Âyetleri

1. Sûre-i Â'raf, âyet: 206
2. Sûre-i Ra'd, âyet: 15
3. Sûre-i Nahl, âyet: 49
4. Sûre-i İsrâ, âyet: 107
5. Sûre-i Meryem, âyet: 58
6. Sûre-i Hac, âyet: 18
7. Sûre-i Furkan, âyet: 60
8. Sûre-i Neml, âyet: 25
9. Sûre-i Secde, âyet: 15
10. Sûre-i Sâd, âyet: 24
11. Sûre-i Fussilet, âyet: 37
12. Sûre-i Necm, âyet: 62
13. Sûre-i İnşikak, âyet 21
14. Sûre-i Alak, âyet: 19




26 Kasım 2015 Perşembe

Anne Baba Hakkı



Hz. Enes'in rivayet ettiğine göre Nebi Zişan Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Bir kimsenin anne babası kendisinden razı olmadığı halde vefat ederlerse, Allah Teala o kimsenin ruhunu kelime-i şehadet getirmeden çıkarır. (kıyamet günü) kabrinden dirildiğinde yüzünde şu yazı olduğu halde dirilir: "Bu, anne babasına asi olan kimsenin cezasıdır.""


Resulullah (s.a.v.) Efendimiz:  
"Allah Teala bir kuluna mal-mülk verir de, bununla anne-babasının hakkını ödemezse, Allah Teala o kulun amellerini siler ve elîm bir azapla onu cezalandırır."


Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Rabbinin rızası ana-babanın razı edilmesindedir. Rabbinin gazab ve hışmı ise ana babanın gazaplanması ve hışmındadır.


Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Şayet Allah Teala anne babaya öf demekten daha küçük bir şeklini bilseydi -ki bilir-, elbette  onu da yasaklardı. Anne babasına baş kaldıran kimse, dilediği kadar amel etsin cennete gidemeyecektir. Onlara iyi davranan da elbette cehenneme girmeyecektir."


Dürretül Vâizin
Osman Hopavi

Karaca Yayınevi



18 Kasım 2015 Çarşamba

Evliliğin Âfetleri





Nikahın afetleri üçtür:

1- Aile efradının iaşesini helal kazanç ile temin etmenin güçlüğü. Bir ailenin, bir toplumun, bir ekibin başı olmak kıyamet günü çok mes'uliyetli bir iştir. Çünkü, yarın kıyamet günü haram rızıkla beslenen efrad-ı ailesi ayaklanarak: "Ya Rab! hakkımızı bunlardan al, bize sarfettikleri nafakaları nereden kazandıklarını biz bilmiyorduk" diyeceklerdir.

2- Erkeklerin, kadınların haklarına riayet etmemeleri, ahiret günü için bir mes'uliyettir. Rivayet edildiğine göre, ailesini, çocuklarını yüz üstü bırakıp kaçan kimse, efendisini terkeden bir köle gibidir. Cenab-ı Hak onun ne namazını, ne de orucunu -ailesine dönmedikçe- kabul etmez.

3- Ehil ve evlad, insanların dünyada sevdiklerinin başında gelir. Onlara muhabbet ve ünsiet etmekle ibadetten geri kalacağı tabiidir. Böyle olunca da Cenab-ı Hakk'ı tefekkürden ve zikirden uzaklaşır. Tefekkürsüz ve zikirsiz geçen ömür ise zâyi olmuş demektir.

Burada bir sual hatıra gelir: Evlenmek bu kadar zararlı, bâis-i fitne ise, peygamberler niçin evlenmeyi ihtiyar ettiler de, Hz. İsa (a.s.) yalnızlığı tercih etti? Buna cevap olarak denilir ki: Hz. Peygamber (a.s.) ve diğer peygamberlerin hepsi de evli idiler. Evlilik onları Allah'a taatten ve zikirden ayırmıyordu. Hz. İsa'ya (a.s.) gelince, ihtimaldir ki, evlilik onu Allahü Teala hazretlerini kemal ile zikir ve fikirden alıkoyacağından evlenmemiştir. Peygamberler içerisinde evlenmemiş olan Hz. İsa (a.s.) ahir zamanda yeryüzüne indikten sonra evlenecek ve evladı da olacaktır.




Mürşid-i Müteehhilîn
(Evlilere Rehber)

Kutbüddin İznikî


Bedir Yayınevi
Pembe Kitaplar



16 Kasım 2015 Pazartesi

Çağırılmak Ve Kovulmak






Bir keresinde Ebu Selman, Abdülmelik'in huzuruna çıkar ve biraz mesafeli durur.
- Niye öyle uzak durdun?
- Uzakta durup çağırılmayı, yakında durup kovulmaya yeğlerim.





Tenbihü'l Muğterrîn
(Selef-i Sâlihînin Evliyâullahın Yüce Ahlâkı Hikmetli Sözleri)

İmam Abdülvehhab Şârânî

Bedir Yayınevi




14 Kasım 2015 Cumartesi

En Büyük Düşman



Büyüklerden birine:

- "En büyük ve en zalim düşmanın nefsindir. Yani sürekli seninle olup, senden bir an olsun ayrılmayan nefs-i emmârendir." Hadis-i Şerifinin manasını sordum.

Şu cevabı verdi:
- En büyük düşmanın olma sebebi şudur ki hangi düşmana iyilik yaparsan o senin dostun olur. Ancak nefsin böyle değildir. Ona istediklerini ne kadar versen, aslâ doymaz, verdiğin derecede sana düşmanlığını arttırır.



Gülistan'dan Seçmeler

Hasbahçe




11 Kasım 2015 Çarşamba

Uymak



Bana Zeyd ibn Eslem, Atâ ibn Yesâr'dan; o da Ebû Saîd(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur:

"Sizler, kendinizden önce geçen milletlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına tıpatıp muhakkak uyacaksınız! O dereceye kadar ki, şayet onlar (daracık) keler deliğine girmiş olsalar, siz de muhakkak (onlara uyarak) oraya gireceksiniz!"

(Râvî Ebû Saîd dedi ki:) Biz:
— Yâ Rasûlallah! Bu ümmetler Yahûdîler'le Hrıstiyanlar mı? diye sorduk.

Rasûlullah:
—  "Onlardan başka kim olacak?" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Ötüken




9 Kasım 2015 Pazartesi

Kur'ân Okumak



Katâde tahdîs edip şöyle demiştir: Ben Zurâre ibn Evfâ'dan işittim, o Sa'd ibn Hişâm'dan; o da Âişe(R)'den tahdîs ediyordu ki, Peygamber(S) şöyle buyurmuştur:

"Kur'ân'ı ezberleyerek okuyan hafız kişinin meseli (sıfat ve şânı) es-Seferetu'l-Kirâm olan meleklerle beraberdir. Kuran 'ı hafız olmayarak kendisine zor geldiği hâlde taahhüd edip çalışarak okuyan kimsenin meseli ise, ona iki ecir vardır" (Kur'ân okumak ecri, zorluk ecri).



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu
Ötüken



27 Ekim 2015 Salı

Benden Daha Kirlisi Yoktu




Akıllı bir genç, deniz yoluyla Rum sahillerine geldi. Genç adamın zeki, erdemli ve adil olduğunu anladılar.
Eşyalarını zarar görmeyecek bir yere bıraktılar, kendisine ikramda kusur etmediler. Aradan birkaç gün geçti. Gencin misafirliği kalmadı, yani oradakilerle iyice içli dışlı oldu. Orada bulunanların başı gence:
- Şu cami epeyce tozlandı. Orayı süpürür müsün? dedi.

Genç bunu duyar duymaz dışarı çıktı, kendisini bir daha da gören olmadı. Şeyh ve müritleri, onun işten kaçtığını düşünüp, bu yüzden orada daha fazla durmak istemediğini zannettiler.

Ertesi gün genci yolda gören birisi ona çıkışarak:
- Yanlış yaptın ey genç! Tarikat ehline hizmet etmeye sırt çevirerek akılsızca davrandın. Velilere hizmet edenin başı göğe yükselir, Hak katında değeri artar, bunu bilmiyor musun? dedi.

Delikanlı bu sözleri duyunca dertli dertli ağlamaya başladı ve dedi ki:
- Ey dost! Ben orada ne toz gördüm ne de toprak. Oradaki tek kirlilik bendim. Orada bir çer çöp varsa o da benden başkası değildi. O yüzden oradan kalkıp gitmeyi uygun gördüm. Çünkü caminin tozdan topraktan, çerden çöpten temiz olması gerekir.



Bostan'dan Seçmeler

Hazırlayan: Ozan Yılmaz
Hasbahçe


26 Ekim 2015 Pazartesi

Dua



Bize Saîd, Katâde'den tahdîs etti ki, onlara da Enes (R) şöyle tahdîs etmiştir:

Peygamber (S) hiçbir duasında ellerini yukarıya kaldırmazdı, yalnız yağmur duasında kaldırırdı. Çünkü Peygamber bunda (ellerini) koltuklarının beyazı görülünceye kadar kaldırırdı.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu
Ötüken



23 Ekim 2015 Cuma

Nikâhla İlgili Bazı Hadis-i Şerifler


Nikahla ilgili hadis-i şerifler


Saîd ibnu Ebî Saîd, babasından; o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki,
Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Kadın dört (hâl ve sıfatı) için nikâh olunur: Malı için, soyu için, güzelliği için, dini için. (Ey mü'min, sen bunlardan) dîndâr olanı ele geçirmeye bak. (Eğer dediğimi yapmazsan) iki elin fakirleşir."

...

Bize Mâlik, Nâfi'den; o da İbn Umer(R)'den haber verdi ki, Rasûlullah (S) şığar (sûretiyle nikâh)dan nehyetmiştir. Şığâr, bir kimsenin kızını diğerine, o da kızını kendisine vermek üzere aralarında mehr de olmaksızın evlendirmesidir.

...

Bize Kuteybe tahdîs etti. Bize el-Leys, Nâfi'den tahdîs etti ki, İbn Umer'e Hrıstiyan ve Yahûdî kadınlarının nikâh edilmesinin hükmünden sorulduğunda:
- Şübhesiz Allah müşrik kadınlarını mü'min erkeklere haram kılmıştır. Ben, Îsâ Allah'ın kullarından bir kul olduğu hâlde, bir kadının kendi Rabb'inin Îsâ olduğunu söylemesinden daha büyük bir müşriklik bilmiyorum, der idi.

...

Ebû Hureyre (R) Peygamber'den naklederek söyledi ki, Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: "Zanndan sakının. Çünkü zann, sözün en yalanıdır. İnsanların gizli ve eksik şeylerini araştırmayın, topluluğun konuşmasını işitmeye çalışmayın, bir birinizle öfke yarışına girişmeyin, birbirinizle Allah kulları kardeşler olunuz. Bir erkek, mü 'min kardeşinin istemekte olduğu kadını - o mü 'min istemeyi terkedinceye kadar- nikâh etmek için istemeye kalkmaz".

...

Bize Mâlik Humeyd et-Tavîl'den; o da Enes ibn Mâlik(R)'ten şöyle haber verdi: Abdurrahmân ibn Avf, Rasûlullah'ı ziyarete geldi. Kendisinde (evlenenlere mahsûs olan) sarı boya izi vardı. Rasûlullah (S) ona sordu, o da kendisinin Ensâr'dan bir kadınla evlenmiş olduğunu haber verdi. Rasûlullah:
- "O kadına ne kadar mehr verdin?" diye sordu, Abdurrahmân:
- Altından bir çekirdek ağırlığı (yânî beş dirhem) verdim, dedi.
Rasûlullah (S) ona: "Bir koyunla olsun düğün aşı yap" buyurdu. (*)


Not(*) "Velime" evlenme sırasında yapılan yemeğe, sevinç nişanesi olarak verilen ziyâfete denir. Sünnet yemeğine "ı'zâr", doğum için verilen ziyafete de "akîka" denilir. Peygamberin bu hadisteki "Bir koyunla olsun düğün aşı yap" emrinden dolayı bazı fakîhler bunun vucûbuna, bazıları da müstehâb olduğuna kaail olmuşlardır.





Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu
Ötüken




16 Ekim 2015 Cuma

Resim Yapmaktan Sakınmak



Aişe (r.anha) şöyle dedi:
Kumaşına resimlerle desen yapılmış yastık satın almıştım. Odama girmekte olan Resulullah (s.a.v.) onu görünce kapıda durdu, içeri girmedi. Yüzünden hoşuna gitmeyen bir şey olduğunu anlayınca:
- Ya Resulullah! Ne yaptım? Yanlış bir şey yapmışsam tevbe edeyim, Allah'a ve Resulüne döneyim, dedim. Resulullah (s.a.v.)da:
- Bu yastık ne? dedi. Ben de:
- Üzerine oturman ve dayanman için aldım, deyince.
- Bu resimleri yapanlara kıyamet günü azap edilecek, bu yaptığınız şeylere can da verin denilecek. Resimler olan eve (rahmet) melekleri girmez.




Resim ve heykel üzerinde Hz. peygamberin bu kadar durmasının nedeni, İslam dininin zuhur ettiği sıralarda putperestliğin toplumda akıl almayacak düzeyde yaygın oluşudur. Hz. Ömer (r.a.) putperestliğin ne denli tutku haline geldiğini şöyle anlatıyor: "Putlara tutkumuz o kadar artmıştı ki, pişirdiğimiz helvadan put yapıyor, ona tazim edip karşısında eğiliyorduk, sonra da onu yiyorduk."

Putları andıran heykel, insan ve hayvan resimlerini görünce, karşısında saygı ile eğiliyorlardı. İşte bu müzmin hastalığın kökünü kazımak için Hz. Peygamber (s.a.v.) resim ve heykeli kesin olarak yasaklamıştır.




Tergib Ve Terhib
İmam Hafız El-Münzirî

Huzur Yayınevi





10 Ekim 2015 Cumartesi

Kerâmet Hakkında Büyüklerin Sözleri





Ebu Hasan Şazelî Hazretleri buyurdu: ''Keramet iki kısımdır. Biri îkan ve şuhûd ile iman kerameti, diğeri sünnete uymakla amel kerametidir. Bu iki keramete eriştiği halde başka bir hali arzu eden sâlik ise yalancı ve mağrurdur. Allah rızası için olmayan keramet istidracdır."

Ebu Abbas Mürsî Hazretleri buyurdu ki: "Bir sâlikin tayy-ı mekân edip bir anda Mekke'de veya başka bir yerde olması hüner değildir. Hüner sâlikin nefsinin kötü vasıflarını kendisinden tayy edip (dürerek) hemen ilâhî huzurda bulunmasıdır."

Sehl bin Tüsterî Hazretleri de şöyle buyurdu: "En büyük keramet, kötü ahlâktan bir huyu güzel ahlâka döndürmektir".

Ebu Muhammed el-Murteiş Hazretlerinin huzurunda su üzerinde batmayarak yürüyen bir müridden söz edildiğinde, başını kaldırarak: "Heva-yı nefsaniyesine galip olan bir gönül eri havada ve denizde yürüyen kimseden daha kâmildir." dedi.

Bayezid Bestamî Hazretleri de şöyle buyurmuştur: "Bir sâlikin suda yürüdüğüne bakılacak yerde Allah'ın emir ve nehiylerindeki gidişine bakmalıdır."

Cüneyd Bağdadî Hazretleri buyurdu: "Kalp ve sırların perdesi keramete meyletmek ve kerametle gurur duymaktır."



Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap



6 Ekim 2015 Salı

Fal



İkrime'den; o da İbn Abbâs(R)'tan haber verdi ki: Peygamber (S) müşriklerin Kabe'de yapmış oldukları resimleri görünce Beyt'in içine girmedi, nihayet emretti de, o resimler giderildi. Peygamber, İbrâhîm ile İsmâil'in suretlerini ellerinde ezlâm denilen fal kalemleri olduğu hâlde gördü de: "Allah bunları yapanları öldürsün. Allah'a yemin ederim ki, bu iki peygamber hiçbir zaman böyle fal kalemleriyle rızk ve kısmet aramamış, istememişlerdir" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu
Ötüken



3 Ekim 2015 Cumartesi

Şems Tebrizî Hazretleri Ve Mevlâna Celâleddin Rûmî Hazretleri



Ledün ilimlerine anadan doğma istidatlı olmakla beraber zahir ilimlerle de fevkalade şöhretli olan Hak lisanının tercümanı Şems Tebrizî Hazretleri, Mevlâna Celâleddin Rûmî Hazretlerini irşad etmek için Tebriz'den ta Konya'ya gelmiş, irşad etmeden önce Mevlâna'nın medresesinden hücresine döndükleri sırada yol üzerinde bekliyordu.  Hazreti Mevlâna mehtabın etrafını çevreleyen hâre gibi yanlarında toplanan talebelerle birlikte büyük bir debdebe ve gösterişle karşısına gelince, ona şu suali sormaya cesaret etti:

"Ya  Mevlâna! Seyyidü'l-Mürselin ve Hâtemü'n-Nebiyyin Cenab-ı Resul-i Ümmî mi büyüktür yoksa  Sultanü'l-Ârifîn Bayezid Bestamî mi?"
Hazreti Mevlâna hayretle Cenab-ı Şems'e bakarak:

"Ya derviş,  delirdin mi?  Seyyidü'l-Mürselin Efendimizle Sultanü'l-Ârifîn mukayese olunur mu? Biri nurların cihanı aydınlatan güneşi diğeri bir zerre bile değil... Seyyidül Mürselin Efendimiz Doğuların Batıların sultanı, Bayezid Bestamî ise onun sadık bir bendesidir!" buyurdular.

Şems Tebrizî tekrar sordu:
"Öyle ama Risalet-meab Efendimiz Cenab-ı Hakk'a karşı: 'Seni hakkıyla bilemedik yarabbi!' diyerek münacat ettikleri halde Cenab-ı Bayezid: 'Seni marifetinin hakkıyla bildim.' diyerek nimete şükrediyor. Bilmeyen bilenden nasıl büyük olur?"

Bunun üzerine Mevlâna Hazretleri dedi ki:

"Bu kıyas hiçbir zaman sahih bir ölçü olamaz. Zira Bayezid'in Cenab-ı Hakk'ı hakkıyla bildiğini söylemesi, istidat havsalasının darlığından dolayıdır. Vecdinin taşkınlığına dayanamaması ve ledün manalarının kalbine sığmaması yüzündendir. İki âlemin hocası Efendimizin, 'Yarabbi biz seni gereğince bilemedik.' buyurması Hakikat-i Muhammediye'nin; evvelkilerin, sonra gelen ve gelecek olanların ilimleri kendisinde toplanan büyük bir ilahi kitap olduğu için maarif ve hakikatlere kanamadığından ötürüdür.
Hakikat-i Muhammediye öyle geniş bir irfan deryasıdır ki, binlerce ilim ve maârif nehirleri içine aktığı halde daha fazlasını da alabilir. O yüzden 'Seni hakkıyla bilemedik.' buyurdu. Bayezid ise kendi hakikatince küçük bir havuz derecesinde olduğundan ona fazladan bir miktar irfan ab-ı hayatı akmasına tahammül edemeyerek derhal taşmasından dolayı: 'Seni hakkıyla bildim' demeye cesaret ediverdi"

Bunun üzerine Hazreti Şems'e derhal cezbe geldi ve bir kere 'Allah!' deyip yere düştü. Mevlâna Hazretleri bu halden pek üzülüp gerekli saygıyı göstererek Cenab-ı Şems-i, saadethanelerine kaldırıp misafir etti. Artık asıl amaç olan irşad etme irşad olma âlemleri başlamıştı.



Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap



2 Ekim 2015 Cuma

Cenâze



Câbir ibn Abdillah şöyle demiştir: Bir kerre yanımızdan bir cenaze geçmişti. Peygamber (s.a.v.) hemen o cenaze için ayağa kalktı ve:

- Yâ Rasulallah! Bir Yahûdî cenazesidir, dedik.

- "Bir cenaze gördüğünüzde hemen ayağa kalkınız" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken


Alışveriş



Hakîm ibn Hızâm (r.a.) şöyle demiştir:

Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Satıcı ile müşteri (birbirlerinden) ayrılmadıkça muhayyerliğe sâhibdirler. Bunlardan herbiri doğru söyleyip de (metâ' ve bedele âid husûsları birbirine) beyân ederlerse, bu alışverişlerinde kendilerine bereket ihsân olunur. Eğer iki taraf yalan söyler ve (mal ile semenin ayıbını) gizlerlerse, bu alışverişlerinin bereketi giderilir."



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken


24 Eylül 2015 Perşembe

Rızık




Abdullah ibni Abbas r.a. aktarıyor:

" Denizdeki balığın sırtında ve hurma çekirdeğinin üzerinde " Bu falan oğlu falanın rızkıdır, bunu ondan başkası yiyemez " diye yazılıdır. Buna rağmen hırslı kişi didinir ve başkaları rızkını yiyecek diye ödü patlar."





Tenbihü'l Muğterrîn
İmam Abdülvehhab Şârânî

Bedir Yayınevi



13 Eylül 2015 Pazar

Cehennem



Ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana Ebû Seleme ibnu Abdirrahmân tahdîs etti ki, kendisi Ebû Hureyre(R)'den şöyle derken işitmiştir:

Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Cehennem ateşi Rabb'ine şikâyet arzetti: Yâ Rabbi, bir kısmım bir kısmımı yiyor (yânî ben kendimi yiyorum, izin ver) dedi. Allah da onun iki defa nefes almasına izin verdi. Nefesin biri kışın, diğeri yazın. En şiddetli hissettiğiniz sıcak ile sizi en çok üşüten zemherîr (işte budur)."


Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu
Ötüken



11 Eylül 2015 Cuma

Ru'yâ



Ebû Katâde şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu : "Güzel ru'yâ Allah'tandır. Fena ru'yâ da şeytândandır. Biriniz korkacağı (yânî karışık) bir ru'yâ gördüğünde hemen sol tarafına tükürüp üflesin ve o ru'yânın şerrinden Allah'a sığınsın (yânî Eûzu billahi mine'ş-şeytâni'r-racîm desin). Bu suretle o, ru'yâ gören kimseye zarar vermez."


Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu
Ötüken



9 Eylül 2015 Çarşamba

Kulun Kabrine Gelen Melekler



Kulun ölümünden sonra, cenazesi taşınırken Allah Teala dört melek gönderir.
 Bu melekler kulun kabrinin başına geldiklerinde onlardan biri,
- Ecel tükendi, emeller sona erdi, diye seslenir.

İkinci melek,
- Mal-mülk gitti ameller kaldı.

Üçüncü melek,
- Meşguliyetler bitti, vebal kaldı, diye seslenir.

Dördüncü melek,
- Yediğin helal, meşguliyetin de Allah'a hizmet ise sana ne mutlu! der.



Dürretül Vâizin
Osman Hopavi

Karaca Yayınevi


6 Eylül 2015 Pazar

Yemek



Ebû Hureyre (R): Peygamber (S) hiçbir zaman hiçbir yemeği ayıplamadı. Yemeyi arzu ederse onu yerdi, arzu etmezse bırakırdı, demiştir.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu
Ötüken



1 Eylül 2015 Salı

İsâbet



Abdullah ibn Umer (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S):
"Ağlayıcılar olmanız müstesna, onlara isâbet eden azabın benzerinin size isâbet etmesinden sakınmak için kendi nefislerine zulmetmiş olan kimselerin meskenlerine girmeyiniz" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu
Ötüken



28 Ağustos 2015 Cuma

Kişi Neye Düşkünse...




Rabî b. Haysem (r.h.) " Kişi ölmeden önce neye düşkün ise ruhunu o doğrultuda teslim eder." diyor ve şu gözlemini aktarıyordu:

" Bir keresinde can çekişen bir adamın yanında bulunmuştum, ben "lâ ilahe illallah " dedikçe o paralarını hesap eder gibi parmaklarıyla bir takım hesaplar yapıyordu."




Tenbihü'l Muğterrîn
İmam Abdülvehhab Şârânî

Bedir Yayınevi












27 Ağustos 2015 Perşembe

Deccâl



Rıb'î ibn Hırâş şöyle demiştir: Ukbe ibn Amr, Huzeyfe'ye:
—  Sen bize Rasûlullah'tan işittiğin şeyleri tahdîs etmez misin? dedi.
Huzeyfe de şöyle dedi:
— Ben Rasûlullah'tan işittim, şöyle buyuruyordu: "Deccâl çıktığı zaman beraberinde bir su, bir de ateş bulunacaktır. Amma insanların ateş olarak gördükleri şeye gelince, o, soğuk bir sudur. Amma insanların soğuk bir su olduğunu görecekleri şey ise, işte o, yakıcı bir ateştir. Sizlerden her kim Deccâl'in çıkması zamanına erişirse, ateş suretinde göreceği şeyin tarafında bulunsun. Çünkü o, tatlı soğuk bir sudur."


(Not: Hadisin devamı için kitaba bakılabilir. Ben bu kadarını aldım.)



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu
Ötüken



25 Ağustos 2015 Salı

Selam



Âişe(R)'den (şöyle demiştir): Yahudiler Peygamberin huzuruna girdiler de: es-Sâmu aleyke ( = Ölüm senin üzerine olsun), dediler. Bunun üzerine ben onlara la'net ettim. Peygamber (S): "Sana ne var ki onlara la'net ettin?" buyurdu. Ben: Onların dediklerini işitmedin mi? dedim. Peygamber: "Sen benim (Ve aleyküm ( = Size de olsun) dediğimi işitmedin mi?" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu
Ötüken



24 Ağustos 2015 Pazartesi

Nizâr İsmi Nereden Geliyor?






Her ne vakit birinin iki oğlu olsa yâhud bir kabîle iki kol olsa, Hâtemül-Enbiya'nın soyu en şerefli ve hayırlı olan tarafta bulunur ve her asırda onun yüksek ceddi kim ise yüzündeki parlaklıktan bilinirdi.

Çünkü Hazreti İsmail'in alnında bir nur vardı ki ülker yıldızı gibi parlardı. Bu nuraniyet ona babasından kalmış ve evladdan evlada intikal ederek Adnân'a ve ondan Ma'ad ve Nizâr'a gelmiş idi.

"Nizâr" arapça az bir şey mânâsına olan "nezer"den gelir. Bu adın konulmasının sebebi şudur;

Nizâr dünyaya geldiğinde babası Ma'ad onun alnındaki nuru görünce pek çok memnun olmuştu. Kavmine bir büyük ziyafet vererek, "Böyle oğul için bu kadar ziyafet az bir şeydir." dediğinden oğlunun adı Nizâr kalmıştır.



Kısas-ı Enbiyâ Ve Tevârih-i Hulefa'dan
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Hayatı

Ahmed Cevdet Paşa
Çamlıca




20 Ağustos 2015 Perşembe

Sırrımı Hristiyan Doktora Mı Söyleyeceğim?




Vuheyb b. el-Verd hastalanınca Mekke emiri kendisini muayene etmesi için bir hristiyan doktoru görevlendirir.

Doktor: - Neyin var?

- Allah korusun, sıkıntımı sana mı söyleyeceğim?

Arkadaşları: - Madem ona bizzat söylemiyorsun bari bize söyle, biz ona söyleyelim.

- Sübhanallah! Siz hangi akla hizmet ediyorsunuz? Benim, Rabbimi düşmanlarından birine şikayet etmemi mi istiyorsunuz? Haydi tez hepiniz burayı terk edin.




Tenbihü'l Muğterrîn
İmam Abdülvehhab Şârânî

Bedir Yayınevi



7 Ağustos 2015 Cuma

Hz. Ömer (R.A.)




Hz. Ömer emîrliğe geçtiği vakit, kızı Hz. Hafsa babasını tebriğe geldi. Babasının arkasındaki hırkada on iki yama görünce, «Gözümün nuru babam! Bu hırkayı bir fakire verseniz de kendi arkanıza bir yeni hırka yapsanız olmaz mı?» diye sordu. Hz. Ömer «Kızım, sen Fahr-i Âlemin zevcesi idin ve ona bizden yakındın. Onun bu dünyadan neler çektiğini bilirsin. O, dünyayı hor ve hakîr gördü. Ahirete giderken, yâ Ömer, mahşer günü bana ve Hz. Ebu-Bekir'e kavuşmak istersen bizim yolumuzdan ayrılma, diye vasiyet etti» dedi.



Menâkıb-ı Ciharyâr-ı Güzîn
(Peygamberimizin Dört Halifesinin Hal Tercemeleri)

Mehmet Gavsi
Salâh Bilici Kitabevi



4 Ağustos 2015 Salı

Fitne






"Müslümanlar arasında fitne yani ihtilaf ve kavga baş gösterdiği zaman, tahtadan bir kılıç edin yani fitneden uzak dur ve hiçbir tarafı tutma!"

(El-câmiu's-sagir)



Peygamberimizden Evrensel Öğütler
(Binbir Hadis-i Şerif)

Mehmet Can
Şefkat Yayıncılık



3 Ağustos 2015 Pazartesi

Zinâ



"Allah, bir şehri mahvetmeyi istediği zaman, aralarında zinayı yaygınlaştırır."


"Zina etmek, daima fakirlik getirir."


"Allah'ın yasakladığı şu zina pisliğinden sakının. Bu pisliğin bir kısmına bulaşan kimse onu, Allah'ın örtüsüyle gizlesin ve Allah'a tevbe etsin. Çünkü biz, birinizin gizlenmesi gereken bir fiiline muttali olursak, ona Allah'ın kitabındaki cezayı uygularız."


Peygamberimizden Evrensel Öğütler
(Binbir Hadis-i Şerif)

Mehmet Can
Şefkat Yayıncılık


22 Temmuz 2015 Çarşamba

Kötü Rüya Görenin Yapacağı Şeyler




Rasülullah şöyle buyurdu:

" Sizden biri hoşlanmadığı bir rüya görürse, sol tarafına üç defa tükürür gibi yapsın ve üç defa taşlanmış şeytanın şerrinden Allah'a sığınsın, "eûzü billahi mineş-şeytanirracim" desin ve yatmakta olduğu yanından diğer yanına dönsün."



Rasülullah şöyle buyurdu:

" Kim rüyasında kötü gördüğü bir şeyi görürse, onu kimseye anlatmasın ve kalkıp namaz kılsın."




Tergib Ve Terhib


İmam Hafız El-Münzirî
Huzur Yayınevi

19 Temmuz 2015 Pazar

Yolcunun Yüksek Bir Yere Yükseldiğinde Tekbir Etmesi Bâbı





Câbir ibn Abdillah (R): Bizler seferde yüksek bir yere çıktığımız zaman tekbîr ederdik, yüksekten (bir vâdîye) inince de tesbîh ederdik (yânî Subhânallah derdik), demiştir.




Not:
Hadîsin başlığa uygunluğu "Yükseldiğimizde tekbîr ederdik" sözündedir. Çünkü bunun ma'nâsı "Yüksek bir yere çıktığımız zaman tekbîr ederdik"tir. Yüksek mekânlar üzerine yükselme sırasında tekbîr getirmek, göz o yükseklik üzerine düştüğü sırada Yüce Allah'ın herşeyden yüksek ve büyük olan Kibriya'sını bildirmek istemektir.

Alçak yerlerde tesbîh etmek, Yûnus Peygamber'in balığın karnında tesbîh etmesinden istinbât edilmiştir. Allah onu bu tesbîhi ile karanlıklardan kurtarmıştı. Peygamber de vâdîlerin içlerinde bu tesbîhe imtisal etti ki Allah kendisini onlardan ve düşmanın erişmesinden kurtarsın.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken





11 Temmuz 2015 Cumartesi

Ramazanda Özürsüz Olarak Orucu Yemek



Ebu Hüreyre (r.a.) Resulullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etti:
—  «Kim Ramazanda özürsüz ve hasta olmaksızın bir oruç yerse, bütün bir sene boyunca oruç tutsa onu kaza etmiş sayılmaz.»


Buhari'nin, Ebu Hüreyre'den merfu olarak rivayeti şöyledir :
—  «Kim Ramazanda özürsüz ve hasta olmaksızın bir gün oruç yerse bütün sene boyunca oruç tutsa onu kaza etmiş sayılmaz.»



Tergib Ve Terhib
İmam Hafız El-Münzirî

Huzur Yayınevi



8 Temmuz 2015 Çarşamba

Ramazan Ayında Kur'an-ı Kerim



Bize Abdullah ibnu'l-Mubârek haber verip şöyle dedi:
Bize Yûnus ibn Yezîd haber verdi ki, ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana Ubeydullah ibni Abdillah tahdîs etti ki, İbnu Abbâs (R) şöyle demiştir:

Rasûlullah (S) insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu zaman da ramazânda idi ki, bu ay Cibrîl aleyhi's-selâmın kendisine en çok kavuştuğu zaman idi. Cibrîl, ramazânın her gecesinde Rasûlullah'la buluşur ve kendisi ile Kur'ân-ı Kerîm'i mudârese ve müzâkere ederdi. İşte bundan dolayı Rasûlullah Cibrîl kendisiyle buluştuğu bu zamanda hayır dağıtmakta, esmesi maniaya uğramayan rüzgârdan daha cömert idi.

Ve Abdullah ibnu'l-Mubârek'ten: (Kendisi:) Bize Ma'mer (ibnu Râşid, yukarıda verilen) bu isnâd ile o hadîsin ma'nâca benzerini tahdîs etti, demiştir.

Ve Ebû Hureyre ile Fâtıma (R.anha) da Peygamber (S)'den, Cibril'in (her sene ramazânda) Peygamber'le Kur'ân'ı karşılaştırma yapar olduğunu rivayet etmişlerdir.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken





5 Temmuz 2015 Pazar

Abdest Ve Şeytan



Peygamber (s.a.v.): "Sizin biriniz uykusundan uyanıp da abdest aldığında burnundaki nesneyi nefesiyle üç defa dışarı çıkarsın. Çünkü şeytan, uyuyanın genzinde geceler." buyurmuştur.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken



4 Temmuz 2015 Cumartesi

Reyyân



Peygamber (s.a.v.): "Cennette sekiz kapı vardır. Bunların içinde bir kapı Reyyân (suya kanmış kişi) diye isimlendirilir. Buradan cennete yalnız oruç tutanlar girer." buyurmuştur.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu
Ötüken



30 Haziran 2015 Salı

İnsan Hakları




"Bir müslümanın öldürülmesine bir kelimenin yarısı ile dahi yardımcı olan kimse, iki gözünün arasında "Allah'ın rahmetinden ümitsizdir" yazılı olduğu halde Allah'ın huzuruna gelir."


Peygamberimizden Evrensel Öğütler
(Binbir Hadis-i Şerif)

Mehmet Can
Şefkat Yayıncılık



29 Haziran 2015 Pazartesi

İftarda Acele Etmek




Sehli ibn Sa'd (r.a.)'den (o şöyle demiştir): Rasûlullah (s.a.v.): "İnsanlar, vakti girince iftâr etmeye acele davrandıkları müddetçe dâima hayırla beraberdirler." buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken



27 Haziran 2015 Cumartesi

Yolculukta Oruç



Câbir ibn Abdillah (r.a.) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) bir seferde idi. Bir ara halkın izdihamını ve üzerine güneşe karşı gölgelik tutulmuş bir kimse gördü ve:
- "Bu nedir?" diye sordu.
Sahâbîler:
- Oruçludur, dediler.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):
- "Seferde oruç tutmak birr (yani hâlis ibadet) cümlesinden değildir" buyurdu.

...

Enes ibn Mâlik (r.a.): Bizler Peygamber'in beraberinde yolculuk ederdik de, oruçlu olan oruç tutmayanı ve oruç tutmayan da oruç tutanı ayıplamazdı, demiştir.

...

Ebu'd-Derdâ (r.a.) şöyle demiştir: Biz  Peygamber (s.a.v.)'in maiyyetinde onun seferlerinden birisine (ramazânda) sıcak bir günde çıktık. O kadar ki, insan sıcağın şiddetinden elini başı üzerine koyuyordu. İçimizde Peygamber ile İbnu Revâha'dan başka oruçlu kimse yoktu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken


23 Haziran 2015 Salı

Teravih Namazının Faziletleri



Hz. Ali b. Ebû Tâlib (r.a) rivayet ediyor. "Bir gün Reûlullah'a (s.a.v.) ramazan ayındaki teravih namazının fazileti soruldu. Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle anlattılar:


"Ramazan'ın ilk gecesi müminler, annelerinden doğdukları gün gibi günahlarından arınmış olarak sabahlarlar.

Ramazan'ın ikinci gecesi, hem kendisi ve eğer m
üslüman iseler anne ve babaları bağışlanır.

Ramazan'ın üçüncü gecesi, Arş'ın altından bir melek, «Yapılan ameller ihlâs buldu; Allah (c.c) geçmiş günahlarını bağışladı» der.

Ramazan'ın dördüncü gecesi, o gün oruç tutan kişiye Tevrat, İncil, Zebur ve Kur'ân-ı Kerim'i okumuş sevabı veriler.

Ramazan'ın beşinci gecesi, Allah Teâlâ kuluna, Mescid-i Haram'da (Kabe), Mescid-i Medine (Mescid-i nebevi) ve Mescid-i Aksâ'da (Kudüs Mescidi) namaz kılmışçasına sevap yazar.

Ramazan'ın altıncı gecesi, Allah Teâlâ kuluna, semavattaki Beyt-i Ma'mur'u tavaf etmişçesine sevap yazar, ayrıca taşlar ağaçlar onun için dua ederler.

Ramazan'ın yedinci gecesinde, Allah Teala o kimseye, sanki Hz. Musa (a.s.) zamanına yetişmiş ve Firavun ve veziri Hâmân'a karşı ona yardım etmiş gibi sevap yazar.

Ramazan'ın sekizinci gecesinde, Allah 
Teala İbrahim Peygamber'e ihsan ettiği nimetlerin aynını ona da ihsan eder.

Ramazan'ın dokuzuncu 
gecesinde, ona peygamberlerin ibadeti misli ecir mükâfat verilir.

Ramazan'ın onuncu gecesi, Allah azze ve celle ona dünya ve ahiretin manevi rızıklarıyla rızıklandırır.

Ramazan'ı on birinci gecesinde, (eğer o gece ölecek olursa) annesinin karnından çıktığı günkü gibi günahsız olarak çıkar.
Ramazan'ın on ikinci gecesi ibadetini ihya ettiğinde, kıyamet günü mahşer meydanına, yüzü ayın on dördü gibi parlak bir şekilde gelir.

Ramazan'ın on üçüncü gecesi, ibadetini (
teravih) ihya ettiğinde, kıyamet günü bütün kötülüklerden ve azaplardan emin olur.

Ramazan'ın on dördüncü gecesi, melekler kulun yanına gelir ve onun teravih namazını kıldığına şahitlik ederler. Onlar kıyamet günü böyle şahitlik edince de Allah c.c. o kulunu hesaba çekmez.

Ramazanın on beşinci gecesi, teravih namazını kılan kişiye melekler, Arş'ı taşıyan melekler ve de Kürsü dua ederler.

Ramazan'ın on altıncı gecesi olduğunda, Allah (c.c) kuluna cehennemden kurtuluş beraatı ile cennete giriş vesikasını yazdırır.


Ramazan'ın on yedinci gecesi, o kişiye peygamberlerin yaptıkları zaman kazandıkları ecir gibi mükâfat verilir.


Ramazan'ın on sekizinci gecesi, bir melek, «Ey Allah'ın kulu! Allah (c.c) senden ve anne babandan razı olmuştur» diye seslenir. 


Ramazan'ın on dokuzuncu gecesi, kulun derecesi Firdevs cennetine gireceklerin listesine yükseltilir.

Ramazan'ın yirminci  gecesi, o kişiye (yani teravih namazını kılana) şehitlerin ve salihlerin kazandıkları sevap kadar ecir verilir.

Ramazan'ın yirmi birinci gecesi, Allah (c c) kuluna cennette nurdan bir saray inşaa eder.

Ramazan'ın yirmi ikinci gecesi, ibadetini ihya ettiğinde, kıyamet günü mahşer meydanına bütün gam ve kederlerden emin ve kurtulmuş bir şekilde gelir.

Ramazan'ın yirmi üçüncü gecesi olduğunda, Allah (c.c.) kulu için cennette bir şehir inşa eder.
Ramazan'ın yirmi dördüncü gecesi olduğunda, kula Allah indinde kabul görecek yirmi dört dua hakkı verilir.

Ramazan
'ın  yirmi beşinci gecesi ibadetini ihya ettiğinde, Allah Teâlâ ondan kabir azabını kaldırır.

Ramazan'ın yirmi altıncı gecesi, Allah (c.c) onun kırk yıllık amel nispetinde derecesini yükseltir.


Ramazan'ın yirmi yedinci gecesi ibadetini ihya ettiğinde, kıyamet günü Sırat Köprüsü'nün üzerinden, adeta çakan bir şimşek gibi geçer.

Ramazan'ın yirmi sekizinci gecesi olduğunda, Allah (c.c) onun cennetteki derecesini bin derece daha yükseltir.

Ramazan'ın yirmi dokuzuncu gecesi olduğunda, Allah Teâlâ o kuluna, kabul olunmuş bin hac sevabını yazar.

Ramazan'ın otuzuncu gecesi olduğunda, Allah Teâlâ kuluna, "Ey kulum! Şimdi cennet nimetlerinden ye, Selsebil pınarında yıkan, Kevser havuzundan iç. Ben senin Rabb'inim, sen de benim kulumsun."




Dürretül Vâizin
Osman Hopavi


Karaca Yayınevi



11 Haziran 2015 Perşembe

Hz. Osman (R.A.)



Hz. Osman (r.a.), M.577 senesinde Mekke'de doğdu. Babası Affân Kureyş kabilesinin Benî Ümeyye kolundandır. Annesi ise Ervâ Binti Kûreyz'dir. Hem ana hem baba yönünden soyu Abdümenaf'ta Peygamber Efendimiz'in temiz nesebi ile birleşir. Peygamber Efendimize iki defa dâmâd olmakla şereflendiği için, kendisine iki nur sahibi manâsına gelen "Zinnûreyn" denildi. Hz. Rukiyye'den Abdullah isminde bir oğlu olmuş bu sebeple Ebû Abdullah künyesi ile anılmıştır.

Müslüman olmadan önce ticâret ile uğraşırdı. Zengin bir tüccar, mükemmel ve zarîf bir cemiyet insânı idi. Kabilesi arasında geniş bir çevresi ve büyük itibârı vardı. İslâmiyet'ten önce de Hz. Ebû Bekir ile yakın dost idi. Ona karşı içten bir sevgi duyar, iş hususunda da görüşüp konuşurlardı. O da Hz. Ebû Bekir gibi câhiliyet devrinin kötülüklerinden uzak durmuştur. Hz. Ebû Bekir müslüman olduktan sonra, Hz. Osman da onun teşviki ile müslüman oldu.



Siyer-i Nebî
(Muhtasar İslam Tarihi)

Fazilet Neşriyat





8 Haziran 2015 Pazartesi

Lâilâhe İllallah, Muhammedün Rasulûllah



"Eğer bu dünyayı ve içerisindekileri, vermekle Allahü Teâlâ'nın beğendiği, razı olduğu bir iş yapılacağı bildirilse, bunu büyük bir ganimet biliniz. Bu, bir kimsenin kırık saksı parçaları ile, dünyanın en kıymetli mücevheratlarını satın almasına veya bir kaç lüzumsuz çakıl taşı ile, ölen sevgilisinin ruhunu geri getirmeğe benzer.

Bunun gibi, "Lâilâhe İllallah, Muhammedün Rasulûllah" mukaddes kelâmını tekrar tekrar söylemek hususunda şöyle buyururlardı:

"Bütün âlem, bu büyük sözün yanında, büyük engin bir denize nisbetle, keşke bir damla kadar olsaydı."



Berekât
(İmam-ı Rabbani Ve Yolundakiler)
Muhammed Hâşim Kişmî

Furkan Yayınları



2 Haziran 2015 Salı

Uzlet



Tabiat yani huylar bulaşıcı, yakınlık ise maneviyat hırsızıdır. Bundan dolayı kötü ahlak ve hallerden kurtulmak ancak insanlardan ayrı kalmakla mümkündür. Tefekkür olmadıkça tecelli kapıları ve müşahede meydanları açılamaz. Bu yüzden gayb hazineleri olan kalplerin nefs hastalıklarından boşaltılması uzletle olur; maârif nurları ve rabbâni tecellilerle doldurulması da tefekkürledir.

Buna göre uzlet şu vasıftaki kimselerle beraber olmamak değildir: Hidayet yoluna girenler, zühd ve takvaya düşkün olanlar, Allah muhabbetinin meyhanesinde neşe bulanlar, sözleri "Din nasihattir" hadisine uygun şekilde öğüt olanlar, fiillerin Allah'ın yaratıklarına şefkat göstermek olanlar, mü'minler, muvahhidler, vecd ve yakîn sahipleri. Bu gibi kimselerden kaçınmak şeriata ve hikmete aykırıdır. Zira Kur'an-ı Kerim'de: "Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve sadık kimselerle beraber olun." (Tevbe 19) buyrulmuştur.




Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap



31 Mayıs 2015 Pazar

Rasûlullah (s.a.v.) La'net Etti



Ebû Cuhayfe'nin oğlu Avn haber verip şöyle demiştir: Ben babam Ebû Cuhayfe'nin kan alma tedavisi yapan bir köle satın aldığını gördüm. (Ebû Cuhayfe emretti de bunun âletleri kırıldı) Ben babama bu kan alma âletlerinin kırılma sebebini sordum. Babam: Rasulullah (s.a.v.) kan alma bedelinden, köpek bedelinden, kadın kölenin (haram olan) kazancından nehyetti. Ve yine Rasulullah (s.a.v.) döğme yaptırana, ribâ yiyiciye, ribâ kazancı yediricisine la'net etti; sûret yapan musavvir kişiye de la'net etti, dedi.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken


28 Mayıs 2015 Perşembe

Av




Adiyy ibn Hâtim (r.a.) şöyle demiştir: Peygamber'e mı'rad(avın)dan sordum.

Peygamber (s.a.v.):
- "Mı'râd sivri tarafıyla isâbet ettiği zaman o avı ye. Enli tarafıyla isâbet ettiği ve öldürdüğü zaman, artık o av hayvanını yeme. Çünkü okun enli tarafıyla vurulan hayvan vakîzedir (sopa ile vurulmuş olup, harâmdır)" buyurdu.

Ben bu sefer:
- Yâ Râsulallah! Ben av köpeğimi Bismillah diyerek salıyorum. Akabinde avın üzerinde onun beraberinde üstüne Besmele çekmediğim başka bir köpek buluyorum ve o avı bu iki köpekten hangisinin yakaladığını bilemiyorum? dedim.

Râsulallah:
- "Sen o avı yeme! Çünkü sen ancak kendi köpeğin üzerine Bismillah dedin, diğer köpek üzerine Bismillah demedin!" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu
Ötüken



25 Mayıs 2015 Pazartesi

Kıyamet



Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"İlim kabz olunmadıkça, zelzeleler çoğalmadıkça, zaman yaklaşmadıkça, fitneler meydan alıp gâlip gelmedikçe, öldürmek ve ancak öldürmekten ibaret olan herc çoğalmadıkça, sizlerde mal pek çoğalıp sel gibi akıp taşmadıkça kıyâmet kopmaz."



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken

3 Mayıs 2015 Pazar

Yollar Üzerinde Oturmak



Ebû Saîd el-Hudrî'den: Peygamber (s.a.v.):

-"Yollar üzerinde oturmaktan sakınınız." buyurdu.

Sahâbîler:

- Bizim için bundan ayrılma yoktur. Çünkü yollar bizim meclislerimizdir, oturma yerlerimizdir; oralarda biz işlerimizi konuşuruz, dediler (ve müsade dilediler).

Bunun üzerine Rasulullah:

- "Mâdem ki sizin için herhalde oturmak zarûreti vardır, o halde yola hakkını veriniz" buyurdu.

Sahâbîler:

- Yolun hakkı nedir? dediler.

Rasulullah:

- "(Haramdan) göz yummak, halka ezâ vermekten çekinmek, selâm verenin selâmını almak, iyilikle emretmek, kötülükten nehyetmektir." buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken







15 Nisan 2015 Çarşamba

Medh Ederken



Yine bu fakir der ki, Hazreti İmâm'ın bu fakire rabıta ile meşgul olmamı emrettikleri ve kendilerine aşk cilveleri yolunu açtıkları günlerde, bir rubai yazıp, kendilerine okudum. Rubai şu idi:

Ey! Senin şerbetine, melekler sinek olan;
Aşkla kalbi yananlar, yanında, zerre kalan,
Yanağını gören tuz, kayada saklı kalır.
Âlem, tatlı gülmene, hayran aşüfte her ân.

Birinci mısraı duydukları zaman , buyurdular ki:
-Bir kimseyi medh ederken, başka bir büyüğü kötülememek lazımdır. Melekler çok büyüktürler. Ehli sünnet itikadına göre, meleklerin avamı ve seçilmişleri, evliya da dahil olduğu halde bütün insanlardan efdaldirler. Onlara bir kimsenin şerbetinin sineği demek doğru olmaz.


Berekât (İmam-ı Rabbani Ve Yolundakiler)
Muhammed Hâşim Kişmî

Furkan Yayınları



13 Nisan 2015 Pazartesi

Kur'an-ı Kerim Okurlarken





Namazda ve namaz dışında Kur'an-ı Kerim okurlarken, korku ayetlerini öyle bir şekilde okurlardı ki, korku ifadesi yüzlerinden belli olurdu. Recâ ayetlerini tebessüm ederek, hayret veren ayetleri hayretle, suâl şeklinde olan ayetleri suâl şeklinde okurlardı. Musikiden hiçbir makamla okumazlardı.



Berekât (İmam-ı Rabbani Ve Yolundakiler)
Muhammed Hâşim Kişmî

Furkan Yayınları



31 Mart 2015 Salı

Şahsiyet




"Nice yiyip şükreden var ki, sabreden oruçludan daha çok sevap kazanır."

"İnsanların senden görmelerini istemediğin şeyi, yalnız iken de yapma."




Peygamberimizden Evrensel Öğütler
(Binbir Hadis-i Şerif)

Mehmet Can
Şefkat Yayıncılık


24 Mart 2015 Salı

Doğruluk




"Biriniz saçını siyaha boyadığı halde, bir kadına tâlip olursa, ona saçını boyadığını söylesin."

(El-bedr'ul-munîr)




Peygamberimizden Evrensel Öğütler
(Binbir Hadis-i Şerif)

Mehmet Can
Şefkat Yayıncılık




16 Mart 2015 Pazartesi

Kadınlarla İlgili



Bize Mâlik, Yahya ibn Said'den; o da Abdurrahman kızı Amre'den; o da Aişe'den haber verdi. Aişe (R.anha): Rasulullah (s.a.v.) şimdiki kadınların ihdâs ettikleri (fazla süslenme gibi) şeylere erişmiş olaydı, İsrailoğulları kadınlarının dışarıya çıkmaktan (yahud mescide gitmekten) men olundukları gibi bu kadınları da men ederdi, demiştir.

Yahya ibn Said dedi ki: Ben Amre'ye: İsrailoğulları kadınları men mi olunmuştur? dedim. Amre: Evet, men olunmuşlardır, dedi.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken

12 Mart 2015 Perşembe

Kocanın Malından Kullanma



Âişe (r.anha) şöyle demiştir: Muâviye'nin anası Hind, Rasûlullah'a:
- Kocam Ebû Sufyân cimri, hırslı bir adamdır. Onun malından gizlice almamda bana bir günâh var mıdır? diye sordu.
Rasûlullah (s.a.v.):
- "Örfe göre sen kendine ve oğullarına yetecek mikdâr al!" buyurdu.




Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken




9 Mart 2015 Pazartesi

Güneş Ve Ay Tutulması



 Bize Ziyad ibnu Ilâka tahdis edip şöyle dedi: Ben Mugire ibnu Şu'be'den işittim, şöyle diyordu:

Peygamberin oğlu İbrahim'in öldüğü gün güneş tutuldu. İnsanlar, güneş İbrahim'in ölümü için tutuldu, dediler. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): "Şüphesiz güneş ile ay Allah'ın ayetlerinden iki ayettir. Bunlar hiçbir kimsenin ölümü ve de hayatı için tutulmazlar. Sizler bunları (tutulmuş) gördüğünüz zaman hemen Allah'a dua ediniz ve açılıp parlayıncaya kadar namaz kılınız" buyurdu.


...


Aişe (r.anha) şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.) güneş tutulmasında sahabilere iki rek'at içinde dört  rukû olarak namaz kıldırdı. İlk rukûlar daha uzundu.




Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken



Yas




Zeyneb bintu Eb'i Seleme (r.anha) haber verip şöyle demiştir:
Ben Peygamber'in zevcesi olan Ümmü Habîbe'nin yanına girdim. Ümmü Habîbe şöyle dedi:
Ben Rasulullah (s.a.v.)'tan işittim, şöyle buyuruyordu:
"Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadına zevcinden başka bir ölü için üç günden fazla yas tutması halâl olmaz. Lakin kadın, zevcinin ölümü üzerine dört ay on gün yas tutar."

Zeyneb bintu Ebî Seleme şöyle dedi: Sonra bir kerre de ben, erkek kardeşi vefat ettiğinde Zeyneb bintu Cahş'ın yanına girdim. Zeyneb bintu Cahş da bir koku isteyip kendisine sürdü. Sonra da şöyle dedi:
- Benim gibi yaşını başını almış bir kadının kokuya ne ihtiyacı olabilir? Şu kadar ki, ben Rasulullah (s.a.v.)'tan minber üzerinde işittim, şöyle buyuruyordu: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadına, zevcinden başka bir ölü için üç günden fazla yas tutması halâl olmaz. Lâkin kadın, zevcinin ölümü üzerine dört ay on gün yas tutar."




Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken


Sehv Secdesi




Ebu Hureyre (r.a.) şöyle haber verdi:
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Herhangi biriniz kalkıp namaza durduğu zaman şeytan gelir ve namazını karıştırır. Nihayet o kimse kaç rek'at kıldığını bilemez. Sizden herhangi biriniz bu karışıklığı hissettiği zaman oturur vaziyette iken iki kerre secde etsin." (*)


* Kılınan namaz ister farz, ister nafile olsun; yanılma vukua geldiği takdirde sehv için iki kerre secde yapılacağına delalet etmektedir.




Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken




8 Mart 2015 Pazar

Tek



Bu fakir (Muhammed Hâşim Kişmî), huzurlarında idim. Mevlânâ Sâlihi Hatlânî'ye emir buyurup: "Bahçeden birkaç karanfil alıp getir" dediler.  O da altı tane karanfil alıp getirdi. Azarladılar ve:

"Bizim sofimiz şu kadarını da mı duymamıştır ki, "Allahü Teâlâ tektir ve teki sever". Tek'e riayet ve dikkat müstehâbdır. İnsanlar müstehâbı ne zannediyorlar? Müstehâb, Allahü Teâlâ'nın sevdiği şeydir. Eğer dünyayı ve ahireti Allahü Teâlâ'nın sevdiği bir şey için verseler, hiç bir şey vermemiş olurlar", buyurdu. Sonra buyurdular:
"Biz müstehâba o kadar riâyet ederiz ki, yüzümüzü yıkarken önce suyu sağ tarafımıza getiririz. Çünkü sağdan başlamak müstehâbdır."


Berekât (İmam-ı Rabbani Ve Yolundakiler)
Muhammed Hâşim Kişmî

Furkan Yayınları




5 Mart 2015 Perşembe

Binek Üzerinde Namaz Kılmak



Abdurrahman ibn Sevban şöyle demiştir. Bana Cabir ibnu Abdillah (r.a.): Peygamber (s.a.v.) binit devesi üzerinde olarak doğu tarafına doğru (nafile) namazı kılardı. Farz namazılmak istediği zaman bineğinden inip kıbleye yönelirdi, diye tahdis etti.(*)





* Bu hadisten, farz namaz için binekten inileceği ve kıbleye yönelip kılınacağı anlaşılıyor. Şübhesiz bu da imkan elverdiği ve herhangi bir zorluk olmadığı takdirdedir.




Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken



28 Şubat 2015 Cumartesi

İmânın Hakikati




Süfyan Sevrî Hazretleri, Rabiatü'l-Adeviyye Hazretlerine; "Sizin imanınızın hakikati nedir?" diye sordu. "Cenab-ı Hakk'a cehennem korkusu ve cennet şevkiyle ibadet etmem, ancak muhabbet zevki ve vuslat şevkiyle ibadet eylerim. İmanın hakikati budur!" cevabını aldı.



Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap



26 Şubat 2015 Perşembe

Namazda




Enes ibn Mâlik (R.a.) tahdis edip şöyle demiştir:

Peygamber (s.a.v.): "Bazı kimselere ne oluyor ki, namaz kılarlarken gözlerini semaya dikiyorlar?" buyurdu. Bu husustaki sözleri şiddetli oldu, nihayet: "Bunlar ya bu fiillerinden vazgeçerler, ya gözleri kör olur" buyurdu.

Âişe (R.anha) şöyle demiştir: Ben Rasulullah'a, namaz içinde başı sağa sola çevirmeyi sordum. "O, kulun namazından şeytanın kapıp kaçtığı bir şeydir" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi

Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken


25 Şubat 2015 Çarşamba

Lukata



Zeyd ibn Hâlid (r.a.) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)'a bir adam geldi de yerde bulunup alınan şeyin hükmünü sordu. Rasulullah (s.a.v.):
- "Çıkınını ve ağız bağını tanı(yıp koru), sonra da onu bir sene bildirip i'lân et. Eğer sâhibi gelirse verirsin. Sâhibi gelmezse, artık senin hâlin onunladır" buyurdu.
O sorucu kişi:
- Koyun yitiğinin hükmü nedir? dedi.
Rasulullah (s.a.v.):
- "O senindir, yâhud mü'min kardeşinindir, yâhud da kurdundur" buyurdu.
O kimse bu defa:
- Deve yitiğinin hükmü nedir? dedi.
- "Onu almaya senin ne hakkın var? Onun ayakkabısı ve su tulumu berâberindedir. Sâhibi ona kavuşuncaya kadar kendisi suya gelir ve ağaçları yer" buyurdu.



Sahîh-i Buhârî Ve Tercemesi
Mütercim: Mehmed Sofuoğlu

Ötüken



17 Şubat 2015 Salı

Kusurları Araştırmak



Ebû Berze el-Eslemî diyor ki: Resulullah şöyle buyurdu:

"Ey dilleriyle iman eden fakat kalplerine iman girmeyen topluluk! Müslümanların gıybetini yapmayın. Onların kusurlarını araştırmayın. Zira onların kusurlarını kim araştırırsa; Allah da onun kusurunu araştırır. Allah (c.c.) kimin kusurunu araştırırsa, onu evinin ortasında rezil eder."



Dürretül Vâizin
Osman Hopavi

Karaca Yayınevi



8 Şubat 2015 Pazar

Dua



Ey tâlip, duada ısrarlı olduğun halde kabulünün gecikmesi seni umutsuzluğa düşürmesin. Çünkü Cenab-ı Hak, senin istediğin şeyi, istediğin anda kabul etmeyi vaat etmedi. Senin için dilediği şeyi, kendi seçtiği zamanda kabul etmeyi vaat etti.


Hekim hastanın istediği gibi değil, hastalığın gerektirdiği şekilde tedavi eder. Cenab-ı Hak da bu hikmet şifahanesinde tabii hallerin ve nefsani arzuların hastası olan kullarına tedavi kabilinden olan icabet eserlerini, onların istediği şeylerde değil, onların menfaatine kendi seçtiği yerde, onların dilediği vakitte değil, kendi dilediği zamanda ortaya çıkarır. Kulların acele etmesi, ilahi takdiri çabuklaştırmaz, onların gecikmesi geciktirmez.



Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap


7 Şubat 2015 Cumartesi

Kendini Aldatmak



Şimdi bir kimsenin kendi kendini aldatması gibi büyük bir aldanış olmaz ve bu aldanış, başkalarının aldatmalarına benzemez. Çünkü başkalarının aldatması, üzerinde biraz düşünülünce anlaşılır ve giderilmesi için çareler aranır, fakat kişi kendi kendini kandırdığında, bunu gidermeyi beceremediği gibi, çare teminine de başvuramaz. Bulunduğu yer, zaten kendi düşüncelerinin son sınırıdır, ötesine geçemez.



İhtiyarlığa Övgü Ya Da Sultan Murad'dan Fatih'e Nasihat
Çamlıca Basım Yayın








2 Şubat 2015 Pazartesi

İhsan



Halkın vermesi mahrumluk, Hakk'ın vermemesi ihsandır. 

Halk tarafından bir şey verildiği zaman onun gerçek vericisi olan Hak'tan gaflet edilirse, halkın vermesi mahrumluk olur. Bu dışarıdan ihsan gibi görünürse de, aslında mâsiva gözetilmiş olması ve nefsani hazlar bulunması bakımından mahrumluktur.

Hak Teala'nın vermemesinin ihsan olması ise, insan kalbinin bu men zamanında halktan gafil ve Hakk'a bağlı bulunmasından dolayıdır. Bu dıştan her ne kadar vermemek ve mahrumluk olursa da, hakikatte Hak Teala kulunu mahrum ederek ihsan kapısına sığınmaya mecbur kıldığından aradan perde kalkar, nur açılır. Bu yüzden büyük nimettir.


Hikem-i Atâiyye Şerhi
Kastamonulu Seyyid Hafız Ahmed Mahir

Sufi Kitap



17 Ocak 2015 Cumartesi

Dua



Her ne kadar kolay ve az olursa olsun, hâcetini Cenab-ı Hakka arz edip, asla duadan geri kalmamalıdır. Zira, duaya rağbet etmeyen kimseye Cenab-ı vâcib-ül vücud gazap eder. Nitekim hadis-i şerifte:

"-Bir kimse, Allah'tan bir şey istemezse, Allah ona gazap eder." buyurulmuştur. Zirâ, o kimsenin hâcetini Cenab-ı Hakka arzetmemesi, ya çekinmesinden, ya kibirinden veya Cenab-ı Haktan ümidini kesmesinden ileri gelir. Bunlar ise haramdır.




Mecmâ'ul Âdâb
Sofuzade Seyyid Hasan Hulûsi

Salah Bilici Kitabevi